Anasayfa » BASINDAN » Osmanlı Ocakları: Reis’in askerleriyiz

Osmanlı Ocakları: Reis’in askerleriyiz

osmanli (30)“Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum. Osmanlı Ocaklarını ona borçluyuz. O olmasaydı, şimdi bizler olmazdık…” (Kadir Canpolat, 6 Nisan 2015, Isparta)

Yeni Türkiye konseptinin içindeki ‘Yeni Osmanlıcılık’ fikri, ağırlığını sürekli artırıyor… Erdoğan bu fikrin önemli isimlerinden Ahmet Davutoğlu’nu veliaht seçiyor…

‘Saray’ kavramı yeniden siyasi literatüre girerken Erdoğan Saray’ın merdivenlerine dizilen Osmanlı askerleri arasından ihtişamla iniyor… Osmanlı simgeleri toplumsal hayatımızda daha sık görülmeye başlıyor… Okullarda Osmanlıca dersi zorunlu yapılıyor… Osmanlıspor diye bir takımın aniden Süper Lig’e yükseliyor… Ve ‘Reis’in Bozkurtları’ ile Osmanlı Ocakları da sahnede yerini alıyor…

Osmanlı Ocakları, ‘Ak-Osmanlı’ furyası içerisinde dikkati en çok çeken yapılanma. Ülkü Ocakları ve Alperen Ocakları’nı hatırlatan bu yeni oluşum, çok hızlı biçimde örgütlenerek Türkiye’nin tüm illerine yayıldı. Takım elbiseli, bıçkın delikanlılardan oluşan Osmanlı Ocakları’nın her bir şubesi görenlerde Kurtlar Vadisi seti duygusu uyandırıyor.

Osmanlı Ocakları’nın resmi internet sitesi “Recep Tayyip Erdoğan namusumuzdur!” sloganı ile yapının genetiği hakkında bilgi veriyor. Son dönemde AKTroller arasında yaygın deyimle ‘reisçi’ bir teşkilat ile karşı karşıyayız. Durumu Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat’ın sözleri pekiştiriyor: “Recep Tayyip Erdoğan’ın askerleriyiz!”

DEVLETİN TANIDIĞI BİR İSİM

Kadir Canpolat, açık kaynaklara bakıldığında, geçmişte devletin radarına takılmış bir isim. Papa 16. Benedictus’un 30 Kasım 2006 tarihli Türkiye ziyareti öncesi ‘silahlı eylem’ yapacakları iddiasıyla gözaltına alınan altı kişiden biri de o. Gözaltına alındığında 26 yaşında olan Kadir Canpolat, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmış.

Onunla birlikte gözaltına alınan kişilerden biri de Trabzon Alperen Ocakları eski Başkanı Mustafa Öztürk. Eylem için kendisinden silah istendiğini söyleyen Mustafa Öztürk’e polis Kadir Canpolat’ı da soruyor. Öztürk, Canpolat’ı Alperen Ocakları’ndan tanıdığını söylüyor. Mustafa Öztürk, daha sonra Hrant Dink Cinayeti soruşturmasında karşımıza çıkan ve tutuklanan isimlerden biri…

osmanli (40)Kadir Canpolat’ın liderliğini yaptığı Osmanlı Ocakları, tamamen gençlerden oluşan, sosyal medya hesaplarında sertlik yanlısı duruş sergileyen, her an‘paramiliter’ güce dönüşebilecek bir yapılanma görüntüsü veriyor. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Ülkü Ocakları, Büyük Birlik Partisi’nin Alperen Ocakları gibi doğrudan ‘lider’in emrine amade. Tek farkı, parti bağını gözlerden uzak tutmaya çalışan gölge bir teşkilatlanma.

Gezi Parkı Olayları sırasında Erdoğan “Şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde 50’si var” demişti. Osmanlı Ocakları’na hız verilmesi de Gezi sürecinden sonra oldu. Erzurum’da kurulan Ocak, AK Parti’nin yanı başındaki Ata Plaza’ya taşındıktan sonra giderek palazlandı.

