Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Metal işçileriyle röportajlar-1: Bursa’da taşeron metal işçisi olmak…

Metal işçileriyle röportajlar-1: Bursa’da taşeron metal işçisi olmak…

Bursa, gözalabildiğine büyük fabrikalarının uzandığı ve durmaksızın genişleyen 6 büyük organize sanayi bölgesi, Gemlik, Orhangazi, Mudanya gibi ilçelerine varana kadar irili ufaklı fabrikaların olduğu sanayi bölgeleri, sayısız küçük sanayi sitesiyle tam bir sanayi işçisi şehri. Bir yandan organize sanayi bölgeleri, hemen her büyük şirketin ucuz işçilik üzerinden ikinci, üçüncü, beşinci fabrikalarını kurması, her büyük fabrikanın yeni üretim hatlarıyla kapasitesini genişletmesi, yer bulamayanların önceden futbol sahası, otopark olarak kullandığı alanlara da yeni fabrika, yeni üretim hattı kurmak için kullanmasıyla büyük sanayi durmaksızın yoğunlaşıyor ve genişliyor. Diğer yandan kent merkezinin genişlemesiyle şehir ve sanayi daha fazla iç içe geçip kaynaşıyor. Son dönemlerde Bursa’da da hızlanan kentsel dönüşüm ile birbiri ardına dikilen AVM’ler, residanslar, siteler de, durmaksızın yoğunlaşan ve büyüyen sanayideki vahşileşen emek sömürüsü temelinde yükseliyor, hemen yanı başlarında başlayan binlerce fabrikada en ağır koşullarda çalışan işçilerin durumuyla, hemen arkalarında uzanan işçi mahallelerinin sefaletiyle daha keskin bir tezatı, içten içe büyüyen bir sınıf gerilimini de çıplak gözle bile hissettiriyor.

Tekstil ve otomotiv şehri olarak bilinen Bursa’da, son dönemlerde tekstil gerilirken, otomotiv-metal fabrikaları daha da büyüdü, Bursa adeta bir metal sanayi şehri haline geldi. 2000′li yıllarda sanayi işçilerinin epey sessiz göründüğü Bursa’da son bir yıl içinde, Bosch işçilerinin sendika değiştirme mücadelesi, Renault ve Coşkunöz işçilerinin MESS-Türk Metal’in satış sözleşmesi dayatmasına karşı eylemleri ve içten içe kaynayan metal işçileri arasında bir hareket de kendini göstermeye başladı. Bursa büyük otomotiv-metal sanayinde olduğu gibi bu yıl daha gergin geçeceği belli olan metal işçilerinin toplu sözleşmelerinde de kritik bir rol oynayacak gibi görünüyor.

4940fdf9-75b1-4f83-aa6d-ee2c8a332258

Bursa’da büyük otomotiv ve yan sanayi fabrikalarındaki işçilerin çalışma koşulları ve toplu sözleşme süreci üzerine bugüne kadar epey çok şey yazılıp çizildi. Ancak Bursa’da büyük metal fabrikalarını karakterize eden çok önemli olgulardan biri olarak taşeron metal işçileri gerçeği, sendikalar, sol ve işçi basını tarafından tamamen göz ardı edildi. Bursa’da metal fabrikalarında 20 bine yakın taşeron işçi çalışıyor. Metal fabrikalarında taşeron işçilik uygulaması da, gerçekte fiili olarak KİRALIK İŞÇİ ŞİRKETLERİ olarak faaliyet gösteren taşeron işçi büroları tarafından organize ediliyor. En büyükleri 5 binin üzerinde anlaşmalı taşeron işçiyi elinde tutan, işçileri o fabrikadan bu fabrikaya, bazan birkaç yıllığına, bazan mevsimlik, bazan birkaç günlüğüne, hatta saatliğine işçi sevkiyatı yapan, tazminat ve sosyal haklarını gaspeden taşeron/kiralık işçi şirketleri, “ulusal istihdam stratejisi” ve kiralık işçi bürolarıyla, büyük sanayide neoliberal/güvencesiz emek organizasyonunun geleceğine ışık tutuyor.

Bursa’da çok sayıda büyük otomotiv ve metal fabrikasında taşeron işçi olarak çalışmış bir taşeron metal işçisiyle, taşeron işçi büroları, taşeron işçilik, metal işçileri ve Bursa’da sınıf mücadelesinin sorunlarını konuştuk.


TAŞERON ŞİRKETLER, GERÇEKTE KİRALIK İŞÇİ BÜROLARI OLARAK ÇALIŞIYOR

İŞÇİ MECLİSİ: Bursa’da metal fabrikalarına çalışan büyük taşeron işçi şirketlerinin faaliyetini anlatır mısınız?

Büyük ve küçük çok sayıda taşeron işçi şirketleri var. En büyükleri 5 bin üzerinde taşeron işçiyle anlaşmalı, birkaç bin işçi çalıştırandan birkaç yüz işçi çalıştırana, 50-60 işçilik olana kadar çok sayıda taşeron işçilik şirketi var. Büyük metal fabrikalarının ucuz ve sorunsuz taşeron işçiliğine artan talepleri var. Büyük fabrikalar, çalıştırdıkları kadrolu işçileri de korkutmak ve daha aza razı etmek için taşeronluğu kullanıyorlar. Fabrikalar herhangi bir sorumluluk almamak için taşeron işçi şirketleriyle anlaşmayı tercih ediyorlar. Taşeron giderini vergiden düştükleri için onlara bedavaya geliyor.

