Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Paris notları: Sarı Yelekliler’e “bizim safta” destek olmak

Paris notları: Sarı Yelekliler’e “bizim safta” destek olmak

Almanya’dan Fransa’ya uzanan yolculuk aslında gözüktüğünden daha uzundu. Taksim’den başlayan bir yoldu çünkü bu, Okmeydanı’nda Berkin’i, Kızılay’da Ethem’i vurdukları yerden… Onların anılarını yüreğimizde taşımanın öfkesiyle yeniden kitlesel bir direnişe can olmaya gitmenin heyecanı bambaşkaydı. Avrupa’da bulunan Türkiyeli komünistler için Sarı Yelekliler adeta Gezi’nin bir devamı gibiydi. 68’den sonra Fransa’da başlayan bu en büyük kitle hareketine böylesi yakın olup da katılmamak olmazdı. Hem burjuvazi kavgaya davet ettiğinde icabet etmek sınıfımızın kültüründen ileri gelir, dünyanın neresinde olursak olalım gücümüz yettiğince o kavgaya güç vermek yakışırdı işçi sınıfının neferlerine. Azdan az, çoktan çok… Sınıfsız bir dünya için sınırsızca mücadele etmemiz gerektiğini biliriz. Bu yüzden aramızdaki ülke sınırlarını kafamızda silerek düştük yollara ve üç ülkeden Devrimci Proletarya okurları Sarı Yelekliler şahsında Avrupa’da yükselen bu yeni kitle hareketine destek olmak için tarihsel bir görevin sorumluluğu ile buluştuk. Her direnişin ne kadar öğretici olduğunu Gezi’den çıkardığımız taktik ve teknik dersleri Sarı Yelekliler dersinde tekrar etme fırsatı bularak tecrübe ettik.

Sarı Yelekliler şahsında sınıf mücadelesinin bu coğrafyada ve bu tarihsel andaki zuhur edişini gözlemleyip ondan öğrenmekti bir amacımız da. Sarı Yelekli pek çok dostumuzla tanıştık, işçi sınıfının enternasyonal dayanışması pek çok Sarı Yelekli dostumuzda karşılık buldu. Onlarla her fırsatta dertlerini, neden direnişte olduklarını ve taleplerini konuştuk. “Dil sorunu yoktu aramızda” desek, yalan olur! Evet, “dünyayı yaratan ellerimizden” tanıdık birbirimizi ama bu süreçte sadece birbirimizi “tanımanın” yeterli olmadığını bir kez daha gördük. Yeni bir ülke, yeni bir kültür demek, yeni bir kültür yeni bir yaşam demek. Dil olmadan yaşam olur mu? Bu yüzden yabancı dil bilen yoldaşlarımızın diyalog kurmadaki kabiliyeti bizim açımızdan çok öğretici oldu ve bunu da haneye bir ders olarak ekledik.


Sınıf disiplini ile tek pankart ardında toplu duruş Champs-Elysees’da polis barikatı karşısında mümkün mertebe muhafaza edildi. Paris Komünarlarının selamını taşıdığımız pankartımız Sarı Yelekliler tarafından olumlu tepkiler aldı ve pek çok Sarı Yelekli direnişçi Paris Komünarlarının yarım bıraktığı düşü tamamlamaya dair özlemlerini pankartımız ardında yürüyerek açığa çıkardılar. Dolayısıyla Zafer Takı önüne konuşlanmış polis barikatının karşısında ve kitlenin önünde taşıdığımız pankartımız salt bize ait olmaktan çıkarak Paris Komünarlarının, sınıfsız bir dünya özleminin, sosyalizm inancı ve istencinin bir simgesine dönüştü ve pek çok kamera, Gilet Jaunes Acte 5 direnişine dair tarihin belleğine bu imgeyi komünarların anonim imgesi olarak kazıdı.


Sarı Yeleklilerin medya propagandası altında ikinci ve geri planda kalan sınıfsal karakteri bizatihi direnişin içinde ete kemiğe büründü ve bizim için sınıf mücadelesinin aldığı farklı görünümleri analiz etmenin önemli bir aracına dönüştü. Evet, amaç hiçbir zaman salt sokakta direniş olamaz. Direniş, kitle hareketleri diyalektiği gereği bir şeylerin nedeni olarak okunmadan önce bir şeylerin sonucu olma yönüyle araştırılmayı ister. Dolayısıyla bu direnişe kaynaklık eden nedenleri araştırmak için Sarı Yeleklilerin fiilen arasında olmak bizlere çok anlamlı veriler sundu. Plansızca patlak veren ve çağımızın önemli bir mücadele motifini oluşturan bu tip halk ayaklanmaları ve kitlesel direnişlerin fiilen içinde yer almadan da ona kaynaklık eden sorunların kaynağını ve farklı sınıfsal ezilmişliklerin bireylerde yarattığı direnme potansiyelini açık kavramanın hayli güç olduğunu gördük.


