Anasayfa » DÜNYA » Paris’teki panelde “Kürt sorununda çözüm kimin çözümü?” sorusu tartışıldı

Paris’teki panelde “Kürt sorununda çözüm kimin çözümü?” sorusu tartışıldı

Avrupa Demokratik Haklar Federasyonu‘nun “Dünya, Türkiye, Kuzey Kürdistan’da Güncel Siyasal Gelişmeler ve Görevlerimiz” paneli 13 Nisan‘da Paris‘te yapıldı. Sınıf Teorisi ve Devrimci Proletarya adına görüşlerin açıklandığı panelde yer alacağı daha önce açıklanan Kürt siyasetçi Hasan İnce, sağlık gerekçesiyle panele katılmadı. Bu gelmeyiş Kürt hareketinin girdiği siyasal süreçle ilişkilendirildi ve eleştirildi. Panele 48 kişi katıldı ve 4 saat sürdü.

İlk konuşmayı yapan Sınıf Teorisi temsilcisi: Kürt ulusal sorunu tekçi ve yeni Osmanlıcı Türk-İslam sentezinin yeniden üretimidir. Birliğin temeli İslam milletidir. Tek vatan empoze ediliyor. Yeni Osmanlıcılık Kürdistan’ın işgal ve ilhakını meşrulaştırıyor. Azınlıklar ve ezilen inanç grupları üzerinde baskı uyguluyor. Yeni Osmanlıcı korporativizmin güncelleştirilmesidir. Pozitivist gerici burjuva sosyolojisi sınıf fark ve çelişkilerini gizleyen burjuvaziye hizmet eden bir düşünce yöntemidir. Ezilen inanç gruplarına Yeni Osmanlıcıların çağrısı, ‘Hepimiz allahın eşit kullarıyız’dır. Sünni İslam diyanetin hegemonyasına boyun eğme çağrısıdır. ‘Cemevleri ibadethane olarak kabul edilemez’ deniyor. Türk-İslam sentezi özde değişmiyor. Türk-İslam faşizmidir. İttihat ve Terakki’den bu yana Türk-İslam ulus devlet konsepti uygulanıyor. Emperyalist ve kapitalist hegemonya ilericilik, uygarlık olarak gösteriliyor. Ezilen inançlar vd geri olarak. Aydınlanmacı pozitivizm, Kemalizm uygarlık gibi gösteriliyor. Kaypakkaya’nın özellikle Kemalizme karşı çıkışı solu kamburdan kurtarmıştır. İlerici, kalkınmacı Jakoben tepeden inmeci tarih anlayışından köklü bir kopuştur. Ezilen ulus ve inanç gruplarını medenileştirme ve asimilasyona karşı köklü bir çıkıştır. Kürt usulü barış paktının tasfiyeci bir içeriği vardır. Anayasal demokrasi hayalleri aldatıcıdır. Hukuka bel bağlamak aldatıcıdır. PKK’yi tasfiye ve imha operasyonunun değişik bir versiyonudur. Tüm ulus ve azınlıklar, inançlar için özgürlük gereklidir. Kendi kaderini tayin hakkını savunuyoruz. Dinsel, kültürel açıdan geri eksenlerde bile olsa bir ulusun talepleri yok sayılamaz. Maoistler en güdük talepler için de olsa egemen ulusa karşı taleplerin demokratik içeriğini destekledi. Bunları savunan önderlikleri ise deşifre etti. Bir ulusu üst kimlik gören, işgal ve ilhaka son vermeyen anlayışa karşıyız. Devrim sonrasında tam hak eşitliği temelinde bölgesel yerel özerklik, yerel kendi kendini yönetim ve demokratik merkezileşmeyi savunuyoruz. Bu mevcut TC içinde sistemi sürdürme projesinden farklıdır. Eşit özgür halklar kardeşliğidir. Resmi imtiyazlı din ve inanç sistemi savunulmayacaktır. Dünya sermaye ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor. Sermaye birikim modelleri değişiyor. Aşırı merkezileşme ve yoğunlaşmaya paralel şekilleniyor. Kemalist cumhuriyet de bu merkezileşme ve yoğunlaşmaya paralel değişim geçiriyor. Kürt ulusal hareketini TC’ye entegre güç haline getirmeye çalışıyor. Önce bombaladığı Rojava’yı da stratejik planlarına ortak etmeye çalışıyor. Kürt ulusal savaşı demokratik bir haktır. Kazanımların motoru direniştir. Komünistler reformlar uğruna da mücadele etmelidir. Ezilen Kürtler, inançlar vd.nin demokratik taleplerini sahipleniyoruz. Stratejik devrimci savaş çizgisini yükseltmek gerekiyor.