Başkan Kadir Canpolat’ın Erdoğan’lı fotoğraflarının ardından Ocak kısa sürede tüm Türkiye’de örgütlendi. Osmanlı Ocakları bu haliyle bazı çevreler tarafından Gezi gençliğinin karşısına dikilen ‘proje gençlik’ girişimi olarak görülüyor. İddiaya göre, Osmanlı Ocakları devletle içli dışlı olan ya da olmak isteyen gençlerin tercih ettiği bir adres.

O gençlerden biri de Furkan Gök. Osmanlı Ocakları İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Furkan Gök, Suruç’ta 32 sosyalist gencin öldürüldüğü katliamı gerçekleştiren IŞİD’li için twitter’daki kişisel hesabından “canlı bomba ya rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum…” mesajını paylaşmıştı.

Yaşanan tepkiler üzerine Furkan Gök, hesabının ele geçirildiğini iddia etti. Ama peşi sıra yaptığı paylaşımlar yüzünden bu savunması inandırıcı bulunmadı. Tepkiler üzerine istifa etti ama istifası da kabul edilmedi. Furkan Gök şuan twitter hesabından “Avrupa Birliği, zamanın en büyük kerhanesidir”, “Türkiye’de sol din düşmanıdır” gibi paylaşımlar yapmaya devam ediyor.

ALPEREN OCAKLARI YENİDEN Mİ SÜRÜLÜYOR?

Karanlık bir helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Bizim tarlayı sürmüşler… haberimiz olmadan…” sözleri Hrant Dink suikasti sürecinde sıklıkla konuşulmuştu. Alperen Ocakları yakın dönemde bir kez daha sürüldü ve büyük güç kaybetti.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, çatı aday Ekmelettin İhsanoğlu’na desteğini açıkladı. Alperen Ocakları Genel Başkanı Serkan Tüzün, milliyetçi camia içinde görülmemiş bir çıkış yaptı ve lideri Destici’ye karşı deklarasyon yayınladı. Destici, Tüzün’ü görevden aldı. Hızla bir dernek kuran Tüzün, Alperen Ocakları’nı böldü.

İddia o ki; kendisi de Alperen Ocakları’ndan yetişen Osmanlı Ocakları Başkanı Kadir Canpolat’ın önü böylece açıldı. Çalkantılar içindeki Alperen Ocakları’nın tabanı Osmanlı Ocakları’na yöneldi. Maddi sıkıntılarla boğuşan ‘kimi’ Alperenler plaza katlarındaki Osmanlı Ocakları’nı daha cazip buldu. Benzeri bir hareketlenme spor dünyasında da yaşandı.

osmanli (8)OSMANLISPOR’UN ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ

Ankaragücü… Devletle tanışması 12 Eylül dönemine dayanan Başkent’in sarı-lacivertlileri. Kenan Evren’in emriyle bir gecede 1. Lig’e çıkartılan takımın düşürülmesi de yıllar sonra devlet eliyle oldu.

Ankaragücü ve Gençlerbirliği ikilisi başkenti temsil ediyorlardı ki aniden Ankaraspor da potaya girdi… Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği Ankaraspor büyük transferlerle Süper Lig’e kadar yükseldi. Tek eksikleri ateşli bir taraftar grubuydu… Böylece gözünü Ankaragücü’nün ateşli taraftarına dikti. Özellikle de ‘gecekondu’ denilen taraftar grubuna…

‘Netekim’ Ankaragücü’nün başına türlü badire geldi. Gelir kaynakları bir bir elinden alındı, maddi sıkıntılar nedeniyle transfer paraları ödenemedi… UEFA takıma transfer yasağı koydu… Sonuçta takım Süper Lig’den düştü… Kulüp adeta parçalandı.. Parçalardan “taraftar” kısmının Ankaraspor’a geçeceği hesaplandı. Büyükşehir Belediyesi’nin desteğini alan Ankaraspor’un maddi imkanları daha iyiydi.

