Anasayfa » GÜNDEM » Nobel: Kapitalizmin kanser aşaması

Nobel: Kapitalizmin kanser aşaması

Bir haberden: Atlantik Okyanusu kıyılarındaki midye kolonilerinin büyük bölümünün kanserden öldüğü tespit edilmiş. Midyelerdeki kanser salgının midyelerin beslendiği mikro-organizmalardaki kanserojenlik oranının çok yükselmiş olmasından kaynaklandığı tahmin ediliyor. (Haberde denizlerde ve sahillerde kanserli mikro-organizma oranının neden yükseldiği açıklanmıyor.) Haber “mutlu son”la bitiyor: İnsanların kanserli midyelerden korkmasına gerek yok, insan ve midye organizmaları çok farklı olduğundan, kanser deniz mahsullerinden insanlara geçmiyor!?

kocaeli_nde_yasayanlarin_kanser_riski_7_kat_fazla_h280824_7badeDeniz diplerindeki midyeler bile kanser salgınından yok olurken, kanserin deniz mahsullerinden insana geçmediğine inanmamız mı gerek? Denizlerin kirlilik ve koli basilinden geçilmez hale geldiğini biliyorduk da, okyonuslarda kanserli mikro-organizma patlaması yaşandığını bu vesileyle öğrenmiş oluyoruz. İnsanlardaki kanser salgınının önemli bir bölümünün tekelci kapitalist tarım-gıda sisteminin kanserojenliğinden kaynaklandığını biliyorduk. Yine bu vesileyle, doğadaki besin zincirinin de mikro-organizmalardan başlayan bir kanser zinciri haline gelmeye başladığını öğrenmiş oluyoruz.

Bu yıl kimya dalında Nobel bilim ödülü, kişisel kanser tedavisinde kullanılabilecek bir bilimsel araştırma-geliştirme çalışmasını yürüten 3 bilim insanına verildi. Çalışma, ödül alanlardan Prof. Dr. Sancar’ın (Mardin’den onyıllar önce Amerika’ya gitmiş, çalışmalarını orada sürdürüyor) “etnik kökeni” itibarıyla ancak gündemleşti. Dünyada ve Türkiye’de insanlık için giderek varoluşsal bir tehdit haline gelen kanser salgını; yeni jenerik tedavi yöntemleri arayışı; Türkiye’de de ölüm nedenleri arasında kanserin ilk sıraya çıkmış olmasına karşı ne yapılıp yapılmadığı; söz konusu bile edilmedi.

Dünya çapında yılda 14 milyon kişiye kanser tanısı konuyor, en az 7 milyon kişi kanserden ölüyor! Kanser, başta gelişmiş kapitalist ülkeler olmak üzere, dünya çapında açık arayla birinci ölüm nedeni. Dünya Sağlık Örgütü, önümüzdeki yıllarda daha gelecek yeni kanser patlaması dalgasından bahsediyor. Kanser vakaları ve kanserden ölümler, yaşlılar kadar çocuklar ve gençlerde yılda yüzde 1.5 gibi çok yüksek bir hızla artıyor. ABD’de 20. yüzyılın başında her 100 kişiden 3’ü kanserden ölürken, bugün bu oran her 100 kişiden 33’üne çıkmış durumda. Türkiye’de son dönemde kanserin salgına dönüşmesi, herkesin kendi çevresi ve yakınlarından en az bir kaç kanser vakası olmasından görülebilir.

Kanser etkenleri

Kanser patlamasının temelde iki etkeni var. Birincisi küresel temelden neoliberal kapitalist dönüşüm, kanser yayılımında sıçramalı ve giderek ivmelenen bir artışa yol açtı. İkincisi, ülkelerin kapitalist tekelci gelişme (ve dolayısıyla çürüme) düzeyiyle birlikte kanser oranında gelişme, doğru orantılı bir artış gösteriyor.

Kanser nedenlerinin belli başlılarının sıralanması bile kapitalizm-kanser arasındaki doğru orantıyı gösterir nitelikte:

Neoliberal kapitalizmin sağlığı bir azami tekelci sermaye birikimi alanı haline getirmesi, koruyucu sağlık sisteminin çökertilmesi.

