Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Organize Sanayi Bölgelerine kreş projesi: Kreş bahane, sömürü şahane!

Organize Sanayi Bölgelerine kreş projesi: Kreş bahane, sömürü şahane!

Kadın ve işçi kelimelerini bile ağzına almaktan korkan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, “Annemin İşi Benim Geleceğim” başlığıyla organize sanayi bölgelerine kreş projesi başlattı. Proje, Adıyaman’dan başlayarak, Malatya, Urfa, Afyon’daki organize sanayi bölgelerinde çalışan 10 bin kadın işçinin 0-6 yaş arasındaki 6 bin 260 çocuğunu kapsayacak kreşlerin yapılmasını öngörüyor.

Organize sanayi bölgelerine kreş projesinin arkasında, tabii ki küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisi var. Dünya Bankası’nın bir proje kapsamında tahsis ettiği 35 milyon dolarlık fonun, yüzde 15’i “özellikle Doğu’daki illerde kreş yapımına” ayrılacak.

Proje, küresel mali oligarşi ile birlikte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, yanısıra Borusan Holding, Koç Holding (başkanlığını Caroline Koç’un yaptığı Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı) gibi Türkiye’nin en büyük tekelci sermaye gruplarının yeni derin sömürü planları (“ulusal istihdam stratejisi”) çerçevesindeki destek ve ortak organizasyonuyla yürütülecek.


Sosyal güvenliğin tasfiyesinden neoliberal sosyal içermeye

Özelleştirmeler, sosyal güvenliğin tasfiyesi, neoliberalizmin yol açtığı sosyal yıkım en fazla kadınları vurdu. İlk kurbanlardan biri de ağırlıklı olarak kamu işletmelerinde var olan kreşler oldu. Kadın işçi sayısı hızla artarken, kreşli işyeri ve parasız kreş sayısı hızla azaldı.

Son dönemlerde kadın işçilerin önemli yer tuttuğu kamu bünyesindeki eğitim, sağlık, havayolu, alışveriş merkezi gibi bir dizi alanda kreş açılması için verilen mücadeleler bastırıldı. Kreş talepleri, “fon yok, bina yok, eleman yok” gibi gerekçelerle geri çevrildi. Çok sayıda alanda, yüzlerce büyük işyerinde, onlarca organize sanayi bölgesinde, okullarda, hastanelerde, alışveriş merkezlerinde kreş talepleri ve mücadelesinden, son yıllarda yalnızca ikisi (Eğitim-Sen üyesi öğretmenler) kazanımla sonuçlanabildi.

Kamu işyerlerindeki kreşleri bile tasfiye eden, kadın işçilerin olağanüstü yakıcılaşan kreş taleplerini geri çeviren ve bastıran tekelci burjuvazi ve devletin, şimdi “başta doğu illeri olmak üzere organize sanayi bölgelerine kreş” projesiyle ortaya çıkması, iki yüzlülüğün göstergesi.

Borusan Lojistik’te işçileri sendikalaştıkları için işten atan, Holdinge bağlı Güven Elektronik’te işten çıkardığı sendikalı işçilerin hakkedilmiş kıdem tazminatlarını vermeyen (her iki işyerinde işçiler haklarını işgal, Holding’in önünde çadır direnişi gibi eylemlerle alabildi!) Borusan Holding’in şimdi “Borusan Neşe Fabrikaları” türünden “sosyal sorumluluk (sahtekarlık)” projesiyle ortaya çıkması, iki yüzlülüğün göstergesi.

Projenin yalnızca organize sanayi bölgelerini kapsaması da, kadın işçiliği temelinde mutlak ve göreli artıdeğer sömürüsünü azamileştirme projesi olduğunun bir diğer göstergesi. Kadın işçiliği hizmet sektöründe (eğitim, sağlık, büro, temizlik, kişisel bakım, banka-finans, vd) çok daha fazla ve yoğun olmasına karşın, onlara kreş mreş yok! Neden? Çünkü hizmet sektöründe çalışan kadınlar artıdeğer üretmiyor, ya da sanayiye göre daha düşük artıdeğer üretiyor! Bu da iki yüzlülüğün bir diğer göstergesi. Organize sanayi bölgelerine kreş, kadınlar için değil, sınai artıdeğer üretimini azamileştirmek içindir. Küresel tekelci kapitalizmde, her şey, sermaye birikimini hızlandırmak ve azamileştirmek içindir.

