Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Öğretmenlerin yıkıcı işçileşmesi

Öğretmenlerin yıkıcı işçileşmesi

Eğitim-Sen’in “2017-18 Eğitim-Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu” raporu yayınlandı.

Rapordan öğretmenlerin yıkıcı işçileştirilme sürecindeki hızlanmaya ilişkin bir bölüm:

Eğitimde Performans, Sınav ve Angarya Çalışma Dayatması Sürüyor

Bir taraftan eğitimde ve yükseköğretim alanında son zamanların en kapsamlı dayatmaları
yaşanırken, diğer taraftan MEB tarafından ‘eğitimde performans değerlendirme’ adı altında,
eğitimde esnek, güvencesiz ve angarya çalıştırmayı hedefleyen adımlar atılmak istenmektedir.
Kamusal bir hizmet olarak eğitimin hızla özelleştirildiği ve ticarileştiği bir dönemde öğretmenlik
mesleği, siyasi iktidar ve MEB tarafından açıkça hedef alınmakta, ‘rekabet’, ‘verimlilik’, ‘kalite’ ve
‘müşteri memnuniyeti’ gibi piyasacı kavramlar üzerinden yeniden tanımlanmak istenmektedir. MEB
tarafından gündeme getirilen ‘performans sistemi’ ve ‘sınav’ dayatması, uzun bir süredir eğitim
alanında yaşanan piyasacı dönüşümün önemli ayaklarından birisi olarak hayata geçirilmek
istenmektedir.

Öğretmenlik mesleği eğitim süreçleri, atanma sorunları, çalışma koşulları, iş güvencesi açısından
yaşanan kaygılar, yetersiz maaşlar nedeniyle yeterince itibarsızlaştırılmış ve değersizleştirilmiştir.
Öğretmen yeterliliklerinde bilimsel, objektif ve evrensel standartlar yerine, öğretmenleri her açıdan
baskı altına alacak olan ‘Performans değerlendirme’ ve ‘sınav’ dayatmasındaki ısrar, MEB’in asıl
niyetinin ‘üzüm yemek’ değil, ‘bağcıyı dövmek’ olduğunu göstermektedir.

Eğitimde başarının arttırılması için uygulandığı iddia edilen performans değerlendirme
uygulamalarının on binlerce ücretli öğretmenin güvencesiz olarak çalıştırıldığı, sözleşmeli
öğretmenlik uygulamasının hızla yaygınlaştığı ve siyasi-ideolojik müdahalelerle sürekli değiştirilen
eğitim sistemine en küçük bir katkı sunması mümkün değildir.
Eğitim sistemi içinde öğretmenin her taraftan kuşatılarak tamamen edilgen hale getirildiği, itiraz
edenin, farklı olanın çalışma koşulunun kalmayacağı, rekabete dayalı, acımasız bir istihdam rejimi
oluşturulmak istendiği açıktır. Öğretmenlik mesleğinin ilkelerine, işlevine ve doğasına tamamen
aykırı olan böylesi bir girişimin, öğretmenlerin tamamına yakını tarafından reddedilmesi önemli ve
dikkate alınması gereken bir durumdur. Nitekim MEB, 81 il milli eğitim müdürlüğüne resmi yazı
göndererek, öğretmenlere yönelik performans değerlendirme çalışmalarının bu yıl
uygulanmayacağını duyurmuştur. ‘Öğretmen performans sistemi’nin uygulanmasının ertelenmesi
24 Haziran seçimlerine yönelik bir karardır ve tamamen geri çekilmesi için mücadelemiz kararlılıkla
sürecektir.

Anayasa’nın 18. maddesinde angarya çalışma “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya
yasaktır” ifadesiyle yasaklanmıştır. Anayasada açıkça belirtilmesine rağmen, son yıllarda tüm kamu
kurumlarında olduğu gibi, eğitim alanında çeşitli adlar altında gündeme getirilen ‘angarya çalışma’
uygulamaları özellikle sendikalı eğitim emekçileri üzerindeki baskıların artmasına neden olmuştur.
MEB’in pilot illerde başlattığı İlkokullarda Yetiştirme Programı (İYEP) kapsamında yapılan re’sen
görevlendirmeler, çeşitli kurs, proje ve protokol etkinliklerine bağlı çalışmalara zorunlu katılım, ev
ziyaretleri, eğitim koçluğu, birden fazla nöbet tutmaya zorlama, öğrenci servis araçlarının kontrolü
ve öğrencilere nezaret edilmesi vb. gibi doğrudan öğretmenlik mesleğinin icrası ile ilgili olmayan çok
sayıda angarya iş, öğretmenlerin sınıf içindeki asli görevlerini yapmalarını engeller hale gelmiştir.
MEB’in uyguladığı projeler ve imzaladığı protokoller üzerinden öğretmenlere yönelik angarya
görevler çıkarılması, eğitim emekçilerinin ‘aldıkları nefesi bile sayarak almaya başladıkları’ despotik
karakterli yeni çalışma düzeninin oluşturulmak istendiğini göstermektedir.