Sosyalizme ve sınıfsız bir dünyanın kurulmasının yegâne koşulu olan proleter devrime hazırlanan bizler için bugünün direnişlerinden yarın için çıkarılacak çok ders var. Biz de bu yüzden sınıfımızın safında Sarı Yelekliler’e bir nebze güç taşımaya çalıştık ve çantamızda götürdüğümüzden daha çok birikim ve dersle geri döndüğümüze inanıyoruz. Bu yeterli mi? Hayır. Yürüyecek daha çok yolumuz var. Sarı Yeleklilerin her türlü hiyerarşiye karşı geliştirdikleri refleks ve yatay örgütlenme modelleri, hareketin içinde özellikle gençlerin ve kadınların oynadığı aktif rol, işçiler kadar işsizlerin yeni dönem kitle hareketleri popülasyonunda azımsanamayacak oranı, iyi eğitim aldığı ve görece iyi bir işte çalıştığı halde ay sonunu bir türlü getiremediği için yakınan Avrupalı orta sınıfın yoksullaştığı gerçeği direniş notlarımız arasında yerini aldı. Avrupa’da “mülteci karşıtlığı” üzerinden yükselen ırkçı-şovenist dalga üzerinden şekillenen sağ popülist hareketlerin ani ve heterojen oldukları için belirli yönlere evrilmeye müsait kitle hareketlerini ideolojik olarak etkisi alma çabasına karşılık tarihin devrimci güçleri bir kez daha yükselen yeni dönem kitle direnişlerini örgütlemekteki misyonunu da yakından gözlemledik. Evet, bu tek başına direniş süresi üç ya da beş hafta ile geçiştirilecek bir görev de değil; keşke bu kadar basit olsaydı. Ama eline bayrağı alıp kitlenin önüne geçme ile de kitlelerin örgütlenmediğini Gezi Direnişi de bize kendi ülkemizde en iyi gösteren örnekti. Direnişler “o an” için değil, ama o tarihsel andan sonraki süreci örgütlemek için bizlere olanaklar sunuyor. Aksi de çok faydacı olmaz mıydı zaten? Böyle kısa vadeli, faydacı tutumların sonu da yeni dönem sol hareketlerinden hüsranın da bir kaynağı değil mi? “Direnişlere gittik, elimizden geleni yaptık, ama yine de olmadı!” deyip üstüne bir de örgütlenememe sorunu direnen kitlelerin karasız ve dağınık yapılarına atıvermek… Bizim düşünme yöntemimiz böyle kısır olamaz. Çünkü sınıf savaşımından başka bir anlamı olmayan tarihi biz hiçbir zaman böyle kısa vadelerle yargılamayız. İşçi sınıfının değişen mücadele dinamikleri üzerine kapitalizmden topyekûn kurtulmak hedefi koyan her sınıf hareketinin yeni dönemi kucaklayacak yeni örgütlenme modelleri geliştirmesi gerektiği ışığında kolektif bir akıl işletip yol ve yöntem arayışlarımızı çoğaltmak gerektiği olabilir ancak direniş sonrasında bizim heybemizde kalan. Ve yeni dönemin kitle hareketleri ruhunu devrimci bir motivasyonla kucaklamak görevinin daha nice Sarı Yelekliler direnişinde önümüzde durduğunu kendimize hatırlatarak elimizde kalanlarla yolumuzu yürümeye devam etmek…


Son söz olarak da diyebiliriz ki Nazım’ın 20.asırlı olmakla duyduğu övünç ne ise bizim de 21.asırlı olup bu yüzyılın direnişlerinin bir parçası olabilme çabamız o coşkuyu verdi bizlere Sarı Yelekliler ile birlikteyken… Çünkü mesele ne tek başına Sarı Yelekliler idi, ne de tek başına bizim direnişe destek vermemizdi; aslolan bulunduğumuz asırda “olduğumuz safta, bizim tarafta olmak ve dövüşmekti yeni bir âlem için…”

Almanya’dan Devrimci Proletarya Okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*