Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Mimar Alev Şahin oturma eyleminde…

Mimar Alev Şahin oturma eyleminde…

c3ak2fowqaehybcİhraç edilen kamu emekçilerinin direnişi il il yaygınlaşıyor. Ankara, Malatya, İstanbul’dan sonra Düzce’de de merkezi meydanda oturma eylemi başladı. Mimar Alev Şahin, Düzce Çevre ve Şehircilik Bakanlığındaki işinden KHK ile ihraç edilmişti.

Alev Şahin, emeğe, mesleğine yaklaşımını ve mücadelesini anlatıyor:

“1999 yılında Gölcük ve Düzce’de meydana gelen ve binlerce insanın ölümüne sebep olan depremlerde sizler yüzlerce dostunuzu, akrabanızı kaybederken ben de basına yansıyan fotoğraflardan öylesine etkilendim ki bir daha insanların kalitesiz beton kullanılarak yapılan, sağlam ve dayanıklı olmayan binalar altında kalarak feci şekilde can vermemesi için mimar olmaya karar verdim. Mimar olduktan sonra bir patrona değil halka hizmet etme düşüncesiyle bundan 6 yıl önce Düzce Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne atandım. Meslek hayatım boyunca da meslek etiğim ve ahlakım doğrultusunda mimarlık bilgi ve birikimimi deprem görmüş bir halkın çıkarından başka hiçbir şey düşünmeden halk için kullandım.

Halkın beş kuruşu haksız yere müteahhitlerin cebine girmesin derdiyle hazırladığımız hakediş ödemelerinden daha fazlasını isteyenler tarafından milletvekilleri aracılığıyla il müdürlerine şikayet edildim. Yılmadım; istediklerini de imzalamadım. Denetimsiz ilerlemiş şantiyelere görevlendirildiğimde; denetimsizliğe göz yummadığım için görevimden alındım. Yılmadım; bu kez çalıştığım şube değiştirilerek yapı malzemesi denetimlerine görevlendirildim. Beton ve agrega denetimlerimiz sonucunda 10’a yakın idari para cezası düzenledim, kapanma seviyesine gelen firmalar oldu. Denetime çıktığımızda su kıvamındaki betonları inşaatlara döktürmeyip mikserleri santrale geri gönderdiğimizde, daha kuruma dönmeden firmaların idareye geldiklerini ve baskı oluşturmaya çalıştıklarını da gördüm. Şube müdürünün söylediği şantiyeden beton numunesi almamı istemesine karşı çıkınca da bu sürece kadar idare ile aramızda zaten gerilmiş durumda olan ipler tamamen kopmuş oldu. Yılmadım; bu kez de şube müdürünün hakaretine maruz kaldım, elimdeki tüm görev ve yetkiler alındı. Bir yıldan fazla süre hiçbir denetime çıkartılmadım, mesleğimle ilgili hiçbir iş verilmedi. Hakaret edene hiçbir disiplin cezası vermeyip ödüllendiren idare sanki suçlu benmişim gibi üzerimde psikolojik işkenceye başladı. Oturduğum odadaki masadan kalkıp diğer masaya oturmamı istediler, iş arkadaşlarımın odalarına gitmememi istediler, keyfi ve bana özel tutumlar olduğu için kabul etmedim. Şube müdürüne evrakları elden götürmemi istediler, bana hakaret eden şube müdürünün ayağına değil de evrak birimine götürdüğüm için soruşturma açtılar, ceza verdiler. Yılmadım; hakaretin suçsuz bırakılmasına tepki gösteren sendikal açıklamamı gerekçe göstererek soruşturma açtılar, yine ceza verdiler. Yılmadım; hakarete dava açıp kazandığım gibi il müdürü, il müdürü yardımcısı ve üç şube müdürüne psikolojik taciz(mobbing) davası açtım. Dava süreci devam ederken yine çalıştığım şube değiştirildi ancak üzerimdeki baskılar da azaldı.

Yaklaşık yedi-sekiz aydır iş hayatım normale dönmüştü ki bu sırada darbe yaşandı, OHAL ilan edildi. Birbirine husumeti olanların ihbar dilekçeleri verdiği, “at izinin it izine karıştığı” hükümetin yetkili ağızlarından bile söylenir olmuştu ki benim hakkımda da aynı ahlaksız süreç işletildi ve 6 Ocak’ta yayınlanan 679 sayılı KHK ile emekten, halktan, yoksullardan, depremzede Düzcelilerden yana olmamım bedelini yani işleyen bir çarka çomak sokmamın bedelini işimden, ekmeğimden olarak ödemek zorunda bırakıldım. Ancak yine yılmayacağım.

Katil değilim, hırsız değilim, darbeci değilim. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak hayatı boyunca hep açların, yoksulların, ezilenlerin yanında; onları aç bırakan, yoksulluğa mahkum eden, ezenlerin ise karşısında oldum. Yani halkın mimarı olmaya çalıştım, tek derdim kamunun çıkarını korumak oldu. Çünkü benim hiç kimseye değil vergileriyle maaşımı aldığım halka karşı bir sorumluluğum var. Yeri geldi toprağına, suyuna, havasına sahip çıkan Hecinler köylülerinin çadırında kaldım yeri geldi ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim aynı havayı soluduğum sizlerin çıkarı için firmaları, müteahhitleri, siyaseten güçlü sermayedarları karşıma aldım. Düzceli değilim evet ama baskıya ve komploya maruz kalacağımı da bilsem salla başı al maaşı demedim, komşum açken tok yatamadım, haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmadım, ne makamda ne mevkide gözüm oldu. Makamlara, mevkilere halkı da vatanı da mesleğini de satanlardan olmadım. Düzceli olup da koltukları kendi çıkarları için kullananlardan olmadım, usulsüzlükleri görmezden gelmedim, arsa alıp satarak haksız kazançlarla zenginleşmedim, kamu kurumundaki odamı akrabalarımın üzerindeki işyerlerinin işlerini görmek için kullanmadım, genç yaştaki kız çocuklarına tacizden yargılandığı konuşulanlar gibi koltukların arkasına saklananlardan olmadım.

Birlikte çalıştığım iş arkadaşlarım ve Düzce’de beni tanıyan herkes bilir ki; ben her koşulda halkın ve haklının yanında oldum. Bunun bedeli olarak soruşturmalar, baskılar hatta katıldığım ve anayasal bir hak olan tüm yasal basın açıklamaları sanki yasadışıymış gibi gösterilerek gözaltı yaşadım ama doğruluktan, dürüstlükten emekten, halktan yana olmaktan vazgeçemedim. Şimdi de anamın ak sütü gibi helal olan ekmeğim elinden alınarak açlıkla terbiye edilmek isteniyorum. Hecinler köylüleri nasıl ki toprağına, köyüne, suyuna sahip çıktıysa ben de işime geri dönene kadar işime, ekmeğime öyle sahip çıkacağım.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*