İşçi sağlığı ve güvenliği tedbir ve denetimlerinin ortadan kaldırılması. Aşırı çalışma stresi ve yorgunluğun insanın bağışıklık sistemini de çökertmesi.

Kanserojen tarım-gıda ürünleri. Küresel tekelci kapitalizmin GDO’ları, kimyasallar, pestisitler, katkı maddeleri, vd.

Yüksek kanserojenliği bilindiği halde asbestin halen bina ve çatılarda, bir çok gündelik eşyada kullanılmaya devam etmesi.

Cep telefonu, bilgisayar, baz istasyonu, tıp aletleri, uçak, otomotiv fabrikası, nükleer tesis, yüksek gerilim hattı gibi radyosyan yayan cihaz ve alanlara her gün ve uzun süreli maruz kalmak (özellikle ofis, sağlık, enerji, havayolu, nükleer santral işçileri).

Sanayi bölgeleri, fosil yakıtlar, otomobiller başta olmak üzere çevre kirliliği ve doğa yıkımı. Yanısıra ozon tabakasındaki incelme nedeniyle havadaki radyosyon miktarının artması.

Gündelik yaşamda da aşırı sıkıntı ve her alanda rekabet ve stres. Hareketsizlik, obezite, toplumsal değersizleşme, anlamsızlık ve amaçsızlık duygusu, asosyalleşme, yalnızlık, vd.

Belli bir minimum sınırın üstünde alkol, sigara, şeker tüketimi. Günde bir kutu cola veya bol glikoz basılmış meyve suyunun, iki paket sigara kadar kanserojen olduğunu biliyor muydunuz?

Gerçek bilim, toplumsal-eleştirel bilimdir

Liste uzar gider. Sonuç: Neoliberal kapitalizmde kanserden kaçamazsınız. Her gün boyutlanan ve yenileri çıkan neoliberal kapitalizmin kanserojen etkenlerinin birkaçından belki uzak durmayı başarabilirsiniz, ancak tümünden kaçamazsınız. Çünkü küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisi, damardan kanserin ta kendisidir. Burjuva devletler kanser patlaması ve sağlık yıkımına tepkiler büyüdüğünde, GDO’ya, sigaraya, şekere, obeziteye, baz istasyonlarına vb karşı bazı önlemler alıp kampanyalar yürütüyor görünse de, bunlar da kapitalist tekellerin karlarına dokunduğundan, her zaman çok gecikmeli, çok biçimsel ve sınırlı, genellikle de göstermeliktir. Hepsi kanser etkeni olmaya devam eder. Örneğin tekelci kapitalist sigara üretim ve ticaretini (kaçak sigara dahil) tam serbest bırakıp sigara tüketimini sınırlamaya kalkışmak kadar salakça bir şey her halde olamaz. Cola kanserojenliği deşifre olunca, sözde sıfır şekerli zero ve diet versiyonlarını piyasaya sürer, fakat onlar da kimyasal tatlandırıcılar nedeniyle aynı ölçüde kanserojendir. Fransa’da aspest üretim ve kullanımına karşı 20 yıla yakındır verilen bilimsel, sınıfsal, toplumsal mücadelelerin sonucu asbest üretiminin bağımlı ülkelere kaydırılması, ancak aspestin inşaat sektöründe kullanılmaya devam edilmesi olabilmiştir.

Kanser tedavisinde jenerik çalışması için nobel ödülü alan bir bilim insanın, etnik kökeni itibarıyla “ulusal gurur” vesilesi yapıldığı Türkiye’de, Gebze Dilovası sanayi bölgesinin ilçede patlattığı kanser salgınına karşı bilimsel-eleştirel bir rapor hazırlayan ve önlem alınmasını isteyen bilim insanı Onur Hamzaoğlu‘nun uğramadığı bürokratik takibat, ceza, süründürülme cezası kalmaz. Bu yüzden, kansere karşı mücadelede gerçekten onur duyulacak birileri varsa, onlar kanserin “kişisel tedavisi”ne çalışanlardan çok, kanserin ekonomik, toplumsal, siyasal kökenlerine, yani kapitalizme karşı sınıfsal-toplumsal, bilimsel bir mücadele veren, uğradıkları sayısız baskıya karşı yılmadan bu mücadelelerini sürdüren Onur Hamzaoğlu, Annie Thébaud-Mony gibi gerçek toplumsal ve eleştirel bilim insanlarıdır.

