Anasayfa » GÜNDEM » Öcalan’ın uzlaşmacı reformist hattını bir kez daha kabul ettirmesi

Öcalan’ın uzlaşmacı reformist hattını bir kez daha kabul ettirmesi

Kürt tutsakların hapishanelerde sürdürdüğü açlık grevi, A. Öcalan’ın bitirilmesi kararıyla sona erdi. Açlık grevi, içerideki katılımlar artırılmış, dışarıda açlık grevleri başlamış ve kitlesel katılımlarla büyütülürken, devletin sindirme saldırılarına karşı sokak ve alanlardaki çatışmalar artarken, AKP hükümetinin açlık grevinin basıncını hissetmeye başladığı bir kesitte, hem de bıçakla kesilir gibi bitirildi. Eylemin üç talebinden anadilde savunma hakkı konusunda hükümet gerilemiş, tercüman parasının ödenmesi gibi zırvalarla birlikte bu istem kabul edilmişti. Anadilde eğitim konusunda alınan bir sonuç olmadığı gibi, açlık grevinin birinci talebi olarak ileri sürülen A.Öcalan’ın tecritinin sona erdirilmesi, görüşme sağlanması, barış görüşmelerinin yeniden başlatılması taleplerinden ise bir avukat görüşmesi dahi gerçekleştirilmeden vazgeçildi. Devletin “siz alamazsınız, ancak biz verirsek veririz” sözü kabullenildi.

Açlık grevi Öcalan’ın ‘sağduyulu’ çağrısıyla bitirilmiş derin bir nefes alınmıştı. Artık sıra ‘faşist AKP hükümeti’ndeydi !

Beklenmedik bir karar mı ?

Eylemin son günü, 67. günündeki açlık grevine destek için gerçekleştirilen bir eyleme katılmıştık. Akşam saatlerinde eyleme destek için katılanlar, katılımın (3-4 misli daha fazla olabilecekken) çok düşük olduğunu, eylemin ruhunun ve dinamizminin 67. güne gelmiş bir açlık grevinin ruhunu ve dinamizmini yansıtmadığını söylediler. Sohbet içerisinde “açlık grevi sürerse dışarıdaki katılımlarla birlikte nereye doğru ilerler, nasıl sonuçlanır”ın değerlendirmesi yapıldı. A .Öcalan’da açlık grevlerine, ölüm oruçlarına karşı bir tutum olduğunu, bu karşı tutumun her vesileyle söylendiği, PKK’lilerin kısa süreli açlık grevleri dışında açlık grevi yapmadıkları, A.Öcalan’ın açlık grevinin uzatılmaması içerikli bir notunun devletin elinde olduğu, medyadaki burjuva kalemlerin “bir heyet gitsin, Öcalan’a bitirtilsin” görüşünü açıktan ifade ettiklerini, muhtemelen bu eylemin sürdürülmeyip bitirileceği, Kürt halkında da “açlık grevi sürdürülmez bitirilir” görüş ve beklentisinin olduğu değerlendirmeleri yapıldı. Anadilde savunma hakkının direnişle kabul ettirilmiş olduğu, devletin Öcalan’la görüşme konusunu ise elinde bir silah olarak tutmaya devam ettiği, bununla birlikte yeni bir kosterin hazırlandığı, birkaç kişilik bir avukat grubunun A.Öcalan’la görüşmesi sağlanarak açlık grevi bitirilir, değerlendirmesi de yapıldı.

Bu konuşmalar bitti, 20-30 dakika geçti geçmedi, cep telefonundan internetten haberlere bakan bir yoldaş “Öcalan’ın çağrısıyla açlık grevleri bitirildi” haberini geçti. Kardeş Öcalan görüşme için gitmiş ve görüşme sonrası karar onun ağzından açıklanmıştı. Yanıldığımız nokta en azından avukatların görüşmeye gideceği ve bitirmenin de böyle bıçakla keser gibi değil de usulü erkanınca yapılacağı idi. Bu kadar hızlı ve paldır küldür ve bir kişinin ağzından çıkan sözle bitirilmesine tepki cümleleri dışında, açlık grevini bitirme haberinin kimse üzerinde sürpriz etkisi olmadı.

Sorulmalıdır: Neden başlandı, neden bitirildi?

Açlık grevi karşısında devletin ve AKP hükümetinin tutumu en temel hakların kazanılması için dahi büyük bedeller ödemek gerektiğini, öncesiz sayısız örneği gibi gösteriyor. “Açlık grevi yapılmadığı”, “gerektiği zaman müdahale edileceği”, “idam cezasının tekrar getirilebileceği”, “bu tür eylemlerle hiçbir hakkın kabul ettirilemeyeceği”, vs. o çok bildik karşıdevrimci saldırgan dil eksik olmadı. Son evrede eylemin basıncı daha doğrudan hissedilmeye başlanmışken de R.T .Erdoğan’ın ağzından bu saldırgan söylem sürdürüldü. Buna karşın eylem, dışarıdaki katılımlar, sokakların ve meydanların hareketlenmesiyle büyümeye ve yükselmeye devam ediyordu. İşte tam da bu noktada A. Öcalan yangın söndürücü rolünü bir kez daha oynadı ve ondan gelen kararla açlık grevi bitirildi. Önce yüzlerin, sonra binlerin eyleme katıldığı, Türkiye devrimci demokratik hareketinin, ilerici kamuoyunun, komünistlerin, aydınların, sanatçıların sosyalist, demokratik, devrimci, insani, vicdani bir duyarlılık ve sorumlulukla yer aldıkları, destekledikleri bir eylem, elbette bir kişinin görüş ve tutumunun ötesinde bir çizginin ifadesi olarak, ama bir kişinin ağzından çıkan bir cümleyle bitiriliyor. Bu bitiriliş biçimi, açlık grevine farklı bir sonucu elde etmek için başlayanlar tarafından sorulmalıdır. Ulusal sorunun devrimci kurtuluşçu bir çözümünü isteyenler tarafından sorulmalıdır. Ulusal sorunu sınıfsal devrimci bir kurtuluşla birleştirmek için mücadele edenler tarafından sorulmalıdır. Bu çizgi ve bu Ortadoğu tarzı geri önderlikle özdeşleşmiş olanlar açısından değilse de, görüşleri bu çizgiden farklı olan, Kürt ulusal hareketinin kendi kaderini tayin hakkını sonuna kadar ve kararlılıkla destekleyen, bu eyleme demokratik, insani-vicdani nedenlerle içten ve gönülden destek verenler açısından elbette sorulması gereken sorular vardır.

Türkiye devrimci hareketinin Kürt ulusal hareketine destek zaafiyeti, sonraki süreçte devrimci demokratik konumdan uzaklaşmayla da birlikte, büyük bölümünün ona yedeklenmesi ve tabiyetine dönüşmüştür; Kürt ulusal hareketinin yedek gücü gibi hareket etmeyi varoluş nedeni haline getirenler muhtemelen kulis sohbetleri dışında susacaklar ve bir soruları dahi olmayacaktır. İsterse gönül desteği düzeyinde olsun, bu süreçte yer almış ve desteği olmuş olan herkesin açlık grevinin bu bitiriliş biçimine karşı bir sorusu ve tepkisi olmalıdır. Bu şekilde ve böyle bir zamanda bitirilecektiyse “neden başlandı, neden bitirildi” sorusu sorulmalıdır.

Açlık grevi dışarıdaki destekleriyle birlikte büyürken bitirildi

Gerilla savaşının geliştirilmesi ve silahlı mücadele, barışçıl ve şiddete dayanan mücadelelerin birleştirilmesi, demokratik direnç, süreklilik gibi konularda Kürt ulusal hareketinden öğrenilecek birçok şey bulunmaktadır. Açlık grevleri söz konusu olunca ise, Kürt ulusal hareketinin güvenilmezliği birçok kez tecrübe edilmiştir. ’87 zindan konferansı ile hapishane mücadelesinde açık bir sağ hatta girmişlerdir. 19 Aralık’taki tutumları biliniyor. Yaptıkları açlık grevleri ise kısa süreli ve dönüşümlü açlık grevleridir. Bununla birlikte, son açlık grevi farklı bir ortamda ve öncekilerden farklılaşan bir çizgide seyretmeye başlamıştır. Kürt ulusal hareketinin siyasal ve toplumsal meşruiyetinin güçlü bir ifadesi olan, içlerinde milletvekillerinin de bulunduğu binlerce KCK’li içeridedir. Bu kitlesel tutuklamalar içeride ve dışarıda büyük bir öfke yaratmıştır. Ulusal hareketin bölgeselleşme dinamikleri güç kazanmıştır. Gerilla hareketi silahlı mücadelede alan hakimiyeti denemelerine başlamıştır. Bunlar ve Batı Kürdistan’daki gelişmeler, ulusal harekete siyasal ve moral üstünlük kazandırmaktadır.