Devrimci Proletarya temsilcisi: Avrupa’daki kriz, işçi mücadelelerine değinilerek, bunlara uzak duran göçmen devrimci tutumundan kopularak bu mücadelelerin içerisinde yer alınması gerektiği vurgulandı. Bugün 4 ay öncesinden farklı bir Türkiye var. Strateji ve taktik oluşturmada büyük resmin görülmesi önemlidir. Devleti çözüme zorlayan etmenler nelerdir?‘”Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin mücadelesi AKP”yi masaya oturttu.” Bu görüş, bir doğrunun ifade edilmesi ama eksik bir doğrunun ifade edilmesidir. Başında PKK’nin bulunduğu Kürt halkının direnci ve mücadelesi, milyonların ulusal bilinci, açık inkara ve imhaya dayanan egemen Türk burjuva siyasetini yenmeseydi bugün masaya oturulmaz, Öcalan ve Kandil’le görüşmeler olmazdı. Bunu gözardı etmek, açık inkarcılık ver tasfiyecilik olur, Kürtlerin demokrasi mücadelesindeki yerlerinin ve oynadıkları etkin rolün de inkarı olur. Kürt halkı işçi sınıfı mücadelesinin de geri olduğu bir dönemde ulusal demokratik istemleriyle faşist diktatörlüğü aşağıdan zorlayan en önemli hareket oldu. Son süreçte ise, askeri saldırılar boşa çıkartıldığı gibi, Suriye ve Ortadoğu’daki hızlanan gelişmeler Türkiye burjuvazisi ve devletine içeride Kürt sorununu çözmeden, siyasal istikrar oluşturmadan dışarıda etkin olamayacağını gösterdi.

Kürt ulusal hareketini en temel taleplerinden vaz geçerek masaya oturtan nedir? ’93 ve ’97’den itibaren yaşanan taktiksel ve stratejik kırılma, program değişiklikleri. Ulusal bağımsızlıktan vaz geçildi, demokratik özerklikten vazgeçildi. Kürt halkının haklarının topluluk hakları olarak tanımlanmasından da vazgeçildi. Neoliberal burjuva demokratik çerçevede birey hakları temelinde geri bir çözüme evet denildiği için devlet tarafı masaya oturdu. Kürt hareketi, Ortadoğu’da emperyalist güçler ve bölge devletleri arasındaki keskinleşen kamplaşmada bir seçim yapmak durumunda bırakıldı. ABD, AB, Türkiye, İsrail hattı yönünde politika değişmiştir. Doğrunun daha doğru ve eksiksiz bir tanımlaması budur. Masaya ulusal sorunun tam hak eşitliğine dayanmayan geri demokratik istemlerle gelinmiştir. Anayasal vatandaşlık, anadil hakkı, yerel yönetimlerin özerkliği.

Ayrıca izlenen politikalar, “AKP politikaları”, “AKP faşizmi” değil tekelci burjuvazinin, TÜSİAD’ın, MÜSİAD’ın, TUSKON’un,Türk-Kürt burjuvazisinin politikasıdır. Akil insanlar heyetlerinde Türk, Kürt, islamcı, laik, liberal, burjuvazinin bütün kesimlerinin temsilcileri vardır.