aziz sancar kimdirKapitalist bilimin sınırları

Prof. Sancar’a gelince, çalışması, yüksek bilimsel-tıbbi önemine karşın ve kendi kişisel bilimsel-insani amaç ve niyetleri ne olursa olsun, ABD merkezli küresel neoliberal kapitalist sağlık ve ilaç tekelleri tarafından finanse edilen bir çalışmadır, sonuçları da kaçınılmaz olarak, küresel sağlık ve ilaç tekellerinin azami kanser karlarına hizmet edecektir. Zaten, tekelci piyasa ve marka yapmaktan başka bir anlamı olmayan bu tür sermaye ödüllerinin, sorunun toplumsal-sistemik nedenlerini bırakıp sadece kişisel sonuçlarını düzeltmeye çalışanlara verildiğini, buradan anlamak mümkün. Bizzat Prof. Sancar’ın ifadesiyle “kanserin kişisel tedavisi” ne demek? Dev çaplı toplumsal-sistemik bir sorun olan kanserin kişiselleştirilmesi, yani özelleştirilmesi demek değil mi?

Bilim, sanat, spor gibi alanlarda marka ve para ödülleri sistemi, kapitalist özel mülkiyet sisteminin yapısal bir bileşenidir. Günümüzde bilimsel araştırma-geliştirme, bir kaç dahinin bireysel icadları sorunu olmaktan çoktan çıkmış durumda. Bu tür yüksek bilimsel araştırma-geliştirme çalışmaları, devlet-üniversite-tekellerin bileşik fon ve platformlarıyla, farklı dallardan yüzlerce bilim insanının, araştırma görevlisi ve uzmanın, teknisyenin, işçinin katılımıyla, kolektif çaba ve ekiplerle, dahası bir çok başka bilimsel çalışmaya bağlı olarak eşgüdümlü yürütülüyor. Büyük çaplı araştırma-geliştirme altyapısı ve fonlarının oluşturulmasında, araştırmaların yürütülmesinde, araştırmayı yapanların eğitiminde ve her türlü ihtiyacının karşılanmasında doğrudan dolaylı katkıda bulunan dev çaplı bir toplumsal-bileşik emek var. (Brecht’in “yok muydu Sezar’ın bir ahçısı bile?” şiiri iyi bilinir.) İşte ödül sistemi de tüm o dev çaplı toplumsal-bileşik emek niteliğini, birkaç kişinin “üstün zeka, üstün yeteneğinden” geliyormuş gibi birkaç kişiye mal ederek, özel mülkiyetçiliği pekiştirmeye hizmet eder. Bilimsel araştırma-geliştirme emeğinin de toplumsal niteliği ne kadar gelişirse, o kadar gözlerden gizlenmeye çalışılar. Halen bir kaç “üstün yetenekli dahi”nin eseriymiş gibi lanse edilir. Çünkü yöntemsel bireycilik, burjuva ideolojisinin özü, kafa emeği-kol emeği ayrımı da kapitalizmin temel bir yapıtaşı olmaya devam eder.

Günümüzde bilimsel araştırma-geliştirme alanı, en yüksek artı-değer üretim alanına dönüştürülmüş olduğundan, aynı zamanda üretim ve emeğin toplumsal niteliğinin üst gelişim niteliği gözlerden gizlenir. Bu gibi bilimsel araştırma-geliştirme çalışmalarının yüksek toplumsal niteliği vurgulanacak olsaydı, o zaman kanseri bir toplumsal sağlık sorunu ve ihtiyacı olarak daha kökten ve bütünden ele almak yerine, bir “kişisel tedavi” sorununa indirgenmesi, kitleler tarafından sorgulanır hale gelirdi. Üretimin, emeğin, yaratıcılığın, gelişimin dev çaplı toplumsallaşan niteliğine karşılık kapitalist özel mülk edinme: Kapitalizmin özsel çelişkisi, her taşın altından çıkar!

