Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Neoliberal suçlulaştırma siyaseti

Neoliberal suçlulaştırma siyaseti

Neoliberal kapitalist egemenlik sistemi, sınıfsal-toplumsal her türlü direniş hareketi ve dinamiğini binbir türlü mekanizma ve yöntem ile yapısal olarak zayıflatma çabası üzerine kuruludur. Sermayenin mali oligarşik azami birikim ve egemenliğine mutlak olarak boyun eğmeyen ya da önünde engel olarak görünen her türlü sınıfsal-toplumsal muhalefet hareket veya dinamiğini kriminalize etmek de, neoliberal devletin giderek daha yoğun ve pervasız olarak başvurduğu temel mekanizmalarından biridir.

Kriminalizasyon, kısaca “suç ve suçluluk atfetme, yaftalama, şeytanlaştırma” diye çevrilebilir. Önceki dönemin anti-komünist kara propagandasının, dezenformasyon, psikolojik savaş, manipulasyon, marjinalleştirme gibi tüm özelliklerini göstermekle birlikte, adeta hiçbir boşluk bırakmadan her türlü toplumsal-siyasal sorunu “güvenlik sorununa” indirgeyerek “suç ve ceza” kapanında yeniden tanımlar. Böylece hedefe koyduğu kesimi baskılayıp zayıflatmaya çalışırken, birincisi neoliberal devletteki mali oligarşik güç yoğunlaşması ve merkezileşmesini, hiçbir hukuk ve norm tanımayan fiili işleyiş ve operasyonları realize eder; ikincisi, hedefe koyduğu kesime karşı daha geniş bir toplumsal desteği de yedekleyip harekete geçirmeye çalışır.

Kriminalizasyon harekatlarının, başlıca amacı, işçi sınıfının, kitlelerin, ezilen kesimlerin kendi istem ve inisiyatifleri doğrultusunda örgütlenmesi ve siyaset yapmasının suçlulaştırılarak (genellikle kitlelerin en ilkel ve geri içgüdülerini kışkırtarak ve bir biçimde din, milliyet, terör vb ile ilişkilendirirerek) itibarsızlaştırmaktır. Bu açıdan, neoliberal kapitalist ekonomi bağlamındaki, bir kutuptaki aşırı sermaye birikiminin en saldırgan biçimde yeniden değerlendirmesi, diğer kutupta emeğin, insanın, doğanın yıkıcı değersizleştirilmesi süreciyle iç içe işler.

Bugün bir kez daha Kürt hareketi, devrimci ve sol hareket kriminalizasyon boyunduruğuna alınmaya çalışılırken, aslında yapılmak istenen, her düzeyde ırkçı-gericiliği de körükleyerek, son dönemin, tüm sınıfsal-toplumsal mücadele istemlerini, kazanımlarını, inisiyatiflerini; Gezi’den metal direnişine, Rojava’dan Lice’ye ve 6-7 Ekim’e, doğa direnişlerine, lgbti hareketine kadar kriminalize etmek, itibarsızlaştırmaktır.

Sınıf bilinçli işçilerin neoliberal kriminalizasyon harekatının hedefinde, yalnız Kürt hareketinin değil, bir bütün olarak emeğin, insanın, doğanın yıkıcı kriminalizasyonu ve değersizleştirilmesi olduğunu görmesi için, son dönemden bir kaç örnek vermek yeterli olacaktır:

Sendikaların kriminalizasyonu: “Bugünün dünyasında sendikacılık, geçmişte olduğu gibi kırmakla dökmekle, eylemle, grevle özdeşleşen bir yapı asla sergileyemez… Grev önlüğü deli gömleğidir… Kan gördüklerinde rahatlayan sendikacılar var.” (Erdoğan)

Tekel direnişi: “boş oturuyorlar, çalışmadan kamunun bu milletin parasını yiyorlar”, “aralarında provakatörler, PKK’liler var” (Erdoğan)

Soma katliamı: “Faciayı istismar etmek isteyen marjinal gruplar” (Erdoğan), “Gezi yıldönümü ve seçimler öncesi sokağı karıştırmak isteyenler” (AKP medyası)

Metal işçilerinin direnişi: “İşçilerin davranışları birden değişti. Komplo şüphesi var, dış mihrakların parmağı olabilir.” (Taşıt Araçları Yan Sanayi Derneği Başkanı, Yeni Şafak)

HES’lere, Termik Santrallere, Nükleer Santrallere, doğa yıkımına karşı çıkanlar: “Ben vatandaşın niye tepki gösterdiğini bir türlü anlayamıyorum, bunun arkasında başka maksatlar var. Birilerinin gazına geliyorlar. Dışa bağımlılık azalacak bunun için veya ülkemizin kalkınmasını istemeyenler bunu engellemeye çalışıyorlar.” (Çevre ve Ormancılık Bakanı)

Yeşil Yol’a karşı direnen köylülere: “PKK’nin Karadeniz’e sızması var, onlar provoke ediyor.” “Çapulcular, evleri kaçak, alabalık çiftliği var, rant derdindeler…” (AKP ve medya borazanları)

Yıkıma direnen gecekondu direnişleri: “Gecekondu bugün Türkiye’nin karşılaştığı en önemli 2-3 sorundan biridir. Terörün, uyuşturucunun, devlete çarpık bakmanın, psikolojik olumsuzlukların, eğitimsizliğin ve sağlık problemlerinin temelinin gecekondu bölgelerinde, çarpık alanlarda yattığı bilinmektedir. Dünyayla entegre olmak isteyen Türkiye, kaçak yapılaşmadan, depreme dayanıksız yapılardan mutlaka kurtulmalıdır. Bu yüzden Türkiye gecekondu problemini çözmeden kalkınmadan bahsedemez.” (TOKİ eski başkanı, daha sonra bakan olan Erdoğan Bayraktar) “Toplumsal olarak yozlaşmış ve suç merkezi haline gelmiş alt bölgeleri yeniden kalkındırıyoruz” (Küçükçekmece Belediye başkanı)

LGBTİ hareketine: “Hedeflerinde eşcinsel cami ve eşcinsel imam var. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüellerle kalmaz bu iş, ensest ilişkilere kadar uzayacak. Bir yandan kısırlaştırıyoruz, diğer yandan cinsel açıdan tahrik ediliyor ya da biseksüel hale getiriliyoruz. Genetik yapımız bozuluyor. Bir atomizasyon, nötralizasyon süreci yaşıyoruz.” (Abrurrahman Dilipak, Yeni Şafak)

Sosyal medya: “Şu anda Twitter denilen bir bela var, yalanın daniskası burada. Sosyal medya denilen şey aslında şu anda toplumların baş belasıdır.” (Erdoğan)

Gezi: “Çapulcular, yakıp yıkanlar, yağmacılar,vandallar, terör örgütleri, çeteler, ergenokoncular, darbeciler, azınlığın çoğunluğa tahakküm etme çabası, milli irade hırsızları, başörtüsü düşmanları, din düşmanları, kaymak tabaka, haramzadeler, türbanlı ve bebekli bacımızı taciz ettiler, camiye ayakkabıyla girip içki içtiler, bunlar milletin malına mülküne özgürlük alanına saldırdılar,….” (Erdoğan)

Kürtaj ve doğum kontrolü: “Kürtaj cinayettir.” “Doğum kontrolü vatan hainliğidir.” Kürtajı, sezaryanı, doğum kontrolünü cinayetle özdeşleştiren, kürtaj yapan ve doğum kontrolü tavsiyeleri veren hastane ve sağlık emekçilerini kriminalize eden Erdoğan ve korosu)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*