Ancak, bir hesap hatası yapıldı. Ankaraspor – Ankaragücü yönetimleri arasındaki ‘geçişkenlik’ tespit edildi. Ankaraspor federasyon kararıyla ligden düşürüldü. Birkaç sezon alt liglerde idare eden Ankaraspor, ‘Yeni Türkiye’ konseptine uygun olarak adını aniden Osmanlıspor olarak değiştirdi. Adı ‘Osmanlı’ olan benzerleri gibi Osmanlıspor da derhal hızlı yükselişe geçti.

Bu sezon Süper Lig’in iddialı takımlarından biri haline gelen Osmanlıspor, otopark, hafriyat gibi pek çok ‘belediyesel’ gelirle güçlü bir mali yapıya kavuşturulmuş durumda. Ancak tıpkı Osmanlı Ocakları’nda olduğu gibi doğal taraftar kitlesine kavuşabilmiş değil. Taraftarların çoğu belediye işçisi ya da memuru… Gözü ise hala Ankaragücü’nün taraftarında.

Osmanlıspor ile Osmanlı Ocakları arasında doğrudan bir bağ gözükmese de isim, arma benzeşimleri oluşturulmak istenen gençliğin işaretlerini vermiyor değil. Parçalar birleştirildiğinde; Reisiyle, Takımıyla, Ocağıyla, gerektiğinde sokaklara inecek bir gençlik oluşturulmaya çalışıldığı iddiası güçleniyor. Bu haliyle Osmanlı Ocakları’nın “kefenli gençlik” vurgusu daha bir anlamlı hale geliyor. Türkiye hızla 90’lı yıllara evrilirken ‘Reis’in ‘bozkurtları’ hızla yetişiyor.

osmanli (34)OSMANLI OCAKLARI KARARGAHI’NDAYIZ

Osmanlı Ocakları Genel Merkezi; Ankara’da iktidar medyası karargahının hemen yanı başında gösterişli bir bina olan 15 katlı Ata Plaza’da.

Giriş gayet mütevazi. Ama içeriye adımınızı atar atmaz bir semboller hücumu başlıyor. Duvarlardaki, masalardaki, sehpalardaki armalar, padişah resimleri, tuğlar, bayraklar kafanıza kafanıza vuruyor: “Biz Osmanlıyız ha!”

Metrekareye neredeyse üç Osmanlı arması düşüyor. Bir süre sonra teslim bayrağını çekiyorsunuz: “Tamam sizden Osmanlısı yok!” Duvarlardaki Osman Gaziler’in, Fatihler’in arasında 37. cihan padişahı olarak tanıdık bir isim arz-ı endam ediyor: Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan! Erdoğan sevgisi ocağın her yanından adeta fışkırıyor.

Genel Başkan henüz yok… Teşkilat başkanı Emine Dağ hanımefendinin odasında bekliyoruz. Kendisi AKP’de aktif görev almış hatta milletvekili aday adayı olmuş bir isim. Başkan’ın da teyzesi… Hali hazırda Elmadağ Belediyesi’nde AKP meclis üyesi. “Görev tevdi edilince bu makama oturdum” diyor.

Telefonu susmuyor. Memleketin dört bir yanından arayan ‘sevdalılar’ “bize de temsilcilik” telefonları yağdırıyor. Bizzat gelenler de var… Bir doğu vilayetinden gelen iki ‘sevdalı’ Milli Görüş çizgisinden geldiklerini, bu yola baş koyduklarını, eğer fırsat verilirse Osmanlı Ocakları’nın bir neferi olarak mücadeleye omuz vereceklerini söylüyor. (Sonradan öğrendiğimize göre bir AKP milletvekili referansıyla gelen bu arkadaşlar 73. İl Başkanlığı için mazbatalarını almışlar. Hayırlı olsun. EE.)

Masalarda bolca Osmanlı Ocakları dergisi var. Derginin malzemesi gayet kaliteli. Selefon kaplı kapak… Sayfalar kalın kuşe kağıt… Derginin malzemesi iyi ama içeriğinin her halinden aceleye getirildiği belli oluyor. Nerede basılmış diye künyeye bakıyoruz. Allah Allah! Böyle bir matbaa yok. Anlıyoruz ki, matbaa ismi bile aceleden yanlış basılmış.

