Anasayfa » GENÇLİK » Neoliberal Burjuva Demokrasisine Karşı İşçi Demokrasisi

Neoliberal Burjuva Demokrasisine Karşı İşçi Demokrasisi

Aday kim?

Soma patronlarına zararlarını karşılamak için milyonlarca dolar ödül dağıtan bir hükümetin adamı, sermayenin bölgesel düzeyden gelişmesi için hizmetinde kusur etmeyen, ırksal, ulusal, dinsel, cinsel temelde, sıkıştığı her dönemde tekçiliğe yaslanan ve oradan beslenen; Roboski’den Geziye “Emri ben verdim.” diyerek katilliğini itiraf eden; kadınları yaşamda, zamanda ve mekânda köleleştiren, cinsel yönelimleri yok sayan homofobik kişiliğini göstermekten çekinmeyen, işçi ve emekçilerin sırtından dolan kasaların sahibi, kendisi yetmezmiş gibi tüm kurmaylarına peşkeş çeken, sermayenin adamı… Erdoğan…

Aday kim?

Arap-İslam birliği ve Batı ile Ortadoğu arasındaki bölgesel siyasal ilişkiler için uygun bir muhafazakâr adam… Faşist diktatörlük döneminde, işçileri, devrimci, aydın, demokrat insanları sorgusuz katledildiği bir rejimde, neoliberalizmin temellerinin ekilmesinde görev almış, burjuva sermaye patron örgütleri arasında ayrım yapmayan, siyasal partilerde kendi deyimiyle AKP, MHP, CHP ayrımı yapmayan düzenin adamı… Geçmişte Türkeş gibi faşist bir liderin danışmanlığını yapmış, Erbakan’la çalışmış bir aday… Kendi deyimiyle “Erdoğan’ın 12 yıl elinin üstünde tutulmuş”, tüm bunlarla birlikte bugünkü rejimin muhafazakârlaşmasına katkısı olan, böyle bir devletten üstün hizmet madalyası almış bir aday, kapitalizme uygun bir aday… İhsanoğlu…

Aday kim? 

Burjuvazinin iktidarıyla, onun demokrasisi ve devletiyle bir sorunu olmayan, Kürt halkının demokratik talep ve istemlerinin çözümünü iki ulus burjuvazisinin barışmasında gören bir aday… Ekmeleddin ve Erdoğan ikilisinden kaçanları, biraz sosyal demokrasi çığırtkanlığı yapanları, anarko-liberal reformist “radikal demokrasi” modeli etrafında toplayıp, devletin demokratik değişimlerle düzeleceğine Kürtleri ve her iki ulustan işçileri ikna etmeye çalışan, özgürlüğü ve yeni yaşamı kapitalist sistemin kendisine dokunmadan geleceği umutlarını yayan bir aday… Demirtaş…

Komünistler seçimleri sınıf mücadelesi yararına en iyi şekilde kullanmak gerektiğini söyler. Tabi bu her seçimin böyle olması anlamına gelmez, örneğin bugünkü gibi… Önümüzde duran somut duruma baktığımızda, bir genç işçinin, bir işçi-öğrencinin bırakalım aday olmasını yaş ve statü, kurum, sınıf, para farkıyla, bir imtiyazla aday olmasının, seçilmesinin önünde büyük bir engel haline gelmiş. Propaganda yapabilmesinin koşulları dahi hemen hemen yok. Eğer Cumhurun başkan “seçme” hakkı var ama seçilme hakkı yoksa orada açık bir burjuva sandık demokrasisi vardır. Burjuva rekabet ve hesaplaşmalar içinde devreye sokulan, birbirlerine karşı kullandıkları ve düzeni onaylatmada kullandıkları en temel gördükleri “araç” seçtirilen seçmendir. Kapitalist devletin başına temsili bir adayın Erdoğan, Ekmeleddin veya Demirtaş’ın gelmesi asıl olarak patron, borsa, para sermeye asalaklarını gizlemesinin birincil yöntemini oluşturur.

10253849_726354394066568_7115132040822874868_n

Büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı olacak olan Erdoğan’ın, gençliğe kırıntı vermesini bırakalım, lafta bile vaat ettiği bir şey yoktur, üstüne üslük getirdiği bir sürü gericilik vardır. Gençliğin başına örülen gerici-köleleştirici 4+4+4 eğitim sisteminin mağduru öğrenciler, YÖK, staj, formasyon, KPSS, fiyatlı sorular ve hiç bitmeyen sınavlardır.

