Anasayfa » DÜNYA » Parazit Filmi ile Birlikte Kazanan Sınıfın Hikâyesi

Parazit Filmi ile Birlikte Kazanan Sınıfın Hikâyesi

Parazit Filmi ile Birlikte Kazanan Sınıfın Hikâyesi

Rutubetli bir bodrum katından lüks bir villaya sınıfsal uçurumun karşıt kutuplarında yaşayan iki ailenin karşılaşmasını, iki sınıfın çatışması ekseninde gelişen trajik bir çarpışma olarak portrelemeyi başaran Parazit’in Palme d’Or’dan Oscar’a uzanan başarısı, sınıf çelişkisinin yakıcı güncelliğinin dünya çapında tanınırlığını gösteren bir simgeye dönüştü. Anlatılanın kendi hikâyesi olduğunu Parazit’i izler izlemez hemencecik kavrayan dünya çapından geniş izleyici kitlesinin takdirini kazanan filmin zaferi, sınıf çelişkisinin hayatın her alanındaki yakıcı gerçekliğinin de zaferine dönüştü. Parazit sadece Seul’un, sadece Kore’nin yerel bir manzarasını değil, sınıfsal anksiyetenin global durumunu gözler önüne serdiği için, tüm dünyaca kabul görmeyi başardı. Oscar’da adeta imkânsızı başarması ile sonuçlanan büyük ödüller serüveninde Parazit, henüz bir önceki yılın Palme d’Or galibi Japonya’nın Arakçılar’ı ile birlikte Uzak Doğu sinemasında ısrarla yükselen sınıf çelişkisi temalı senaryoların ne bir klişe, ne de demode olduğunu göstermekle kalmadı, sınıf portrelerinin hakkıyla sunuldukları zaman başarı eşiğinin muazzam derecede yüksek olduğunu gösterdi.

Toplumun kör noktasında kalanların zaferi

Atomize burjuva ailesi Parklar’ın karşısında adeta yekvücut olarak belli bir birlik, amaç ve eylem programı etrafında kendilerini örgütleyen işçi ailesi Kimler, işçi sınıfının çaresizlik ve büyük çıkmazlar karşısında ne kadar kıvrak ve muzip bir dinamizmle harekete geçebilme potansiyeli taşıdığını, sonuçları trajik bile olsa bu potansiyelin var olduğuna dair bir inancı tazeledi. Dolayısıyla işçi sınıfının ereklerine odaklanan didaktik bir öğretiler toplamı değil, yoksulların kurtuluş mücadelelerinde yaşam içindeki yalpalama, deneme, yanılma, küçük zaferleri ve yenilgileri ile bir yolda ilerleyişlerini yansıtan diyalektik bir imaj akışına dönüştü. Yönetmen Bong, bir röportajında, Kim ailesi şahsında ortaya koyduğu başarısızlık ve sürekli deneme ve yanılma halinin “onların yeteneksizliği ya da tembelliklerinden” kaynaklanmadığının altını çiziyor ve 500 üniversite mezunu gencin bir güvenlik görevlisi ilanı için başvurdukları örneğini vererek anlatmaya çalıştığı işsizlik döngüsünün bir abartı değil, gerçeğin ta kendisi olduğunu ifade ediyor.

“Kore dışarıdan bakıldığında zengin ve göz kamaştırıcı bir ülke gibi gözüküyor. K-Pop’u ile, yüksek hızlı internet ve IT teknolojisi ile…” diyor yönetmen Bong ve ekliyor, “Ama zengin ve yoksul arasındaki servetin göreliği giderek artıyor. Özellikle genç nesil büyük umutsuzluk hissediyor.” İşte yönetmenin kendi ülkesindeki sınıfların ayırdına böylesi varması ile ortaya çıkan bir başyapıt olan Parazit, yine yönetmeninin kendi deyimi ile “toplumun kör noktasında kalmışları” görünür kılmak gibi bir amaç doğrultusunda doğdu ve amacını bir yıldır topladığı ve Oscar’la noktaladığı ödül harmanı ile tamamladığı tescillendi.

