Anasayfa » GÜNDEM » Neoliberal kapitalizmde demokrasi ve faşizm-2: Kürt ulusal hareketi

Neoliberal kapitalizmde demokrasi ve faşizm-2: Kürt ulusal hareketi

Kürt ulusal direniş hareketinin etkileri

Türkiye’de 2013’ün ikinci yarısında Gezi, hemen ardından 2014’te Kürt ulusal direniş hareketinin Rojava ve Şengal direnişleri, 6-7 Ekim isyan ve direnişi, rejimi ve iç ve dış politikalarını sarstı, kırılganlaştırdı, eskisi gibi sürdülemez hale getirdi.

İsrail-Filistin’de “iki devletli çözüm süreci” gibi, Türkiye-Kürdistan’da “AB yerel özerklik şartı ve/veya Anayasal vatandaşlığa dayalı çözüm süreci” iflas etmekte gecikmedi. Kürt ulusal sorununda neoliberal reformist müzakare süreci, aynı zamanda Kürt hareketinde Kürt burjuvazi ve liberallerine dayanarak PKK’nin ve hegemonyasının tasfiye edilmesini, Kuzeyiyle Güneyiyle Kürdistan’ın aşırı ucuz emekgücüne dayalı bölgesel üretim ve ihracat üssü haline getirilmesini (keza Güney Kürdistan’daki petrol rezervlerini açılması ve nakli, vb) ve ekonomik ve siyasal entegrasyonunu hedefliyordu.

Kürt burjuvazisi ve liberalleri bu projenin iç yürütücüsü olurken, Öcalan’ın talimatıyla gerillanın sınır dışına çekilmesine ramak kalmıştı. Ancak neoliberal reformist müzakare sürecinin en ufak bir “reform” içermemesi, Roboski katliamı, yine bu süreçte kalekollar, “güvenlik” yolları ve duvarlarıyla Kürdistan’ın bir yarı açık hapishaneye çevrilmek istenmesi (bunlara karşı direnişler 2013’ten itibaren yaygınlaştı, 2014’ün ilk yarısında artan sayıda yerelde binleri kapsayan, aylarca süren kitlesel direnişler biçimini aldı, KCK’nin yeniden örgütlenmesini hızlandırdı ve canlandırdı), Kürt halkının, özellikle alt sınıflarının sabrını taşırmaya başlamıştı.

IŞİD’in Türkiye, Suud, Katar’ın açık desteğinin olduğu imha saldırısına karşı Rojava direnişi ve zaferi, Kürt halkının tasfiye edilmek istenen ulusal demokratik özlemlerini yeniden canlandırdı. PKK’nin Kürdistan’ın 3 parçasında hegemon, Güney Kürdistan’da da hegemonik etkisi artan bir güç, bölgeselleşen bir güç olarak, bölge denklemlerinde tuttuğu yer ve etkisi de arttı. Tüm bunlar, Kürt ulusal direniş hareketinin iç dengelerinde de, iyice liberalizme doğru kaymış olan ibrenin, öz yönetim, öz savunma ve hatta Suriye ve Irak Kürdistanlarında kısmi genişlemeye doğru değişmesini sağladı.

Türkiye tekelci oligarşik burjuva devletinin yeniden başlattığı kirli savaşa karşı özyönetim direnişi, kent savaşlarında yarattığı destansı yönlere karşın, bu pozisyonunu koruyamadı. Bunun nedeni, PKK önderliğinin sonradan kabullendiği gibi, bu kadar şiddetli ve barbaca bir saldırı (taş taş üstünde bırakmayan, kentleri kasabaları yıkan, Suriye vbden devşirilen şeriatçı faşist kontrgerilla çetelerini kullanan, IŞİD bombaları dahil çok sayıda kitle katliamı yapan,…) beklememesi, ve özyönetim direnişinin sınırlı bir güce dayanıp, böylesine vahşi bir saldırı altındaki daha geniş Kürt kitlelerinin tam ve aktif desteğini alamamasıydı.