Taşeron işçiler, metal fabrikalarında, taşıma ve yükleme, makine montaj, forklift ve vinç operatörlüğü, yemekhane, temizlik, ve çok tehlikeli olan kazan temizliklerinde kullanıyorlar. Ve taşeron işçileri, istedikleri gibi, belli sürelerde, 1, 2, 3 yıl çalıştırıp çalıştırdıkları fabrikayı değiştirmeye zorlarlar. Bir taşeron şirketin bir fabrikayla anlaşmalı çalıştırdığı 150 taşeron işçi varsa, bir süre sonra derler ki ‘biz bu firmayla anlaşamadık, bizimle çalışmaya devam etmek istiyorsanız, buradan istifa edin şu yeni fabrikaya geçin.’ Taşeron işçisi de haklarını bilmediği için, tazminat hakları gaspedilir, işe ihtiyaçları oldukları için her seferinde başka fabrikada sıfırdan başlatırlar.

Metal fabrikalarındaki bu taşeron işçi firmaları, aslında fiilen kiralık işçi büroları gibi çalışıyorlar?

Gibi’si fazla. Aynen kiralık işçi ofisleri olarak çalışıyorlar. Anlaşmalı oldukları firmalara bir iki yıllığına işçi verirler. Mevsimlik iş yapan fabrikalara sezonluk işçi verirler. Büyük fabrikalarda işlerin yoğunluğuna göre 1 gün, 2 gün, 3 günlük işçi verirler. Başka firmada çalıştırdıkları taşeron işçileri de vardiya çıkışında başka fabrikaya 2-3 günlüğüne 4-6 saatlik mesaiye götürürler. Bu mesailer de sigortaya bildirilmez elden verilir. İşçiye ödenen sigortayı düşürmek için. Karlarını artırmak için. İşçi götürdükleri yere personel sayısı üzerinden anlaşma yapar. Götürdükleri işçilerin sigortaları ödenmez. Çünkü zaten başka yerden sigortalıdırlar. Ama sigortalı eleman getirdik diye onun parasını da alırlar. Çalıştırdıkları personel başına kesilen fatura başına yüzde 5-6 gibi belli bir komisyon alır. Ama taşeron şirketlerin asıl kazançları, çalıştırdıkları işçilerin, ana firma tarafından ödenen tazminat haklarıdır. Bu taşeron firmalar, ne kadar çok tazminatsız işten çıkarma sağlarsa o kadar büyürler. Tazminat vermemek için, operasyon sorumluları vardır, proje proje bütün çalışanların hareketlerini takip ederler. İş takibini yaparlar. Daha yeni bir arkadaşın başına geldi. Emeklilik kazandığı hale, SGK’dan tazminat hakkını kazandım diye parayı almak için başvuruyor, 2 gün sonra başka yerde işe başlıyor, taşeron ofisin operasyon bölümü bunları takip edip noter tespiti yaparak, çalışanın aslında emekliye ayrılmadığı tazminatı hakketmediğini söyleyerek, dava açıyor. Arkadaşın önceden taşeron olarak çalıştığı yerden hak ettiği 12 bin lira gibi bir tazminat parasını ödemiyor. Ne kadar entrika çevirdiklerinin göstergesi. Hak edilen tazminatı vermemek, cepe indirmek için.

Büyük taşeron firmalar, sözleşme zamanları, taşeron işçilerin tazminat hakkedecekleri zamanlar, 1 yıl, 2 yıl çalışmanın sonlarına doğru, onu alır seni başka fabrikaya verelim derler. İşçiyi ofise çağırıp seni çalıştığın A fabrikasından alıp B fabrikasına verelim, derler. İşçi fabrikadan istifa ettiğini sanır ama aslında taşeron şirketten istifa etmiştir, bütün haklarını kaybeder. Kıdem, ihbar tazminatı, diğer hak ve ödenekleri, hepsi taşeron şirketin cebine gider. Benim de başıma böyle birşey geldi. Daha önce 3 yıla yakın çalıştığım bir metal fabrikasından sözleşme zamanında, ‘yeni bir fabrika ile anlaştık, seni de oraya vermek istiyoruz, orada ihtiyaç var’ diye ofise çağırdılar. Yeni yerde başlayabilmem için son çalıştığım yerden yeni yere sigorta girişi gerekçesiyle istifa etmemi istediler. Ben de o firmadan istifa ediyorum diye bilinçsiz olduğum için dilekçe yazdım. Yeni fabrikaya tayinim gerçekleşti. Daha sonra bu işlerin nasıl döndüğünü, işçileri nasıl dolandırdıklarını anlayınca, geriye dönük inceleme yaptım. Bir de baktım, 3 yıla yakın çalıştığım yerden varolan tazminat hakkım gaspedilmiş, yeni yerde yıllık izinlerim 3 haftadan 2 haftaya indirilmiş, kıdem ve ihbar tazminatım 10 yıldan 6 yıla indirilmiş… Hem taşeron şirkete hem de çalıştığım yeni şikrete dava açacağımı söyledim. Bundan biraz çekindiler ki, benim tüm izinlerimin eski haline dönmesi, haklarımın 10 yıllık olarak düzeltilmesini sağladım. Bunun gibi binlerce insan Bursa’da bu şekilde mağdur edilmekte ve haklarını arayamamaktadırlar.