Aceleye gelen içerik, daha çok Erdoğan… 66 sayfalık dergide 21 Erdoğan fotoğrafı sayıyoruz. Erdoğan hakkındaki yazıların büyük çoğunluğu tahmin edebileceğiniz üzere ‘övgü’ mahiyetinde. Dergideki fotoğraflar düzgün traşlı, takım elbiseli AK gençlik ile dolu.

Teşbihte hata olmaz; kâh bir açılışta, kâh bir yürüyüşte objektife gülümseyen tipler bir döneme damga vuran Ferrari pastalı ‘Titan’ saadet zinciri fotoğraflarını hatırlatıyor. Bu düşüncelere dalmışken odaya giren kibar bir beyefendi uyarıyor: “Sayın başkanımız geldiler.” Bir saatlik bir bekleyişin ardından nihayet huzurdayız…

Sembollerin hücumu makamda çarpı iki! Otuz beş yaşındaki genç başkan Kadir Canpolat,  ‘Erdoğan ceketi’nin biraz koyusu ile karşılıyor bizi. Hani bir ara meşhur olan o mavi kareli, şelşepik ceket… Erdoğan sevgisi makam odasında ‘pik’ yapmış vaziyette. Her yer onun fotoğrafları ile dolu. Bir sehpanın üzerindeki çiçeklerin ve plaketlerin ardına sığıştırılmış Atatürk portresi kendine yer bulabildiği için oldukça şanslı… Öyle ya Erdoğan’ın olduğu yerde Atatürk de kim (!) oluyor?

Kendi anlatımına göre Canpolat Başkan bir paşa torunu. Şu satırlar ocağın dergisinden: “Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat; Osmanlı Paşalarının sürgün edilmesiyle başlayan, Konya’ya buradan da Rize’ye sürgün edilmiş olan Paşa Ali’nin evlatlarından Molla Mevlüt’ün öz torunudur.” Ama bu Paşa Ali kimdir? Necidir? Hangi padişahın kuludur? Nerede yaşamıştır? Bu soruların cevabı biraz flu… Şeceresini görmüş değilim. Canpolat Başkan “Paşa torunuyum” diyor da aksini iddia eden varsa belgesi ortaya koyar.

Yiğidi öldür hakkını ver. Muhalif çizgisiyle öne çıkan NOKTA’ya röportaj vermek sonuçta riskli bir iş. Ya yanlış bir şey söylersem? Ya cımbızla çekerlerse? Yalan yok, Canpolat Başkan bu cesareti gösterdi ve NOKTA’ya kapılarını açtı.

– Plaza ve ocak! Ocak kültürüne, ruhuna ters değil mi bu? Plazada ocak mı olurmuş?

Plaza derken sadece bir daire burası. Ülkü Ocakları Genel Merkezi buradan daha lüks bir plazada. Onların ocak merkezleri devasa! Başka ocaklara sahip çıkan partiler var. Bizim ocağımıza sadece yönetimdeki arkadaşlar sahip çıkıyor. Mütevazi bir ocağız biz…

Canpolat Başkan, Osmanlı Ocakları’nın yeni olmadığını söylüyor. 2005 yılında önce dergi kurulmuş. Dört yıl sonra da dernek. Canpolat Başkan derneği kurarken hiç kimseden talimat almadığını söylüyor. Üstüne basa basa vurguluyor: “Proje değiliz. Herhangi bir siyasi parti altında çalışırsak o Osmanlıya hakarettir. Siyasi vesayet ocağın ruhuna hakarettir!” Ancak Canpolat Başkan’ın bu sözü ile ocak merkezinde gördüklerimizi kıyaslayınca biraz kafamız karışıyor.

– Vesayet yok diyorsunuz ama ocak merkezi sanki Erdoğanseverler Derneği ya da AKP il başkanlığı gibi. Bu bir çelişki değil mi?