Açlık grevi böyle bir dönemde, önceki kısa süreli dönüşümlü açlık grevlerinden farklı olarak süresiz açlık grevi biçimiyle ve ölüm orucuna doğru dönüşerek başlatıldı ve sürdürülüyordu. Açlık grevinin talepleri de demokratik nitelikli hakların kazanılmasını içeren taleplerdi. Dışarıda kitle hareketinin büyütülmesi, serhildanların örgütlenmesinde yaşanılan zorlanmanın önünü, içeriden başlayan açlık greviyle açmak gibi bir perpektife sahipti.

Belirtilen koşullarda gerçekleştirilen açlık grevi, devrimci bir öfke üzerinde yükseldiği gibi, Kürt ulusal hareketinin devrimci gelişimi ve yükselişini sağlamakta tetikleyici bir güce de sahipti. Sonlandırılma öncesinde de düşüşte değil, yükselişteydi. Devleti sıkıştırmaya başlamıştı. Bundan dolayı, en azından bir süre daha sürdürüleceği, A. Öcalan’ın tercritini ortadan kaldıracak bir sonucun da elde edileceği, anadilde eğitim konusunda da daha ileri bir kazanıma ulaşılacağı beklenilebilirdi ve bunlar mümkündü.

Kazanacaklar kazanılmadan, bir görüşme dahi yapılmadan, eylemi başlatanların bir sonlandırma açıklaması olmadan, Öcalan’ın bir sözüyle milletvekilerinin hapishanelere koşmasıyla bitirilivermiştir açlık grevi. Açlık grevleri gibi çok kısıtlı koşullarda daha çok saldırıların önlenmesi ve sınırlı kazanımlar için gerçekleştirilen bir eylem biçiminde en önemli noktalardan birisi de eylemin görüşmesiz, anlaşmasız bitirilmemesidir. Yaşayanlar çok iyi bilirler, bedenlerin açlığa ve ölüme yattığı bir eylemde sadece siyasal açıdan değil, moral yönden de eylemin en azından görüşmelerle, direnişin ciddiyeti ve muhatap alınması sağlanarak bitirilmesi önemlidir. Bu da çiğnenip geçilmiştir. Son düşen haberler olarak akıllarda “A.Öcalan açlık grevinin bitirilmesini istedi” sürmanşeti, polisin “A.Öcalan bitirin dedi” anonsu, bir de buna karşın Kürt gençlerinin taş atmaya ve çatışmaya devam etmesi kalmıştır.

A.Öcalan’ın uzlaşmacı reformist hattını bir kez daha kabul ettirmesi

Eylem, A.Öcalan’ın kendi uzlaşmacı reformist hattını açlık grevcilerine, içerideki ve dışarıdaki direnişe katılan bütün güçlere kabul ettirmesiyle bitirilmiştir. Açlık grevi, hükümetin alttan uzlaşma arayışlarını yoğunlaştırırken R.T. Erdoğan’ın ağzından saldırganlığını pervasızca sürdürdüğü, ölümlerin olabileceği, bununla birlikte Roboski sonrası oluşan derin duygusal siyasal kopuşa yeni bir halkanın ekleneceği bir kesitte bitirilmiş, bunun olmasının önüne geçilmiştir. Öcalan’ın bitirme kararıyla kopuşun derinleşmesi önlenmiş, devlete soluk aldırılmış, geri düzeylerdeki liberal reformist çözümün destekleyicileri ve bu tür bir çözümün Kürt tarafı olarak Öcalan’ın eli güçlendirilmiştir.

BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak: “Sayın Öcalan bir kez daha lider ve önder olduğunu ortaya koyan önemli tarihsel bir duruş sergiledi. İnsan yaşamına ne kadar önem verdiğini ortaya koydu. Takdir edilecek çabaların herhangi bir insanın yaşamına zarar gelmeden sonuçlanması için güçlü bir çağrı yaparak eylemin sonuçlanmasında en önemli rolü ve katkıyı sundu. Hepimiz 60. günden sonra her saniye olası bir olumsuz gelişme haberi duyabiliriz kaygısıyla yaşadık. İmralı’dan gelen çağrı hepimize nefes aldırmıştır. Türkiye’yi açıkça bir kaosun, felaketin kıyısından alan bir açıklama olmuştur. Böylesine bir kaosu önleyen Sayın Öcalan tarihsel rolünü oynamıştır” demektedir.

A.Öcalan’ın açlık grevine karşı olan tutumu ve sonlandırılması talimatı ile kanıtladığı, reformist uzlaşmacı bir hattın dışına kesinlikle çıkılmaması gerektiğidir. Açlık grevinin başlamasına sessiz kalmıştır, çünkü üzerindeki tecritin kaldırılması ve kendisiyle görüşmelerin başlatılması birinci taleptir. Ölüm sınırına girilmesiyle karşı çıkmıştır, çünkü olacak ölümlerle duygusal ve siyasal kopuş derinleşecek, artık görüşme isteme değil görüşmeleri istememe tutumu olayların akışı içerisinde öne geçecektir. Açlık grevine karşı çıkması dışarıdakilerin işini içeridekilerin üstlenmesine karşı olmaktan öte, hareketin uzlaşmama yönünde daha radikalize olması, sürecin kopuş yönünde derinleşmesinin önüne geçmektir. A. Öcalan bu tutumunu daha önce de silahlı mücadelede tırmanma olduğu, özellikle de çatışmaların boyutlandığı ve siyasal koşulları doğrudan ve yoğun olarak etkilediği dönemlerde de ayar yapma biçimiyle göstermiştir. Her seferinde silahlı eylemin reformist hatla sınırlı kalmasını, politik reformizmin sınırlarını kesinkes aşmamasını istemiş, böyle durumlar ortaya çıktığında da bastırıcı tavrını ortaya koymuştur. ‘Halk savaşı‘ gibi söylemlerin söylemin ötesine geçmesine karşıdır. Ulusal ve demokratik nitelikli burjuva hareketlerde çok görülen tarzda “ben de tutamam, savaş büyür; herkes işini yapsın” diyerek silahlı eylemlerin önünü açarken an denebilecek kısa bir zamanda bu sözlerinin karşısına geçmekte, bu kez eylemcilere, gerilllara veryansın etmekte, burada da kalmayıp arabulucu bir BM barış görüşmecisi konumuna girivermektedir.

Açlık grevini bitirme karar ve tutumuyla, denildiği gibi Öcalan’ın güvenilirliği artırmıştır. Kimlerin nezdinde artmıştır bu güvenilirlik? Liberallerin nezdinde artmıştır. Türk burjuvazisi ve Türk devleti nezdinde artmıştır. Kürt burjuvazisi nezdinde artmıştır. Savaşın yorgun güçleri nezdinde artmıştır. Dün gerilla güçlerini Türkiye sınırlarının dışına çıkartarak, Kandil’den bir heyetin gelip teslim olmasını sağlayarak, sürekli tek taraflı ateşkes kararlarıyla sağladığı güvene, içeride ve dışarıda büyüyecek olan direnişi, en kritik evreye girerken bıçakla keser gibi bitirerek, bir halka daha eklemiştir. Bundan sonra A.Öcalan’ın barış için bir fırsat olduğu, mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini içeren konuşma ve yazıları çok daha fazla göreceğiz. Daha önce bunları söyleyenlere yenileri eklenecektir. Gerillanın sınırların dışına çıkması, silah bırakması çağrıları artacaktır. Bu konuşma ve yazılar arttığı ve bu görüş egemen sınıflar ve devlet içerisinde güç kazandığı ölçüde Kürt ulusal sorununun devrimci kurtuluşçuluktan daha fazla uzaklaşması, liberal reformist geri çözüm biçimlerine daha fazla yaklaşması gerçekleşecektir. Ki Kürt işçilerinin, kent ve kır yoksullarının emperyalist-kapitalist güçlerin çözümü olan bu çözümden hiçbir kazanımı olmayacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*