Burjuvazi biz gençlere Facebook’u, Twitter’ı, Youtube’u yasaklayarak; dövmemize, öpüşmemize karışarak; parkına, ağacına, geleceğine saldırarak; sınav stresiyle boğuşturarak; liselerde ve üniversitelerde emek-sermaye çelişkisinin içine sokup iliklerimize kadar sömürerek; okul bittikten sonra diplomalı işsizliğe terfi edilen ya da eldeki diplomayla şirket şirket gezmenin utancını yaşatarak bizleri, doğal olanın bu olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Bizler biliyoruz ki “Başka Bir Dünya Mümkün!”. Tüm bu dayatmalara karşı mücadele, burjuvazinin gösterdiği küflü sandıklardan değil, Haziran Direnişi’nin yükselttiği, sokaklarda özgürleşme yolundan geçer!

Gençliğin “radikal demokrasi” masalına karnı tok!

Şimdi sınıf mücadelesinden vazgeçmiş, onu parlamenter mücadele ile sınırlamış, küçük burjuva sosyal demokratların peşine yedeklenmiş, yani ne kadar sosyalizmden çoktan vazgeçmiş parti varsa, hepsi reformizmde birleşmiş vaziyetteler. Demirtaş’ın seçilmesi için her şeyi yapıyorlar, tabanlarını ve işçileri bu hayallerle avutuyorlar. İnsanlara eskisinden farklı olarak yeni bir şey bulunmuş havasında umut satıyorlar. Burjuva rejim partileri, reformist, liberal, halkçı hareketler ve adayları özgürlük ve eşitlik üstüne kulağa hoş gelen ninnilerle gerçek çözümü gizlemek görevini üstlensinler, asıl çözülmesi gereken başka bir yeni sorunun parçası durumuna çoktan geldiler, tarihin çöplüğü kendilerini beklemektedir. Grev yapan, işgal yapan sokakta mücadele eden işçileri, patronla, sendikal bürokrasiyle, polisle, işsizlikle baş başa bırakanlar; şimdi sokaklarda sermaye devletinin başına kimin geleceği üzerine ortak çalışma yürütüyor…

Demirtaş, HDP’nin gerek çizgisi anlamında, gerekse Öcalan’la aynı temelde, burjuva liberal demokrasi biçiminde post modern anarko çözümlemeleri; işçi demokrasisi karşıtıdır. “Radikal Demokrasi” tekçi zihniyetlerin duvarlarına çarpan, ulus, kadın, cinsel yönelimler, doğa gibi tekçi zihniyetin sınırlarını geliştirerek “çoğulcu, katılımcı” kisvesi altında patlamaya yüz tutmuş olan bu parça sorunları sistem içinde liberalleştirerek “çözmeyi” öngörmekten başka hiçbir şeydir. Bu çözüm arayışı bu sorunların temelinde yatan, sınıf karakterini gizleyerek, sorunu kapitalizmin dışında aramaktan öte ve bunların yapıldığında ise bu sorunlarla karşılaşmayacağımızın masalını okumaktır. Bu sorunların kaynağı olan kapitalizmi hedefe çakmak yerine, kapitalist işleyişi daha güçlü hale getirmenin ötesinde tek bir şey söylememektedir Demirtaş’ın sunduğu “radikal demokrasi” anlayışı.

Rejim tipindeki değişim, yayılan muhafazakârlaşma, bunun sosyal, kültürel, toplumsal izdüşümleri, Erdoğan’ın Kasımpaşa kabadayısı oluşuyla veya despotizmin başını Erdoğan tuttuğu için değil, bölgesel mali oligarşi böyle istediği içindir.

Bundan kaynaklı;

Faşizmin çözülüp yerini neoliberal muhafazakâr demokrasiye bırakması, burjuvazinin Ortadoğu’da bölgesel güç olma adına, “örnek ülke” teşkil etmesi kendini “Arap Bahar’ından” beri göstermesi, Türkiye öznelinde geleneksel burjuvazi ile yeşil sermayenin çelişkisinde, yeşil sermayenin palazlanması, kentlerin sermaye akışkanlığına uygun ve “muhafazakârlık” adıyla ( özellikle bazı bölgelerde) yeniden dizayn edilişinden tutalım da bir dizi iç ve dış politikada burjuvazinin kabuk değiştirmesini izledik.

