Anasayfa » GÜNDEM » Olimpiyatlar ve sınıf mücadelesi…

Olimpiyatlar ve sınıf mücadelesi…

“Türkiye olarak 2012 olimpiyatların tarihi nitelikte bir çıkarma yapıyoruz. Hükümet olarak sporcuya yaptığımız yatırımların sonucu olarak toplam 181 sporcuyla olimpiyatlara katılıyoruz.”

Başbakan Erdoğan’ın Londra Olimpiyatlarının hemen öncesindeki sözleri, Türkiye tekelci burjuvazisinin spora ve olimpiyatlara bakışının özeti niteliğindedir. Küreselleşmiş tekelci spor endüstrisi, küresel mali sermaye birikiminin öne çıkan yatırım, reklam, pazarlama, kar, külterel-ideolojik hegemonya alanlarından biridir. Bu alanda sporu azami kar temelinde kontrol eden dev çaplı küresel sanayi-inşaat-turizm-medya-spor-kültür kompleksleri ortaya çıkmıştır. Sayıları giderek artan ve çapları büyüyen, uluslar arası mega spor endüstrisi organizasyonları ise, küresel aşırı sermaye birikiminin öne çıkan bir değerlenme alanı haline gelmektedir.

Küreselleşen kapitalist spor endüstrisi üzerine belirlemeler

“Günümüzde spor endüstrisi, otomotiv endüstrisi gibi büyük endüstrilerden daha fazla paranın döndüğü bir endüstri haline
gelmiş ve en büyük endüstriler sıralamasında ilk yirmi endüstri içerisinde yer almıştır. Küresel spor endüstrisinin gelişmesi, küresel spor piyasasının genişlemesi, dünya çapında yüzmilyonlarca, bazan milyarlarca tüketiciye hitap eden küresel mega spor organizasyonları ve medya tanıtımlarındaki gelişmeler, bu alandaki yatırım, üretim ve satışlardaki artış, küresel ekonomide durgunluk koşullarına karşın küresel spor endüstrisindeki hızlı büyüme ve genişleme ile ölçülebilir.”

“ Spor da pazardaki diğer mallar gibi küresel planda tekelci kompleksler tarafından tasarlanıp üretilen, paketlenip yüzmilyonların aynı anda -çok sayıda yan ürünle birlikte- tüketilmesi için muazzam
kârlarla satılır hale gelmiştir”.

“Kapitalizmin sermaye birikimini sürdürebilmek için ürün çeşitliliğini durmaksızın artırmaya ve derinleştirmeye, bunun için kitlelerde durmaksızın yeni ihtiyaç ve heyecanlar, yeniden üretim alanları yaratması gerekir. Yani durmaksızın yaşam alanlarının tümünü, eğitim, sağlığı, sporu, sanatı, doğayı vd metalaştırması gerekir. Bu ürünler topluluğu metalaştırılmaya müsait özellikler taşımalıdır. Yani mümkün olduğunca kitlesel olmalı, pazarlanmalı, çok satılmalı. Bu açıdan spor sistemin kendisi tarafından ‘araçsallaştırılabilir’ özelliklere sahip. Birincisi tüketici kitlesi çok geniş. İkincisi, sporu metalaştırmak için büyük zahmetlere girmek gerekmiyor. Üçüncüsü; çürüme, bozulma gibi dertler de yok, anında tüketilip bitiriliyor, yenisi bekleniyor. Dördüncüsü; sponsorlar, reklâmcılar, medya, turizm, inşaat tekelleri, yiyecek içecek ve başka metaları pazarlamak isteyenler, Adidas, Nike gibi spor devleri hepsi bu işin içinde. Bütün bu koşullar içerisinde spor küresel kapitalizmin
gereksinim duyduğu bir paketlenmiş bir meta ve dev çaplı bir küresel birikim sektörü. Örneğin voleybolun daha fazla pazarlanabilir bir ürün olması için kurallarının değiştirilmesi, basketbol kurallarının NBA benzetilmeye çalışılması. Örnekleri artırmak mümkün ve bunların hepsi ürünün pazarlanabilmesi için yapılanlar.Kuşkusuz küreselleşme koşullarında spor salt ekonomik niteliklere sahip bir etkinlik değil. Aynı zamanda küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşik ideolojisine de hizmet eden ideolojik-kültürel bir aygıt. Yarışma, rekabet, güç, hız”.

