Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Neoliberal despotik kriz yönetiminin dayattığı Syrizalaştırmadır!

Neoliberal despotik kriz yönetiminin dayattığı Syrizalaştırmadır!

Yunanistan’da Syriza, amansız sosyal yıkım programlarına karşı kısmi sosyal reform vaatleriyle hükümete geldi. Ücretlerin yüzde 30’dan fazla düştüğü, işsizliğin 2 kattan fazla arttığı, tarihsel mücadele kazanımlarının hızla eritildiği Yunanistan’da büyük bir direniş içindeki kitlelerin başlıca istemleri, sosyal yıkım programlarının kaldırılması, iş güvencesi, ağır bir çöküntü içindeki çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, Troyka’ya karşı kendi geleceğinde söz ve karar sahibi olabilme, demokratik hak ve özgürlüklerinin korunmasıydı.

Syriza, AB ve küresel mali oligarşinin sosyal yıkım ve yağma programlarına tam destek veren diğer neoliberal burjuva partilerin yerine, kısmi bir sosyal reform paketi vaadiyle hükümet oldu. Syriza’nın Selanik Programı olarak bilinen sosyal reform vaatleri, asgari ücretin ve işsizlik yardımlarının artırılması, emeklilik ve sağlık sisteminin iyileştirilmesi, yıkım içindeki küçük mülkiyete destek, vb gibi maddeler taşıyordu. Daha önce nisbeten daha radikal bir karşı koyma kozu olabilecek AB’den çıkma ve borçları ödememe söylemlerini çoktan bir yana bırakmış olan Syriza’nın hükümette de ilk yaptığı Selanik Programı’nı da bordadan atıvermek oldu. Syriza daha önce “insani kriz” ve “toplumsal yıkım”a yol açtığını ve değiştireceğini ilan ederek hükümet olduğu Troyka programının, krediler adına sürdürülmesini istedi.

Syriza’nın sırf Troyka ile müzakere sürecini bu teslimiyet temelinden de olsa sürdürebilmek için önceki tüm dayatmaları kabullenmesi ve kısmi sosyal reform istemlerini bile halı altına süpürmesi, zaten müzakere süreci diye bir şey olmadığı, tam bir teslimiyet olduğunu gösteriyordu. Sonrası Syriza’nın iddia ettiği tarzda “onurlu uzlaşma” filan değildir. AB mali oligarşisi ve ona tam entegre Yunanistan burjuvazisi ve bankalarının, kitleleri oyalamak ve bir kriz yönetimi aracı olarak kullandığı Syriza üzerinden, Yunanistan işçi sınıfı ve kitlelerin direnişini ve sosyal reform ve kendi kaderinde söz sahibi olabilme istem ve beklentilerini cezalandırma sürecidir. AB krizinin 2011-13 döneminde, Yunanistan’ın AB’den çıkması ve borçlarını ödememesi, AB mali oligarşisine karşı büyük bir tehdit olabilecekken, geçen sürede AB mali sermayesi Yunanistan ve diğer krizdeki ülkelerden alacaklarını devletlere havale ederek ve mali oligarşik güç yoğunlaşması ve merkezileşmesini pekiştirerek, şimdi Yunanistan’ı AB’den dışlayarak her istediğini kabul ettirecek duruma gelmişti.

Syriza’nın öncekinden daha ağır dayatmalar karşısında, “hayır”ın içini tümüyle boşaltarak yaptığı “referandum” da, bu kez daha da ağır “Duyuni Umumiye” koşullarını meşrulaştırmanın bir aracı olarak kullanıldı. Syriza’nın “hayır”ı nasıl bir hafta içinde “evet”e çevirdiğine dair şaşkın analizlerin anlamadığı, neoliberal mali oligarşik müzakere demokrasisi konseptinde, “hayır” diye bir seçenek olmadığı, dahası sanılanın aksine pazarlık gücüne sahip bir “karşı taraf”ın olmasının da istenmediğidir.

Neoliberal müzakere konsepti, müzakere edilir görünen gücü, içerden çözmeye, o güç içersinde istemlerini durmaksızın daha geri çekip tek yanlı dayatmaları sırf müzakerenin sürmesi için bile realize edecek kesimlerin hakimiyetini sağlayarak, belli kırıntılarla teslim almayı amaçlar. Neoliberal kapitalizm, sömüren-sömürülen sınıflar, ezen-ezilen, egemen-bağımlı gibi karşıtlık, çelişki ve çatışma içeren kavram ve güçleri en baştan yok sayar. Neoliberal demokrasi, yöneten-yönetilen ilişkisini de neoliberal bir “sözleşme” ilişkisine indirger. Neoliberal müzakere mekanizması, sistemin sarsıntılarla açığa çıkan ve yönetilemez hale gelen kriz ve çelişkilerinin, “sürdürülebilir kriz yönetimine” bağlanmasının bir biçimidir. Neoliberal müzakerenin karşı tarafı tanımak ile inkar, dışlamak ile özümsemek, barış ile çatışma, formallik ile fiililik öğelerini iç içe geçiren post-modern muğlaklığı ve belirsizliğiyle birlikte aslında kurallarını koyan da, denetleyip değerlendiren de, diğer tarafı istediği zaman “sözleşmeyi bozduğunu” iddia ederek sözleşme/yeniden düzenleme alanının dışına atmakla tehdit etme, şantaj altında tutma, yargılama ve cezalandırma yetkisini elinde tutan da mali oligarşik güç ve iktidarı elinde tutanlar olmaya devam eder.