“Tıpış tıpış” sandık demokrasisi birleşik bir burjuva sınıf diktatörlüğüdür

Kapitalist devletin başına hangi sermaye kesiminin temsilcisi gelecek? Şimdi ülkemiz için en büyük soru, seçimlere çok yaklaşmışken burjuva adaylar arasındaki “birleşik rekabet” bunun üzerinden çekim merkezi haline geldi. Burjuva medya görevini yerine getirerek tüm bunları toplumun geneline yaydı, seçime dair algıları, “onda bunda şundadır”ı yarattı. Burjuva politizminin yüksek gündemselliği karşısında işçiler ve ezilen kimlikler yok olup giderken, yerini büyük reklam bütçeleri ve ticareti aldı.

Şu seçim, bu seçim, sürekli seçim aslında var olan toplumsal, ekonomik ve siyasal rejim krizlerinin derinleşmesi, burjuva güç dengeleri arasındaki çelişkiyi rejim tipinin dönüşümündeki taşları sürekli tesis ediyor. Birinin diğerinin yerine geçmeye çalışması, sermayenin özel çıkarları için var olan devletin ilk başta hangi örgütlü sermaye gurubunun çıkarları ve sonrasında tüm sermaye sahipleri ve pazar alanının çıkarlarını tayin etmesin önceliği ve sonralığında yatıyor. Tüm bunların temel sebebi kar ve hegemonyadır. Pazardaki rekabette birinin diğerinin önüne geçmeye çalışması, kapitalizmin genel gelişme yasasıdır. Burjuvazinin sınıf egemenliğinin daha sağlam temellere oturtulmasının toplumsal sindirimini de bu yaratır. Kitleler burjuva temsili demokrasiye, temsili adaylarını düzenle bütünleşmesine ve bunu aynı zamanda en azami düzeye çekmeye çalışarak yapar. Burjuva egemenlik insanları sadece toplumsal üretim ilişkileriyle değil, finansal, ekonomik sosyal ve siyasal, ideolojik anlamda köleleştirirken, seçimler aracılığıyla kendi toplumsal çürümüşlüğünü, ahlakını, kültürünü ve meta egemenlik ilişkilerini en tabana doğru sürekli yayarak kendi için bir fırsat olarak politikasının fabrikalardan, üniversitelere, kent merkezlerine, sosyal medyaya, siyasal gündemin ortasına oturtarak tazelemesinin ve bunun sınırlarını en uç noktalarını kapsayacak bir biçimin önünü açmasında yatar.
Komünizmin özgürlük Dünya’sına bir adım, bir adım daha!

Burjuva demokrasinizde, “radikal demokrasi” masalınız da yerin dibine batsın!

Biz komünist gençler sizin aslında aynı renkte ki neoliberal burjuva demokrasinize karşı sosyalist işçi demokrasisini savunacağız!

Üniversitelerin ve liselerin sermayeleşmesi sonucunda, emek-sermaye çelişkisini en derinden yaşadığımız okullarımızda, staj sömürüsüyle, proje bazlı güvencesiz çalışma koşullarıyla, giderek devleşen sermayeye bilgi üretme durumuyla çalınan yaşamlarımızı kurtarmak sizlerin sandığından geçmiyor!

Her geçen gün diplomalı işsizler ordusuna katılan bizlerin, elde diploma, şirket şirket gezip yaşadığımız hayal kırıklıklarının bizlerde bıraktığı izlerden kurtulmak sizlerin sandığından geçmiyor!

Gençlerin ucuz iş gücü olarak fabrikalarda, tekstil atölyelerinde, sigortasız, güvencesiz, giderek uzayan çalışma saatleriyle ve giderek katmerleşen sömürü düzeninizden kurtulmak sizlerin sandığından geçmiyor!

Daha 20’li yaşlarda kronik işsizler ordusuna katılan, iş bulma umudunu bile yitiren biz kent yoksullarının, çürüyen yaşamlarımızın yeniden filizlenmesi sizlerin sandığından geçmiyor!

Yaşamda, zamanda ve mekânda köleleştirilen hayatlarımız, edilgenleştirmeye ve nesneleştirmeye çalıştığınız yaşamlarımızı sizin elinize bırakmayacağız! Sizlerin önümüze koyduğunuz bu yüz yıllık sandıklarınız, binlerce yıllık kölelik düzeninizin “meşrulaştırma” yöntemlerinden birisi olduğunu biliyoruz ve diyoruz ki; siz üç adayı da boykot ediyoruz ve devam ettirmeye çalıştığınız ya da “iyileştirerek” sömürü düzenini yeniden dizayn anlayışınıza karşı uzlaşmadan savaş yürüteceğiz!

Biz işçi-öğrencilerin, genç işçilerin, kent yoksullarının tavrı bu konuda nettir: Cumhurbaşkanı Adaylarını Boykot, Kapitalizme Karşı Savaş!

KAYNAK:www.sinifsiz.org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*