Anasayfa » GENÇLİK » Önümüze koydukları seçenekler: Zorbalık yönetimi ya da “demokrasi” efektli gönüllü kulluk!

Önümüze koydukları seçenekler: Zorbalık yönetimi ya da “demokrasi” efektli gönüllü kulluk!

Bu kez ‘balkon konuşması’nı Kılıçdaroğlu yaptı. 15 dakikalık konuşmasında, defalarca “birlik beraberlik”, “barış, huzur, bütünleşme”, “82 milyonun kucaklaşması”, 30 kez de “demokrasi” dedi: “Demokrasiye inanacağız, demokrasiye güveneceğiz, demokrasiyi yücelteceğiz!”

Özünde şu anlama geliyor: Burjuva demokrasisine, burjuvaziye ve kapitalizme ve onun “82 milyon için” olduğuna, onun bazan “arıza yapsa da” kendi kendini tamir edebileceğine, “inanacağız, güvenceğiz, yücelteceğiz”.

Burjuvazi için ilk eldeki sorun, ekonomik ve siyasal olarak iflas etmiş sistem ve devletine karşı kitlelerin büyüyen öfkesini yatırtışmak, dibe vurmuş güven, inanç ve beklentilerini yeniden canlandırmaktı. Kapitalist sistem ve demokrasinin “düzeltilebilir” olduğuna ve “kendini düzeltme yeteneğine” olan hayalleri yeniden yaygınlaştırmaktı. Kitlelerin kendi öz sınıfsal mücadeleleriyle faşizmden kurtulması değil, iflas etmiş sistem ve devletlerini iflastan ve kitlelerin öfkesinden kurtarmaktı. Erdoğan-AKP’yi bile indirmek ve hesap sormak değil, onları da daha fazla büyük sermayenin kontrolüne alarak, ve biraz yontarak “82 milyonun kucaklaşması”na dahil etmekti. Burjuva demokrasisinden ve sistem mekanizmalarından beklentisizlikle kitlelerin düzen dışı mücadele kanallarına yönelmesinin engellenmesi, kitlelerin gönlünü okşayarak yeniden kapitalizmin “herkes için demokrasi” efektli “gönüllü kulluğuna” rızasının imal edilmesiydi.

Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun balkon konuşmalarını TÜSİAD’ın balkon konuşması tamamlıyor:

“Türkiye ekonomisinin üçte birini temsil eden İstanbul’un yönetimi ve kalkınma öncelikleri için devlet, özel sektör, sivil toplum, akademi ve tüm diğer paydaşların uyum ve işbirliği içinde çalışmasını temenni ediyoruz. Bu işbirliği ve uyumun ülkemizin kalkınması için çok önemli olduğunu düşünüyoruz.”

Uzlaşmaz karşıt sınıfların olduğu bir toplumda, “82 milyonun demokratik kucaklaşması”nın, işçi sınıfına burjuva demokrasisine yeniden “inanması, güvenmesi” ve onu “yüceltmesinin” buyrulmasının ne anlama geldiği bundan daha iyi anlatılamazdı.

TOBB başkanı Hisarcıklıoğlu:

“Seçimler artık geride kaldı. Ülkemizin geleceğine, ekonomiye odaklanma ve daha çok çalışma zamanı.”

CHP hiç ikiletmiyor. CHP sözcüsü Öztrak:

“Artık seçim bitti. Yapay gündemleri bırakıp ekonomiye dönme zamanı geldi. Saray yönetimi artık silkelenip kendisine gelmeli. Ekonomik ve Sosyal Konsey bir an önce toplanmalı. 5 yıllık kalkınma planı bir an önce yasalașmalı. Vatandaş görevini yaptı. Şimdi görevini yapma sırası önce iktidarda. İnandırıcı olmayan laflarla kaybedecek vaktimiz yok. “

Burada işçilere, ezilenlere, toplumsal muhalefete ve sola uygun görülen rol, uzlaşmaz sınıf karşıtlığını ve mücadelesini unutup örterek, TÜSİAD-büyük sermaye programlarının “sivil toplum” ve “diğer paydaşları” olmaktan ibarettir.

