Anasayfa » DÜNYA » Mısır’da darbe: Kapitalist dönüşümün yeni taktik evresi ve burjuva güç savaşımları

Mısır’da darbe: Kapitalist dönüşümün yeni taktik evresi ve burjuva güç savaşımları

Öfkeli, mücadeleci kitlelerin sarstığı çok uluslu, bol sermayeli Ortadoğu ve Kuzey Afrika denkleminde kriz eksik olmuyor. Ekonomik, siyasal, kültürel iç çatışma dinamiklerinin yarattığı bölgesel sınıra dayanmışlık hali, burjuvazi cephesinden, başarılamayan düzenli geçiş, inşa edilemeyen mali oligarşik diktatörlük ve sokağın, meydanların, kendi özgücünün yaratıcılığını iyi bilen, değil eskisi gibi hiç bir biçimde kolayca yönetilemeyecek gibi gözüken kitleler, küresel mali oligarşinin stratejik hesapları da dahil her halkayı süreklileşmiş biçimde bozuma uğratıyor, yeniden üretiyor.

Mısır’da on yıllardır süren otokratik rejimin yıkılışında önemli rol oynayan Tahrir meydanının, işçileri, kent ve kır yoksulları, çoğunluğu genç işsizleri bağımsız politik çizgiden yoksunluğun bedelini, uğruna can verdikleri dönüşümün burjuva parlementarizmince emilmesini izlemek zorunda kalarak ödemişlerdi. Eski rejimin kalıntılarıyla girdiği seçim savaşını kazanan, İhvan temsilcisi Mursi’nin de ömrü fazla olmadı. Ekonomik çöküş, işçi ve emekçilerde yoğunlaşan sefalet, özgürlük talebinin kırıntılarının dahi görünmemesi, İhvan kadrolarının devlet mekanizmasına yerleşerek önceki dönemin diktatörlüğünü sarmalayan bürokratik çıkar gruplarına benzer bir rol oynamaya başlaması, Mursi ve İhvan’ı iktidara gelişlerinin ilk yılında on milyonu aşkın Mısırlının katıldığı kitle gösterileriyle karşı karşıya bıraktı. İslami arka plana dayalı neo-liberal demokrasi projesi Mısır’da düzenli kapitalist dönüşüm ve entegrasyonu, toplumsal krizin sönümlendirilmesini başaramadı. Yönetememe krizinin yarattığı burjuva kamplaşma, İhvan’ı burjuva demokratik geçişin bölgesel aktörü olarak tasarlayan ABD’den, Selefi atına oynayan Körfez ülkelerine ve yenilikçi liberal siyasetçilere kadar İhvan burjuvazisi dışındaki tüm küresel ve yerel sermaye kesimlerinin iktidardan desteğini çekmesiyle kendini gösterdi. Kendi de başlı başına bir burjuva kliği olan ordu, Tahrir’de güç kazanan kitle iradesini kendi altlığı olarak kullanarak yönetime el koydu. Emekçi yığınların ekonomik sorunlarıyla, daha fazla özgürlük ihtiyacıyla alanları doldurduğu Mısır kitle hareketinin bu yeni kavşakta başına gelen, Suriye ve Tunus’ta olduğu gibi, küresel planda da tezahürü bulunan burjuva klik savaşımına yedeklenmek oldu, liberal sol unsurlara kadar Tahrir’in ağırlığı ordunun darbesini kutladı, eleştirenler dahi gerekliliğine onay verdi.

Mübarek’in devrilmesiyle başlayan dönüşüm süreci herşeyden önce, kapitalizmin önceki, yerel, emperyalist işbölümüne tek taraflı bağlarla bağlı, teknolojik altyapı ve sermaye birikiminin geri olduğu düzeyine karşı gerçekleşmiştir. Mübarek döneminin son on yıllık kesitinde yaşanacak olan görece yüksek büyüme oranları, küresel mali oligarşinin üretimde tuttuğu yerin büyümesi ve üretim zincirindeki rolünün derinleşmesi Mısır ekonomisini iç çelişkileri, çatlakları da büyüyen bir bütüne dönüştürmüş, otokrasiyi saran bürokrat tabaka, çıkar grupları, keyfi düzenlemeler, üretim organizasyonunun yapısal sorunları, kapitalizmin ilerlemesinin, ülke burjuvaları ile küresel burjuvazinin tam entegrasyonunun ve ülke ekonomisinin küresel emperyalist işbölümünün bileşiği haline gelmesinin iç engeli haline gelmeye başlamıştı. Üretim ilişkilerindeki dönüşüm ihtiyacı, siyasal planda da Mübarek yandaşları, ordu, pay verilen islamcı gruplar, devlet mekanizmalarını elinde tutan mafyatik çıkar ağlarına dayalı memlük tipini andıran otokrasinin zeminini çözmüş, kapitalist birikim sürecinde değişen toplumsal yapı tek tipçi betonarme iktidar ilişkilerinin sınırlarını parçalamıştı. Emperyalist kapitalist güç merkezlerinin de bileşiği olduğu yeni siyasal organizasyon planı, ülkenin siyaseten de küreselleşmesini, küresel mali oligarşinin tam tahakkümünün aracı olarak burjuva demokratik dönüşüm süreci işletilmesini içeriyordu. İhvan’ın rolü, bölgesel düzeyde siyaset yürütme yeteneği olan bir burjuva kliği olarak, yerel muhafazakar toplumsal kodlarla, küresel ekonominin ihtiyacı liberal politikaların sentezini sağlamak, dönüşümün siyasal lokomotifliğini üstlenmek olacaktı.