Daha açık bir ifadeyle, bu özyönetim anlayışının, yarı-proleterleşmiş gençlik güçlerinin dışında Kürt alt sınıflarının geniş kesimlerinin aşağıdan örgütlenme ve inisiyatifine dayanmıyor olmasıydı. Benzer bir durum, Türkiye cephesinde de kısmen Gezi ve Rojava rüzgarını parlamenterizme havale etmeye dayanan, ama sınıfsal-toplumsal olarak örgütlü ve kalıcı bir güce dayanmayan HDP’nin oy artışları için geçerliydi. IŞİD’in bombalı katliamlar serisi, kirli savaş, ırkçı-şovenist hezeyan ve linç histerileri -ki özetle “şok ve dehşet” doktrinin tam kapsamlı uygulamasıdır- karşısında, liberal reformist ve parlamentarist hayaller üzerine kurulmuş, sokak ayağı son derece zayıflamış siyaset, yaşanan alan daralması ve gerilemeye karşın, büyük bir hayal kırıklığı, demoralizasyon ve liberal pasikasyonunun ötesine geçemezdi.

Erdoğan-AKP’nin 7 Haziran 2015’te oluşan parlamenter dengeleri değiştirmek ve başkanlık sistemi için kirli savaşı başlattığı savı, tek yanlı bir açıklamadır. Daha temelde neoliberal kapitalizmin, sınıfsal, toplumsal, cinsel, ulusal, ekolojik güç dengelerinde kalıcı bir değişim yaratabilecek her türlü etken ve gelişmeye karşı yapısal tahammülsüzlüğü vardır.

Fakat cin bir kez şişeden çıkmıştır ve işçi sınıfını ve ezilen ulus ve cinsi, daha fazla güçsüzleştirmeye ve hareket edemez hale getirmeye dayalı politika ve düzenlemeler, eskisinden daha kırılgandır.

İkincisi, Kürt ulusal direniş hareketini, içerden ve dışardan kuşatmak, coğrafi-lojistik olarak parçalamak, ya da birleşmesini engellemektir. Aynı zamanda, IŞİD ve Nusra temizlendikten sonra Suriye ve Irak’ın yeniden dizaynı sürecinde Rojava’yı da baltalayarak pay ve güç sahibi olmaya çalışmaktır. Bu da zayıf bir olasılık olarak görünmektedir.

Üçüncüsü, ırkçı-şovenist, faşist milliyetçiliği körükleyip yeniden pekiştirerek, Türkiye’de de her türlü direniş ve muhalefet hareketi üzerinde baskı ve terör aracı olarak kullanmak, işçi sınıfını daha yoğun ve keskin şovenizm, din-mezhepçilik, ataerkillik ile zehirleyip daha fazla parçalamak, Soma, Greif, metal, taşeron işçiler gibi güçlenen direniş eğilimini geriletmek ve neoliberal saldırganlık programlarını hızlandırmaktır.

İşçi sınıfı içinde şovenizm, din, mezhep, ataerkillik, emperyal yayılmacılık zehrinin, neoliberal despotik organizasyon biçimleriyle birlikte artması, mücadelenin zorlu eşiklerinden biri. Bunlarla, bir diğer güçsüzleştirici ve zehirleyici etken liberal reformizme sarılarak değil, ancak uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ve savaşımı temel ve ekseninden mücadele edilebilir.

(devam edecek)

Not: Neoliberal kapitalizmde demokrasi ve faşizm çalışmasında, Kürt sorunu ve Ortadoğu’ya ilişkin kapsamlı bölümler vardır. Burada yalnızca bazı parçaları yayınlıyoruz.

Bir yorum

  1. “Erdoğan-AKP’nin 7 Kasım 2015’te oluşan parlamenter dengeleri ” ile başlayan cümlede tarih 7 haziran 2015 olmalı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*