Anasayfa » GÜNDEM » Öcalan’ın mektubu?

Öcalan’ın mektubu?

Öcalan’ın avukatları 18 Haziran’da İmralı’daki Öcalan’la görüştü. Ancak avukatlar bu sefer görüşme üzerine bir açıklama yapmadı.

Bunun üzerine burjuva faşist devlet mekanizmaları, Doç Dr Ali Kemal Özcan’ı 20 Haziran’da Öcalan’la görüşmeye gönderiyor. Öcalan ile avukatları ve akrabaları dışında hiçbir sivil görüştürülmezken, bu şahsın görüşüvermesi, tabii ki devletin bilgisi ve yönlendirmesi dışında mümkün değil. Ali Kemal Özcan, Munzur Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve rektör danışmanı. Kürt sorunu üzerine resmi görüşe yakın pek derin ve pek istihbari kitapları filan var. AKP’ye yakın ve MİT’le de ilişkileri olduğu biliniyor.

Doç bey, Öcalan’la görüşmeden Öcalan’ın imzasıyla bir mektupla döndüğünü söylüyor ve görüşmeden hemen sonra basın açıklaması yapıp mektubu okuyor. Zaten basın toplantısı için her şey önceden hazırlanmış. Anadolu Ajansı, İhlas Haber Ajansı, Doğan Haber Ajansı, tüm AKP medyası orada.

Flaş, flaş, flaş! Öcalan’ın el yazısıyla yazıp imzaladığı iddia edilen mektubun, HDP’nin İstanbul tekrar seçimlerinde Cumhur ve Millet ittifaklarını desteklemesinin yanlış olduğunu, 3. yol olarak kendi farklı siyasetini izlemesi gerektiğini söylüyor, diye yorumlanıyor.

Erdoğan hemen sonra sahne alıp, bakın bakın gördünüz mü Öcalan ile Demirtaş ayrı şeyler söylüyor, bunların arasında iktidar mücadelesi var, filan adlı son bestesini söyleyerek, zaten kendi yürüttüğü kirli operasyonun üzerine cilasını çekiyor.

HDP’den hızla İstanbul seçimlerinde politikalarında değişiklik olmadığı, mektubun yalan olduğu açıklamaları geliyor.

Öcalan’ın avukatları gelişmeler üzerine Öcalan ile 18 Haziran’da yaptıkları görüşmeler hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Bu açıklamada da Öcalan’ın HDP’nin “3. yolu izlemesi” gerektiğine dair benzer söylemleri var, fakat bu kez, “HDP kendi seçimini yapacak kendi kararını kendi verecektir” diye bir vurgu da var.

Hemen ardından PKK kurmaylarından Karayılan’ın ANF’ye yaptığı bir açıklama geliyor. Karayılan “HDP zaten kararını vermiştir…AKP iktidarından bir şey bekleme yerine -ki bu yanlıştır- mücadeleyle sonuç alınabilir. ” diyor.

Ne olup bittiğini anlamak zor değil. Erdoğan-AKP, İstanbul darbeci seçimlerini kaybedeceği havasının belirginleştiği koşullarda, Öcalan’ın muğlak ifadelerinden de yararlanarak, bir fiili durum/darbe daha yaparak HDP’yi düşürmeye çalışıyor. Kürt hareketi içindeki farklı eğilimleri birbirine düşürüp kafa karıştırmak istiyor. Bunun için de, artık Öcalan ile ne nasıl konuşuldu bilinmez ama (Öcalan’la müzakare başladı, bir takım vaatlerde bulunuldu, gibi bir izlenim yaratarak), onu devreye sokarak, PKK’nin HDP üzerindeki etkisini kırmak ve HDP tutumunu değiştirmeyecek olsa bile HDP içinde (ittifaktan çekilirsek yeni bir açılım süreci başlayabilir beklentisiyle) çatlak yaratmak, Kürt hareketindeki liberal beklentileri artırmak istiyor.