Zaten seçim süreçlerinde bu potaya çoktan girmiş olan liberal reformist sol, TÜSİAD’ın kendilerine verdiği bu rolü çoktan benimsemiş görünüyor. ÖDP, Halkevleri, TİP, TÖP, EMEP, EHP, SODAP, vb hepsi koro halinde İstanbul tekrar seçimlerini “halk kazandı” diye yorumluyor. Bir tanesinin açıklamasında dahi sermaye egemenliğine karşı, sınıf mücadelesine dair tek bir kelime yok. Neoliberal sermayenin diktatörlüğüne, despotik sömürü süreçlerine ve sosyal yıkım paketlerine karşı en ufak bir uyarı yok. CHP’ye, İmamoğlu’na karşı tek bir eleştiri ve uyarı yok. Tekelci oligarşik sermayenin işçi sınıfı ve kitleler üzerindeki boyunduruğunu biraz incelterek ama “gönüllü kulluk” üzerinden daha da etkinleştirip büyüterek, siyaseti ve toplumu, neoliberal despotik yeniden yapılandırma programları çerçevesinde yeniden dizayn etme yönelimine karşı en ufak bir uyarı yok. Hatta içlerinde “Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz” derken, TÜSİAD’ın neoliberal yeniden yapılandırma ve neoliberal muhafazakar despotik demokrasi programıyla en ufak bir sınır çekme gereksinmesi bile duymayanlar var.

TÜSİAD’ın, CHP’nin “demokrasi kazandı”sını, liberal reformist sol’un “halk kazandı”sı, “sol” vitrin süsü olarak tamamlıyor, hepsi bu. Böylece TÜSİAD’ın neoliberal yeniden yapılandırma programları çerçevesinde siyaset ve ekonominin yeniden dizaynı için ihtiyaç duyduğu burjuva neoliberal muhafazakar demokrasi’ye, tekelci oligarşik sermaye için demokrasiye, bir “halk demokrasisi” kılıfı ve beklentisi geçirilmiş oluyor, hepsi bu.

Oysa: Evet, oyları “halk” veriyor ama, kararları işçi sınıfı ve kitleler veremiyor. Tıpkı emekgücünün işçinin gibi görünmesi, ama sermaye sistemi içinde, bu sermayenin bu emekgücünün sahibi haline gelmesi ve onun nasıl kullanılacağına işçinin değil sermayenin karar vermesi gibi. Çünkü, işçi sermayeye bağımlıdır. Hatta “bu kadar işsizlik varken” kendini sömürecek bir sermaye kapısı bulmasına bile sevinmesi beklenir. Aynı şekilde, burjuvazi “halkın iradesi”ni yalnızca oyla göstermesine izin verir, ve bu iradenin sahibi haline gelir. Onu nasıl kullanacağına ise yine burjuva siyasetin yüksek kulvarlarında karar verecek olan yine büyük sermaye oligarşisidir. Ve bu mekanizmayla kitleler burjuva siyasete ve burjuvazinin siyaseti yeniden dizaynına bağımlı hale getirilir. Hatta “faşizme karşı” kendini bu kez “demokrasi” efektiyle yönetip güdecek bir neoliberal sermaye diktatörlüğü olmasına bile sevinmesi beklenir. Maksat “işbirliği ve uyum” olsun!

Bundan sonra ne olur? TÜSİAD ve Batı eksenli kapitalist güçler, kapitalist iktidar bloğu içinde yeniden artan hegemonik etkilerini pekiştirmeye çalışacaklar. Erdoğan-AKP’yi kendileri ve kendi kriz/yeniden yapılandırma programlarıyla daha bir “işbirliği ve uyum” içinde çalışmaya zorlayacaklar. Büyük olasılıkla Albayrak ve Soylu’nun bulundukları bakanlıklardan kaydırılmasını (ki birkaç hafta önce bu konuda söylentilerin yayılması, el altından pazarlıkların sürdüğünü gösteriyordu), yerlerine sermaye kesimleri arasındaki yeni denge ve uzlaşmalar çerçevesinde başkaların getirilmesini isteyecekler. Kitlelerde yeniden canlandırmaya çalıştıkları “demokrasi” ve “değişim” beklentisinin, yukarıdan ve burjuva sistem ve devletin kendi içinde gerçekleştirilebileceği doğrultusunda, Erdoğan’ın bir takım “güven verici” adımlar atmasını, “kutuplaşmayı” ortadan kaldırmasını, “işbirliği ve uyum” mekanizmalarının geliştirilmesini isteyecekler. Bu örneğin bir süre sonra Kavala’nın, hatta “üç vakte kadar” Demirtaş’ın bırakılması, olabilir.