Bakın siz bir Horozcular derneği başkanı olsanız… Horozları seven, horozlara önem veren birisi gelse… Siz onu başınızın üstüne koymaz mısınız?

İşte Canpolat Başkan mutlak ‘Erdoğanizm’i böyle açıklıyor. Ona göre Erdoğan en büyük ‘horozsever’.  Erdoğan, altı asırlık Osmanlı medeniyetinin topluma hizmet ve siyasi hoşgörü anlayışının bir temsilcisi. Hemen ardından ekliyor: “Zaten şimdiye kadar Erdoğan’dan başka hiç kimseden hoşgörü görmedik.”

– Tamam size hoşgörülü… Ama ya başkaları? Aksinin söyleyen çok insan var.

Onlar siyasi konuşuyor! Hoşgörü bizim olmazsa olmazlarımızdan Erdoğan, din, dil mezhep ayrımcılığı yapmıyor. Biz de yapmıyoruz.

– İstanbul teşkilatınızın bir mensubu, 32 kişiyi katleden terörist hakkında “canlı bombaya rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum…” tweet’i atıyor. Bu nasıl hoşgörü?

Kastettiğiniz kişi Furkan Gök… Benim İstanbul İl Gençlik Kolları başkanım. Üç ay öncesinden “twitter hesabıma saldırı var  başkanım” demişti. Bunu üç ay önce bildirdi.  Hesabı ele geçirilmiş… Zaten böyle bir dili asla tasvip etmiyoruz. Terörü kınıyoruz. Tasvip eden varsa ihraç edilir. Furkan Gök’ün tweet’ine çakanlar Selahattin Demirtaş’ı niye destekliyor? Genç kardeşimiz. 16-17 yaşında. Biz kendisini kontrol etmeye çalışıyoruz.

Çokça dillendirilen bir iddiaya göre Osmanlı Ocakları’nın AKP’ye angajmanı sadece duvarlardaki Erdoğan fotoğraflarından ibaret değil. İddia o ki, ocağın logosu bile AKP’den apartma…

 Kadir bey ya ocağın logosu? Basbayağı AKP’nin ampülü işte?

Evet başta biraz benziyordu. AK Parti’ye her ne kadar oy versek de artık kopartmak istiyoruz. Zaten Ak Parti Genel Merkezi ile anlaşamadığımız hususlar var. Bizi Ak Parti ile ilişkilendirmeye çalışanlara prim veriyorlar. Ama biz hiçbir partinin güdümünde kalmayı benimsemiyoruz. Hiç kimsenin talimatları ile yönetilen bir ocak olmak istemiyoruz.

İçinde bulunduğumuz dönem şüphesiz bir Erdoğan dönemi. Erdoğan denilince akan sular duruyor. Erdoğan denilince açılmaz kapılar ardına kadar açılıyor. Tıpkı bir tılsım gibi, Erdoğan kelimesi olmazları olur ediveriyor. Bu tılsımın Osmanlı Ocakları’na faydası olmuş mu?

– Erdoğan fotoğraflarını hiç kullandınız mı? Ne bileyim ihale falan?

Asla! Hiçbir talebimiz olmadı.

– Hiç kimse gelmedi mi peki bize şöyle yardımcı ol böyle yardımcı ol diye?

Kapıların ardındayım. Görmüyorlar bizi. Görseler belki tavassut olabilir.

– Sizden çekiniyorlar mı?

Bizi Erdoğan kurdurmadı niye çekinsinler?. Erdoğan’la bir kahve içmişliğimiz bile yok. Faaliyetlerine katılıyoruz sadece. Milli İradeye Saygı mitinglerinin tümüne katıldım. Zaman gazetesini bile sadece biz protesto ettik. AK Parti değil. Ama hiçbir çıkarım yok!

