Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Öcalan: Savaş demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasında

Öcalan: Savaş demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasında

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, PKK’nin silahlı mücadeleye başlamasının yıldönümü olan 15 Ağustos günü HDP heyetiyle İmralı’da yaptığı görüşmede, “Bu 30 yıllık savaş büyük bir demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasındadır” dedi.

HDP Grup Başkan Vekilleri Pervin Buldan ve İdris Baluken ile HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Cuma günü Öcalan ile İmralı Adası’nda yaptıkları görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Heyet, aracılığı ile 15 Ağustos’a ilişkin verdiği mesajla sürece ilişkin önemli mesajlar veren Öcalan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak Türkiye halklarını kutladı.

“Bu 30 yıllık savaş büyük bir demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasındadır” diyen Öcalan, 3 Ağustos’ta Şengal’i istila eden IŞİD saldırılarına da değindi. Öcalan, “Bütün bölgede özgürlüğümüz için direnen ulusal barış güçlerine özel selamlarımı ve şükran duygularımı gönderiyorum” dedi.

HDP heyetine göre Öcalan özellikle çözüm süreci, 15 Ağustos’u yıldönümü, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Güney Kürdistan’a yönelik IŞİD saldırılarına ilişkin mesajlar verdi.

15 Ağustos: “Öncelikle mücadelemizin 30. yıldönümü olan 15 Ağustos vesilesiyle tarihi gelişmelerin eşiğinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu 30 yıllık savaş büyük bir demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasındadır. Demokratik müzakere süreci tarihi ve toplumsal olarak derin bir anlama sahiptir. Etkileri ve sonuçları çok büyük olan bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç sadece Türkiye’de değil tüm bölgede ağır sorunların çözümüne dönük barış ve özgürlükler temelinde model olacak tarihi imkanlar barındırmaktadır.”

Cumhurbaşkanlığı seçimleri: ‘Öncelikle Hakkari’den Şırnak’a, Lice’den Bayburt’a, Rize, Trabzon ve İstanbul’dan İzmir’e kadar halkların eşit kardeşliği ve tam radikal demokrasi mücadelemize oylarıyla teminat oluşturan bütün Türkiye halklarını selamlıyor ve kutluyorum. Bu seçimde oluşturulan ve giderek bir çığ gibi büyüyecek olan desteği barışa ve kardeşliğe dönük en güçlü teminatlardan biri sayıyorum. Seçimin en tarihi sonucu 90 yıllık içe kapanmış aşırı milliyetçi ve faşizan politikaların aşılmasına dönük bir zemin yaratmış olmasıdır. Açılan yeni dönemin anlamı gerçekten demokratik Türkiye, demokratik cumhuriyet olgusunu bir ütopya olmaktan çıkarıp gerçeğe dönüştürecek olmasıdır. Kürtler açısından da oluşmuş olan bu kadar geniş ve sağlam irade özgür ve demokratik bir toplumu inşa etme sürecinde devrimsel bir anlama tekabül etmektedir. Bu sonuçlarla HDP günümüzün demokratik ve etkin muhalefeti, yarınların da en geniş tabanlı demokratik iktidarı olacaktır. Bu demokratik iktidarda, inançları nedeniyle her türlü baskının ve nefret söyleminin mağduru olan Alevilerden HES’lerle suları talan- eko sistemi tahrip edilen köylülere, yaşam tarzını tehdit altında gören insanlardan geleceksizleştirilen ve lümpenleşmeye itilen gençliğe; her gün vahşi bir cinayetle katledilen kadınlardan; taşeron sistemiyle üç kuruşluk nafaka uğruna emeği değersizleştirilen ve iş cinayetlerinde katledilen emekçilere varana değin herkes kendisini bu demokratik programın teminatı altında hissedecektir. Bu sonucun alınmasında demokratik bir müzakere sürecine evrilen 30 yıllık mücadelemizin sarsılmaz iradesi vardır. Bu itibarla herkesi bu süreci daha derinden kavramaya ve demokratik bir ülke için katkı sunmaya çağırıyorum. İktidar da bilmelidir ki; Türkiye halkları, gerçek bir ulusal bütünlük ve demokratik devletin oluşması konusunda muazzam bir irade ortaya çıkarmıştır. Bunu doğru anlamaları ve ülkenin her türlü hegemonik ve müdahaleci yaklaşımlardan uzak tam demokratik ortak bir vatana dönüştürülmesi için seferber olmaları tarihsel bir zorunluluk halini almıştır. Bu kampanyaya emekleriyle varlıklarıyla öneri ve onaylarıyla omuz veren herkese teşekkürlerimi iletiyorum.”

