Anasayfa » GÜNDEM » Ne seçimi?

Ne seçimi?

Seçimlere gelmeden önce Suriye’ye dair birkaç söz. Zira burada Türk burjuva dış siyaset tarihinin en büyük ve bariz iflaslarından biri yaşandı ve bu son BM toplantılarıyla da tescillendi.

Türkiye kaybetti: Türkiye, İran ve Rusya’nın Ortadoğu’da devreye girişiyle birlikte artık resmen ve alenen kaybetti. Hem de utanç verici bir şekilde kaybetti. Rezil olarak, dalga geçilerek, bir koyup üç alayım derken elinde avucunda olanları da kaybederek iflas etti. Hatta yeni bir göç dalgası daha muhtemelen kapıda. Herkes ‘Esadlı çözüm’den yana dümeni kırmışken Davutoğlu BM’de hala ‘tampon bölge’, olmadı ‘güvenli bölge’, o da olmadı ‘mülteci kenti’ gibi olmayacak planlar vaaz etmeye çalışıyor. Kimse dinlemiyor. Fena halde komik ve acıklı bir yenilgi bu. Irak ve Suriye’nin bölünmesiyle Kürtler bastırılır, Şiiler ezilir, Selefiler hakim olur planları yapıldı. Kürtlerin tam aksine kazandığı, Şiilerinse öyle kolay yok sayılamayacağı açığa çıktı.

Mevcut durum: Suriye’de Esad yönetimine karşı savaşta 4 yıldır ABD ve müttefiklerinin, son dönemdeyse diğerlerinin geri çekilmesiyle artık sadece Türkiye’nin ve Suudi sermayesinin desteklediği cihatçı gruplar da hedef tahtasına girdi. İç savaşın bundan sonraki seyrinin yönü değişti diyebiliriz. Rusya’nın ağırlığını koymasıyla birlikte bundan sonra Suriye-Irak-İran-Hizbullah ve ABD destekli PYD’nin askeri güçlerinin IŞİD başta ama ABD kampından gelen tüm cızırtılara karşın ‘Fetih Ordusu’ dahil tüm İslamcı mücahit grupları haritada etkisizleştirme amaçlı ilerleyişlerini izlememiz muhtemeldir. Emperyalistler esas itibarıyla siyasi çözümde de anlaştılar. Esad hayatta kalmayı başardı. Adı da artık “Esed” falan değil! Müzakereler Esad’la yapılacak ama ABD’ye göre “kontrollü geçiş”in sonunda Esad çekilmiş olacak, Rusya’ya göreyse kalacak.

Sonuç: AKP’nin elinde iflas eden Türk burjuva devletinin dış politikası fena halde bir kamyoncu deyişini andırıyor: “Bizde geri vites yoktur; gerekirse ilerden döneriz.” Geri vites yapmayalım derken duvara tosladılar, araba pert oldu. Lastik patlak, ön taraf göçmüş, arabanın altına sayısız ölü, sayısız göçmen almışlar, dağ taş kan revan içinde, bu kez enkazın içinden motoru zorlayıp ilerleyerek ileriden U dönüşü yaparız artık ne yapalım, diyorlar!

Gelelim seçime…

Ne seçimi? Seçim mi var? Seçim varsa, şurada kaç hafta kaldı, neden ortada hiçbir seçim gündemi, çalışması, seçim müziği gürültüsü bile yok?
Burjuva parlamentonun yenileneceği 1 Kasım seçimleri bir seçimden başka herşeye benziyor.

1) Bir kere bu seçim neden, hangi kafayla yapılıyor kimse anlamış değil. AKP etrafında kümelenmiş asalaklar ağının iktidarı kaybetme fikrine alışkın olmadıkları ortada. Son dönemde içeride karşılaştıkları (Gezi ve Kürt isyanı) iki isyana rağmen 2071’e kadar serbest sömürüyle hükmedeceklerini düşünüyorlardı herhalde! Olsa olsa onların kaybetmeye alışmaları için bir ara geçiş dönemi olabilir bu. Zira basit bir akıl yürütmeyle bile son seçimde HDP-MHP-CHP’ye oy vermiş hiçbir seçmenin bu seçimde AKP’ye oy vermeyeceği görülüyor. CHP’den AKP’ye oy kayması olmayacağı açık. Kürtleri kurşunlayıp dururken Kürt halkından oy alacağını düşünmek de ayıp. Geriye MHP kalıyor ki, yapılan bir-iki transferle hele hele Kürt savaşı bu kadar büyümüşken MHP tabanının büyük kopuşlarla AKP’ye doğru çözüleceğini düşünmek zor. Yine de bir “ya tutarsa!” seçimi yaşıyoruz.