Plazada ocak… Memleketin 73 vilayetinde teşkilat, temsilcilik… Pahalı bir dergi… Peki değirmenin suyu nereden? Öyle ya Başkan Canpolat ‘vesayet’ iddialarını kabul etmiyor, “kimseden kuruş yardım alınmıyor” diyor. Söylediğine gore ocağın yegane geliri yöneticilerin verdiği aidatlar, bağışlar… Bir de son sayısında 50 bin adet basılan Osmanlı Ocakları dergisi.

50 bin baskı aylık bir dergi için gerçekten de iyi bir rakam. Yukarıda az-buçuk bahsi geçti. Dergi içerik itibariyle aralara serpiştirilmiş birkaç yazı dışında tamamıyla Erdoğan’ı övmek için çıkıyor. Bu haliyle dergiyi ‘elini öpene’ 10 liradan satmak işten bile değil. Şu konjonktürde “almıyorum” diyen adama “aklından zorun mu var birader?” bile derler yani…

Hani bir zamanlar Ömer Lütfü Topal’ın bitirimhanelerine elden satılan ‘Ülkü Ocakları’ davetiyeleri gibi… Kabaca bir hesapla, dergi başı 10 TL desek, 50 bin çarpı 10 TL eşittir 500 bin TL! Allah bereket versin! Canpolat Başkan aynı zamanda gayet zeki biri. Bu hesabı yapacağımı hissedince sanki biraz ‘kazı çeviriyor’…

– Hepsini sattınız mı dergilerin?

İl başkanları talep ediyorlar. Satmak için değil. Gelir elde etmek için değil. Satış için dergi çıkarmıyoruz. Teşkilatlarımız… Herkes kendi yağıyla kavruluyor. Öylesine inanmışlar ki… Taşın altına elini değil gövdesini koyuyor.

– İnanmış insanlara lafımı yok. Ama rüzgardan nemalanmak isteyenler? Hiç mi yok?

Tabi ki var. Nemalanmak isteyen var… ‘Başkan desinler’ diyen var… Böyle adamlar gelince arkasını görüyorum. Hemen yol veriyorum. (Not: Osmanlı Ocakları sitesinde yer alan bir bilgiye göre Canpolat Başkan vakti zamanında kendi kardeşi Emin Canpolat’a bile yol vermiş…)

Başkan’ın adamları arasında en ünlüleri ‘kefenli sevdalılar’ şüphesiz. Hani Erdoğan’ı, bir seçim zaferi sonrası İstanbul’da perdeden, çarşaftan bozma kefenlerle karşılayan grup. Şu söz bizzat Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat’a ait: “Biz kefen giymiş liderin kefen giymiş askerleriyiz!” Ülkücülerin ‘dantelli kefenliler’ diye ‘ti’ye aldığı bu grup sosyal medyada “madem bu kadar kefen giymeye meraklısınız hadi buyurun Hakkari’ye Şırnak’a” paylaşımlarıyla yine gündemde.

Aslında, ‘kefen giymek’ Osmanlı Ocakları üyesi olmanın da bir şartı. Bunu biz söylemiyoruz. Derneğin internet sitesinde yer alan 18 Ocak 2015 tarihli bir duyuruda; “Osmanlı Ocaklarında görev alacak olan kişilerde aranan başlıca özellikler” başlığı altında aynen şöyle bir madde bulunuyor: “Kefenli liderin kefenli askeri olmak.”

Ocak Başkanı Canpolat’ın manifestosunun bitiş cümlesi de şöyle: “Halkına hizmet için kefen giyinmiş bir lider; Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN, Osmanlı Ocaklarının NAMUSU olduğunu da herkes bilmesi gerekir.”

– Kadir bey ortalık sakinken adamlarınız kefen giyiyordu. Ortalık toz dumanken kefenden bahseden yok. Nerede bu kefenliler?

İnsan sadece öldürmek için kefen giymez. Öldürmek için kılıç alır. Kefenle vermek istediğimiz mesaj şuydu: Devletimizin milletimizin güvenliği için birileri kefen giymeli. Ha bu illa biz olacağız diye bir şey yok. Şehirde anarşi varsa bunu çözecek olan polis. Dağ başında terör varsa bunu bitirecek olan Türk Silahlı Kuvvetleridir.