Şengal istilası:”Yaklaşan 1 Eylül Dünya Barış Gününü bu temelde selamlarken Êzidî halkına başsağlığı dileklerimi gönderiyorum. Rojava, Şengal, Maxmur ve Musul halkımızın özgürlüğü için direnen bu uğurda şehit düşen bütün kardeşlerimizi saygıyla anıyorum. Bütün bölgede özgürlüğümüz için direnen ulusal barış güçlerine özel selamlarımı ve şükran duygularımı gönderiyorum.” (fıratnews)

Devrimci Proletarya‘nın 18 Nisan 2012 yayınlanan “Kürt sorunu ve çözümüne yaklaşımımız” yazısını yayınlıyoruz:

devrimci-proletarya

 

 

 

Komünistler, Kürt ulusunun ayrılma ve ayrı devletini kurma hakkı olan kendi kaderini tayin hakkının, bu hakka sahip olarak ne yapacağına, nasıl

yaşayacağına karar vermesinin ve demokratik ulusal kurtuluşçu çözümünün kararlı destekleyicisidirler. Ezilen Kürt ulusunun demokratik ulusal haklarını kazanma mücadelelerini destekler; Türk tekelci burjuvazisinin inkar, imha ve asimilasyonu yeni bir biçim altında devam ettirmeye çalışan, PKK, KCK, DTK, BDP‘yi askeri, siyasi imhayla, polis saldırıları ve tutuklamalarla etkisizleştirme politikasına, ulusal sorunun ulusal haklar olarak tanınmasına dayanmayan birey hakları ve kültürel haklarla, yerel yönetimlerin özerkliğiyle sınırlandırılmış neoliberal çözüm biçimine karşı mücadele ederler. Ezilen ulus olarak Kürt halkı, Türklerin sahip olduğu her hakka, siyasal, ekonomik, kültürel, toplumsal, bireysel haklara aynı düzeyde ve ayrımsız sahip olmalıdır.

Ulusal ayrım ve yıkımların sona erdirilmesinde “tam hak eşitliği” temel ilkedir. Ezilen ulusun maruz bırakıldığı tarihsel haksızlık ve süregelen eşitsizlikler nedeniyle de tam hak eşitliği, Kürt halkının istem ve ihtiyaçlarının karşılanması yönünden Kürt halkının lehine bir eşitsizlik olarak uygulanmalıdır.

Komünistler, ezilen ulus yönünden pozitif ayrımcılığı, tarihi boyunca egemen olan ulusun, ezilen ulusun önyargı ve güvensizliklerini, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel eşitsizlikleri giderebilmenin bir borcu ve sorumluluğu olarak görürler.

Anayasada da Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı, isterse ayrılma ve ayrı devletini kurma hakkı, açık bir şekilde yeralmalı, bu kararı Kürt halkının özgür iradesiyle -referandum vd- verebilmesinin, bu hakka dayalı özgür demokratik ortamı ve koşulları oluşturulmalıdır. Kürt ulusunun birlikte yaşama yönünde karar vermesi durumunda bunun biçimi iki ulusun tam ve fiili hak eşitliğine dayalı federasyondur.