2) Kürt sorununda gelinen aşama “normal” bir seçim gündeminin akışıyla bariz bir tezat oluşturuyor. Burjuvazi, TÜSİAD ve küresel sermaye seçim güvenliğinden endişeli. “Bu ortamda seçim yapılabilecek mi?” kaygısı sürüyor. Kürt ulusal sorununda burjuva devletin tarihsel inkar siyasetini değiştirmediği bir türlü başlayamayan müzakerelerin buzdolabına konmasıyla açığa çıktı. Şimdi tarafların birbirlerini zorladığı, müzakerelerin silahlı araçlarla, can pahasına yürütüldüğü bir ara geçiş dönemi yaşanıyor. Dönemsel olarak yükseltilen ve yükselen bu keşmekeşe karşın HDP’nin baraj altına itilemeyeceği ortada. HDP baraj altına itilse ya da boykota gitse de bu kez burjuva parlamentoda Kürt vekillerin olmayacağı bir ara dönemin sistemin krizini derinleştireceği çok açık. AKP ve devlet kazanmasının mümkün olmadığı bir savaşı yükselterek burjuva parlamentonun topluma ve toplumsal dinamiklere bir umut olarak pazarlanmasının önünü tıkadı.

3) Bütün partiler korku politikası yürütüyor, umut veren bir tek parti yok! AKP “bize oy vermeseniz istikrar kalmaz” diyerek istikrarsızlıkla tehdit ediyor. MHP “bize oy vermezseniz Türkiye bölünür” diyerek bölünmeyle tehdit ediyor. CHP “bize oy vermezseniz kriz büyüyecek” diyerek krizle tehdit ediyor. HDP “bize oy vermezseniz savaş ve faşizm var” diyerek faşizmle tehdit ediyor. Tüm partiler kendilerine oy verilmezse daha beter bir Türkiye olacağını söylüyorlar. Öncelikli tehdit algınıza göre partilerden birine oy vermek zorundasınız. Sonuçta mevcut aritmetikle bu partilerin herhangi bir kombinasyonuyla hükümet kurulacağına göre, herhalükarda daha beter bir geleceğin bizi beklediğini söylemek mümkün!

4) Bu seçim, bir seçimden çok kimlik kontrolüne benziyor! Mevcut durumda burjuva siyaset birkaç yılda bir kimlik kontrolünün yapıldığı bir “çevirme”ye dönüştü. Kendini hangi kimlikle adlandırıyorsan onun partisine oy vereceksin: Kürtsen HDP’ye, Türksen MHP’ye, İslamcıysan AKP’ye, laiksen CHP’ye oy vermek zorundasın. Zo-run-da-sın! Seçimde oy vermek doğuştan edinilen, seçmediğin kimliklerin gereği bir zorunluluk haline dönüşmekte. Burjuva siyasetin bu açmazı içerisinde krizsiz, çatışmasız bir gelecek hayalini pazarlamak ciddi bir inandırıcılık sorunuyla karşı karşıya. Bu onların sorunu…

5) Bu seçimde işçilere yer yok. Karşımızda işçi sınıfının özlem ve taleplerine karşılık vermeye aday, hadi bunu bırakın, işçilere “sınıf”, patronlara “asalak” diyebilen, sistemin adını adlı adınca “kapitalist” diye koyabilen bir tane bile parti programı yok. İşçi sınıfı sınıf olarak bu seçimlerin öznesi ve nesnesi değil. İşçilerin adı partilerin programlarında ancak ve en fazla iş cinayetlerine karşı olmak gibi “hümanist” gerekçelerle, asgari ücrete üç kuruş zam gibi oluk oluk kanayan yaraya bandaj misali göstermelik uygulamalarda geçiyor. Bu seçimlerde işçi sınıfının bir partisi yok! İşçi sınıfını temsil eden bir parti olmadığı gibi, işçilerin aday olduğu, sınıfın kendi partisi de yok. Bu kadar derinleşen sınıfsal-toplumsal çelişkileri kökten çözmeye aday olan bir devrim partisi yok. İşçi sınıfının çıkarlarının sonuna kadar, en tutarlı militan temsilcisi olacak işçi sınıfının bir sosyalist partisi, bir komünist partisi yok. Bu seçimlerde işçi sınıfı, metal işçisiyle, tekstil işçisiyle, beyaz yakası-mavi yakasıyla, işsizliğe mahkum, güvencesiz kadın erkek bölükleriyle yok.

Ne seçimi? Seçim mi var? Bu seçimde umut yok, gelecek yok, işçi için, proleter toplum için yeni bir hayat vaadi yok. Bu burjuva seçim sisteminde, bu kapitalist paylaşım kavgasında, tüm bu kanlı itiş kakışta işçiler için, işçinin kendisinin ve sınıfının çıkarı için, kapitalist çalıştırma ve yaşama karşı bir seçim, bir seçenek yok.

İşçi sınıfının yok sayıldığı yerden kendini var etmesi, kendi seçeneğini yaratması kendisiyle birlikte toplumun kurtuluşu için tarihsel bir zorunluluktur. Sınıf bilinçli işçilerin önündeki tek gerçek seçim, tek seçenek, tek çıkış, tek umut budur. Emeklerin akıtılacağı, fethedilmesi için daha büyük bir inat ve yaratıcılıkla sistemli çalışılacak hedef bundan başka bir şey olamaz.

İşçi Meclisi’nin 62.Sayısında yayınlanmıştır

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*