Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Ortadoğu’da kanlı viraj: Yeni cepheler ve dizilimler

Ortadoğu’da kanlı viraj: Yeni cepheler ve dizilimler

File photo of U.S. President Barack Obama (R) meeting with Russia's President Vladimir Putin in Los Cabos, Mexico, June 18, 2012. Obama cancelled a meeting with Putin planned for next month in Moscow over frustration with Russia's asylum for fugitive intelligence contractor Edward Snowden, the White House said August 7, 2013.     REUTERS/Jason Reed/Files   (MEXICO - Tags: POLITICS)

Emperyalist, bölgesel ve yerel kapitalist güçler arasında hızlanan askeri-stratejik görüşme ve anlaşmalar trafiği, iç ve dış konumlanış ve politikalarda bir dizi değişimin ard arda gelmeye başlaması, Ortadoğu’da petrol ve kan jeo-stratejisinin yeni bir veçheye girdiğine işaret ediyor.

ABD’nin çok kısa bir süre içinde 3 bölgesel güç odağı İran, Türkiye ve Mısır’la seri biçimde bağladığı anlaşmalar, son bir haftada ABD-Suud, ABD-Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Rusya-Suud, Suud-Mısır anlaşması, Suud-Esad rejimi, Suud-Hamas görüşmeleri, ABD ve Rusya dış işleri şeflerinin Katar’da görüşmesi, Rusya-İran-Esad rejiminin Tahran’da toplanması…

Tüm bu mali oligarşik jeo-politik diplomasi ve anlaşmaların gerçek içeriği nedir? Bu kez bölgede ne tür güç, kontrol ve yeniden dizayn ilişkileri gündemde? Bölgedeki yeni durum ve dengeler içinden kapitalist güç ve egemenlik ilişkileri; pay, konum, güç, etki ve agrasyon alanları yeniden nasıl düzenleniyor? Hangi ihtilaflı güçler ne karşılığında önceki katı pozisyonlarından esnetilerek “yeniden anlaşmalı” güçler haline geliyor, hangi hareketler yeniden düzenlemeden dışlanarak kriminalize ediliyor? Bölgede yeni durum ve dengelere doğru metazori ve ittire kaktıra geçiş süreci, bölge rejimlerinin ne tür iç kriz, manevra ve operasyonları eşliğinde yürüyor? Ve en önemlisi, tüm bunlar bölgedeki işçi sınıfı, kent ve kır yoksulları, ezilen uluslar açısından ne anlama geliyor?

Mali oligarşik karar ve anlaşma süreçleri, bol dezenformasyona bulanarak medyaya servis edilen bir iki malumat kırıntısı dışında, elbette kara kutudur. Türk devletinin, küresel ve bölgesel stratejik konsept değişim süreçleri bağlamında “kamuoyunu bilgilendirme” yöntemi ise, malum, bir kan ve kemik anaforunun göğe doğru yükselmesidir!

30683827Ortadoğu’da yeni dizilimler

Her şeye karşın bölge çapındaki siyasal ve askeri tutum değişimleri ve anlaşmalar serisinin gösterdiği iç örgü, neler olup bittiğine dair bir ilk fikir vermektedir.

Ortadoğu’da halk isyan ve direniş hareketleri, bölgeyi baştan aşağı sarstı, eskisi gibi sürdülemez hale getirdi. ABD’nin bölgedeki güç ve ağırlığında irtifa kaybı (“aktif denge” stratejisinden “akıllı güç” stratejisine doğru çekilmesi), Rusya’nın bölgedeki etkisini artırması, İran, Suud, Türkiye arasında din ve mezhepçilik üzerinden yeni bölgesel hegemonya mücadeleleri, “stratejik derinliğe” sahip şeriatçı çetelerin isyanların üstüne oturması, küresel-bölgesel güç mücadelelerinin mezhepçi fay hatlarının dinamitlenmesi üzerinden yürütülmesi, hegemonya kriz ve boşluğunu derinleştirdi. El Nusra, IŞİD gibi şeriatçı faşist çeteler, Suud, Katar, Türkiye gibi “sunni cephe” lojistikleriyle birlikte bu boşlukta çok kolay ve hızlı bir zemin buldu. Diğer taraftan Rojava kantonları doğdu, PKK ve YPG IŞİD saldırılarına (ABD’nin hava desteğiyle) mukabele eden tek güç haline geldi, Kürt hareketinin bölgesel güç ve inisiyatifi de arttı. Rusya, İran, Hizbullah desteğindeki Esad rejiminin durumunu belli vadede koruyacağının netleşmesi, Rusya ve İran ile belli sınırlar içinde uzlaşmış görünen ABD’nin onları Suud-Katar-Türkiye-Mısır-Barzani-Hamas ile çevreleyip dengelemeye çalışması, aynı zamanda savaşır göründüğü IŞİD ve El Nusra ile Esad rejimi arasında adeta bir “dinamik denge” politikası sürdürmeye çalışması, Ortadoğu’yu daha keskin bir viraja doğru sürüklüyor.