Büyük ve küçük taşeron işçi şirketlerin ayrı ayrı işten çıkarma ve tazminatı gaspetme taktikleri vardır. Büyükler ellerinde çok sayıda büyük metal fabrikasıyla sözleşmeli işçi olduğu için, fabrikalar arasında tayin yaparak sigorta girişlerini değiştirip tazminat ve diğer hakları gaspederler. Küçükler ise, belli sürelerde işyerlerine kepenk vurup işyeri adını değiştirerek, yeni firma açarak, işçilerin haklarını gasp ederler.


Bursa’da büyük metal fabrikalarında çalışan ne kadar taşeron işçi var?

Tam sayısını bilmek mümkün değil. Taşeron işçi şirketleri sık sık el değiştiriyor, isim değiştiriyor, üzerlerinde de hiçbir denetim yok. Daha geçenlerde en büyük taşeron işçi şirketlerinden biri, 14 milyon dolara yabancı ortaklı, İstanbul merkezli başka bir şirkete satıldı. Satın alanın arkasında Kuveytli bir şirketle ortak Emine Erdoğan’ın olduğu söyleniyor, ama kimdir nedir bilmek mümkün olmuyor. El değiştiren sadece büro, milyon dolarlar bu bürolarda dönüyor, işçiler yine hiçbir şeyden haberi olmadan aynı fabrikalarda çalışmaya devam ediyorlar. Bu taşeron şirketler, vergi borçları, sigorta borçları, işçilerin açtığı davalar artmaya başlayınca, el veya isim değiştirip izlerini kaybettirip başka kılık altında işçileri dolandırmaya devam ederler. 14 milyon dolar gibi bir satış parası zaten işçileri nasıl soyduklarını, nasıl hızla büyüdüklerini gösteriyor.

Bursa’da ağırlıklı olarak metal fabrikaları olmak üzere, büyük sanayide çalışan işçi sayısı 20 binden az değildir. Bunun yanında, hastaneler, belediye, tren istasyonları, güvenlik görevlileri, otopark çalışanları, çok sayıda anlaşmalı taşeron işçi şirketi var.

Bursa’da taşeron işçi uygulaması büyük metal fabrikalarında ne zaman başladı, nasıl bir değişime yol açtı?

İlk taşeron Özal döneminde başladı. Büyük firamaların taşeron çalıştırması, vergiden kaçma gerekçesi. Eskiden, taşeron çıkmadan önce, firmalar kendi yemeğini çıkarırdı, idarenin kullandığı otomobiller, servisler, nakliyat, temizlik, güvenlik hepsi kendilerindeydi. Taşeronla yıllık vergi miktarından, çalıştırdığı taşeron işleri, kiraladığı araçları, yemek firmaları, temizlik işleri, güvenlik gibi bunları fatura ederek, vergilerden düşüyor. Ana firma vergiden düşüyor, karlarını artırıyor, taşeron firma, tazminat ve sosyal hakları cebe indiriyor, ikisi de kazanıyor taşerondan, olan işçiye oluyor.

Büyük metal fabrikalarında taşeron ise, 2001 yılında başladı. 2001 krizini gerekçe göstererek metal fabrikalarında taşeron şirketlerle anlaşmalı geçici istihdam uygulamasını başlattılar. Kriz diyorlar ama büyük fabrikaların çoğu yeni üretim hatları açıyorlar, ek bina ve fabrika alanı yapıyorlar, fabrikalar daha da büyüyor. Boschta kriz var deniyor ama 5. fabrikayı kurdu. Renault da ek binalar açılıyor. Nilüfer, Demirtaş, Bursa, 6 büyük organize sanayi bölgesinde, sanayiler, fabrikalar, mantar gibi büyüyor çoğalıyor ve krizin olduğu söyleniyor. 2003 yılında çıkartılan yeni iş yasası ile taşeron uygulaması yaygınlaşmaya, mantar gibi taşeron şirketler ortaya çıkmaya başladı. Taşeronun girmediği fabrika da kalmadı. Büyük otomobil fabrikalarında sözleşmeli diye bilinen işçilerin önemli bölümünü de taşeron işçi şirketleri veriyor. Şimdi taşeronlukta yeni düzenleme gündemde. Bu çıkarsa, taşeron işçilere hak adı altında, her şey taşeronlaştırılacak. Ana firma, taşeron firma farkı da kalmayacak. Tüm fabrikalar da birer taşeron şirket haline gelecek.

Taşeron işçi, kadrolu işçi, büyük işyeri, küçük işyeri, metal, sağlık filan ayrı işkolları diye söyleniyor, ama hepsinin aynı haklara sahip olması gerekiyor. İşçilere bu şekilde ayırarak, her işciye farklı düzenleme yapılamaz. Biri kadrolu, biri sözleşmeli, biri taşeron, birinin tazminatı var diğerinin yok, bunu da kabul etmiyorum. Bir devletin nasıl bu şekilde ayrımcılık, sınıf ayrımcılığı yaptığı da, işçilere karşı çıkardığı yasa ve düzenlemelerden anlaşılıyor.

metaliscisiTAŞERON İŞÇİLERİN ÇALIŞMA VE YAŞAM KOŞULLARI

Taşeron işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını anlatabilir misiniz?