Kürt ulusal sorunu, dört parçada da ulusal bilincin ve ulusal hareketlerin gelişmesi, Kuzey Afrika veOrtadoğu‘yu boydan boya kesen halk isyanlarının etkisi ve emperyalist kapitalist yeniden yapılandırma politikalarıyla -bu temelde gelişen bölgesel savaş olasılığı- sarsılan bölgesel güç dengeleri koşullarında sorunun bölgeselleşmesi ve son dönemde bölgenin emperyalist ve bölgedeki kapitalist devletler arasında, yeni bir düzlemden, güç ve hegemonya mücadele alanı haline gelmesiyle yeni bir boyut kazanmaktadır. Gerek içteki gelişme ve tıkanmalar, gerekse bölgedeki gelişmelere bağlı olarak Kürt ulusal harketinde yeni geçiş ve arayışlar, yeni durum içerisinde pozisyon alma tutumu ortaya çıkmıştır. Anayasal vatandaşlık, demokratik özerklik, demokratik özerklikle federasyonu içiçe geçiren, (halk isyanları ve bölgesel güç ve hegemonya mücadelelerinin yarattığı konjontürün de etkisiyle) ayrılma seçeneğini de içeren taktiksel stratejik yeni bir konumlanış arayışı ve yönelimleri sözkonusudur.

Kürt ulusal hareketinin gelişmelerle birlikte anadilde eğitim hakkı, anayasal vatandaşlık, yerel yönetimlerin idari özerkliği, demokratik özerklik gibi reform düzeyindeki sınırlı haklar için mücadele çizgisinin ilerisine doğru geçen bir yönelim olmakla birlikte; ulusal reformist çizgiden bir kopuş gerçekleşmiş değildir ve belirtilenler halen ağırlıklı pazarlık seçeneği olarak gündemdedir. Bu kapsamdaki hiçbir çözüm, Kürt ulusal sorununun tam hak eşitliğine dayalı demokratik devrimci kurtuluşçu çözümü değildir. Bu reformist çözümler, ulusal sorunu çözmeyeceği, yeni bir düzeyde ve yeni biçimlerle sürmesine neden olacağı gibi, ulusların tam hak eşitliği üzerinden ilerleyecek ulusların içiçe geçip kaynaşmasıyla sönümlenme sürecine gireceği sosyalist çözümüne de olanak sağlamaz. Ulusal sorunun açık inkarcı, imhacı politikalarından vazgeçildiği, bununla birlikte egemen ulusun, ezilen ulusun ve çelişkilerinin sürdüğü geri düzeydeki bir reformist burjuva demokratik çözümünü oluşturur. Ulusal sorun ve çelişkiler, geri burjuva demokrasisi koşulları içerisinde ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkını tam hak eşitliğini sağlayacak biçimde kullanamamasıyla sürer.

Sınıfsal açıdan ise bu çözüm, Türk ve Kürt burjuvazilerinin aralarında gerçekleştirdikleri bir uzlaşma,Türkiye ve Kuzey Kürdistan‘ın Türk ve Kürt kapitalistleri tarafından sömürülmesi ve bu ilişkinin Ortadoğu’ya doğru kapitalist güç ve sömürünün genişletilmesinin ivmeleyen bir dinamiği haline getirilmesi olacaktır.