Canpolat Başkan ‘kefen’ mevzusundan pek hazzetmiyor olsa gerek kısa kesiyor. Kısa kesmek istemediği şey ise ‘paralel’ mevzular. Yaklaşık bir saat süren röportaj boyunca Canpolat Başkan sıklıkla ‘paralel’e atıflar yapıyor. Ama yeterli görmemiş olacak ki, “teşekkür ederiz” deyip ayaklandığımızda “en önemli husus!” diyerek lafı tekrar ‘paralel’e getiriyor:

“Bakın biz liderimiz için (Tabi ki Erdoğan’ı kastediyor) iki yüz bin Fetih süresi okuttuk Erzurum’da… Bir milyon da Diyarbakır’da okuttuk… Devletimizin bekası için okuttuk. Bizim duadan başka seansımız yok. Onlar (paralel yapı) beddualarla bizi parçalamayı istiyor. Şu an terör faaliyetlerinin ardında hep onların imzası var.

Sayın Erdoğan ‘kandım’ diyor. Paralel yapıyla hep beraber mücadele edeceğiz! Said Nursi ne diyor öz kaynaklarında? Nemalarda… Nemalarda… (doğrusu Lemalar olacak. Muhtemelen Başkan Canpolat’ın dili sürçtü. Yoksa bizzat odasında tuttuğu bu kitabın adını bilmeme ihtimali oldukça uzak. EE.)  ‘Hizmet etmek istiyorsan önce kendi ülkemize hizmet etmeliyiz. Amerika’da da olsam çıkıp gelirim! Hizmeti önce kendi insanına edeceksin. Aranızdan biri çıkacak eserlerimi kendi eserleri gibi söyleyecek.’ İşte bu Said Nursi’nin kerameti!”

Canpolat Başkan’ın Said Nursi’ye atfettiği bu sözler bir ilçe konferansında ‘sevdalıları’ tarafından belki tartışmasız kabul görebilir. Ama bir gazetecilik refleksiyle internette, Said Nursi’nin Lemalar’ında ‘Amerika’ kelimesini aratınca karşımıza sadece 69’ncu ve 157’nci sayfalardaki iki sonuç geliyor. Ancak her iki sayfada da Başkan Canpolat’ın bahsettiğine benzer bir keramet yok.

Başkan Canpolat’ın cesur, girişimci ve gayet zeki bir ‘lider’ olduğuna şüphe yok. Memleketin 73 vilayetine yayılan ve sayıları giderek artan teşkilatı bunun kanıtı. Anlaşılan o ki; Başkan Canpolat, Erdoğan rüzgarı ile yelkenlerini şişirmesini gayet iyi biliyor.

Gerek internet sitesinde, gerek ise Osmanlı Ocakları dergisinde boy boy yayınlanan her Erdoğan fotoğrafı Başkan Canpolat’ın yelkenlerine rüzgar taşımaya devam ediyor. Hal böyle olunca “Osmanlı bahane, Erdoğan şahane!” iddiaları ayyuka çıkıyor. Bu tezi destekleyen en ciddi donelerden biri de Osmanlı Ocakları Andı’nın -bizatihi- kendisi…

Aşağıdaki ‘And’ birebir Osmanlı Ocakları dergisinden alınma:

“Uhut’ta okcu’yuz biz, bırakıp ta kaçmayız biz.

Karada Fatih’iz biz bırakıp ta kaçmayız biz.

Türk’de biziz Kürt’te biz,

Zaza’da biziz Laz’da biz.

Alevi’de biziz Sünni’de biz. Yavuz’un torunu.

OsmanlI’yız biz, Fatih’in torunu OsmanlI’yız biz.

Peygamber sancağı Osmanlı’nın bayrağı

Yeşil üç hilalci ulu batlı Hasan’ız biz.

Ümmet-i Muhammed’in bekçisiyiz biz.

Kara devirdeki AK OsmanlI’yız biz.