Bu süreç elbette düz bir çizgide gitmeyecek. Kapitalist-faşist devlet iktidarını elinde tutan Erdoğan-AKP-MHP, ayak direyecekler, tüm agrasif kozlarını oynayacaklar, bu süreçte provokatif gelişmeler de olabilir. Erdoğan tekelci oligarşik iktidar bloğunun iki kanadı arasında oynamaya ve yalpalamaya devam edecek. Süreç TÜSİAD’ın Erdoğan’ı da olabildiğince “işbirliği ve uyum” stratejisi içine çekmeye çalışması ve bunun için bastırması ile, Erdoğan’ın buna ayak direyerek veya kabullenmiş görünerek tek güç politikalarını sürdürmeye çalışması arasında gelgitler yaşanacak ve el altından pazarlıklar, daha fiili güç mücadeleleri ve sarsıntılarla birlikte yürüyecek. TÜSİAD vbnin “kimseyi incitmeden, kimseyi itmeden”, Erdoğan’ı da sermaye ve devletinin farklı kesimlerini birarada tutacak bir “denge” politikasına çekmeye çalışmasına karşın, kendi iktidar konum ve payları giderek sıkışan ve zayıflayan güçlerin saldırgan ve provokatif karşı atakları da olacak. Ancak genel bir eğilim olarak, TÜSİAD ve Batı eksenli kapitalist güçlerin hegemonik etkisinin ve siyaseti ve toplumu burjuva mutabakat çerçevesinde yeniden dizayn çabasının giderek ağır basacağı öngörülebilir.

Yukarıdaki kapitalist güçler dengesi ve pazarlıkları nasıl şekillenirse şekillensin, tüm sermaye kesimlerinin birlikte düzenlediği YOİKK tasarısı, yani işçi sınıfına karşı yıkıcı bir saldırı ve daha ağır kölelik boyunduruğuna alma programı çevresinde hepsi ortak ve son derece sabırsızdır. “Demokrasi” beklentilerini de her zamanki gibi uzlaşmaz sınıf karşıtlığını örtme, işçilerin sistem ve rejime tepkisini kontrol altına alıp yeniden sisteme özümseme ve sermaye çıkarlarına yedekleme, sermaye programının da sistem ve rejimin “demokratik yeniden yapılandırılmasının bir gereği”ymiş gibi olabildiğince kitlelerin “rıza”sını alarak uygulama doğrultusunda kullanacaklardır. Seçimlerden bir süre sonra hazırda bekleyen kitlesel işten atma dalgasına ve işsizliği ve emek-yıkımını büyütecek kriz programlarına, İmamoğlu Belediyesi’nin “demokratik belediye meclisçiliği” ve esnek-güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırdığı saklanan “belediye istihdam ofisleri” görüntüleri eşlik edecektir.

İşçi sınıfının bağımsız sınıf bilinç, örgütlenme ve hareketini geliştirmekten başka yol yoktur. İşçilerin ve ezilenlerin tepkilerini yine sistemin kontrolüne teslim etmeden kendi ellerine almasından başka yol yoktur. Yalnız faşizme karşı değil “TÜSİAD demokrasisi”ne karşı da, işçi sınıfının aşağıdan fiili grev, işgal, direniş demokrasisini geliştirmekten başka yol yoktur. Soldaki “olan olması gerekendir”ci liberal-halkçı, sermayeyle “demokratik işbirliği” skandallara karşı, sınıf bilinçli işçilerin sosyalist işçi konseyleri demokrasisi özlem ve mücadelesini geliştirmekten başka yol yoktur!

Hiçbir estetik, kozmotik makyaj, hiçbir neoliberal, liberal reform, hiçbir restorasyon, kapitalizmin ve kapitalist devletin çürümesini ve iflasını ortadan kaldıramaz. Değiştiremez, çözemez. Yalnızca kitleleri bir kez daha buna inandırabileceği ve yedekleyebildiği ölçüde, yine kendi iflasını kitlelerin sırtına yıkarak, kitlelerin sırtından bunu “sürdürülebilir” bir çürüme ve iflas haline getirmeye çalışabilir.

Kapitalist kölelik sistemini sonuna kadar yıkmadan ve komünist devrimci bir yaşam için savaşmadan özgür olamayız!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*