Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Metropolde Kürt işçiler…

Metropolde Kürt işçiler…

120322143216Neoliberal devlet, Kürt ulusunun savaşım istemi olan özyönetimi inkar ediyor. Kürdistan’da Kürt halkını tank ve topla göçe zorlayan, teslim almaya yönelik her türlü kirli oyun oynadığını görüyoruz. Cizre’de, Silopi’de Silvan’da, Sur’da katliamlar ve direniş sürerken peki metropollerde durum nedir? Devletin zorunlu göç saldırılarıyla ezen ulus metropollerine göç etmek zorunda bırakılan Kürtlerin büyük bir kısmının işçileşiyor ama asimilasyon tehlikesiyle de karşı karşıyalar.

Ulusal bastırmacılık, Kürtleri aynı zamanda, neoliberal sermaye birikimi için bir ucuz iş gücü, esnek, güvencesiz, savunmasız çifte köleliliğe itiyor. Çünkü; güvencesiz, taşeron, en angarya işler yaptırılanların başında Kürtler geliyor. Özellikle Türk küçük burjuvazinin sınıf atlamak için en berbat rekabet ve kar hırsınının ceremesini yine ilk başta Kürtler, Suriye’liler ve diğer ülkelerden göç etmek zorunda kalan işçiler çekiyor. Hem de durmaksızın şovenist hezeyanlara kışkırtılan Türk işçilerin kin ve nefreti Kürt işçilere yönlendiriliyor ve en tehlikelisi de bu! Kapitalizmin ulusal köleleştirme sorunu, işçiler içerisinde büyük mutsuzluklar ve ayrımlara sebep oluyor. Kağıt toplayan işçiler, tarım işçileri, taşeron işçiler, temizlik işçileri, mağaza, konfeksiyon, esnaf, gıda, tekstil, turizm, inşaat sektörü; su satıcıları, midye satıcılarının büyük bir oranı Kürtlerden oluşuyor, iş cinayetleriyle öldürülüyorlar, asgari veya altındaki ücretleri bile sık sık gaspediliyor, işyerlerinde anadillerini konuşmaları bile çoğu zaman baskı ve işten atılmalarına yol açıyor, Kürt ulusal kimliğini gizlemek zorunda bırakılıyor, ifade ettiklerinde de saldırı ve tacizlere, cezalara maruz kalıyorlar. Kürt gençleri, üniversite okumak için en düşük ücretli, en ağır ve tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalan öğrencilerin başında geliyor. Kapitalist sömürü ve sefaletin ceremesini iliklerine kadar hissettikleri kesin. Türk işçiler kendi yaşadıkları koşullara körleşiyor ve kendi egemen sınıfının patronu gibi düşünmeye zorlanıyor.

Beyaz yakalı işçiler, hatta platformları dahi içinde bulunduğu koşullar içinden düşünüyor. Beyaz yakalı işçiler gayrı-siyasilikten ve konfor düşkünlüğünden kurtulmalı. Kendi sorunlarımıza, işçi sınıfının sorunlarına değin yaptığı toplantılar sonrasında bile, bir anda iş yeri veya toplantılardan ayrıldığı anda, kendisini bir yatırımcı ve hatta tüketici, sürekli hizmet ihtiyacı olarak gören ve ayrıcalıklı bir insan olarak düşlüyor. Kent mekanının karmakarışık göç dalgalarıyla enformel bir şekilde ezicileşmesi, değişen üretim ilişkisi ve işçi sınıfının geldiği toplumsallaşma düzeyine rağmen bu durumdan kurtulmak için gayret yoksunluğu giderek ortadan kalksa da da çabaları çok daha fazla arttırmak gerekir. Sıkı bir eleştiriye, sarsılıp kendimize gelmeye ihtiyaç var.

Beyaz yakalı işçilerden bir örnek verim: Birgün iş çıkışında işyerindeki arkadaşlarla yemekhaneye gittik, yemekler çok ucuza geldi, “bu kadar aldım bu kadar tuttu” gibi sohbetler dönmeye başladı. Sonra yemekhanede çalışan işçilerden birine seslendim, “burada vardiyalı mı çalııyorsunuz?” evet dedi sonra “kaç saat çalışıyorsunuz” diye sordum 12 saat dedi, “Suriyeli işçi var mı burada dedim” yok hepimiz Türk’üz dedi. (Ama aslında Kürt’tü) Türk işçilerinin ucuz yemek diye sevindiği şey çok ucuz emek sömürüsünden elde ediliyordu, hem de kendisini Türk olarak ifade etmek zorunda kalan Kürt işçilerle sağlandığına tanık oldum. Yemekhanede çalışan çoğu işçi Kürttü. Bu olayın benzerini bir çok yerde gördüm.

Bastırmacı katliamcı savaş, iki kat sömürme ve ezme, yoksulluk sadece Kürdistan’da değil, Batının kalbinde İstanbul’da mülksüzleşmiş, en şiddetli ve ezici bir şekilde önce Kürt işçilerinin sonra tüm işçilerin üzerinden dönüyor. Kürt işçilerin kendilerini ifade edebilmesi, kendi ulusal kaderini birlik ve bağımsızlık hakkını elde ederek tayin etmesi için Kürt Türk işçilerin birliği halkların kardeşliği mücadelesini yükseltmemiz gerekiyor. Biz işçiler arasındaki birliği şovenizmle zehirleyen düşmanımız neoliberal sermaye egemenliğidir. Buna karşı mücadele etmek hayati zorunluluktur. Çünkü böyle bir mücadele bizleri sınıf olarak kaynaştıracağı gibi ulusal kölelik zincirlerini de kıracak, asalak burjuvaziyi ve politikalarını yeryüzünden silecek ve bizleri bağımsız ve özgür kılacaktır.

Devrimci Proletarya okuru bir işçi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*