Birincisi darbe, bu dönüşüm rotasının karşıtı değildir. Tam aksine, İhvan’ın istikrarlı kapitalist ve burjuva liberal bir geçiş sürecini organize edememesi, yapısal sorunları eşliğinde liberal, kaspsayıcı iktidar ilişkilerini tesis edememesi üzerine gelişen dinamiklere sahiptir. İslamcı-liberal demokrasi denemesi, İhvan’ın ilk kez ele geçirdiği iktidar erkinden gözünün kamaşması ve baskıcı yönetim şeklini kendi kadroları üzerinden sürdürmesi, kodları değişen dinamik kitle hareketinin süregelmesi ve düzenli dönüşüm planının masada kalmasını sağlaması, Suriye’de gerçekleşemeyen iktidar değişikliğinin Türkiye’nin ana aktörü olduğu muhafazakar burjuva demokrasisi siyasal temelinde bölge kapitalist entegrasyonu stratejisine belirgin bir güç kaybı yaşatması gibi etmenlerin belirleyiciliğiyle çökmüştür. Mısır ordusu, başlı başına bir burjuva kliğidir. İç pazardan, uluslararası ticarete, Mısır ekonomisinin belirgin tekelci güçlerinden biridir. Küresel emperyalist güç odaklarıyla tarihsel bağlara ve ekonomik temelde çıkar ortaklığına sahiptir. Bu yönleriyle, dönüşüm sürecinin dolaysız bir parçasını oluşturmaktadır. Mübarek’in devrilmesi sürecinde de ordu, küresel kapitalizmin ihtiyaçlarının bir tarifi olarak Mübarek’e kenara çekilmesini söylemiş, Mübarek sonrası dönemin Yüksek Askeri Konsey vasıtasıyla ana aktörlerinden biri olmuştur. Mursi döneminde de rollerini kaybetmemişlerdi, darbeci genelkurmay Başkanı El Sisi aynı zamanda savunma bakanıydı. ABD’nin yaşananlara darbe dememesi, darbe yönetimini meşrulaştırması tesadüf değildir. Aynı zamanda İhvan ile geçmişte yakın görünen Körfez Şeyhleri de, İhvan’ın bölgesel çapta eriştiği güç ile birlikte desteklerini çekmiş, iç siyasetteki uzuvlarını oluşturan Selefiler vasıtasıyla darbeyi desteklemişlerdir. Darbeyi, kapitalist dönüşüm sürecinin stratejik kırılımını değil, taktiksel farklılaşmasını temsil eden bir halka olarak konumlandırmak yerine olacaktır.

İkincisi darbe, İhvan’a olduğu kadar Tahrir’e de, Tahrir’in dönüştürücülüğüne, sokaklarda biriken güce, kitlelerin öz iradesi, öz girişkenliğine yapılmıştır. Önce Mübarek’i ardından Yüksek Askeri Konsey’i şimdi de Mursi’yi devirmeye yürüyen milyonlar, bedel ödemeyi göze almış, siyasal düzlem üzerindeki sarsıcı etkisinin farkında, bastırıcı iktidar ilişkilerinin kabına sığmayan nitelikleriyle kapitalist düzenli geçiş hayallerinin en büyük kabusunu da oluşturuyorlar. İktidar krizinin en büyük üreticisi, derinleştiricisi rolündeler. Ordu, Tahrir’e belki kurşun sıkmadı, hatta havai fişeklerle gelişi kutlandı ama hem kitlelerin yürüdüğü kapitalistlerin düşününe sığmayan geleceği, kapitalistler adına ipotek altına aldı, düzenliliğin garantörlüğünü üstlendi hem de Mursi karşıtı tavrıyla mücadeleci kitlelerin enerjisini emdi, ideolojik esaretin uygulayıcısı oldu. Böylelikle darbenin meşruiyet zeminini de derinleştirdi. Liberal orta-sınıfçı çevrelerin ağırlığı, sol demokratistler darbeyi desteklerken, ordunun işçi, emekçiler nezdinde ne anlam ifade ettiğini iyi bilen çevrelerse pasifleştirilmiş, burjuva klikler arası savaşımda erimeye başladı.