Sendikasız çalıştırılırlar, iş güvencesinden yoksundurlar. Fabrikanın kadrolu personelinden vasıfsız görünselerde daha tehlikeli, iş kazalarının en çok olduğu yerlerde çalışırlar. Kadroluların yararlandığı ikramiye, erzak, çocuk eğitim parası, yakıt parası gibi haklardan yararlanamaz ve daha düşük ücrete çalışırlar. Taşeron işçinin ücreti, asgari ücretin üzerinde en fazla 30 liradır. Kadrolu işçiler işe giriş 950, yıllık yüzde 10-15 arası zam alırlar. Taşeron işçi, bu komik zamlardan bile yararlanamaz. Bu durum hem kadrolu hem taşeron işçi için sorunlar yaratır.

İşçi çok düşük ücrete çalışıyor. Bursa’da 20 binden fazla taşeron işçi hepsi asgari ücretle çalışıyor. 700 lira gibi paraya çalıştığı için, işçinin taşeron firmanın verdiği diğer işlere de, başka işlere gitme, ek iş, ikinci, üçüncü iş yapması da mecburen artıyor. Köle gibi. Ailesinden çoluğundan çocuğundan, sosyal yaşamdan tamamen uzak, dış dünyayla bağı kopuk, köle gibi bir yaşam sürüyor. Taşeron işçi 10 saat bir işyerinde çalışıp daha sonra başka yerde 5-6 saat çalışıp, günde 16 saat köle gibi çalışıp, ekstra işin sigortası gösterilmiyor, parası elden veriliyor.

Kadrolu işçi genelde vardiyalı çalışır, mesaiye pek kalmaz. Ayda birkaç kez mesaiye kalır. Taşeron işçinin ne zamanı, ne yaşamı, ne enerjisi üzerinde hiçbir inisiyatifi, iradesi kalmıyor.

En son asgari ücrete yüzde 5 gibi zam yapıldı. Enflasyonun altında. Çalışma Bakanın bir açıklaması var, enflasyonun çok çok üzerinde zam yaptık diyor, ama asgari ücret yüzde 4-5 zam alırken, taşeron işçilerin ayda 250 lira ödedikleri doğal gaza yüzde 35 zammın hangi enflasyon üzerinden yapıldığını ben çok merak ediyorum.

Taşeron işçilerin çoğu kirada otutur. Bursa’da işçilerin oturabildikleri en kötü evlerde kiralar 350-400 lira arası. Hiçbir şekilde çocuklarını üniversiteye gönderemiyorlar. Çocukları da en fazla meslek lisesine gidip hepsi birer işçi olur. Kira, elektrik, su, doğal gaz faturaları toplamı 750-800 lira. Asgari ücret 700 lira. Telefon, internet, okul, sağlık, gıda, yol hariç. Taşeron işçi, bir cambaz gibi stratejiler geliştirerek yaşamını, ailesini idame ettirmeye çalışır. Durmadan bankalara borçlanır, kışın artan giderlerini yaza borçlanır. Banka kredisi, kredi kartı. Ek iş, ikinci iş yapar. Bir kişinin günde 12-16 saat çalışması yetmez. Eşler de çalışır. Çocuklar kendi başlarına kalıyorlar. Ben üç yaşından itibaren çocuklarımı evde yalnız bırakıyorum. Bazısı liseye bile gitmeden küçük yaşta küçük sanayide işe girer. Eğitim, sağlık, günden güne çöküş içindedir. Psikolojik sorunlar had safhada. Çoğu işçi ailesinde geçimsizlik, kavga gürültü vardır. Aile içi şiddet, ayrılmalar, çocuklarının eğitimsizlikten ve ilgisizlikten dolayı gayri meşru işlere bulaşması, madde bağımlılığı, gayri meşru işlere yol açıyor.

Düşük ücretli günde 10-16 saat çalışan taşeron işçileri bana göre cambazdır. Aynı cambazlar gibi, hayatın zorlu yollarında geçim derdi, yaşam derdi, sağlık derdi… Hiçbir sosyal faaliyeti yoktur. İşten geldiklerinde yorgunlukla tv başında uyuklarlar. Aileleriyle bile bağları yoktur. İste de dışarı çıkacak parası yoktur. Kent merkezine bile inemezler, arkadaşlarıyla buluşup sosyal bir şey paylaşamazlar.

Aslında en az birkaç bin işçilik, bazısı 5 bin-on bin kişilik fabrikalarda çalışmasına rağmen, değişik taşeron firmalarda küçük gruplar halinde çalıştıklarından dolayı birlikte hareket etmeleri de kısıtlanmıştır. Bazısı haklarını bireysel olarak aramaya çalışırlar, tepki gösterirler, ama sesleri de fazla duyulmaz. İşyerinde onlara ikinci sınıf insan gibi yapılan uygulamalar, kötü muamele çok yoğundur. Daha önce çalıştığım büyük otomobil yan sanayi fabrikasında, bir örnek yaşadım. Bir taşeron işçi, yemekten sonra başı ağrıdığı için revire giden genç bir işçi, ağza alınmayacak hakarete uğradı, şefi tarafından. İşçi, karşısında sanki asker subay ilişkisi varmış gibi, hazırol vaziyetinde duruyordu. Şefi işçiye hakaret ediyor, işçi hazırol vaziyette başı eğik duruyordu. Beni insanlığımdan utandırdı. Ve orayı hemen terkettim. Ve bana sundukları işi de daha zor hale getirip ordan ayrıldım. İşçi hiç sesini çıkarmadı, özürdiledi, bir daha olmayacak dedi.