Böylece toplumsal niteliğinden ve toplumsal ihtiyaçlardan soyutlanan bilimin, kapitalizmde ne kadar dar ve güdük bir alana sıkıştırıldığını görürüz. Tekelci kapitalist kar ve piyasa alanına! Daha baştan ve doğrudan bir toplumsal üretim ve ihtiyaç alanı olarak değil de, bir artı-değer ve piyasa çözümleri alanı olarak şekillenen tekelci kapitalist bilimin de kaçınılmaz sonucu, kanseri de insan vucundaki “teknik bir arıza” olarak görüp, “teknik tedavi”ler geliştirmeye çalışmaktır. (Medyada söz konusu bilimsel çalışmayı özetlemede kullanılan dil bile insan sağlığının nasıl bir teknik soruna indirgendiğini göstermeye yeter: “Bozulan DNA’nın hücreler tarafından tamir edilmesi.”)

317838Kapitalist mali oligarşik sağlık!

Bu tam da küresel tekelci kapitalist sağlık ve ilaç tekelleri ve mali oligarşinin güdümündeki Dünya Sağlık Örgütü’nün çizdiği “kanserle mücadele” sınırıdır. Kanseri “dünyanın en büyük sağlık tehdidi” ilan eden Dünya Sağlık Örgütü’nün tüm yaptığı, Türkiye dahil kanserin patlama yaptığı ülkelerde “kanser erken uyarı bölge merkezleri” kurulmasını sağlamak. Yine toplumsal-sistemik nedenlerini bırakıp sonuçlarını kapitalist tıp,ilaç tekelleri, özel hastane zincirleri, bankalar (özel sağlık sigortası, vd) için piyasalaştırma ve kara çevirme mantığı. Hiç yoktan iyidir mi diyelim: Emeği, insanı, doğayı çürütücü sonuçlarını bile piyasasını ve karlarını büyütmeye çeviren bir sistemin, sağlığı da zaten toplumsal bir sorun ve ihtiyaç olarak görmeyen neoliberal sağlık piyasası örgütüdür bu!

Kitlelerin kapitalizmin geleceğine dönük korku ve güvencesizliklerini, anti-kapitalist eğilimlerini büyüten yakıcı toplumsal sorun ve ihtiyaç alanlarında, bu gibi küresel markalaştırmalar, ödüller, organizasyonlar, sivil toplumcu/medyatik farkındalık kampanyaları, neoliberal kapitalist sistemin kendini realize etmesinin en tipik ve en bayağı bir biçimidir. Kanserden yılda 7 milyon insan, 1 milyon çocuk ölüyor, kanser salgını küresel temelden büyüyor, ama endişe etmenize gerek yok, bakıııın kanserin “kişisel tedavisi” için yeni teknik geliştiriyoruz, artık rahatça kanser olabilirsiniz! Amerikan Kanser Kurumu dünya çapında olduğu gibi her yıl Türkiye’de de “kanseri yenenleri ve destekçilerini bir araya getirme” etkinlikleri yapıyor. Bu etkinliklere bürokratlar, tekelci patronlar, sosyete gibi “kanseri yenme destekçileri”, yani toplumu hasta edip çürüten burjuva-kanserojen sınıf katılıyor. Şu “kanseri yenme” ifadesi bile, “terör”, “trafik canavarı” kavramlarında olduğu gibi bir toplumsal sorunu sistemden soyutlayıp gizemcileştiriyor ve kurtuluşu da bir “kişisel kahramanlık” meselesi haline getiriyor. Evet, yine aynı neoliberal kapitalist mantık! Bu gibi “kanseri kişisel olarak yenme” etkinlikleri, neden kanser saçan fabrika ve işyerlerinde, mahallelerde, örneğin Dilovası’nda yapılmıyor dersiniz? Bunlar da orta sınıfların tatlı canına ve vicdanına hitap edip piyasa yapmaktan fazlası değil.

386432Kanser salgını, küresel tekelci kapitalizmde emeğin, insanın, doğanın kendini yeniden üretemez hale gelmesinin en açık göstergelerinden biridir!