Komünistler, ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkının, yani ayrılma ve ayrı devletini kurma hakkının ve bu hakka sahip olarak nasıl yaşayacağını özgür iradesiyle belirlemesinin kararlı savunucusu ve destekleyicisidirler. Ezilen ulusun, kendi kaderinin tayin hakkına, ayrılma ve ayrı devletini kurma hakkına, sahip olarak nasıl yaşayacağına karar verebilmesini, ulusal sorunların tam hak eşitliğine dayalı demokratik çözümünün koşulu olarak görürler. Kürt halkı, ayrılma ve ayrı devletini kurma hakkında ifadesini bulan kendi kaderini tayin hakkını kazanmış olarak tam hak eşitliğine dayalı birlik -federasyon vd.- yönünde karar kılabilir. Komünistlerin, Kürt ulusal hareketinin ayrılma ve federasyon seçenekleri de içinde olmak üzere atacağı adımları desteklemelerinin ya da desteklememelerinin koşulu ise, bu hareketin demokratik ulusal kurtuluşçu bir çizgide olup olmamasıdır. Emperyalist kapitalist ve bölgedeki kapitalist ve geri kapitalist devletlere karşı demokratik ulusal kurtuluşçu bir çizgide darbe vurup vurmadığı ve devrimci sınıf savaşımının, devrimin gelişiminin önünü açıp açmadığı temel ölçüttür. Ulusal hareketin nesnel ve öznel olarak emperyalist, bölgesel tekelci kapitalist ve geri kapitalist devletler karşısındaki tutumu, egemen ulusun ve ezilen ulusun egemen işbirlikçi burjuvalarına karşı tutumu, diğer yandan bölgedeki diğer halklarla ilişkisi ve tutumu, komünist hareket ve işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının mücadeleleri, örgütlenme hakları karşısındaki tutumu, komünistlerin ulusal hareket karşısındaki destekleme, desteklememe tutumunu ve desteğin düzeyini, kapsamını ve biçimini belirler. Yukarıda da belirttik, komünistler kendi kaderini tayin hakkının, bu hakkın kazanılması mücadelesinin savunucusu ve destekçisidirler. Öte yandan bu hakkın ayrılma yönünde kullanılıp kullanılmaması veya federasyon seçeneği konusunda somut tutum belirlemeyi ise belirtilen koşullara göre yapar.Komünistler açısından ne kendinde bir ayrılmanın ne de kendinde bir federasyonun desteklenmesi sözkonusudur. Ayrılma ve ayrı devlet olmaya ilişkin desteğimizin koşulları belirtilmiştir. Birlik konusunda ise, ulusal sorunların demokratik çözümünde her konuda ve her alanda tam hak eşitliğini içerecek, ezilen ulus lehine pozitif ayrımcılık uygulayacak en ileri çözümü olmasının yanısıra, bütün ulusların sönümlenmesini sağlayacak ve ulusal ayrım ve sorunları tümden ortadan kaldıracak sosyalist demokratik çözümünü -sosyalist federasyonu- temel alır ve bunun savaşımını verir. Bunun dışında; ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkını kazanmış olmasının sonucu ve gerek koşulu olarak self determinasyonun gerçekleştirilmesinin demokratik ortam ve koşullarının yaratılmasını ve Kürt halkının bu temelde özgür iradesiyle tercihini yapmasını esas alır ve buna öncelik verir. Bunun için mücadele eder. Ezilen ulusun istem ve iradesinin ne yönde oluştuğunu gözönünde tutar. İşçi sınıfı mücadelesi gelişmeden, ikincisi Kürdistan işçi sınıfı içerisinde belirgin bir güce ulaşmadan, diğer deyişle Kürdistan’da komünist hareket gelişmeden ve mücadele iki tarafta eşzamanlı ve birleşik bir devrimci gelişme çizgisine girmeden, egemen ulusa mensup komünistler olarak, gerçekleştirilecek birlik yönlü bir propagandayı, federasyon görüşünün tek seçenekmişçesine ileri sürülmesini sosyal şovenizm olarak görür.