Aslında bir itirafta bulunmak istiyorum. Ben de bilinçsizlikle bu tür şeyleri daha önce yapıyordum. Akşama kadar 11 saat çalışan bir işçiye, akşam mesaiye kalması için, baskı uygulandı. Bu işçi tam 1 yılını doldurmuştu. Yıllık izin kağıdı bile imzalanmıştı. Çalışan işçi yorgun olduğunu çalışamayacağını söyledi, biz de ona, ya bu gece, çalışırsın ya da istifa edip gidersin dedik. İşçi istifa edip gideceğini söyledi, biz de istifa kağıdını imzalatıp işten çıkarılmasını söyledik. Böylece tazminat haklarını kaybetmiş oldu. Taşeron şirketler, fabrikalarda gruplar halinde verdikleri işçilerin başına birini göstermelik sorumlu diye atarlar. Bu firmanın içinde patron sensin, benim haklarımı sen koruyacaksın söyleminde bulunurlar. Böylece bir iki işçiyi kendi yanlarına çekip işçiyi işçiye ezdirirler. Ben de buna alet olduğum için şimdi utanıyorum. Daha sonra bilinçlendikçe işçiler arasında patronun kazanç kölesi olmaktan başka bir şey olmadığımı farkettim. İşçiyi bölmek, içinden yönetmek, baskı yapmak için patronlar bu tür şeyler yapıyorlar.


BİRLİKTE HAREKET ETMEK İÇİN…

– Kadrolu, sözleşmeli, taşeron işçi ayrımları işçileri bölmek, birbiriyle rekabete sürmek, örgütsüz tutmak için yapılıyor. Kadrolu ve taşeron işçiler arasındaki ilişkilere bu nasıl yansıyor?

Kadrolu ve taşeron işçiler arasında bir duvar çekilir. Kadrolu işçiler taşeron işçinin patronu olarak görür kendini. Bunun sebepleri, her şey taşeron işçiyi ikinci sınıf insan ve yabancı gibi görmeye ayarlıdır. Taşeron işçiler, servislerde yer varsa arka koltukta otururlar, yer yoksa ayakta giderler. Bunla ilgili başıma şu geldi. Servis doluydu, 3 yıldır o fabrikada çalışıyordum, yeni giren kadrolu bir işçi son anda servise bindi, bana sen taşeron çalışansın, yerime oturuyorsun deyip kalkmamı söyledi. Ben de kendisine yer veremeyeceğimi, bu servisin işçiler için olduğunu söyledim. Tartışma çıktı. O işçi beni idareye şikayet etmiş. Fabrika ertesi günü insan kaynakları depertmanına çağırıp benden buna ilişkin savunma istedil. Taşeron işçinin ayakta gitmeyi kabul etmemesi, iş ahlakına uygun değilmiş! Ben kabul etmedim, siz kendiniz yazıp dosyama koyarsınız deyip çıktım. Sonra bir şey çıkmadı ama taşeron işçi üzerinde her zaman fazladan bir baskı, ayrımcılık vardır. Taşeron işçi yemeklere en son, yemek saatinden sonra, girebilir. Yani öğle yemeğini bile saat 1′den sonra, kadrolu işçilerden sonra yiyebilir. Fabrikanın sağlık hizmetinden yararlanamazlar. Viziteye çıkamazlar. Farkli iş üniforması giyerler.

İşyerinde çalışma sırasında, kadroluların taşeron işçilere aşağılar tarzda söylemleri vardır. Bir çay saatinde seni omuzundan tutup itebilir, sen sonra alırsın, sen bu firmanın elamanı bile değilsin, taşeronsun diye. Sen bizden değilsin diye söylemler olur. Aslında bu da ana firmanın da işine gelir. Kadrolu çalışanlar, taşeron işçilere bakıp bu şekilde kendilerini tatmin ederler. Çok iyi şartlarda çalıştıklarını, yüksek ücret aldıklarını sanırlar. İşçiler arasında ayrımcılığına izin verirler. Bazıları bu ayrımcılığı kendileri de yaparlar. Biz bize kötü davranan, tepeden bakan kadrolu işçilerle muhattap olmayız. Patronun istediği gibi davrananlara muhatap olmam. Kendi aralarında taşeron işçilerin durumuna ilişkin tartışmalar oluyor, haksız duruma düşüyorlar. Ama bize eşit davranan, sorun çıktığında savunan kadrolu işçi arkadaşlarımız da vardır.

– Türkiye’de son dönemlerde taşeron, güvencesiz işçiler arasında da örgütlenme girişimleri artmaya başladı. Bursa’da sanayide çalışan taşeron işçilerin sayısı hızla artırıyor, binlerce işçi çalıştıran taşeron işçilik firmaları var. Bunlar taşeron işçilerin örgütlenme olanaklarına nasıl yansıyor?

Taşeron işçi haklarının yendiğinin farkında. Ama bunu kendi kendine söyleyebiliyor. Üçüncü kişiyle paylaşma şansı yok. Uzun zaman aynı fabrikada çalışmadıkları için örgütlenme olanağı çok azalmış oluyor.