Futbol ardından basketbol, voleybol, jimnastik, atletizm, yüzücülük ve tüm dallarıyla, sayısız dünya kupası ve mega organizasyonlarla spor endüstrisinin ölçeği genişledi, tamamen metalaşan ve sermayeleşen spora yatırım ve cirolar geometrik olarak büyüdü, piyasa oluşturma teknikleri gelişti, spor klüpleri tekelci kapitalist şirketler haline geldiler, spor endüstrisi, medya, turizm gibi çok sayıda başka alandan tekeller ve aşırı birikmiş para sermayeyi bu alana yönlendiren bankalarla kaynaştılar.

Türkiye’de tekelci kapitalist spor endüstrisinin ve marka yıldızların gelişimi

Türkiye tekelci kapitalizmi, orta ileri kapitalist gelişme düzeyine geçiş çerçevesinde, futboldan başlayarak basketbol, voleybol, atletizm gibi diğer spor dallarında da küresel sermaye birikim alanına entegre olmaya başlamakta gecikmedi. Türkiye’de yalnız futbol değil, tüm spor dalları da, kapitalizmin orta ileri gelişme ve küresel tekelci sermaye birikimine entegrasyonu temelinde ve onun dolaysız bir bileşeni olarak yeniden yapılandırılmaya başlandı.

Yalnızca spor klüpleri tekelci spor şirketleri haline gelmekle kalmadı. Büyük tekeller de, giderek önem kazanan ve azami kar alanı haline gelen sanat ve spora da sponsorluk mekanizmasıyla ortak olmaya ve yatırımlar yapmaya başladılar. Spor endüstrisi bir azami kar nesnesi olduğu kadar, tekeller için de güç, imaj, rekabet, toplumsal-ideolojik, kültürel hegemonya konusu haline geldi. Eskiden kendi kıt olanaklarıyla bir noktaya kadar gelişebilen sporcuların bugün küçük bir kesimi de, yetenek avcılığı acentalarıyla, tekellerin ve devletin özel seçme ayıklama, yeterlilik-performans sistemleriyle birleşik burs, yatırım mekanizmaları, ile tekellerin ve Türkiye tekelci kapitalizminin uluslar arası rekabet, güç, hız, imaj, hegemonya markaları olarak ortaya çıkmaya başladı.

Türkiye kapitalizminin uluslar arası spor endüstrisi ve organizasyonlarında daha çok sayıda spor dalında ve uluslar arası norm-seçmeleri geçen daha çok sayıda sporcuyla yer almasının arka planında bunlar vardır. Erdoğan’ın yeni osmanlıcı jargon ile bunu “olimpiyat çıkarması” ve kapitalist kar ve hegemonya nesnesi haline getirilen “sporcuya yatırım”ın geri dönüşü olarak tanımlamasının arka planında bunlar vardır. Küresel tekelci kapitalizm ve mali sermayesinin, tek tek ülkelerdeki spor endüstrisi ve piyasasını genişletip derinleştirmesi, Türkiye tekelci kapitalizminin de küresel spor endüstrisi ve piyasası içindeki pay ve konumunu artırması, tekelci kapitalist bölge gücü olarak imajını parlatması, 10-20 milyar dolarlık 2020 olimpiyatlarının organizasyonunu alma çabaları…

Spor endüstrisi: Sınıf mücadelesinin yeni bir alanı

Tabii, sporun küresel tekelci sermaye birikim ve hegemonya alanı haline gelmesinin bir de diğer yüzü var. Spor da sınıf çelişkisinden bağımsız olmadığı gibi, her zamankinden fazla, burjuvazi ve mali sermayesinin bir sömürü ve egemenlik bileşeni haline geliyor. Bir kutupta küresel spor tekelleri ve azami karları, ışıltılı organizasyonları varsa, diğer kutupta, 2-10 milyar dolarlık küresel mega spor organizasyonlarında, inşaatlarda, spor malzemelerinin yapılmasında vd çalışan yüzbinlerce işçinin, organizasyonların düzenlendiği şehirlerde iş yükü 2 kat artan ulaşım işçilerinin sefalet birikimi var. Kapitalist spor ve fetişizmin etkisiyle sporcu olmaya heves eden, ama sistemin daha fazla para kazanmak için “yatırım yapma”ya değer görmeyip bir kenara fırlatılan yüzbinlerce spor heveslinin hayal kırıklığı var. Sporu ancak ekrandan seyrederek, meta-sporla kendine yabancılaşan milyarlarca işçi, emekçi var.