Bu iki yüzlülük çok açıkça gösteriyor ki: Organize sanayi bölgelerine kreş projesi, kadın işçilere verilen bir sosyal hak değildir. Tam tersine, burjuvazi ve devleti, sendikalı, güvenceli, sosyal hakları olan işçiye tahammül edemiyor. Bunları yok etmeye bakıyor. Ama kaderin şu cilvesine bakın ki, kadınları, otomatik taze işgücü üretim makinesi olarak gören “kutsal ailenin korunması ve en az 3 çocuk projesi” ile kadınların en güvencesiz, en düşük ücretli, en uzun saatler çalışacağı neoliberal işgücü piyasasına yığınsal olarak çekilmesi (“ulusal istihdam stratejisi”) projesi birbiriyle bağdaşmıyor. Bu çelişki, neoliberal muhafazakarlığın üzerine titrediği “kutsal ailesinin” köküne kendi eliyle koyduğu dinamit gibi!

Öyleyse burjuvazi nasıl bir yamayla bu çelişkiyi örtecek, bağdaşmaz olanı bağdaştırmaya çalışacak? İşte tam bu nokta da, Dünya Bankası, Aile Bakanlığı vb ile birlikte Borusan CEO’su Agah Uğur, “buldum buldum” diye ortaya zıplıyorlar: “Sanayi, çocuk ve kadın konularının kesişim noktasında bulunan kreşler konusunda sosyal sorumluluk yüklenmekten mutluyuz!”

Bunu, “Çözülmekte olan ailenin neoliberal muhafazakar resterasyonu ve sürdürülebilirliği, en az 3 çocuk ve ulusal istihdam stratejisinin, en düşük ücretle en uzun saatler çalışacak kadın ayağı”nın “kesişim kümesi” diye okuyabiliriz.

Buna bir de “özellikle Doğu illeri organize sanayi bölgelerine kreş” önceliği eklenince, bu kesişim kümeleri 4’e çıkar: 1- Kadının aileye köleliliğinin ve ailenin kadın sırtından devamının sağlanması, 2- En az üç çocuk, 3- Asgari ücretli, güvencesiz kadın işçiliği, 4- En düşük ücretli, en güvencesiz, en çok çocuklu kürt kadın işçiliği!

Dolayısıyla, kadın işçilere lütfedilen kreş, neoliberal kapitalizmin elinde kadınları, 3 kat ağırlaştırılmış sömürü ve köleliğe sevketmenin metazori bir aracı haline gelmektedir. Kreş projesi, aynı zamanda, kadınları neoliberal sosyal içerme projesinin bir parçasıdır.

Projenin tarihsel ve ekonomi-politik arka planı

1- Küresel kapitalizmin krizi çerçevesinde Türkiye’nin küresel tekellerin bölgesel yatırım ve koordinasyon merkezi haline gelmesi.

2- Kürt sorununda başlayan “müzakere süreci” ile birlikte, emek yoğun üretim ve yatırımların Kürdistan’a kaydırılmasının hızlanacak olması.

3- Avrupa’daki kriz nedeniyle Ortadoğu, Afrika ve Asya ihracat pazarlarının, dolayısıyla Kürdistan’daki organize sanayi bölgelerinin öneminin artması.

4- Bu Haziran ayından itibaren Meclis’e gelecek “ulusal istihdam stratejisi” düzenlemeleri: Kıdem tazminatı hakkının fona devredilerek eritilmesi, taşeronluğun genişletilerek ana üretim süreçlerine de girmesi, kiralık işçi şirketleri, 16 yaşa kadar daha düşük asgari ücret uygulamasının 18 yaşa çıkartılması, bölgesel daha düşük asgari ücret uygulaması. En düşük ücretli, en güvencesiz kadın emeğinin işgücü piyasasına yığınsal çekilmesinin hızlandırılması. Ve tabii ki, daha ucuz ve taze işgücünün “fabrikasyon” üretilmesi için “en az üç çocuk” dayatması, kürtaj hakkının fiilen gaspedilmesi, vb.