Annımız secdede elimizde virt dilimizde dua

Duacıyız biz.

Sözümüzde dua duacıyız biz.

Zikrimizde dua, duacıyız biz.

Kefenli liderin kefenli askerleri,

İhlaslı Osmanlı Ocakları’yız biz.

Ahlaklı Osmanlı Ocaklarıyız biz.

Şuurlu Osmanlı Ocaklarıyız biz.

İmanlı Osmanlı Ocakları’vız biz…”

Neredeyse her mısrasında imla hatası olan Osmanlı Ocakları Andı, bağrından Divan edebiyatını çıkarmış Osmanlı’yı ne kadar temsil ediyor? Dergiyle birlikte ‘sevdalılar’a gönderilen ve ezberlenmesi istenen bu and -ister istemez- “Osmanlı Ocakları ne kadar Osmanlı?” sorusuna muhatap oluyor.

Canpolat Başkan’ın kısa kestiği sorular

– Osmanlıspor?

İsminden dolayı benzerlik kuruluyor. Alakamız yok.

– IŞİD?

Terör örgütü…

– Sedat Peker?

Bir tanışıklığımız yok. Bir bağlantımız. Ben söylemlerini takip ediyorum. Takdir ettiğim yorumları var.

– Osmanlı’da ‘ocak’ denilince akla yeniçeri ocağı, yeniçeri ocağı denilince de ‘kazan kaldırmak’ gelir. Gün gelir de kazan kaldırır mısınız?

Asla!

– Osmanlı Ocakları tüzüğü, uyulması gereken genel temel kurallar, madde bir: Harama bakmamak ve haram yememek! Üzerine alınan oldu mu?

Hayır olmadı. 

OSMANLI OCAKLARI KATILIM ŞARTLARI

*Bulunduğu ülkenin vatandaşı olmak.

*Devletine ve toplumuna karşı yüz kızartıcı suç işlememiş olmak.

*Bağlı olduğu dinin gereklerini yerine getirmek.

*Osmanlıca bilmek yada Osmanlıca dersi alıyor olmak.

*Kavga ve şiddete asla başvurmamak.

*Daha önce Osmanlı Ocakları’ndan ihraç edilmemiş olmak.

*Ekonomik ve zaman serbestisi olmak.

*Paralel yapı ve benzeri herhangi bir bölücü örgüte üye olmamış olmak.

*Kefenli liderin kefenli askeri olmak.

‘EKŞİ’ YAZARINDAN OCAK ANALİZİ

“Şimdiye kadar sağ-sol hiçbir örgütün toplayamadığı kadar insan sokaklara dökülmüş, özgürlük diye bas bas bağırıyorlar. Hiyerarşiyi reddediyorlar, birey olarak var olabilmek, toplumda kabul görmek istiyorlar. Hiçbir alanda başlarında her yaptıklarına karışan bir lider istemiyorlar.

Eski söylemler rafa kaldırılmış, sol yumruk havada hep aynı tempoda söylenen sloganlar yerini yaratıcı esprilere bırakmış. Bireysel eylemler ilgi görüyor, yüceltiliyor. Eylemler olabildiğince şiddetten uzak yapılmaya çalışılıyor, pasif direniş eylemleri önce çıkıyor.

Yani apaçık bir değişim var ortada. İnsanlar ‘Ben birey olarak buradayım, sana karşı bir şiddet kullanmayacağım, taleplerim var, bu talepleri sana ileteceğim ve sen de beni dinlemek zorundasın’ diyor. Sen de kalkıp bunun karşısına 15-20 yıl öncenin kafasıyla Osmanlı Ocakları diye bir örgüt kuruyorsun.

Kafa hala mücadele etme, baskı kurma, sindirme kafası. Herhalde işin en komik tarafı da siyasi açıdan direnişçilerden farklı düşünen genç seçmenini; yukarıda saydığım taleplerle alakası olmayan, reis boyunduruğu altına girmeye meraklı bir kitle sanmak…”

NOKTA HABER | Ertuğrul ERBAŞ

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*