Bu yüzden küresel tekelci kapitalizmin mega spor organizasyonları ve karları büyüdükçe, hele ki işçi sınıfı ve emekçilerin daha derin bir sefalete itildiği kriz koşullarında, buna karşı tepkiler ve mücadeleler de büyüyor. Olimpiyat organizasyon ve inşaatlarında çalıştırılan işçilerin grev ve mücadeleleri, spor malzemesi üreten fason fabrikalardaki işçilerin mücadeleleri, olimpiyatların yapılacağı şehre 10 binlerce hayat kadının getirilmesine karşı kadın örgütlerinin tepki ve mücadeleleri, eğitim-sağlık ve kamu harcamaları durmaksızın kısılırken bir kez kullanılıp sonra boş kalacak stadyum, vd milyarlarca dolarlık para akıtılmasına karşı işsizlerin tepkileri, organizasyonun yapıldığı şehirlerde kent yoksullarının tasfiyesine, evlerinin boşaltılmasına dönük tepkiler, alınan olağanüstü askeri güvenlik önlemleri ve baskılara karşı şehir sakinlerinin tepkileri…

Böylelikle küresel mega spor organizasyonları da sınıf mücadelesinin bir alanı haline geliyor. Kanada’da yapılan kış olimpiyatlarında, Güney Afrika’da yapılan dünya futbol kupasında, Polonya-Ukrayna’da yapılan Avrupa futbol kupasında, işçilerin, işsizlerin, kent yoksullarının, öğrencilerin binlerce kişilik eylemleri, onbinlerin katıldığı protesto kampanyaları, grevler, yer yer çatışmalı işçi gösterileri yaşandı. Burjuva medya bunların hiçbirini vermedi.

Londra Olimpiyatları da, sınıf mücadelesinden bağımsız değil. Belediye otobüs sürücüleri, demiryolu işçileri ve havayolu sinyalizasyon işçileri, iş yüklerinin 3 kat artması ve ücretsiz fazla mesai dayatmasına karşı grevler ve grev tehditleriyle, küçük de olsa ücret artışı ve mesai ücreti kazanımları aldılar. Havayollarında grev halen gündemde. Uluslar arası taşımacılık sendikası İTF de, THY’de grev yasağı ve işten atmalara karşı, Londra Olimpiyatları sırasında dayanışma eylemi yapacağını açıkladı…

Komünist Devrim Örgütü Mücadele Platformu’ndan:

KÜLTÜREL, SANATSAL, BİLİMSEL, SPORTİF GELİŞİM VE KOMÜNİZM

Kültürün tekelci kapitalizasyonu ve tekelci kapitalist üretimi, kültürü de sermaye biçimi içinde küreselleştirmektedir. Kültürel üretimin üst düzeyden toplumsallaşması, kültürel ihtiyaçları da toplumsallaştırmaktadır. Geniş kitlelerde kültür sanatla bizzat uğraşma istem ve özlemini, daha pratikleşen teknolojik, organizasyonel olanaklarını ve bunun için gerekli belli bir asgari ilgi, yetenek, ihtiyaç standartını da toplumsallaştırmakta, daha geniş bir kitle zeminine yaymaktadır. Ancak bilim, kültür, sanat, spor insanın en ayır dedici toplumsal yetilerini ve yaratıcılığını geliştiren, ilişkilerini zenginleştiren uğraş alanlarından biri olmasına karşın, bunların sermayeye dayalı üretim ve organizasyon biçimi, tüm o parıltılı cilası altında, kitlelerin kendi öz kültürel, sanatsal, sportif etkinliğiyle kendilerini gerçekleştirmesinin en büyük engeli haline gelmektedir. İnsan gelişim ve yaşamının bu zenginleşme alanları, meta üretimi ve ticaretinin konuları haline getirilmiştir. İnsanın diğer insanlarla ve bir bütün olarak doğayla ve kendisiyle bilinçli ilişkiler kurabilmesinin, yaratıcı yetilerinin çok yönlü ilişkiler içerisinden gelişiminin bilimsel, kültürel, teknolojik koşul ve imkanları doğmuşken burjuva ideolojik aygıtlarla, bilimin teknolojinin uzantısı haline getirilmesiyle, kültürün endüstriyelleştirilmesiyle, tekno-kültürel aygıtlarla kurulan tekelci egemenlik, insanı biçimlendirip bunların uzantısı ve nesnesi haline getirmektedir. Bilim, sanat, spor, oyun ve eğlencenin metalaştırılması, bilimsel, sanatsal, sportif emekgücünün metalaşması, profesyonellik, herbirini amacından kopartıp yapanı da izleyeni de dışşallaştırmaktadır. Bilim teknolojiye, sanat popüler kültüre ve postmodern kaçkınlığa, spor mekanikliğe ve rekabete, eğlence gösterişçiliğe ve deşarj olmaya, oyun monitöre hapsedilmiştir. Bir yandan muazzam bir yetkinleşme, profesyonel gelişim, diğer yandan yığınsal izleyicilik, tabiyet, taklitçilik, hazırcılık, basitleştirme, kitschleştirme, tek biçimlilik, nesneleşmeyle zihinsel, duygusal, bedensel gerçekleşme ve yaratım edimlerinin, yetilerinin, düşünüşün, sezginin, hayal gücünün, neşenin, beğeninin, yaratıcılığın, çevikliğin, cesaretin, sınırları zorlamanın, sağlığın yitimi. İnsanın en büyük kültürel gelişme koşul ve dinamiklerinin ortaya çıkması, görülmemiş bir sermaye ve meta kültürüne köleleşmesiyle had safhada bağdaşmazdır. Kültürel ihtiyaçların da kitleselleşmesi, diğer yandan kitlelerin bunun maddi, toplumsal, zamansal olanaklarından, kendileri için kültür olanaklarından, hele ki öz gelişme etkinliği olarak kendilerini bilimsel, eğitsel, kültürel, sanatsal, sportif gerçekleştirme olanağından kesin biçimde yoksun bırakılması…
Kültürün, kültürel üretim ve ihtiyaçların görülmemiş toplumsallaşmasına karşılık sermaye biçimi, kültür alanında da sınıfsal-toplumsal-bireysel çelişkiyi şiddetlendirmektedir. İşçi sınıfı ve emekçilerin ne kadar genişliyorsa o kadar kısıtlanan kültürel ihtiyaçlarıyla, kendileri için ve kendilerini toplumsal olarak gerçekleştirme etkinliği olarak kültür istemiyle, kültür de kapitalizme sınıfsal-toplumsal karşıtlığın genişleyip derinleştiği bir alan haline gelmiştir. Sınıf savaşımında da proleter devrimci kültürel faaliyet, işçi sınıfının kültürel planda da savaşımı ve kolektif savaşım kültürü olarak yerini almalıdır. Proleter devrimci kültürel özlemler, ekonomik, siyasal, toplumsal mücadele ve istemlerle kaynaşan, komünist bilinç ve ufku derinleştiren istemlerdir. Kültür-sanat-spor alanlarında da, tarih, kitleleri sahneye ve sahaya çağırmaktadır! Yeni ve daha yüksek bir kültüre, evrensel dünyanın evrenselleşen kültürüne geçiş, ancak kitlelerin tarihsel inisiyatifine dayanan ve toplumun ve her bir bireyinin kültürel (sanatsal, sportif, bilimsel vd) yetilerini sınırsızca geliştiren bir toplumsal sistemi şart koşmaktadır. Komünizm-kapitalizm karşıtlığı ekseninden sosyalist devrimci sınıf savaşımı, kültürel planda da, eski kültür ve yaşam tarzının tüm biçimleri ve ilişkilerine karşı, yeni ve daha yüksek bir kültürün ve yaşam tarzının ön belirimlerini, tutkulu ufkunu, inancını, değerlerini, normlarını, simgelerini, imgelerini yaratarak ve politize ederek ilerleyecektir.
Sosyalist sınıf kültürünün belirimleri, ancak militan sosyalist sınıf savaşımı içinde gelişir. Çünkü sınıf kültürü adını taşımaya layık her değer, burjuva sınıfın değerlerine karşıt ve onlardan bağımsız bir varlık kazandığı, geniş ve çok farklı işçi kesimlerince benimsendiği ve yaygınlaştığı, birbirine aktar ılabilir hale geldiği, daha geniş kesimleri de bu değerler çevresinde toplayıp etkileyebildiği, gündelik yaşam ve ilişkiler içinde kendini yeniden üretebildiği ölçüde bu sıfatı hak edebilir. Komünizm ekseninden sosyalist bir sınıf kültürü ise, yeni ve daha yüksek bir toplumun tutkulu ufkunu, inancını, buna dönük savaşımın gereklerini ve değerlerini temeline yerleştirmek zorundadır. Burjuva kültür-eğlence endüstrisinin koşullayıcılığına karşı en büyük panzehir, işçilerin, kadınların, gençlerin, sınıf savaşımı içinde zihinsel-kültürel olarak da etkinleşmesi, üretkenleşmesidir. Komünist devrim programı ve sosyalist devrim stratejisi, temel taktik ve talepler ile birlikte, proleter devrim son derece canlı ve dinamik biçimde bu alana da girerek kapitalizmle cepheleşecek, yeni devrimci savaşım istem ve özlemlerini tutuşturacaktır. Eski yaşam tarzının tüm koşul ve biçimleriyle (yalnızca üretim ve yönetim tarzıyla değil onları da yeniden üreten ve pekiştiren sosyo-kültürel yaşam tarzı ve ilişkileriyle de) yıkılması ve yeni ve daha yüksek bir yaşam tarzının kurulması ekseni, komünist devrimci kültür-sanat savaşımının da temel eksenini oluşturur.
Sosyalist devrim kültür, sanat, spor, oyun, eğlence alanlarında hedefine bunların sermayeye dayalı ve metalaşmış üretim biçiminin yıkılmasını koyar. Burjuva devlet aygıtı yıkılıp üretim araçlarına el konulmakla kalınmayacak, sermayenin zihinsel, eğitsel, kültürel üretim araçları da toplumsallaştırılacak, kitlelerin devrimci inisiyatifiyle, işçi sınıfı ve emekçilerin çok yönlü gelişim ve ihtiyaçları, ilişki ve yeteneklerinin zenginleşmesi temelinde, yepyeni bir biçim ve içerikle örgütlenecektir. Sosyalist devrimle üretim araçlarının toplumsal mülkiyete alınması, bir çırpıda ve kendiliğinden yeni ve sosyalist bir kültür doğurmaz. Zihinsel-kültürel üretim araçlarındaki olağanüstü gelişme, devrimden sonra, yine bir çırpıda değil, fakat kültürel dönüşümü daha etkin, hızlı ve kolay gerçekleştirme olanaklarını artırmaktadır.
Bilimin, kültürün, sanatın, sporun, oyun ve eğlencenin yüksek birer bireysel uzmanlık alanı olmaktan çıkması, bireysel yetenekler çeşitliliğini de içerimine alan toplumsal-bileşik emeğe dayalı ve büyüyen toplumsal ihtiyaç, kendini gerçekleştirme ihtiyacı haline gelmesi, komünizmin bu alanlardan da koşul ve dinamiklerini geliştirmekte, komünizm-kapitalizm karşıtlığını derinleştirmektedir. Bilim, sanat, spor, oyun ve eğlence, insanın doğayla, kendisiyle ve diğer insanlarla ilişki kurmasının ve kendisini tüm yönlerden gerçekleştirmesinin farklı biçimleridir. Bunların birinden, bazılarından yoksunluk, diğerleri gelişkin bile olsa insanı parça insan kılar, eksik kılar. Komünizmin insanı bunların birinde, ikisinde yetkin, diğerlerinden yoksul, yoksun ve kör olmayacaktır; bilim, sanat, spor, oyun ve eğlenceyi iç içe geçirecek, bilinç, yaratıcılık ve neşeyle yaşamını geliştirmenin zengin kaynakları haline getirecektir. İnsan, tüm yetileriyle birlikte ve onları gerçekleştirmesiyle insandır.
Bilim insanı, sanatçı, sporcu tekelci sermayenin tahakkümünün, kontrol ve denetiminin dışına çıktıkları ve karşısına dikildikleri ölçüde özgürdürler. Bilginin, aklın, zekanın, sezginin, hayalin, duyarlılığın, beğeninin, yaratıcılığın, neşenin, bedensel sağlığın, cesaret ve sınırları zorlamanın gücüyle savaştıkları, proletaryanın sınıf savaşımında yer aldıkları, yetilerini proletaryanın sınıf savaşımının yetileri haline getirdikleri ölçüde özgürdürler. Proletarya da bilimi, sanatı, sporu, eğlence ve oyunu kendi sınıf savaşımının yetisi ve gücü haline getirdiği ölçüde özgürdür.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*