Bakan Fatma Şahin, OSB’lere kreş projesine ilişkin bir konuşmasında, “geçen yıllarda çıkarılan teşvik paketinde kadın çalışanla ilgili vergi yükünün azaltılmasına dönük tek cümlelik maddenin 1.5 milyon kadının istihdama katılımının önünü açtığını” söyledi. 1.5 milyon yeni ücretli köle kadın! Patronlar, kadın işçi çalıştırdıklarında hem bunu vergiden düşüyorlar, hem de kadınları daha ucuza, Kürdistan’da en ucuza (neredeyse bedavaya), en güvencesiz koşullarda, en uzun saatler çalıştırabiliyorlar. Bunun yanında, her birinde binlerce kadın işçinin vahşice sömürüleceği OSB’lere birer kreşin lafı mı olur?

Ne istiyoruz?

Bakan Şahin, “150 aktif sanayi bölgesindeki 10 bin kadının, 0-6 yaş grubundaki 6 bin 260 çocuğu bu hizmetten yararlanacak” diyor. (Bakanın verdiği rakamlar bile bir tuhaf! 10 bin kadının 6 bin çocuğu?) Oysa Türkiye’de 6 milyonun üzerinde ücretli emekçi kadın var. Yalnız Antep’teki 5 OSB’de 50 binin üzerinde kadın işçi çalışıyor. Bakanın kendisi, kadın işçi çalıştırmayı teşvik düzenlemesiyle, yeni 1.5 milyon kadın işçinin sömürü çarklarına dahil olacağını açıklıyor! OSB kreşlerinden yararlanacak 10 bin kadın neye göre seçilecek? AKP’li, türbanlı olup olmadıklarına göre mi?

Çalışsın çalışmasın kreş, tüm kadınların tartışılmaz, kayıtsız koşulsuz hakkıdır.

Parasız kreş hakkı, kadınların çalışma hakkının ayrılmaz bileşenidir.

Kadın işçilerin çalıştığı tüm işyerlerinde, tüm işçi-emekçi mahallelerinde (tüm maliyeti patronlar ve devlet tarafından karşılanmak üzere), parasız kreşlerin açılması, zorunludur.

Kadın işçilerin parasız kreşlerden yararlanması hiçbir koşula (belli bir firmada çalışıyor olma, patronun izni, erkeğin izni, evlilik, vd) bağlanamaz.

Kreş, kadınların daha düşük ücretle, daha uzun saatler çalıştırılmasının gerekçesi yapılamaz. Kreş, kadınların sendikasız, güvencesiz, sosyal haklardan yoksun çalıştırılmasının gerekçesi yapılamaz ve bunların yerine ikame edilemez. Kreş, kadınlara “şu kadar çocuk” şantajının payandası olamaz. Kreş, kadınların isyanı ile sarsılan çürümüş aile kurumunun ve erkek egemenliğinin payandası olamaz. Kreş, kadın işçilerin, kürt kadın işçilerin, 2 kat, 3 kat sömürülmesinin bir aracı kılınamaz. Kadınlar, hele ki çalışan kadınlar için çok yakıcı, çok temel bir mücadele talebi olan kreş hakkının, tekelci burjuvazi ve devleti tarafından bir aile kurumu yaması ve azami sömürü aracı olarak yozlaştırılmasına karşı uyanık olunmalıdır. Burjuvazinin “kaz gelecek yerden sadaka esirgenmez” tarzı hiçbir “kreş projesi”, kadınların bu son derece yakıcı mücadele talebini karşılamaz ve üstünü örtemez. Hak verilmez, alınır.

Ancak şunlar da görülmelidir:

Bu son derece güdük, en geri düzeydeki ve aslen “kutsal aile”ye halel getirmeden kadın emeği sömürüsünü katmerlendirme amaçlı bu “kreş projesi” bile, yalnız burjuvazinin hesaplarının bir sonucu değil, aynı zamanda dünyaya artan ölçüde gözünü açmaya başlayan kadınların tepkilerinin, mücadelelerinin, isyanlarının (kırınıma uğramış ve burjuvazinin çıkarlarına uydurulmaya çalışmış) bir ifadesidir. Kadınların her geçen gün büyüyen hak ve özgürlük çığlığının, isyanın sarstığı patriarka kadınları eskisi gibi yönetemez hale gelmiştir. Salt şiddetle, cinayetle de tüpten çıkan macunu, geri tıkamayacağını görmektedir. Çünkü Engels’in çok önceden vurguladığı gibi, bir toplumsal sarsıntının yaşandığı her yerde, bunun büyüyen toplumsal ihtiyaçları karşılayamaz hale gelmiş köhnemiş toplumsal-siyasal kurumlar ve düzenden kaynaklandığını, bu ihtiyacı bastırmak için yapılan her türlü zorbaca baskının ise bu ihtiyacı, büyüyen bir mücadele ihtiyacı haline getirmekten başka bir işe yaramayacağı bilinir. Bu yüzden sopayı elden bırakmadan, bir iki neoliberal reform kırıntısını da kadınların önüne atmak zorundadır. Fakat tıpkı Kürt sorununda olduğu gibi, kadın sorununda da, bu geri ve güdük neoliberal demokratik “projeler”de bile elleri titremekte, bir kez bir iki hak kırıntısı verdiğinde, kadınların onca yığılımlı hak ve özgürlük istemlerinin de önünü alamayacağından korkmaktadır. Bu yüzden, gerçekte şiddetlenen toplumsal çelişki, tepki ve mücadelelerin sonucu olan en ufak hak kırıntısı bile, en geri ve güdük düzeyde tutulup, ancak sermaye birikiminin isterlerine içerili hale getirilerek uygulamaya konulmakla kalmamakta, sınırları özenle çizilip baskı ve zorbalıkla yoğurulmaktadır. Bu, burjuvazinin sınıf egemenliğinin derinleşen açmazıdır.

Tıpkı, “en az üç çocuk” dayatması ile kadınların daha yığınsal olarak ücretli emekçiliğe sevkedilmesinin bağdaşmazlığı gibi! Kadın işçi sayı ve oranının hızla artmasıyla çözülen aile kurumu ve sarsılan erkek egemenliğinin restore edilmesinin birbiriyle çelişmesi gibi!

Bu bağdaşmazlığın en derindeki temelinde, üretim ve emekle birlikte emekgücünün yeniden üretiminin de ileri düzeyde toplumsallaşması ile, kapitalist üretim ilişkilerinin derinleşen çelişkisi vardır. Kreşler de, emek gücünün yeniden üretiminin kadının evcil köleliliğine bağlı olmaktan çıkarak, üst düzeyde toplumsallaşması tarihsel eğiliminin kaçınılmaz bir sonucudur. Ne varki patriarkal kapitalizmin bunu da en geri ve güdük sınırlarda tutup yine kapitalist üretim ilişkilerine tabi kılması, bu çelişkiyi çözmez, aksine alabildiğine daha da şiddetlendirir.

“En az 3 çocuk ve ağırlaştırılmış evcil kölelik” ile milyonlarca kadının ağırlaştırılmış ücretli işçiliğe girmesi arasındaki bağdaşmazlığa bulup bulabilecekleri, bu en geri ve güdük “kreş projesi” yaması da, bu çelişkiyi ortadan kaldırmayacak, daha yaygın ve şiddetli hale getirecektir. OSB’lerdeki kreşler de, milyonlarca kadın işçinin, iki kat sömürülmesini ve ezilmesini de, patriarkal kapitalizm ile iki kat şiddetlenen çelişkisini de daha fazla açığa çıkaracaktır.

Bırakalım burjuvazi, organize azami sömürü bölgelerine bir iki kreş yapsın. Biz kadın işçilere büyük lütuf gibi sunulan bu geri düzeyde neoliberal sosyal reform kırıntılarının da bizim büyüyen isyanımızının bir sonucu olduğunu, ama patriarkal kapitalizmdeki sınırlarını da iç yüzünü de biliyoruz. Organize sanayi bölgelerindeki azami sömürü ve zulümün, bir iki “Neşe fabrikası” (Orwell’in kulakları çınlasın!) ile örtülmesine izin vermeyeceğiz. Kadınları eskisi gibi yönetemez hale geldiği için artan ölçüde zorbalıkla bastırmaya çalışan çürüyen patriarkanın bir iki kreş ile gözümüzü boyamasına izin vermeyeceğiz. Parasız kreş mücadelemizi, tüm işyerlerimizde, tüm çalışma alanlarımızda, mahallelerimizde sürdüreceğiz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*