Belediyede, hastanelerde taşeron işçilerin örgütlenme olanağı daha fazla var. Çünkü bir şehirde bir belediye vardır, bir iki hastane vardır, onlar da özelleşiyor ama halen kamu bünyesindedir. Ama metalde yok. Hastane bir tanedir. Ama binlerce özel fabrika var, seni durmadan ordan oraya dolaştırıyorlar, iş için sosyal haklarından vazgeçmek zorunda bırakıyorlar. Taşeron işçiler arasında, örgütlenme oldukça zordur. Tamamen birbirinden kopuk çalışırlar. Fabrikalar içinde yemek saatleri bile ayrıdır. Toplu olarak oturmazlar. Bölüm içinde birbiriyle görüşmeleri engellenir. Ama artık yoksullaşma, eziyet bir sınıra gelmeye başladı. Böyle gitmeyecek.

Taşeron çalışanların bu ülkede oturup ağlanacak bir durumda olduklarını düşünüyorum. Aklınıza ne gelirse, yaşama dair ne varsa, hepsinden yoksun bir yaşam sürdürüyorlar. Ve aslında, kazancının 3′te birini, devlete peşin vergi olarak ödeyen, kazanılmış tazminat ve sosyal hakları bile gaspedilen, günde 10 saat çalışan, ikinci, üçüncü iş yapan, düşük ücretli bu işçilerin, daha çok sosyal haklara, daha çok sosyal yardıma, okul, sağlık, gibi haklara sahip olması gerekir, bir araya gelmesi, birlikte mücadele etmesi gerekir. Tabii bunları kimse bize vermeyecek. En ufak hak için de mücadele etmek, örgütlenmek, önümüze çıkarılan bu engelleri aşmak gerek.

boschmetalevrensel (1)– Bugüne kadar çok sayıda otomotiv ve metal fabrikasında çalışmış bir taşeron işçi olarak, kadrolu metal işçileri hakkındaki gözlemleriniz, düşüncüleriniz neler?

Bursa da metal işlerinde, büyük ve orta boy fabrikalarda uzun süre çalışan kadrolu işçiler, yüksek maaş aldıkları sanıyorlar. Bu taşeron işçileri görüp kendilerinin yüksek aldıklarını sanıyorlar. Elindekileri korumak için hak arama işine girmekten çekiniyorlar. Metal fabrikalarında son zamanlarda, işçileri motive etmek, çalıştıkları fabrikaları kendi fabrikaları gibi görmelerini sağlayacak, eğitim seminerleri düzenliyorlar. Bunu işverenler yapıyorlar, işçinin içinden kendi adamlarını temsilci yaparlar. Fabrika da iyileştirme adı altında bir iki vitrinlik şey yaparlar, tv koyarlar, satranç masası koyarlar, kahve makinesi koyarlar, göz boyarlar. Sonra işçi kurulu kurduk, bizi temsilci seçti, kararlara kattı, istediklerimizi yapıyor diye göz boyarlar. Ücretlerde, çalışma koşullarında ise işçinin esamisi okunmaz. Kandırılıyorlar. İşe yeni girenlerin ise ücretlerinin taşeron işçiden pek farkı yok. Asgari ücretin en fazla yüzde 10 üzerindedir. Bakıldığında meslek lisesi mezunu olmuş, 15 senesini okuyarak geçirmiş oldukları halde, 850-900 lirayla tam bir köle gibi çalıştırıldıklarının farkına varmıyorlar. Farkına varanlar, örgütlü bir çalışma içine girenler, fabrika içinde patronun haber alma ajanları tarafından tespit edilip, belli bir sayıya geldiğinde, tazminatları, işten çıkış evrakları hazırlanıp, sabah fabrikaya girişlerine izin verilmiyor. Bu da diğer işçiler üzerinde büyük bir baskı, bir sindirilmişlik hissi doğuruyor. Patronlar daha örgütlü, birlik. Birlikte hareket ediyor, ama işçilerin birlikte hareket etmesini engelliyorlar. Yılın son zamanlarında bütün patronlar, Bursa Sanayi Ticaret Odasında toplanıp ne kadar zam yapacaklarını ve ne kadar işçi çıkartacaklarını birlikte kararlaştırıyorlar. Bundan uzun yıllar önce, taşeronlaştırma gibi uygulamalar yaygınlaşmadan önce, işçiler hep birlikte hareket ederlerdi. 1 Mayıslarda alanlar daha çok kalabalıktı, işçiler haklarını ve sosyal isteklerini alanlarda haykırabiliyorlardı. Ama son yıllarda bastırılmışlıktan dolayı giderek azaldığını görüyoruz. Bu devletin ve patronların istediği bir durum haline geliyor.

Eski işçilerin ücretleri daha iyi. Yeni işçiler, ister Tofaş’a, Renault’ya, Bosch’a girsin 850-900dan yukarı alamaz. Ne mezunu olsalar, düşük ücret. İşverenle devlet arasında anlaşmalı. Örgütlü davrananlar, aldıkları ücrete, haklara itiraz edenlerin evlerinin önlerinde bile baskı uygulandığı, takip edildiği, işyerlerinde işten çıkartıldıkları, ücretsiz izinlere çıkartıldıkları uygulamalara tabi tutuluyorlar. Türk Metal’in, işveren ve devlet birlikte hareket ettiğini çoğu metal işçisi bilir, tepki duyar. Devlet işçiye karşı patronların yararına yasalar çıkarır, işten çıkarmalara göz yumar, Türk Metal toplu sözleşmelerde patronun istediği zam oranlarını dayatır, fabrikada patronun bekçiliğini yapar, patron işten çıkartma tehdidini sallıyor, bu üçlünün işçi üzerinde büyük bir baskısı vardır.