Acı gerçeklerin sinematik büyüsü

Bong kapitalizme karşı militan bir sınıf manifestosu ortaya koymuyor, böyle bir iddiası yok ve film de böyle bir iddianın çağrışımlarını taşımıyor. Hatta zengin Parklar’ın da aslında “o kadar da kötü” olmadıklarına dair pek çok göndermeye sahip. Yani suç ne Kim ailesinde, ne de Park ailesinde, Bu yönüyle burjuvaziyi doğrudan hedef tahtasına oturma gibi bir sınıf tavrı söz konusu değil. Buna karşın sınıf çelişkisinin doğallığını neredeyse nötr bir şahitlikle, saf, kendiliğinden ve zorunlu bir çelişki olarak perdenin ortasına atıyor. Kim ve Park ailesinin karşıtlığını, birinin iyi birinin kötü olması gibi etik ayrımlara bağlamaktansa onların ait oldukları sınıf zeminlerinin doğal karşıtlığından kaynaklandığın altı çok net çiziliyor. Böylesi bir sınıfsal gerçeklik portresi ile izleyicileri kapitalizmin sonuçlarını sorgulamaya itmesi, onu bir sınıf filmi olarak kabul etmek için hakkaniyetli bir gerekçe değilse, başka ne olabilir?

Bong, filminin sadece zengin ve fakir çelişkisini anlattığı için bu kadar başarılı olduğunun düşünülmesinden rahatsız olduğunu söylerken, başarının biraz da filmin taşıdığı “sinematik cazibe”den kaynaklandığına değiniyor. Yönetmen filmin anlatım gücü, senaryonun ince işlenişi, insanın aklına fotoğraf gibi kazınan sinematografinin görmezden gelinmesini istemiyor gibi. Haksız da sayılmaz. İyi bir hikâye kötü anlatıldığında ne anlam ifade eder ki? Parazit, iyi hikâyenin iyi anlatımla birleştiği bir başyapıt örneği. bazen insanı yüreğinden vuran, tüylerini diken diken eden, oturduğu koltukta ürperten, kızdıran, utandıran bir sinematik söyleyişe sahip. Rutubet kokusundan tiksinenlerden alınan plansız intikamın arka planındaki sınıfsal kinin adeta bir güdü refleksi olarak yansıtırken kurbanla suçlu arasındaki o saydam, o kaygan sınırı adeta su gibi akıtıyor. Akış içinde intikam anında merhametin öfkeyi, affetme anında ise öfkenin merhameti sınadığı radikal bir duygular şokunu katharsise mahal vermeyen bir netlik, bir farkındalık tablosu için yaşatıyor. Öyle ki ağlamayı neredeyse imkânsız kılan soğukkanlılıkla bir tragedya ortaya koyuyor.

Böylesine minimalist bir anlatıya böylesi ağır dozda bir aksiyonun sığmasında belki de Parazit’in sinematik cazibesi, belki de böylesine gerilim dolu bir hesaplaşmalar yumağında hayatın içinden böylesine sade, böylesine kendi halinde gerçeklik kesitleri yakalayabilmesinde. Drama, kara komedi, gerilim tonları gerçekçi ve absürd öğelerle öylesi bir sentez içinde ki Yani türler arası bir geçişkenlikle sınıyor sinemayı Parazit. anat için sanat, halk için sanat ayrımından önce, diyalektik bir biçim-içerik yetkinliği ve bütünlüğü yakalıyor. Sinema normlarını zorladığı, sinemanın nelere muktedir olduğunu gösterdiği için izleyenler olduğu kadar sinema da Parazit’i sevdi ve sinema benzeri örnekleri artık daha çok çağıracağa benziyor. Hem halka hem sanata hakkını veren bir sanat yapıtı olarak Parazit ödül törenlerinin kırmızı halılarına Seul’un bodrum katlarını, o bodrum katlarına çıkan sokaktan gelip geçenlerin işediği çamurlu ara sokakların öyküsünü taşımayı başarıyor ve kendi anadilinde en prestijli ödülleri kucaklarken sadece jürinin değil kendisini izleyen milyonların gönlünde de kazanan oluyor.

Eylül Deniz Yaşar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*