Kürt müzakere sürecini, farklı bir düzlemde de görünse, Yunanistan örneğiyle birlikte okumak, yararlı olacaktır. Türk devleti ve hükümetinin yapmak istediği, Kürt hareketinin “ılımlı” denilen kanadı üzerinden Syriza benzeri bir kriz yönetimiyle, tam tabiyeti dayatmak ve bölge politikalarında Kürtlerin hamiliğini ele geçirmekti. Kürt hareketinin tek yanlı dayatmalara, kalekollara, askeri baraj, yol, duvarlara, iç güvenlik yasasına, Rojova’nın tasfiye girişimine, bir dizi yalpalamayla birlikte ve neoliberal müzakereye bağımlı kalarak da olsa, özsavunma sınırları içinde “hayır” demesi, bölgede artan güç ve inisiyatifini müzakere sürecine yansıtma çabası üzerine, şimdi “sözleşmeyi bozan taraf” ilan ediliyor ve yeniden kriminalize edilerek, zaten alabildiğine daraltılmış neoliberal siyaset ve müzakere alanının dışına atılmakla tehdit ediliyor. Neoliberal müzakere sürecinin yeniden başlatılması için, dayatılan yalnız kayıtsız koşulsuz silah bırakma da değil, tam kapsamlı bir Syrizalaşma, liberal demokratik reform istemlerini bile geri çekmesi, rejim krizini yönetmenin edilgen bir yaması olmayı kabullenmesi. Böylece, “hayır”, zorla ve kayıtsız şartsız “evet”e çevrilmek isteniyor.

Doğrudur, Erdoğan ve AKP, 7 Haziran seçimlerini ilga etmek, HDP’yi baraj altına itmek, Ortadoğu ve Kürt politikalarındaki kaybettiği inisiyatifi yeniden ele geçirmek, tek başına hükümet olmayı ve başkanlığı umutsuzca yeniden zorlamak istiyor. Fakat Türkiye’deki siyasal gelişmeleri salt AKP’nin, hatta salt Erdoğan’ın niyetleri ile açıkladığını sananlar, neden örneğin Erdoğan-AKP’nin bu son kanlı harekatında (bir dönem Kürt siyasetinin müzakereye “governör” olması istemiş olduğu) ABD’nin oynadığı rolü bile eleştiremez durumdalar? AKP’nin bu ölüm manevrasına Türkiye burjuvazisinin geniş bir kesiminin açık ya da örtük desteğini nasıl açıklıyorlar? Dünya çapında son 7-8 yılda sayısız büyük çaplı direniş hareketine karşın kitlelerin mücadele istem ve inisiyatiflerinin sınıfsal-toplumsal güç dengelerinde ciddi bir değişime yol açmasının ve siyasete yansımasının her seferinde birbir duvar ve kategulli ile engellenmesini ve içinin boşaltılmasını nasıl açıklıyorlar? Siyasetin her türlü formal ve enformal araçla bir mühendislik dizaynına indirgenebilmesi neyin sonucu?

AKP’nin bu ölüm kalım virajının yalnızca neoliberal birikim, rejim ve yöneteme, bölgesel hegemonya krizlerinin ifadesi olmakla kalmayacağı, bu krizleri derinleştireceği de doğrudur. Ne var ki, neoliberal mali oligarşik kapanı parçalamak, değişen siyaset ve egemenlik sistemi ve tekniklerini kavramakla, onun duvarlarına çarpa çarpa kendi içine kıvrılan “düzeltilmiş kapitalizm/demokrasi” hayalleri ve kısır döngüsünü aşan sosyalist devrimci sınıf strateji ve politikalarına sahip olmakla mümkündür.

Çünkü tarih ve siyaset, neoliberal post modern görecilik felsefesi ve siyasetin onu indirgemek istediğinin aksine, hiçbir zaman bir kısır döngü olmamış, genişleyerek yükselen bir sarmal döngü olmuştur: Yıkıcı ve kurucu sınıfsal-toplumsal mücadeleler tarihi!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*