Hız kazanan Anayasa süreci de bir kriterdir ve neyi göstermektedir? Bu anayasada işçilerin adı yoktur. Greve çıkmaya hazırlanan metal işçilerinin talepleri karşılayan bir şey yoktur. Köle işçi ticareti bürolarının, taşeron sisteminin, emek gücü sömürüsünün güvence altına alaınmasıdır. Bu anayasada Kürt halkı da yoktur. AKP’nin anayasasında  kurucu unsur ve anayasanın yapıcısı olarak ‘Türk milleti’ deniliyor. CHP anayasasında  ‘Türkiye ahalisi’ ve ‘Türk ulusu’ deniliyor. BDP’nin anayasa önerisinde ‘Türkiye halkı’ deniliyor ve bölge meclisleri öneriliyor. Neoliberal burjuva demokrasisi temelinde kimliğin birey hakkı olarak tanımlanmasının ötesine geçilmemektedir. Önümüzdeki süreçte fiili mücadeleler ve Kürt sorununun bölgeselleşmesinden gelen basınçla demokratik bölgesel özerkliğe fiili bir geçiş olanaklıdır. Bu gerçekleşse dahi çözümün neoliberal burjuva demokratik niteliğini değiştirmeyeceği gibi ulusal tam hak eşitliğini sağlayan bir çözüm olmayacaktır.

İçine girilen çözüm kimin çözümüdür? Hangi sınıfa bağlı çözümdür? Emperyalist kapitalistlerin Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması sınırları içerisinde bir çözümdür. Türk tekelci burjuvazisinin politikasıdır. Bölgesel güç olmak için ve bölgede siyasal, askeri, ekonomik güç kazanmak için siyasal istikrara ihtiyacı vardır. İçerde belli düzeyde siyasal istikrarın sağlanmasıyla Türk ve Kürt burjuvaların Kuzey Kürdistan’da da yeni yatırımlarla kapitalist sömürüyü derinleştirmelerinin önü açılmaktadır. Ortadoğu ve Asya kapılarını bütünüyle açarak sermaye birikim sürecini daha geniş bir temele  oturtmalarının siyasal ve toplumsal, askeri koşulları oluşturulmaktadır. Türkiye kapitalizminin sadece Kuzey Kürdistan değil başta Güney olmak üzere Kürdistan’ın bütününe 30 milyon nüfusluk bir pazara girmesinin, pazarı derinleştirmenin, yatırım yapmasının önü açılmaktadır. Şu anda Güney Kürdistan’la iş hacmi 20-30 milyar dolardır. Türk ve Kürt tekelci kapitalistleri, orta burjuvalar, tarım kapitalistleri  birlikte ve ayrı ayrı aynı tekelci kapitalist ekonomiden ve aynı devletten güç alarak Ortadoğu’ya açılacaklardır. Petrol kaynaklarına erişim, petrol boru hatlarının denetimi, önemi artan barajlar, hidroelektrik santralların bulunduğu coğrafyada, Kürdistan’da istikrar Türküyle Kürdüyle Türkiye tekelci burjuvazisine büyüyen bir güç kaynağı oluşturmaktadır.

AKP’li politikacılar bu çözümle birlikte Türkiye’nin şahlanacağını söylüyorlar. Kürt siyasetçiler de Ortadoğu’nun kapılarının Türkiye’ye açılacağını söylüyorlar. Benimsenen yerel yönetimlerin özerkliği, demokratik özerklik modelleri de burjuva demokratik biçim altında tek bir kapitalist ekonomik bütünlüğün sürdürülmesi, her bölgede ekonomik ve toplumsal potansiyellerin özgünlükleriyle birlikte merkezi kapitalist ekonominin güçlenmiş parçaları haline getirilmesidir.

Newroz’da Öcalan tarafından “kapitalist moderniteye karşı demokratik modernitede birleşme” çağrısı yapıldı. “Demokratik modernite” “kapitalist modernite” ile karşıt değildir. İkisi de 17. yüzyılda çıkmıştır ve “demokratik modernite”yle, burjuvazinin iktidar mücadelesine siyasal, toplumsal, kültürel bir temel kazandırılmaktadır. Öcalan çok uluslu, çok kültürlü bir model önermektedir -demokratik ulus kavramı da bu içeriktedir- ve onun “demokratik modernite”de birleşme önerisi de çözümünün burjuva demokratik niteliğini göstermektedir.

Panelin ikinci bölümünde “Ulusal hareketleri desteklemenin kriterleri nedir?”, “Emperyalizme karşıtlık temelinde Suriye’yi desteklemek doğru değil midir?” Misak-ı Milli sınırları; ortaya çıkan yeni durumda Alevilerin hassasiyetleri ve ezilen din ve mezhepler karşısında tutumun ne olduğu; “Önceki dönem devam ediyor veya tekrar çatışma ortamına dönülecek, bu AKP’nin bir seçim taktiğidir görüşü doğru mudur?”, “Politikalar ve mücadele biçimleri aynı mı kalacak, bir değişiklik olacak mı?” “İşçi sınıf açısından bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çözüm Kürt ve Türk işçi ve emekçilerin durumlarında bir değişiklik yaratacak mı?”;“Kürt hareketi üzerinde inanılmaz baskı var. Sadece müzakere masası üzerinden değerlendirmeyelim. Kürt hareketi bağımsız bir ulus devlet kurmayacak. Demokratik konfederalizm programından vazgeçmiş değildir. Demokratik konfederalizmle ulus devlet aşılmaktadır. Toplumsal bir harekete dönüşmüştür. Farklı kesimleri içinde barındırmaktadır. Kendi içinde ayrışma kaçınılmaz olacak. Bir bölümü emperyal projelere endekslenecektir. Ama Newroz’daki 1 milyonluk dinamik devrimcidir. Ezilenler içinde mevzilenilmelidir” soru ve görüşleri ifade edildi.

Devrimci Proletarya temsilcisi tarafından verilen yanıtların içerisinde isterse ayrılma ve ayrı devletini kurmak dahil ulusal kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız koşulsuz savunmakla somut durumda ayrılmayı desteklemek ya da desteklememek aynı şey değildir denildi. Ulusal hareketi desteklemenin iki kriteri vardır. Emperyalist kapitalizme ne ölçüde darbe vurduğu, vurup vurmadığı ve işçi hareketine karşı tutumu, Kürt burjuvazisine karşı sınıf mücadelesi yürütülürken nasıl bir tutum alacağı, demokrasi kriteridir. “Demokratik konfederalizm”in eklektik görüşler toplamı olduğu, anarşizmden alınan görüşlerle bir ütopya oluşturulduğu, aşma iddiasına karşın çok uluslu, çok kültürlü devleti içeren modeller önerdiği, KCK sözleşmesinde AB hukukunun üst hukuk sistemi olarak kabul edildiği; çatışma ortamının sona ermesinin Türk işçiler üzerindeki egemen ulus şovenizminin etkisini kısmen hafifleteceği, öte yandan Kuzey Kürdistan’ın Türkiye’nin Çin’i olacağı, Kürdistan’da hızlanacak kapitalist gelişim ve sömürü ilişkileriyle birlikte Kürt işçiler, kent ve kır yoksullarının da Kürt burjuvalarıyla sınıf çıkarlarının aynı olmadığını görmeye başlayacakları bir döneme girileceği, gözlerindeki ulusal perdenin kalkmaya başlayacağı, Kürt işçilerin 9-10 saat, bölgesel asgari ücretle çalıştırılacakları belirtildi ve “Her ulus, iki ulustur” denildi. Kapitalizmin ulusal sorunun kısmi çözümü ve burjuva demokrasisiyle, sermaye yatırımları ve istihdamla kapsama alanının genişleyeceği, bununla birlikte yıkıcı ve dengesiz kapitalist gelişimin sınıf çelişkilerini açığa çıkartacağı, Kürdistan’da da sosyalist devrim stratejisi içerisinden mücadele edilmesi gerektiği belirtildi.

Emperyalist ülkeler ve bölge gerici kapitalist ülkeleri arasındaki Suriye odaklı keskinleşen saflaşmada bir tarafa yedeklenmeden işçilerin birliği halkların kardeşliği temelinde mücadelenin yürütülmesi gerektiği, bunun işçi sınıfı içerisinde şovenist ve milliyetçi ayrım ve bölünmeye karşı mücadeleyle birlikte, Türk ve Kürt işçilerin Türk ve Kürt kapitalistlere karşı aynı sınıf örgütlerinde birleşmesi ve işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin sadece Ortadoğu’yla da sınırlı olmayıp kapitalist krizin sarstığı Akdeniz hattına da uzanan bir bölgesel devrim stratejisiyle yürütülmesi gerektiği belirtildi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*