Eğitimde Güvencesiz İstihdam ve Ataması Yapılmayan Öğretmenler Sorunu

15 Temmuz sonrasında öğretmen atamalarında mülakat sınavının benimsenmesi ve son olarak
Milli Eğitim Bakanı’nın bundan sonra öğretmen istihdamının sözleşmeli olarak yapılacağını
açıklaması, öğretmen atamaları ve istihdamının açık bir şekilde ‘politik güvencesizleştirme’ye
dönüştüğünün kanıtıdır. Ataması yapılmayan öğretmenlerin etnik kimliği, inancı ve mezhebi
dolayısıyla ya da iktidara eleştirel ve muhalif yaklaşımı nedeniyle sözlü sınav ya da güvenlik
soruşturması aşamasında ‘fiilen’ elenmesi, öğretmenlerin ‘hükümet memuru’ olarak istihdam
edilmesinin önünü açmıştır.

Öğretmen atamalarında temel sorun, toplumun hemen her kesimi tarafından ‘siyasi torpil’ ve
‘kayırmacılık’ olarak algılanan mülakat sınavı ile sınırlı değildir. Siyasi iktidarın bir süredir kamu
istihdamında benimsemiş olduğu güvencesiz/sözleşmeli istihdam uygulamalarının yaygınlaşması,
‘güvenlik soruşturması’ adı altında yapılan siyasi fişlemeler, özellikle farklı kimlik ve mezheplere
yönelik olarak benimsenen ayrımcı tutumların sürdürülmesi halinde yapılacak atamaların liyakate
göre değil, iktidara ‘sadakat’e göre yapılması yaşanan haksızlıkların artarak süreceğini
göstermektedir.

2017 verilerine göre ücretli çalıştırılan öğretmen sayısı; 81 ilde 63 bin 829’dur. Ücretli
öğretmenlerin 27 bin 409’u eğitim fakültesi mezunu, 27 bin 936’sı lisans mezunu (eğitim fakültesi
hariç), 8 bin 484’ü ön lisans mezunudur. Ataması yapılmayan yarım milyona ulaşan eğitim fakültesi
mezunu varken, 2017 yılında da, hayvan yetiştiriciliği, bağcılık, ziraat vb. bölüm mezunu kişiler
öğretmen olarak atanmıştır. Öğretmenler snav, mülakat ve güvenlik soruşturması kuşatması ile karşı
karşıyadır.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ataması yapılmayan öğretmen sayısını 438 bin, resmi öğretmen
açığını ise 109 bin olarak açıklamıştır. Eğitimde ciddi anlamda öğretmen açığı olmasına rağmen,
yeterince atama yapılmaması nedeniyle 2003-2017 yılları arasında KPSS’ye giren her 100
öğretmenden ortalama 17’sinin ataması yapılmış, geriye kalan 83 işsiz öğretmen ya tekrar sınava
girmek ya da başka alanlarda çalışmak zorunda bırakılmıştır.

Son 16 yıl içinde atanan öğretmenlerin yüzde 64’ü AKP hükümetleri döneminde göreve başlamış
olmakla birlikte, aynı dönemde emekli olan öğretmen sayısı 213 bin 286’dır. Öğretmenlerin emeklilik
oranları 2008 yılına kadar yüksek seyrederken, 2008 yılında sosyal güvenlik sisteminde yapılan
değişiklik sonrasında emekli aylıklarındaki ‘aylık bağlama oranı’nın düşürülmesinin ardından
emeklilik sayılarında belirgin azalma yaşanmıştır. Bu durumun temel nedeni öğretmenlerin çalışırken
aldıkları maaşın, emekli olduklarında yarı yarıya azalıyor olmasıdır.

Ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısının yarım milyona ulaşması bir yandan intiharlar ve iş
cinayetleriyle hayatını kaybeden öğretmen gerçekliği haline gelmiş, aynı zamanda ataması
yapılmayan öğretmenler sermaye tarafından ucuz işgücü haline getirilmiştir.
15 Temmuz darbe girişimi öncesinde emeklilik dilekçesi vermiş olan öğretmen sayısı 9 bin 943
olmasına rağmen, darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve peş peşe çıkarılan KHK’lerin de etkisiyle,
2017 yılında yüzde 68 gibi yüksek bir oranda artarak 14 bin 548’e çıkmıştır. Gerek ülkenin içinde
bulunduğu koşullar ve giderek ağırlaşan sorunlar, gerekse sürekli değiştirilen ve adeta yap-boz
tahtasına döndürülen eğitim sistemi nedeniyle mutsuz olan ve mesleklerini icra etmekte zorlanan
öğretmenlerin gelirlerinde yarı yarıya azalmayı göze alarak emekli olmayı tercih ettiklerini
göstermektedir.

Sözleşmeli Öğretmenlik OHAL ile Olağanlaştırılmıştır

Geçtiğimiz yıllar içinde özellikle eğitim alanında güvencesiz, esnek ve performansa dayalı
istihdam politikalarını adım adım hayata geçiren siyasi iktidar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında
tartışmalı mülakat sınavları ile birlikte yeniden düzenlediği öğretmen atama sistemi ile öğretmenleri
‘iktidara sadakat’ ilkesi ile çalıştırmak istediğini açıkça göstermiştir.
Geçtiğimiz yıllarda siyasal kadrolaşma amacıyla gündeme getirilen ve Danıştay tarafından
“objektif olmama” gerekçesiyle iptal edilen “mülakat sınavı” uygulamasının öğretmen atamalarında
belirleyici olması ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamasıyla birlikte hayata geçirilmesi, Türkiye’de en
yaygın kamu hizmeti olan sözleşmeli/güvencesiz öğretmen istihdamının temel istihdam politikası
olarak benimsendiğini göstermektedir. Türkiye’de mülakat sınavına dayalı tüm uygulamaların
‘siyasal kadrolaşma’nın önünü açarak sayısız haksızlığa neden olduğu, aldıkları puanlara
bakılmaksızın iktidarın dünya görüşüne yakın olmayanların taraflı ve kasıtlı değerlendirmeler
üzerinden elendiği ya da ‘saf dışı’ bırakıldığı çok iyi bilinmektedir.
15 Temmuz sonrasında yapılan 38 bin öğretmen atamasının tamamı mülakata dayalı sözleşmeli
öğretmenlik şeklinde gerçekleşmiştir. Bugüne kadar sözleşmeli olarak atanan ve göreve başlayan
540 öğretmenin sözleşmesi ‘güvenlik soruşturması’ gerekçe gösterilerek iptal edilmiştir. Mevcut
uygulamanın devam etmesi halinde farklı kimlik, inanç ve siyasi düşünceye sahip olan, ‘yerli’ ve ‘milli’
olmadıkları düşünülen, iktidara eleştirel ve muhalif yaklaşan, öğretmenlerin ‘mülakat sınavı’ ve
‘güvenlik soruşturması’ üzerinden elenmesi, atanacak öğretmenlerin büyük ölçüde iktidarın istek ve
beklentileri doğrultusunda istihdam edilmesi kaçınılmazdır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 15 yılda ortaya koyduğu pratik, kurumun en güvenilmez bakanlık
haline gelmesini sağlamış, eğitim sistemine yönelik olarak yapılmak istenen değişiklikler başta olmak
üzere, yapılan her türlü sınav, değerlendirme ve atamaların ve sürekli eleştirilmesine ve
tartışılmasına neden olmuştur.

Eğitim hizmetlerinin niteliği, sürekliliği ve düzenli olması gerektiği açıktır. Bu nedenle eğitimde
objektiflikten uzak değerlendirmelerle yapılacak atamalardan ve sözleşmeli öğretmenlik
uygulamalarından derhal vazgeçilmeli, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

http://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2018/06/E%C4%9Fitimin-Durumu-Raporu-7-Haziran-2018.pdf

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*