En kritik olan, ABD-İran (P5+1) anlaşmasıdır. Hemen ardından zincirleme gelen, bir yandan ABD ile Türkiye, Güney Kürdistan, Suud, Mısır, Esad, Hamas bağlamındaki görüşme ve anlaşmalar, diğer yandan Rusya ile İran, Irak Merkezi Hükümeti, Esad, Kürt hareketi, Suud arasındaki görüşmeler, ancak bu “oyun değiştirici” denilen, safları yeniden düzenleyen gelişme bağlamında anlaşılabilir.

ABD, İran’la yaptığı anlaşmadan hemen sonra, Esad rejimine karşı tutumunu yeniden sertleştirmeye başladı ve Türk devletine Barzani ittifağı ile birlikte Güney ve Kuzey Kürdistan’da Kürt ulusal hareketine “orantılı” (!) saldırılar düzenlemesi için açık çek verdi. Suud ise Esad’ı yıkmayı “öncelikli hedef” olmaktan çıkarmış görünürken, İran eksenine karşı İhvan’ı da kapsayan bir “sunni cephe” oluşturmaya girişti. Bu AKP’nin mefta olmuş Ortadoğu politikasına da bir zombileşme öpücüğü anlamına geliyor. İlk eldeki sonuçlarından biri de Cerablus-Afrin sınır hattından IŞİD uzak tutulsa bile, Kürt kantonlarını da baskılayarak Suriye içlerine doğru uzanacak yeni sunni islamcı çetelerin türemesi olacak.

Rusya ise, ABD eksenli “koalisyonun” IŞİD’le mücadelesini başarısız ilan ederek, kara harekatını genişletmeyi içeren bir İran-Irak Hükümeti-Esad rejimi-Kürt hareketi eksenini resmen BM’ye önermek, ve “gerekirse Suriye’ye asker göndereceğini açıklamak” gibi çıkışlar yapmaya çalışıyor. Bunun kaçınılmaz sonucu da, ABD- Türk devleti ve hükümeti- Barzani- Suud ekseni tarafından Kuzey ve Güney Kürdistan’da geriletilmek istenen Kürt ulusal hareketinin daha aleni biçimde Rusya-İran-Esad eksenine yakınlaşması oluyor.

zergele_nerede_zergele_neresi_9_sivil_kim_oldurdu_kandil_de_son_durum_h17356_0ef08Bir ilk sonuç:

Suud’un Esad’ı kabullenmiş görünmesi Esad rejimine toparlanma fırsatı veriyor görünse de, bu kez İran ile Suud-Türkiye (ve arka planda İsrail) eksenleri arasında mezhepçi (sunni/şii) ve etnik (Kürdistan ve Filistin) fay hatlarının yeniden ateşlenmesiyle kan akmaya devam edecek! ABD, Türkiye ve Mısır rejim ve hükümetlerine yeniden siyasi-askeri kredi açarak, neoliberal siyasal “reform”lar doğrultusunda sıkıştırmayı bir süreliğine erteleyerek, Kürt hareketine karşı “orantılı” olmasını lütfettiği operasyonlara onay ve destek, Barzani’nin (Irak hükümetinden fiili bağımsızlığını ilan ederek) Türkiye’ye petrol sevkiyatına izin vererek, ve belli bir vadede de Türkiye-Barzani ekseninde Kürt Bölgesel Yönetiminin resmen bağımsızlığını (gerçekte İran ve Kürt hareketinden bağımsızlığını!) ilan etmeye hazırlar görünmesiyle, Rusya-İran eksenine karşı Kürdistan cephesini açmış oluyor! Bu politika ise, elbette Suriye ve Irak’taki IŞİD ve El Nusra gibi şeriatçı faşist çetelere dolaylı destek anlamına geliyor. ABD, minimum askeri operasyon içeren “akıllı güç” çekinikliği ve bölgedeki Suud, Türkiye, Mısır, İsrail gibi tüm güçlerle ciddi sorun ve ihtilaflarla ciddi bir zemin daralması ve gerilemesinden sonra, şimdi tüm “müttefik” güçleri ödünleyip istediklerini kısmen vermek ve harekete geçirerek hamiliklerini üstlenmek suretiyle, Ortadoğu’da güç ve hegemonya mücadelesine daha etkin bir dönüş yapıyor.