Türkiye’nin küresel ekonominin bir bileşiği olarak bölgesel entegrasyon ve yeniden yapılanma planında tuttuğu rol, siyasal rol model oluşturma eşliğinde ana aktörlük iddiası Mısır’da ki darbeyle önemli bir hasara uğradı. AKP burjuvazisinin Mısır’a karşı siyasal refleksini aslında kendi geleceğinin kırpılmaya başlamasına karşı verdiği refleks oluşturuyor. AKP’nin “stratejik derinlik” politikası, Suriye’de desteklenen muhalefetin beklenilen başarıyı gösterememesi ve Reyhanlı patlamasıyla savaş ve kriz atmosferinin iç politikaya doğrudan taşınımıyla duvara çarpmaya başlamıştı. Kuseyr ve Homs’un da tümüyle Esad güçlerinin eline geçmesi, muhalefetin küresel güç ilişkilerinin de etkisiyle stratejik dönüştürücülük rolünden hayli uzaklaşması ve önceki dönemde Türkiye hükümetinin “kırmızı” çizgilerini oluşturan PYD’nin güç kazanmayı sürdürmesi (Şu günlerde AKP, PYD’nin geri dönülmez şekilde kazandığı gücü muhalefet içerisinde eritebilmek adına yeni bir taktik hamle geliştirmekle meşgul), Mısır’da ki darbeyle birlikte, Türkiye’nin bölgenin güç merkezini oluşturması ve bölgesel muhafazakar liberal demokrasi lokomotifliğinde dönüşüm programının yaşadığı kırılımı açıkça gösteriyor. İç politika- dış politika ayrımının silikleşmesi ile, Ortadoğu hasarları, küresel güç merkezlerinin Türkiye’nin bölge gücü olma projesinin özerk ve cevval hareket alanını baskılaması, Gezi direnişi ile kolayca yönettiğini umduğu toplumsal dinamiklerde yaşanan dönüşüm, Türkiye’de ki mevcut iktidarın sarsılma, iç ve dış kriz dinamiklerini biriktirme sürecinde olduğunun işareti. Gezi direnişinde açığa çıkan kitlesel mücadele dinamikleri, yaşanması muhtemel siyasal ve ekonomik krizlerle yeni itilim noktaları bulacak gibi görünüyor.

Başta Mısır olmak üzere bölge proletaryasının en yakıcı gün sorununu, kapitalist dönüşüm sürecinin bir parçası olarak cereyan eden burjuva güç savaşlarının hegamonya alanından kurtulmak oluşturuyor. Mısır’da ağırlığı işçi ve yoksullardan oluşan kitle, kapitalizmin çözemeyeceği yaşamsal sorunları için sokakları doldurmuş ancak siyasal açıdan demokrasi talebinin ötesini dillendirememiştir. Demokrasi talebinin, sermaye iktidarının sınırlarını aşmayan ufku, kendisi hali hazırda neo-liberal demokratik dönüşümüm kıvrımlarını, açmazlarını yaşayan Mısır siyasetinde burjuva kliklerin birine yedeklenmekten başka anlam taşımamamaktadır. Kapitalizmin küresel nitelik kazanarak bir üst evreden yapılanmaya başladığı, değer üretiminin daha da eklemlenmeye başlayan bölge proletaryası üzerinden büyüdüğü, kapitalist entegrasyona paralel bölgesel çapta siyaset üretmenin imkandan da öte zorunlulaştığı gün koşullarında, sosyalist sınıf siyaseti, bağımsız sınıf örgütlenmesi ve bölgesel-evrensel çapta proleter devrim stratejisine duyulan ihtiyaç derinleşmektedir. Mısır’da kendi öz ifade kanallarını da yaratmaya başlamış olan hareketi güçsüzleştiren, burjuva güç savaşımının bir alt öğesine dönüştüren, siyasal öncüden, sınıf temelli örgütlülükten yoksunluktur. Burjuva dönüşüm stratejilerini ve onun dönem taktiklerini sarsan, geçirdiğimiz süreçte filli ve militan eylemleriyle geri döndürülemez bir mücadele gücü biriktiren bölge proletaryasının, ekonomik, siyasal, yaşamsal burjuva tablosunu söküp atmasını, ordusundan, islamcı-liberaline, sol liberal yönetişimden, burjuva yedekleme politikalarının bir ürünü “lidersiz devrim” beklentisine kadar tüm burjuva odaklarını parçalamasının anahtarını bu tarihsel soruna verdiği yanıt oluşturacaktır.

İşçi Meclisi-36. Sayı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*