Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Önce mis gibi elma kokusu hissedildi, sonra ölüm…

Önce mis gibi elma kokusu hissedildi, sonra ölüm…

“Me goti Hitleri miriy, care şin na bitın.Me nızani de kure wi Bexda mezin bitin…”

(Hitler’in öldüğünü, şimdilik yeşermeyeceğini zannettik. Oğlunun Bağdat’ta büyüdüğünü bilemezdik)

16 Mart 1988′de Saddam Hüseyin yönetimindeki iktidar tarafından, İran sınırında yer alan Halepçe’ye başlatılan saldırı, büyük bir katliama dönüştü. 16 Mart 1988′de zehirli gaz bombalarını taşıyan sekiz MiG-23 uçağı tarafından Halepçe kasabasına bombardıman düzenlendi. 3 saat süren zehirli gaz bombardımanı sonrası çoğu çocuk ve kadın olan 6.357 kişi zehirlenerek ya da yanarak öldü, 14.765 kişi ağır derecede yaralandı. İnsanlık trajedisi olarak nitelendirilen katliamın kimyasal etkileri nedeniyle bugüne kadar yaklaşık 45 bin kişinin öldüğü, 60 binden fazla kişinin de sakat kaldığı tahmin ediliyor.

Saddam Hüseyin’in en yakın adamlarından Korgeneral Alî Hasan al-Majîd al-Tikritî Halepçe Katliamı sırasında kullanılmasını emrettiği kimyasal silahlar nedeniyle “Kimyasal Ali” lakabını almıştı.

Halepçe katliamını babasının kucağındaki bebek unutulmaz fotoğrafı ile tespit eden gazeteci Ramazan Öztürk’ün tanıklığından okuyalım:

“Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hâkimdi. Körpecik bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine…

Şehrin dışındaki boş tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi birbirlerine sokulmuş, korkunç ölüme teslim olmuşlardı.

Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü.”

“Önce mis gibi elma kokusu hissedildi, sonra ölüm…

Memede çocuklar öldü, Pirinç tarlasında kadınlar öldü, Çiçekler öldü, Kuşlar öldü…”

Saddamın kullandığı zehirli gaz elma kokuyordu. Koku hoş olduğu için, havayı daha derin soluyormuş insanlar.

16 Mart, Kürtlerin kara günü. 1988′den beri, Newroz bayramı, Saddam Hüseyin’in Halepçe’de uyguladığı insanlık ayıbının, binlerce Kürdün ve doğadaki canlının kimyasal gazla öldürülmesinin burukluğuyla kutlanıyor.

Kürt halkı tarihde en çok kıyama katliama uğrayan halklardan birisidir kuşkusuz. Zilan, Munzur, 33 Kurşun, Roboski, Halepçe. Şimdilerde Şengal, Kobané, Rojava… Kürt halkı bu katliamlara karşı hep direnişle cevap vermiş katliamların kıyımların karşısında destansı direnişler yazmıştır tarihe.

Şimdilerde Rojava’da yazılıyor bu tarih.

Onyıllardır bombalar ulusal hakları gaspedilmiş Kürt halkının üzerine yağıyor.

Dört parçaya bölünmüş Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının üzerine yağıyor.

İşçilerin kır ve kentin yoksullarıyla birliğine yağdırıyor sermaye düzenleri bombalarını. Hangi ülke, hangi ulus olursa olsun, esas bu değişmiyor; sermaye-para-çıkar-hayınlığa dayalı sistemler hep emekçileri öldürüyor!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*