Tofaş’ta 2013′ün hemen başında bin kadar işçi işten çıkartıldı. Sözleşmeli işçileri çıkardık diyorlar ama, örgütlenme yapan işçileri de arada kaynatıp çıkarıyorlar. Renault’da bazı işçiler mecburi izne çıkartıldı. Tofaş’ta çalışma saatleri işten çıkartılanların yerine, 7.5 saatten 10 saate çıkarıldı. 2 vardiyaya indirdi ama aynı üretim düzeyi daha az işçiyle devam ediyor. Daha fazlasıyla sömürüyor. Belli zaman sonra sözleşmeli olarak, tekrar işçi alımlarına başlıyor.


METAL İŞÇİLERİNİN MÜCADELESİ SÜREKLİLİK KAZANMALI, DAHA ÖRGÜTLÜ OLMALI

– Bosch’ta işçilerin sendika değiştirme mücadelesi geçen Mart ayından beri sürüyor. Arçelik ve Renault’da MESS ve Türk Metal’in satış sözleşmesine karşı ciddi eylemler oldu. Bu eylemler, Bursa’daki işçiler üzerinde bir etki yarattı mı?

Bu eylemler işçiler arasında konuşuluyor. Ama devamı gelmediği, bir anda duraksadığı için etkisi sınırlı kalıyor. Örtbas edilip üstü kapatılıyor. İşçiler üzerinde bir etki yaratması için süreklilik kazanmalı, daha bilinçli, daha örgütlü olmalı. Baskılara karşı yılmadan devam etmesi gerekir. İşten atılan, örgütlendiği ve eylem yaptığı için baskıya, şiddete maruz kalan işçilerin de sahiplenilmesi, desteklenmesi gerekiyor. Geçindirmek zorunda oldukları aileleri var. Toplu olarak hareket edilmesinin yolunu bulmak gerekiyor. Patronun direnci karşısında işçinin direnci zayıf kalıyor, örgütlülükleri yetersiz olduğu için.

Metalde çalışan işçiler Türk Metal’in patron ve devletle birlikte hareket ettiğini bilirler. Birleşik Metal sendikası ile Türk Metal’in teklifleri arasındaki farkın da farkındadırlar. Ama metal işçisi, patron-devlet-Türk Metal daha örgütlü ve planlı hareket ettiğinden 3-0 yenik başlıyor maça. Süreç bu şekilde devam etmez. Örgütlenme zor ve uzun vadede sonuç alınabilecek bir şey. Kısa vadede ise bu eylemlerin arkasını getirmek için, fabrikalardaki örgütlenmenin daha sıkı, daha altyapılı olması için çalışmaları hızlandırmak lazım. Gerekirse işçilerle tek tek konuşularak, fabrika önlerinde bildiri dağıtımı, eylemler yaparak, Bursa’da mitingler, yerel yayınlar, kullanılarak, Bursa’da taşeronuyla kadrolusuyla metal sanayinde çalışanlarının sorunları gündeme getirilip, patronlar ve Türk Metal üzerinde bu eylemlerle başlayan baskının artırılması gerektiğini düşünüyorum. Türk Metal’in aslında bir sendika değil işverenin koruyucusu, destekleyicisi olduğunu kanıtlayacak, çalışmalar yapılmalı. Türk Metal’e bağlı çalışan işçilerin, bununla ilgili bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Tabandan işçi komitelerinin olması, öne çıkan işçilerle bir birliktelik sağlanması lazım. Eğitim toplantıları, işçi sorunları ile ilgili toplantılar yapılması lazım. Zamanla birlikte hareket böyle gelişir. Öne çıkan işçilerin diğer fabrikalara sorunları anlatması. İşçi komitelerindeki işçilerin, her fabrikadan 2-3 kişiyle temasa geçip, nasıl birlikte hareket edelim, eğitim yapalım, bunun tespiti yapılmalı.

 

– Bursa büyük otomotiv tekellerinin başkenti. Gözalabildiğine büyük fabrikaların uzandığı 6 büyük organize sanayi bölgesi ile sanayi işçisinin ağırlığının olduğu bir kent. Buna karşın Bursa’da işçi hareketinin epey geride olmasını neye bağlıyorsunuz?

İstanbul’da Ankara’da işçilerin yürüyüşleri, eylemlerini, mitinglerini, fabrikalar önünde direnişleri görüyoruz, izliyoruz. Bunlar Bursa’da pek yaşanmıyor, yaşanan da duyurulamıyor. Bir sindirilmişlik hali var. İşçiler arasında çalışma yürüten doğru dürüst sendika yok. Sol ve devrimci hareket de Bursa’da çok zayıf. İşçiye karşı görevlerini yapmıyor. Bursa’da ilk bakışta ılımlı bir görünüm vardır, kimsenin kimseye karışmadığı, işçilerin iş-ev arasında içine kapandığı bir durum. Sol hareket dendiğinde, bir çekingenlik var. CHP sol sanılıyor, ama onların sol adına işçiye ilgisizliği, politikaları işçiyi daha çok parçalıyor. Bu yüzden sola güvensizlik duyuyorlar. Kılıçdaroğlu’nun solu yansıtmadığını, düzenin parçası olduğunu düşünüyorum. AKP büyük belediyeleri kullanarak, yardımlar dağıtarak, orda park, burda AVM yaparak, göz boyayacak yatırımlar, göz boyayacak organizasyonlar yaparak insanları kandırıyor. İnsanlar mahallelerde de pek bir araya gelemiyorlar.