Kürt hareketi içinde farklı eğilimler olduğu bilinmeyen bir şey değil. Çünkü Kürt hareketi içinde farklı sınıflar var. Nitekim devlet iktidarı, 2014-15’teki neoliberal müzakere sürecinde Kürt burjuvazisi ve liberalleri üzerinden PKK’yi tasfiye etmeye çalışmıştı. Öcalan, gerillanın sınır dışına çekilmesi ve silah bırakma sürecini başlatması talimatını vermişti. PKK, bunu uygulamamış, 6-7 Ekim ve Rojava direnişi ile kazandığı yeni güç ve olanakları değerlendirerek, basıncını artırmıştı. Devletin Kürt hareketi içinde istediği tasfiye sürecini gerçekleştirememesi, Kürt halkı ve HDP üzerinde de PKK’nin etkisini kıramaması, üstüne bir de Rojava gibi etkenlerle PKK’nin güç ve inisiyatifinin artması üzerine, zaten hiçbir şey vermeyeceği ve dondurduğu çoktan belli olan müzakere sürecini tek taraflı bitirip kirli katliamcı savaşını yeniden başlatmasının nedenleri arasındaydı.

Aslında Erdoğan, AKP ve faşist devlet iktidarının bu son “Kürt” manevrası, yalnızca İstanbul tekrar seçiminde son bir koz olarak “şapkadan tavşan çıkarma” çabasıyla sınırlı değil. TÜSİAD vbnin de Erdoğan’ı neoliberal mutabakatçılığa doğru sıkıştırdığı koşullarda, HDP ve Kürt hareketi üzerinde PKK etkisini geriletmeye dönük bir nabız yoklaması. Asıl mesaj da HDP içindeki Kürt burjuvazisi ve liberallerine; Öcalan üzerinden yeni bir “neoliberal Kürt açılımı” beklentisine girerek, ve tabii bunun koşulu olarak da PKK’ye ve HDP içindeki bu eğilime karşı seslerini yükseltmeleri, HDP’de daha fazla ağırlık ve inisiyatif alarak “bağımsız” (yani PKK’den bağımsız) hareket etmeleri isteniyor. Son dönemde TÜSİAD’ın da istediği tarzda, Kürt sorunundaki açık örtük mesajlar da (Binali Yıldırım’ın “Kürdistan” demesi, Erdoğan’ın Ahmet Kaya’nın mezarının Türkiye getirilmesini istediğini söylemesi, Ertuğrul Özkök’ün Kürtçe kaset tanıtımı yapması, ırkçılığa karşı intihar eden bir Kürt işçi için sosyal medyada yürütülen liberal vicdan kampanyaları, Öcalan’ın açlık grevlerini de bitirmek için avukatlarıyla yeniden görüştürülmeye başlanıp “umutluyum”, “seziyorum” gibi açıklamalar yapması, Kürt kanaat önderi denilenlerin CHP yöneticileriyle görüşmesi, Kılıçdaroğlu’nun belediyede Kürtçe anadil kursu olabileceğini ama Meclis’te bunun için bir uzlaşma gerektiği açıklaması, vb.) bu çerçevede.

PKK ve HDP açıklamaları, seçim taktiklerinde bir değişikliğin olmayacağı yönünde. Ancak meselenin İstanbul seçimiyle sınırlı olmadığını, Kürt ve Suriye sorunları başta olmak üzere, daha büyük ve çok aktörlü bir sürecin, asıl seçim sonrasına hazırlığı da içeren daha büyük kartlarının açılmaya başladığını görebiliriz. Bununla birlikte Erdoğan-AKP’nin panik durumuyla, Kürt hareketinin zayıf karnı olarak gördüğü Öcalan’ı, bu biçimde bir sis perdesi yaratarak kullanmaya çalışması, ve bunun yaratacağı güvensizlik, seçim sonrası manevra sahasını da daraltacaktır.

Gelişmeleri izlemeye ve değerlendirmeye devam edeceğiz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*