Komünistler,
 Kürt ulusal hareketinde bugün var olan ikilemde emekçi sınıflar ve Ortadoğu bölgesi halklarıyla birlikte hareket etme ve Kürt ulusal özgürlük mücadelesini bunun bir parçası olarak görme tutumunu desteklerken, Kürt sorununun çözümü adına Türkiye devletinin bölgesel güç olma politikalarına altlık oluşturma, Suriye gerici yönetimiyle ittifak kurma, şu ya da bu emperyalistten destek alma, Kürt sorununun bölgesel çözümünü BM üzerinden emperyalist müdahalelere açık hale getirme yönlü görüş ve politikalarının karşısındadırlar. Bizim açımızdan, Kürt ulusal hareketinin emperyalist kapitalist ve bölgedeki kapitalist ve geri kapitalist devletler karşısındaki tutumu, bölgedeki diğer halklara yaklaşımı, işçi sınıfının demokratik siyasal haklarını özgürce kullanması ve mücadelesinin engellememesi temel kriterlerdir.

Kürt ulusal sorunun sosyalist demokratik çözümü, uluslar arasında tam hak eşitliğinin siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel her düzeyde sağlanmasını, ulusal ayrım ve ayrıcalıkların kaldırılmasını, ezilen ulusların, ulusal toplulukların uğradığı tarihsel haksızlıkların, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel eşitsizliklerin giderilmesini sağlayacak biçimde eşitsizliğin -haklardan daha fazla yararlanma hakkı olarak– ezilen ulus lehine uygulanmasını ön koşul olarak görür. Bununla birlikte sorunun, bu burjuva demokratik çözümü çerçevesinde kalmaz ve bu sınırlar içerisinde kalındığında ulusal sorunların, ayrıcalık, üstünlük kurma ve diğer ulusları sömürme politikası olarak alttan alta süreceği, hortlayacağı, büyüyeceği bilinci ve gerçeğiyle burjuvaziyle birlikte ulusların da ortadan kaldırılması, ulusların içiçe geçip kaynaşarak sönümlenmesi görev ve hedefini önüne koyar. Bundan dolayı, komünistlerin, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki işçilerin, kent ve kır yoksullarının mücadelesi, Türk ve Kürt egemen burjuvalarına karşı sosyalist devrim yoluyla kapitalist sınıfın devrilmesi mücadelesidir.

Bu mücadelenin Türkiye ve Kuzey Kürdistan‘daki işçi sınıfının birliği ve birlikte mücadelesini gerçekleştirebilecek biçimde örgütlenmesinin koşulu olarak da Türk işçiler içerisinde yaygın olan egemen uluş şovenizmine karşı mücadeleyi öncelikli ve temel bir görev olarak görür. Komünistler işçi sınıfı içerisinde her türlü milliyetçi düşünüşe, bunun bir biçimi olarak ezilen ulus miliyetçiliğine de karşıdırlar. İşçi sınıfının politik, ekonomik-sendikal, kültürel bilinç ve mücadele alanında milliyetçi düşünüşe ve önyargılara, sınıf örgütlerinin bu yönden zaafa uğratılmasına karşı kararlılıkla mücadele ederler.

Milliyetçilik, hangi biçimiyle olursa olsun burjuva ideolojisinin işçi sınıfına zerkedilmesinin biçimlerinden birisidir. İşçi sınıfının bilinci milliyetçiliğin hiçbir biçimiyle uzlaşmayacak enternasyonalist sınıf bilinci, komünist siyasal bilinçtir. Çeşitli milliyetlerden işçilerin milliyetçi burjuva ideolojiden kurtulması, işçi sınıfının birliği, sınıfın bağımsız örgütlenmesi, birlikte hareketi ve mücadelesi için koşuldur.

“İşçilerin vatanı yoktur, Kazanacakları koca bir dünya vardır.”
 Bu belgiden de hareketle komünistler,“Yaşasın işçilerin birliği ve halkların kardeşliği” sloganıyla birlikte, “Düşmanlık halklar arasında değil sınıflar arasındadır”, sloganını yükseltir ve bütün ülkelerin işçilerini kendi burjuvalarına karşı savaşa, bölgesel devrimler ve komünist bir dünya devrimi için dünya burjuvazisine karşı savaşa çağırırlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*