Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Mültecilerin direnişi Türkiye-Trakya’yı da sarsıyor!

Mültecilerin direnişi Türkiye-Trakya’yı da sarsıyor!

hx9i75Türkiye’de mültecilere bulundukları şehirleri terketmeyi ve şehirler arası ulaşımı yasaklayan İçişleri Bakanlığı genelgesi üzerine haber-yorumumuzu şu cümleyle bağlamıştık:

“Zaten bir çoğu “Denizde boğularak ölmek, Türkiye’de yaşamaktan iyidir” diyen mültecileri, çok uzak olmayan bir gelecekte, Kos’ta, Sırbistan, Macaristan sınırlarında olduğu gibi Türkiye’de de isyan ve direnişte görürsek şaşırmayalım.”

Devletin mültecilere yasak genelgesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden aynen de öyle oldu. Edirne sınırına gitmek üzere İstanbul Esenler Otogarına gelen mültecilere otobüs firmaları bilet satmadılar, sattıklarını da iptal ettiler. Otogarda, kaldırımlarda yatıp kalkarak bekleyişini sürdüren mültecilerin sayısı giderek arttı, binlerce kişiyi buldu. Mültecilerin yasak ve engellemeleri protesto edip yürüyerek Edirne’ye gitmek için harekete geçmek istemesi de çevik kuvvet polisinin barikatıyla karşılaştı. 1200 kadar mülteci, polis tarafından otogarın arkasındaki caminin bahçesine sürüp hapsedildi, Otogardan çıkmalarına da izin verilmiyor. 3 gündür Otogarda tutulan mülteciler, İngilizce “Yaşam bulmak için bırakın geçelim”, “Biz insanlığın çocuklarıyız, yalnızca geçiş izni istiyoruz” gibi dövizler açarak, bekleyiş ve direnişlerini sürdürüyor.

sur-1 (1)İstanbul’dan ve diğer illerden harekete geçen binlerce mülteci ise, İstanbul-Edirne hattı boyunca gruplar ve kitleler halinde aç-susuz, sayısız taciz ve engellemeye karşın yürüyüşünü sürdürüyor. Otogarlara girme/çıkma yasakları, jandarma kontrol ve tartaklamaları, turnike ve engellemeyle karşılaştıkları her yerde mülteciler direnişler, oturma eylemleri yapıyor, jandarma-polis engellerini kır-bayırlardan yürüyerek aşmaya çalışıyor. Şu anda Edirne-Keşan, Kırklareli ve Tekirdağ-Malkara’da toplamı 10 bin kişiyi bulan, yürüyüş halinde ya da jandarma-polis tarafından durdurulup zorla bekletilme halinde binlerce mülteci bulunuyor. Keşan’da 200 mülteci polis tarafından zorla ve tartaklanarak otobüse bindirilip İstanbul’a geri gönderilmek istendi. Direnen mülteciler, otobüslere binmeyi reddetti. Edirne’ye girmeyi başaran 2 bin kadar mülteci, polis engellerini aşıp Otogara girdi. Bu kez da polis tarafından Otogardan çıkmaları yasaklanınca, birkaç kez sınıra yürüyerek gitme girişiminde bulundu. Polis tarafından yine önleri kesilince, yer yer arbede çıktı. Şu anda Edirne Otogarda ve yol kenarlarında, üç ayrı grup halinde, çevreleri polis ve demir ve tel barierlerle çevrilmiş biçiminde bekletilirken, Edirne Valiliği “karşı koymaya devam ederlerse, zor kullanarak geri göndereceğiz” açıklaması yaptı.

sur-2Yaz ayları boyunca Ege kıyılarında toplanarak deniz yoluyla Avrupa’ya geçmeye çalışan yüzbinlerce mülteci, Ege kıyıları ve denizde asker-polis kontrollerinin ve mevsim değişikliği nedeniyle denizde ölüm tehlikesinin artması üzerine, Trakya sınırlarına yöneldiler. Burada karşılaştıkları da geçiş ve ulaşım yasakları, jandarma-polis çevirmeleri, tartaklanma, aşağılanma, su, süt, bebek maması, ped, gıda, temizlik, battaniye, barınma gibi en temel ihtiyaçlarının bile karşılanmaması, fenalaşıp hastaneye götürülen mültecilerin “niye geldiniz?” sorusuyla tedavilerinin yapılmaması, polisin mültecilere yapılan hayvan muamelesine tepki gösteren vatandaşlara “mültecilerin hiçbir hakkı yoktur” yanıtını vermesi ve direndiklerinde zorla, dövülerek, kelepçe takılarak “geri gönderilme” operasyonları…

İstanbul-Kırklareli-Tekirdağ-Edirne ve yollarında mültecilere karşı engelleme ve saldırılar ile mültecilerin inatçı isyan ve direniş manzaralarının Yunanistan adaları, Macaristan, Sırbistan, Makedonya sınırlarında dünyayı ayağa kaldıran manzaralardan hiçbir farkı kalmadı. Artık mültecilere tel örgü, demir kafes, jandarma-polis saldırısı da mültecilerin fiili geçiş direniş ve isyanları da Türkiye’den başlıyor.

Daha bir-iki hafta önce, sahile vuran çocuk cesetleri karşısında “insanlık” nutukları atan, “biz şu kadar mülteci aldık/alacağız, bu kadar yardım yaptık/yapacağız” palavraları sıkan Almanya mali oligarşisi ve Türkiye tekelci burjuvazisi ve devletlerinin de kapitalist despotik iç yüzünü açığa çıkaran mültecilerin yılmak bilmez direniş ve mücadeleleridir. AB’de paslı iç ulusal sınır duvarları yeniden yükseliyor, Macaristan gibi bir dizi Avrupa ülkesinde mülteciler tutuklanıp artık mülteci kamplarına bile değil hapishaneye atılıyor, Yunanistan’a bağlı adalar “mültecilere karşı olağanüstü hal/sıkıyönetim” ilan edilmesini istiyor, Türkiye’de mültecilerin bulundukları illeri terketmesi yasaklanıyor ve direnen mültecilere karşı devlet zor ve şiddeti artıyor…

31364688Küresel tekelci kapitalizm, sosyalist devrimle yıkılacak bir hapishanedir!

Küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşik hakimiyeti, kitleler için büyüyen bir toplumsal-siyasal kölelik ve hapishane yaratıyor. Yaşamın, hiçbir boşluk bırakmadan, tüm alanlarını kapsayan yıkıcı sermayeleştirme, metalaştırma, baskı, yasak, engelleme, kontrol ağlarıyla, kitlelerin ve bireylerin her türlü toplumsal-bireysel demokratik hak ve özgürlüklerini de inkar ve imha edici bir biçim almıştır. İşçi sınıfının, ezilen ırk, ulus ve cinsin, gençlerin ve -kapitalizmin belli bir gelişme düzeyine geldiği tüm ülkelerde- büyüyen başlıbaşına toplumsal kategori olarak mültecilerin, buna karşı gelişen her tepkisi, direnişi ve isyanı, kendi yaşamlarıyla ilgili kararlarını kendilerinin verme istek ve özleminin bir ifadesi, sınıfsal, siyasal, ulusal kölelikten kurtulma istek ve iradesi olarak, neoliberal burjuva demokrasisinin sınırlarını ve duvarlarını, köleci ve despotik iç yüzünü daha bir açığa çıkartıyor ve yeni ve daha yüksek bir sosyalist yaşam demokrasisi ihtiyaç ve özleminin potansiyel tohumlarını da taşıyor.

Bugün dünya çapında kitlelerin, ne de mültecilerin, kapitalizmi ve burjuva demokrasisini aşan bir ufku olmayabilir. Ancak işte görüyoruz ki, işçilerin taban inisiyatifine dayalı kolektif mücadele organları istek ve direnişleri gibi, Kürt ulusunun özerk özyönetim istek ve direnişleri gibi, mültecilerin kendilerine yeniden asgari bir yaşam kurabilme istek ve direnişleri de, neoliberal kapitalizm ve demokrasisinin kat kat duvarlarını ve yasaklarını ve saldırılarını, emek, insan ve özgürlük düşmanı yüzünü açığa çıkartıyor. Fakat tüm bunlar, neoliberal kapitalizmin ve demokrasisinin karşılamaya ne niyeti ne yeteneği olmadığı gibi tek yapabildiğinin “küresel/ulusal güvenlik sorunu” ilan ederek engellemek ve bastırmak olduğu en temel ihtiyaç ve özlemlerin bile sistem karşıtı mücadeleye sıçrama dinamik ve olanaklarını da, bu yöndeki tarihsel eğilimi de ortaya çıkarmaktadır. Neoliberal demokrasi ve despotik yönetim ve hapsetme biçimleri, işçi sınıfına, kent ve kır yoksullarına, geniş kesimleri proletaryaya doğru yaklaşan ezilen ırk, ulus ve cinsten kitlelere ve mülteci kitlelere, kapitalizmin paslı kilit ve hapishanelerini yıkmaktan, sosyalist devrimci demokrasi için örgütlenmek ve mücadele etmek, ekonomik, toplumsal, siyasal kurtuluş ve özgürlüğün yolunu bu şekilde açmak dışında bir yol bırakmıyor.

Küreselleşen mülteci krizi, mültecilerin bulundukları ve yığınsallaştıkları her ülkede engel tanımayan yürüyüşleri, direnişleri, isyanları ile çoktan küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin, paslı ulusal sınırlarının krizini derinleştiren yeni bir toplumsal-siyasal mücadele cephesi haline gelmiştir. Neoliberal burjuva demokrasisine karşı sosyalist devrimci demokrasi, neoliberal kapitalist küreselciliğe karşı sosyalist proletarya enternasyonalizmi mücadelesi ile çıkmadan, mültecilerin “sınırlar açılsın” direnişlerini işçi sınıfının önündeki tüm kapitalist engel ve sınırları yıkma mücadelesiyle bütünleştirmeden, çürüyene karşı serpilip gelişen “yeni bir yaşam” kurmak mümkün değildir.

Mültecilerin tarihsel yürüyüşünde de, yalnız çekilen acıları değil, öncelikle bunları görmek gerekir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*