Kanser hastalarının tedavisi de, hastalığa karşı iradi direnci de kuşkusuz çok önemli. Fakat tedavi de, öz savunma da sınıfsal-toplumsal mücadele ve dayanışmayla güçlenir. Neoliberal kapitalizmin atomize ediciliğine, bireyciliğine, yabancılaştırıcılığına karşı da sınıfsal-toplumsal mücadele ve dayanışmayı gerektirir. Kanser tedavisi hem zor, hem uzun, hem çok pahalı, hem de kanser tedavi edilse bile tekrar nüksetme olasılığı yüksek. Küresel tekelci kapitalizm toplumu yıkıyor, hasta ve engelli insanları “kaybedenler” olarak damgalıyor, insanların yaşam umudunu karartıyor, sonra da kanser hastasının tedaviyi çevresel destekle finanse edebilmesi için, “bireysel kahramanlık” edebiyatı çevresinde “sivil toplum” desteği ve farkındalığı kampanyaları örgütlüyor. Kadınların memelerini abartılı cinsel fetiş/meta haline getiriyor, ondan sonra kadınlarda en yaygın görülen kanser türü olan meme kanseri nedeniyle memeleri alınan kadınların psikolojik yıkıma uğramamasını istiyor. Neoliberal kapitalizm bir yandan topluma, kitlelere karşı içgüdüsel bir korku yaratır, özellikle de orta sınıfları “hijyen, temizlik, sağlık” takıntılarıyla kale duvarlarıyla çevirdikleri evlerine, işlerine hapsolmaya sevkeder; bu yalnızlaşma ve yabancılaşmanın daha beter kanserojenliğine karşı, “destek” kampanyaları yürütür!

Evet, buna olsa olsa “kapitalizmin kanser aşaması” denilir! (Amerika’da kanser patlamasının kapitalist tekeller, sağlık sistemi ve doğa yıkımındaki kökleri ile teşhir etmeye çalışan, bu adla yayınlanmış bir kitaba, atfen.) Kanserin mikro-organizmalardan insana kadar, giderek canlı varoluşu tehdit etmeye gidebilecek kadar büyük bir salgın haline gelmesi, neoliberal kapitalizmin emeğin, insanın, toplumun ve doğanın yeniden üretimini artan ölçüde nasıl engelleyip bir krize dönüştürdüğünün, çürütmekte olduğunun en çarpıcı göstergelerinden biridir. Kanserin tıbbi, bilimsel pek çok açıklaması yapılabilir, fakat toplum bilimsel açıdan en kesin olanı budur: Neoliberal kapitalist sistemde insanın kendini toplumsal ve organik bir varlık olarak giderek yeniden üretemez hale gelmesi.

Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, ya dünyamıza inecek ölüm!

KDÖ Mücadele Platformu‘ndan:

Sosyalizmde sağlık politikası ve sağlık güvencesi

Sağlık toplumsal sağlıktır. Sosyalist toplumun üyelerinin düşünsel, bedensel ve ruhsal sağlığı sağlam bir toplum yapısının güvencesidir.

Sosyalizmde, yalnızca tedavi edici, yalnızca koruyucu ve önleyici sağlık politikası değil, aynı zamanda tüm toplumsal çalışma, yaşam ve ilişkilerin sağlıklı hale getirilmesini içeren bir sağlık politikası uygulanır.

Toplumsal-bireysel, parasız, tam sağlık güvencesi, koruması; tüm çalışma, yaşam ve ilişkilerinin sağlıklı olması hakkı temel bir haktır. Sosyalist anayasa ile güvence altına alınır.

Sosyalizmde İnsan Evrensel Gelişimin Olanaklarına Sahiptir

Sosyalist toplumda, bilim, kültür, sanat, spor, oyun ve eğlence bireysel uzmanlık alanları olmaktan çıkacak, sağlıklı bir toplum ve birey gelişiminin gerekleri haline gelecektir. Bunlar aracılığıyla diğer insanlarla, kendisiyle, doğayla kurduğu ilişkiler kökten değişime uğrayacak, ilişkileriyle insan evrenselleşecektir. Bunlar, sosyalist ülke insanı için ayrıcalık değil, evrensel gelişimin bir parçası olarak insanın gelişimini sınırsız kılması, kendisini gerçekleştirme olanağına sahip olması temelinde sürekli gelişen ve çoğalan imkanlarla temel birer haktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*