Emperyalist kapitalist güç odakları, bir yandan İran, Esad rejimi, Kürdistan ve Filistin’i de içeren bir tarzda bölgenin mali oligarşik iç ve dış entegrasyonunu geliştirmeye çalışırken (bu temel bir stratejik eğilimdir!), diğer yandan bunun hangi emperyalist, bölgesel tekelci, yerel kapitalist güçlerin inisiyatif ve hegemonyasında olacağının, kimin konum, güç ve etki alanları ve payının ne olacağının arbedesi içindeler. Yalnız şeriatçı-faşist çeteler değil her alanda dinci, mezhepçi, ırkçı gericilik ve şiddet de sermayenin bu küresel ve bölgesel mali oligarşik yoğunlaşması, kaynaşması ve yeni kaynak ve yatırım alanları arayış ve rekabetinden fışkırıyor. Tüm bölgesel kriz ve sarsıntıların temelinde sermayenin küresel ve bölgesel temelden bir üst düzeyde yoğunlaşması ve aşırı birikim krizi varken, bölgesel güç, hegemonya ve paylaşım savaşımlarının din, mezhep, ırk ve “terör” konseptleri üzerinden yürütülmesinde, kapitalist mali oligarşinin, asıl savaşının işçi sınıfı ve kitlelere karşı olduğunu, kitleleri azami parçalamak, birbirine karşı yedekleyip azami sömürü, azami egemenlik, azami gericilik altında tutmak olduğunu görmek zor olmayacaktır.

Peki tüm bu saldırganlık, gericilik ve ulusal baskının, sermayenin mali oligarşik birikim ve egemenlik yoğunlaşması ve yayılımındaki temellerini reformlar yoluyla değiştirmek olanaklı mıdır? AKP-MHP karşısında HDP-CHP ittifakıyla, Bahçeli’nin HDP’ye hayırhah bir destek vermiş olduğu için “şerefsiz” diye küfretmesine bile gıkını çıkarmayan TÜSİAD’dan veya Rusya-İran-Esad ekseninden medet umarak, masum barış dilekleriyle yürütülen demokratik orta sınıf muhalefetinin (ki en basit “Terörle Mücadele ve İç Güvenlik Yasaları” kaldırılsın, kalekollar ve güvenlik yol ve barajları kaldırılsın, basın, anlatım, toplantı, örgütlenme ve gösteri özgürlüğü, anadilde eğitim, gibi demokratik talepler bile “unutuluvermiştir”..) burjuva mali oligaşinin açığa çıkan çelişkilerini sergilemek ve ileriye doğru derinleştirmek yerine, bu çelişkileri salt AKP-MHP’ye ve seçim politikalarına atfederek kaçmaya, yumuşatmaya ve örtmeye çalışırkenki “iyi niyet”inin anlamı nedir?

eylemcatc4b1smapolc4b1s1KDÖ Mücadele Platformu’ndan:

Tekelci oligarşik burjuva sınıf dünyanın hakimi, efendisi durumunda. Evrenselleşen emeğin, evrenselleşen aklın, evrenselleşen kültürün, evrenselleşen insanın üstüne çöreklenmiş, hepsini kendine mal etmiş, hepsini sınırlamış, bütün gücü elinde toplamış olarak dünyaya hükmediyor. Umutsuz ve geleceksiziz!

Hiçbir reform, hiçbir iyileştirme bu durumu ortadan kaldıramaz. Değiştiremez, çözemez! Yeni bir yaşam perspektifine, yeni bir siyasal, ekonomik, toplumsal sisteme ihtiyacımız var. Bütün hücrelerinden özgürlük fışkıracak, bize sınıfsal, toplumsal ve bireysel kurtuluşu getirecek bir yaşam için (en geriye çekilmiş masum dileklere değil-bn) yeni bir umuda, bir manifestoya ihtiyacımız var. Boyun eğmeden yaşamaya, yalnız sömürüye değil köleliğe, aşağılanmaya karşı da sınıf kinimizi büyütmmeye, kendimizle ilgili kararları kendimiz vermeye, bugünü ve geleceğimizi ellerimize almaya, mücadele ederek ve savaşarak özgürleşmeye ihtiyacımız var. Bir devrime, yaşamı bütünüyle yeni temellerde kurma olanağını bize kazandıracak bir devrime ihtiyacımız var. Bu, komünizmdir! Kapitalizmi yıkarak ihtiyacımız olan bu toplumu kurmak için savaşmadıkça kölelikten kurtulamayız. Kapitalist kölelik sistemini sonuna kadar yıkmadan ve komünizm için savaşmadan özgür olamayız.

Köleliğin her türlüsüne karşı!

Varsın gemi azıya almış burjuva mali oligarşik gericilik “terörün her türlüsüne” naraları atmaya devam etsin. Sınıf bilinçli işçiler, kapitalist mali oligarşik köleciliğin her türlüsüne, sınıfsal, toplumsal, cinsel, ulusal köleliğe karşı kurtuluş ve özgürlük mücadelesi, diyecektir!

Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

Kahrolsun kapitalist mali oligarşik diktatörlük!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*