Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Papatyalı Mont
‚

Papatyalı Mont

Aylak aylak yürüdüğüm sırada elimi sağ cebime atmamla havayı avuçlamam bir oluyor. Bomboş geçen günümle aynı paralelde gidiyor her şey. En azından yanılmamış olmam sevindirici. Sol cebime götürdüğüm elim ise daha şanslı. Miktarını bilmediğim bozukluklara dokundu. Sayacak kadar heyecanlı değilim, en azından çayı karşılasa diye düşünüyorum. Karşılamazsa, onu o zaman düşünürüz deyip, kısa koşucu edasıyla arabaların içinden süzülerek karşıya geçiyorum. Sokağın başından itibaren şaşkınlık hâli sarıyor zihnimi. Sokak aynı sokak, muhtemeldir ki insanların yüzleri değişse de aynı şeyleri düşünen grup hızlı adımlarla ayrılıyor sokaktan. Kafamı saate doğru eğiyorum.

Iş çıkışı mı acaba diyerek ? Yoo. Saat daha 1.30’u çok az geçiyor. İnsanları takip etmektense sokağa doğru adım atıyorum. Ayağıma bir şey yapıştı. Aksilikler peşi sıra geliyor. Ben sokağa çıkmamakta haklıymışım, otur oturduğun yerde be kardeşim… Kim attı bu sakızı diyecek oluyorum ki ? Duraksadım sokağın orta yerinde. Bir süre yürümüşüm saydıra saydıra. Durduğum yer sokağın orta yeri. Kalmışım öylece ayağıma ve yere bakarak. Daha önce hiç basima gelmemisti. Bunu ilk defa yaşıyorum. Ayakkabıma birkaç tane papatya yapışmış. Önce ben de sevgilisine papatya götüren birinin demetinden düşen birkac tanesidir diye düşündüm fakat hâlâ yerde olan kafam bu düşüncemi yerle yeksan etti. Kaldırım taşlarının arası papatyalarla doluydu. Uzunca bir süredir sokağa çıkmıyordum. Ne kadar cok sey değişmiş. Papatyalar, şehrin en işlek sokaginda kaldirim taslarini kendine mesken eylemiş diye düşündüm. Bugün benim yanılma günümdü. Bütün düşüncelerimin aksi yönünde ilerliyordu düşündüklerim. Kendimi büyük muhalif bilirdim, lâkin sokakta değişen onca şey beni mutsuz etmisti. Bunların hepsini hâlâ ayakkabımın altındaki ve kaldırımın arasındaki papatyalara bakarken düşündüm. Kendime gelip amaan ya git ic cayini dedim. Toparladim iki dakikada düşen yüzümü, sokakta eskiden beri gittigim çay ocağına dogru ilerlerken birden duraksadim. Aslında duraksamadim da düşerken kendimi tuttum. Dengemi son anda sağladım. Gökyüzüne degil yeryüzüne bakmaya alışık kafamı bir daha eğdim aşağı dogru. Bu sefer de kaldırıma öfkelenecektim ama aklıma gelen bütün sözcükleri orada bıraktım. Bir kadındı ayağımın çarptığı. Üzerinde kahverengi bir mont, ellerinde yarıya kadar kesik eldivenler ve parmaklarının açık kalan yerleri kızarmıştı soğuktan. O da carpmamla irkilmisti. Kafasıni hafifçe kaldırıp gülümsedi. Ben donuklaşmıştım. Gözlerim tek bir yere odaklanmıştı. Iki eliyle sımsıkı tuttugu papatyalara… “Hadi tutsana papatyayi, yoksa kökünden koparacaklar” dediği sırada ben, kimin ittiğini bilmeden yere…
Düşüş sırasında bile gözlerimle onu kaybetmemeye çalıştım. Ben düşerken onun üzerine çullanmışlardı. Elleri yere sabitlenmişçesine zorla kaldırmaya çalışırken düşüyordu papatyalar montunun cebinden. Arkasından gelen birkaç insan da topluyordu yere düşenleri. Onlarin da üzerine gidip yere atıp, sürükleyip götürmeye çalışıyorlardı. Gözüm tekrar o kadını arıyordu düştüğüm yerde. İşte gördüm. Kolundan tutup sürüklüyordu birkaç kişi. Papatyalar dökülmeye devam ediyordu ve bağırıyordu giderayak

“Hadi tutsana papatyayi, yoksa kökünden koparacaklar”

Devrimci Proletarya Okuru

 

Þ

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*