Biz eskiden mahallelerde bir araya gelip neler yapabiliriz diye konuşurduk. Şimdi en yakın arkadaşımı telefonla bile arayamıyorum. En yakın samimi arkadaşımla bile 1 yılda 2 yılda bir zor görüşüyorum. Bunda çalışma koşullarının etkisi büyük. Gel dediğimde işte, işten çıktığında başka işte mesaide oluyor. O beni aradığında aynen. İşten kalan bir iki saatlik zamanda da insanlar, evde tv başında uyuya kalıyorlar.

İşçiler arasında bir kuşak değişimi yaşandı. Bana göre bunun da bir etkisi var. Biz orta yaşlara geldik, ama 10-11 yaşında kaportacıda, tamircide çalışmaya başladık, ezile ezile bir birikim, deneyim edindik. Bir şeyleri görmeye anlamaya yeni başladık. Bugünün çocukları ise okuyorlar, okul-ev dışında bir yaşamları olmuyor, işçi olan ana-babaları çocuklarını okutmak için, korumak için, başlarına bir şey gelmemesi için her türlü fedakarlığı yapıyor. Bu çocuklar liseden mezun oldukları zaman yine işçi oluyorlar, ama bizim gibi çalışmaya çocukluktan başlamadıkları, ezilmedikleri için, bir yaşam deneyimleri olmadığı için, daha deneyimsiz, daha gevşek oluyorlar. Çalışmaya başladıktan sonra dünyanın kaç bucak olduğunu, sömürülmeyi, ezilmeyi anlamaya başlıyorlar, ama bir deneyim biriktirmeleri için zaman gerekiyor. Ben asıl bu yeni kuşağın bu yaşam deneyimini kazanmaya başlamasıyla daha büyük işçi hareketlerinin gelişeceğini düşünüyorum.


YENİ TAŞERON DÜZENLEMESİ NELER GETİRECEK

– Hükümet bu yıl ortalarında yeni bir taşeron düzenlemesi yapmaya hazırlanıyor?

Şimdi yeni bir taşeron yasası getirmeye çalışıyorlar. Bu yasanın sebebi de taşeron çalışanların tazminat haklarını verilmesini sağlamak diye gösteriyorlar. Gerçeğine bakıldığında, aslında taşeron çalışsın, kadrolu çalışsın, hangij işkolunda olursa olsun çalışan bir işçidir, zaten tazminat hakkı vardır. Hangi işçinin bir hakkı varsa diğer işçiyle aynı olması gerekir. Bunla ilgili yeni düzenleme yapacaklarını söylüyorlar, aslında var olan, hakları da gaspetmekten başka bir şey değildir. Taşeron düzenlemesi başlığı altında, Türkiye’de tüm çalışanların, kıdem tazminatlarını gaspetmek, işten çıkartılmaları kolaylaştırmak, bunun için işçi üzerinde baskı uygulamaktır. İşçinin emekli olabilirse ki, aldığı tazminatın daha düşük bir miktara çekilmesi, ve sabit ödemeler şekline dönmesini sağlamaktır. Mesela bir işçi 25 yıl aynı firmada çalışıp emekli olduğunda, 50-60 bin lira gibi bir tazminat alacağı yerde, bir miktar belirleyip o miktar üzerinden, 20 bin lira gibi daha düşük ödeme yapılmasını sağlamak. Bu tazminatların fonda devlet tarafından işletilip hiçbir faiz uygulaması yapmadan enflasyonla eritilip verilmesini sağlamaktan başka bir faydası yoktur işçiye. Yasanın işçiye getirisinden çok, işçiden götürdüğü çok şey vardır. İşveren, tazminatını peşin ödediğinden dolayı, aynı taşeron firmalarda, işten çıkartmalar nasıl kolaysa, tüm işyerlerinde aynı sistemi getirmekten başka bir işlevi yoktur. Yani taşeron şirketler artacak, her türlü işyeri, fabrika birer taşeron şirket haline gelecek.

Bu taşeron meselesini daha önce gündeme getirdiler. Kamuoyu araştırması yaptılar. İşçi kazandığı hakları kaybedeceğini anlayınca tepki gösterdi. AKP, kendi tabanından da tepki olunca, başbakan ben söyledim olmayacak dedi. Son günlerde Çalışma Bakanı, başlığını değiştirdi, taşeronluğu kaldırıyoruz diye gündeme çıktı. Aslında nabız yoklamasaydı. Bunu da sessiz sedasız Meclisten geçirirlerse tüm firmaların taşeron firmadan farkı kalmayacak. Yani taşeronluğu kaldırmıyor, tam tersine her şeyi taşeronlaştırıyor. İşçiler başlık değiştiği için taşeronluğun kalktığını düşünüyorlar. