Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Mujica, Koç, Erdoğan ve şu “paylaşımcı kapitalizm” üzerine

Mujica, Koç, Erdoğan ve şu “paylaşımcı kapitalizm” üzerine

kocAli Koç, G-20’nin başkanı olduğu alt oturumlarından birinde, “Zenginlik paylaşılmıyor. Eşitsizlik derinleşiyor. Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Gerçek sorun kapitalizmdir.” buyurdu.

Türkiye post-modern yeni solu, bir zamanlar literatüründe kapitalizm/sosyalizm diye bir şeyler olduğunu ancak Koç bunları söyleyince hatırlayabildi. Uyukladığı yerden binbir zahmetle bir gözünü açarak, Türkiye kapitalizminin en büyük sermaye grubunun sahibi Koç’un ne kadar samimiyetsiz, iki yüzlü ve sahtekar olduğunu, ücret artışı ve bağımsız sendika hakkı isteyen metal işçilerini işten attırdığını, en bi antikapitalist ve sosyalistin Koç değil, kendisi olduğunu mırıldanarak, görevini yapmış olmanın iç huzuruyla yeniden orta sınıf mışıltılarına geri döndü.

Koç’un “samimiyetsizliğini” (solun yeni jargonu bu!) görmek ve sergilemek için solcu olmak gerekmiyor. Bir nebze sınıf sezgisi ve deneyimine sahip bir işçi olmak, “bayram değil seyran değil, Koç bizi niye öptü?” diye işkillenmek için yeterli. Peki ya Türkiye yeni solunun Koç’a yanıt ve eleştirileri ne kadar “sahici”?

Türkiye solu, Koç eleştirisinde ne kadar “samimi”?

Türkiye “yeni solu”, ister CHP çevresinde toplanmış ulusalcı sol, ister HDP yörüngesinde toplanmış liberal reformist sol olsun, Koç ve TÜSİAD’a karşı, banka, borsa, tekel egemenliğine karşı hangi mücadeleyi verdi? AKP’ye karşı Koç ve TÜSİAD’dan medet uman, Gezi isyan ve direnişi sırasında bile Koç’a toz kondurmayıp antikapitalist slogan ve hedefleri sansür eden bu aynı “yeni sol” değil miydi? Türkiye kapitalizminin 2000’li yıllarında olup biten her şeyden, krizler ve petrol savaşlarından, neoliberal despotik kölelik rejiminden, baskılardan, işçi, kadın, kürt katliamlarından, emek, insan ve doğa yıkımından, bütün bunların sorumluluğu ve failliğinden, Koç’u ve TÜSİAD’ı azade gören ve gösteren bu aynı “yeni sol” değil miydi? TÜSİAD’ın neoliberal demokrasi, hukuk, anayasa, AB, Merkez Bankası ve üst kurul rapor ve açıklamalarını “AKP’yi eleştiriyor” diye memnuniyetle karşılayan aynı sol değil miydi? Önemlice bir kısmı için hiç gelmeyecek “sonraki aşama” olan sınıf/sosyalizmden önce AKP’ye karşı TÜSİAD-AB’yle örtük ittifak içinde “ileri demokrasi” mücadelesi vermek gerektiğini düşünen bu aynı sol değil miydi? Metal işçilerinin direniş sürecinde, MESS’in büyük patronu Koç ve diğer küresel tekelci oligarşik sermaye gruplarına karşı bir duruş gösterme zahmetine bile katlanmayan bu aynı sol değil miydi?

Türkiye solu bir kaç istisnai grubu dışında, AKP-Erdoğan’dan nefret ettiğinin onda biri kadar Koç-TÜSİAD’dan nefret etmez. Koç, Sabancı, Doğuş vbnin AKP döneminde sermayelerini, karlarını, sömürülerini, sınıfsal güç ve egemenliklerini, emek ve doğa yıkıcılıklarını kaça katladıklarını, en büyük 500 küresel tekelci oligarşik sermaye grubu arasına nasıl girdiklerini sorgulamaz. Doğa mücadelesi verir göründüğünde Koç’un TEMA vakfıyla, kadın mücadelesi verir göründüğünde TÜSİAD’ın Haklı Kadın Platformuyla, demokrasi mücadelesi verir göründüğünde TÜSİAD medyası ve Kürt burjuvazisi ile yanyana oturmaktan, onların çizdiği liberal reformist muhalefet sınırlarında hareket etmekten utanmaz. Bilinç altına ve gündelik ilişki biçimlerine kadar gömüldüğü kapitalize ve metalaşmış ilişki biçimleriyle, en sivri sonuçları dışında pek bir sorun yaşamaz. Programlarında; kapitalizm, sınıf, devrim, sosyalizm… ne yazarsa yazsın, gündelik faaliyetlerinde, hatta propaganda-ajitasyon-yayın alanında bile bunların esamisi okunmaz; gerçekte “düzeltilmiş kapitalizm/demokrasi” hayalleri içinde gayet kendinden hoşnut ve kapitalizmle uzlaşıktır.

Bakmayın siz, Koç’un ellerindeki son antikapitalist-miş gibi yapma mevzisini de almasına sinirlenmelerine! Küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin gayet planlı-programlı olarak başlattığı yeni “kamuoyu yönetişim” kampanyası, “kapsayıcı büyüme”, “paylaşımcı kapitalizm” teraneleri dört bir koldan sistematik bir algı harekatına dönüştüğünde, yeni sol’un genişçe bir kısmı, ona da inanmaya hazırdır. Tıpkı TÜSİAD-AKP’nin bir dönemki “ileri demokrasi” zokasını ilk yutan, kitlelere servisini üstlenen olması gibi. Tıpkı Türkiye’de sol alemlerinde haftalardır bir sirk hayvanı gibi dolaştırılan Uruguay eski devlet başkanı Mujica’nın – kapitalizmle uzlaşarak içinden düzeltme hayallerinin bir temsilcisi olarak- soldan gördüğü hayranlık gibi!

mujica-and-obamaKüresel mali oligarşinin yeni kamuoyu yönetişim kampanyası: “Paylaşımcı kapitalizm”

Mujica ile verilen mesaj ile Koç’un G-20 konuşması arasındaki benzerlik bir raslantı mıdır, bilemeyiz. Kesin olan Koç ve Erdoğan’ın G-20 konuşmaları arasındaki paralelliğin bir raslantı olmadığıdır. Erdoğan da diyor ki: “Ben de işverenlere tavsiye ediyorum, biraz az kazanın ve kazandıklarınızı özellikle dar gelirli olan insanlarla paylaşın. Neden? Fakiri tahrik etmeyelim ve paylaşımmı anlayışı hayatımıza egemen kılalım. Gel bunu işçinle, onunla beraber bir kısmını paylaş, ‘öyle bir patronumuz var ki gerçekten işçisinin hakkını çok ciddi manada gözetir, maaşını iyi verir’ dedirt, aslolan bunu başarmamız gerekir.”

Bu konuşmalar, kuşkusuz Koç ve Erdoğan’ın özgün buluşları değil. Nitekim G-20, B-20 oturumlarında bir dizi devlet başkanı, başbakan, küresel mali oligarşik organ yöneticisi, mali oligark benzer konuşmalar yaptı. Hepsi, gerçekte küresel mali oligarşik organ ve stratejisyenler tarafından hazırlanan, yeni kamuoyu yönetişimi tekniklerinin bir adımıydı. Daha önceki Davos, Dünya Bankası, G-20 zirvelerinde bu tür şeyleri Stiglitz gibilere söyletip nabız yoklarlardı, ama anlaşılan, artık o da kesmiyor:

– Bir süredir The Wall Street Journal, The Economist gibi en çok okunan mali sermaye gazete ve dergilerinde bu tür yazılar sıklaşmaya başladı,
– Bill Gates gibi bir dizi tekelci oligarklar ve milyon dolarlık pop yıldızları “servetlerinin bir kısmını yardım kurumlarına bağışlamak” gibi kampanyalar yürütüyorlar,
– Piketty’nin “21. yüzyılın Das Kapital’i”, Mason’un “Postkapitalizm” gibi “eşitsizliği azaltan kapitalizm” gerici ütopizmine dair, büyük kampanyalarla piyasaya sürülen ve 100 binler satan, üzerlerine sayısız tartışma yürütülen kitaplar,
– NASA’nın “eşitsizlik böyle giderse toplumumuz çöker”, Dünya Bankası’nın iklim raporunu bile yoksulluk sorunuyla bağıntılandıran raporları,
– ABD’de de Sanders İngiltere’de Corbyn gibi sosyal-demokrat eskileri “sosyalist” etiketiyle piyasaya sürülmesi ve kitlelerden büyük bir ilgi görmesi, Yunanistan’dan sonra Portekiz’de de bir “anti kemer sıkmacı sol hükümet” mizanseni sahneye konulması,….

Daha pek çok alamet sıralanabilir. Ancak bu kadarı da, Koç-Erdoğan konuşmalarının “durgun gökte çakan şimşek” değil, giderek dünya çapında yukarıdan aşağıya doğru yaygınlaştırılan bir küresel mali oligarşik yönetişim kampanyasının bir parçası olduğunu göstermeye yeter. Tabii bu tür inceltilmiş mali oligarşik yönetişim tekniklerine pek alışık olmayan Türkiye tekelci oligarşik burjuva temsilcileri ağzında, daha çiğ ve iğreti bir hal alıyor: Koç hızını alamayıp “kapitalizmi kaldırmaktan” bahsediyor, Erdoğan ise arka plandaki asıl niyeti çat diye açık ediyor: “Fakiri, işçiyi tahrik etmeden, biraz gönüllerini kazanacak tarzda önlerine bir iki kırıntı atarak, sömürüp ezmeye devam edelim” demeye getiriyor.

Meselenin özü özeti de bundan ibaret. Küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisi, dünya çapında sosyal yıkım ve düşürümün, kitlelerin ücret, çalışma ve yaşam koşullarının bir alt sınıra dayanmaya başladığını görüyor. Nereden mi? Yalnızca küresel mali oligarşik organların ard arda açıkladığı, kapitalizmin tarihi rekorlarını kıran “gelir eşitsizliği/kutuplaşması” istatistiklerinden ve bunun “sürdürülemez” hale geldiği yönündeki alarm çanlarından değil tabii. Asıl dünya çapında 2006’dan bu yana süregiden fiili kitle grevi, isyan, direniş dalgalarından! İşçi sınıfının yanısıra, yine neoliberalizmin dışlama, bastırma, değersizleştirme yıkıcı sosyolojisiyle iç içe geçen ezilen ırk, ulus, cins ve gençlik hareketlerindeki büyüyen canlanma ve direşkenlikten. Ha tabii bir de, farklı bir yerde de olsa, neoliberal kapitalizmin kendi yaratığı olan, ama kendisini de vurmaya başlayan, IŞİD benzeri çetelerin, toplumun genişleyen sınıf altı, lümpen, dışlanmış kesimlerinde bulduğu geniş zeminden!

bill-gates-moneyKapsayıcı sömürü, dibe doğru düşürüm

Nitekim G-20’nin başlıca gündemlerinden biri “dışlayıcılığa karşı kapsayıcılık” ya da “kapsayıcı büyüme”ydi. Başta gençler, kadınlar, yoksullar ve -her halde bir küresel mali oligarşik zirvede ilk kez bahsi geçen- işçiler olmak üzere, “kapsayıcı büyüme”den ne anlamalıyız?

Bu sosyal ve demokratik reformlar yoluyla bir kapsayacılık değildir. Sistem, sosyal hak ve güvencelerin, demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesine, sıkı sıkıya kapalıdır. Tam tersine sosyal hak ve güvencelerden geriye ne kaldıysa onları da yok etmeye, söz, toplanma, örgütlenme, eylem haklarını da – muhtemelen Paris katliamından sonra da hızlanacak biçimde- daraltmaya bakmaktadır.

“Kapsayıcılık” dedikleri, asıl sermaye birikiminin ve piyasasının, tek kelimeyle sömürü ve satışların toplumsal tabanını genişletmek ve derinleştirmektir. Bu da zaten -yine G-20’nin temel gündemlerinden olan ve Erdoğan’ın konuşmasında da geçen- “etkin ekonomi ve işgücü programı” demektir.

Yani dünya çapında G. Kore’den Finlandiya’ya, Brezilya’dan G. Afrika’ya kadar neredeyse eşgüdümlü olarak yeni düzenlemeleri başlatılan;

1- işçi sınıfının halen nisbi yüksek ücretleri ve kısmi hak ve güvenceleri olan kamu emekçileri gibi kesimlerinin dibe doğru çekilmesi,

2- kadınlar, gençler, öğrenciler, yoksullar, engelliler, göçmenler gibi (doğrudan kapitalist üretim ilişkileri içerisinde yer almayan) geniş, fakat en zayıf toplumsal kesimlerin en ucuz, en esnek ve güvencesiz sömürü çarklarına daha yığınsal olarak çekilmesi.

Eh bunun da, işçi sınıfının ücret, çalışma, yaşam ve yönetilme koşullarının hem bir bütün olarak daha aşağıya düşürülmesi, hem de kendi içinde dibe doğru düzlenmesi programı olduğunu aklı başında herkes (yani “yeni sol” dışındaki herkes) anlar! Böylece şu “paylaşımcı kapitalizm”in işçilerin dibe doğru daha beter bir “sefaleti paylaşma”sından başka bir şey olmadığı da açıklık kazanır.

Ki zaten “eşitsizliğin azaltılması” dedikleri de, sınıflar arası eşitsizliğin azaltılması değil – ve olamaz-, işçi sınıfının kendi içindeki eşitsizliklerin geriye doğru çözülmesidir. Neden kamu emekçilerinin kısmi hak ve güvencelerini öncelikle hedefe koyduklarını belirtmiştik. Şimdi tablo tamamlanmış oluyor. Tüm şu “eşitsizlik çok seksi, şey yani tehlikeli, azaltılması lazım” lafızlarının ardından, işçi sınıfının bir nebze daha fazla ücret alan, hak ve güvence kalıntılarına sahip olan kesimlerinin daha yoksul, güvencesiz kesimlerine hedef gösterilmesi gelecek, sanki onların ücret ve hakları tüm işçiler tarafından paylaşılacak gibi bir izlenim yaratılacak, ancak tabii, bu plan çerçevesinde, tüm işçi kesimlerinin zincirleme daha dibe doğru bastırılması amaçlanacaktır.

indir (1)Paylaşımcı kapitalizm: Bir işçinin ücretini üç işçiye paylaştırarak eşitliği sağlar!

Neoliberal kamuoyu yönetişimi biçimi olarak “paylaşımcı kapitalizm” konseptinin diğer bir yanı da şu: Bu yıkıcı saldırıyı eskisi gibi düz ve kaba biçimde yapamazlar. Çünkü dünya çapında işçi sınıfı ve kitleler neoliberal saldırı ve yıkımlara karşı artık ciddi bir özdeneyim ve birikime sahip, ve artık her saldırı ciddi direnişler, hatta isyanlarla karşılanıyor. Neoliberal kapitalizmin sosyal yıkım ve düşürüm saldırganlığı bir sınıra dayanmaya başlamışken, düpedüz yeni isyan ve belki de artık ayaklanmaları “tahrik etmeden” nasıl vites büyüterek, bir üst yıkıcılık ve düşürüm düzeyinden sürdürülecek? Eh işte bunun için işçi sınıfının özellikle geri kesimlerinde beklenti yaratacak, “eşitsizliğin giderildiği” havası yaratacak, bir dizi neoliberal kamuoyu yönetişim operasyonlarına ihtiyaçları var. Bunun için ortaya bir iki asgari ücret kırıntısı atıyorlar, önümüzdeki dönemde bazı patronların “bağış kampanyaları”, “filanca köyü, ili kalkındırıyoruz”, “gençlere, kadınlara, yoksullara istihdam alanı açıyoruz”, “bir işçinin ücretini üç işçiye paylaştırarak eşitliği sağlıyoruz” filan türünden kampanyalarına daha fazla tanık olacağız.

imagesKesin olan, ağır ve şiddetli bir neoliberal kapitalist saldırı dalgasının gelmekte olduğu, dört bir koldan bunun ortam ve ağlarını örmeye başladıklarıdır. Bu bir “Koç-Erdoğan ortak yapımı”, yani TÜSİAD, TOBB, MÜSİAD, YASED, Kürt burjuvazisi dahil tüm burjuva sınıf kesimlerinin (ve arka planda küresel mali oligarşinin) ortak programıdır, ve hepsinin AKP-Erdoğan tek parti hükümetinde uzlaşıp ortaklaşmasının temel nedenleridir biridir: Bu saldırıyı hem tavizsiz biçimde, hem de işçi sınıfını bölüp manipule edecek neomuhafazakar popülizm teknikleriyle iç içe geçirerek yürütecek, “güçlü, kararlı, istikrarlı, sıkı merkeziyetçi” bir hükümet!

Sol, temelde emekle tanımlı olan solculuğun son kalıntılarını da Koç’a kaptırma telaşı ve solculuğunu onun üzerinden realize etme konformizmi yerine, Koç-Erdoğan’ın “paylaşımcı kapitalizm” sözlerinin arka planında nasıl bir sınıfsal saldırı hazırlığını olduğunu okusa daha “sahici” bir şeyler yapmış olurdu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*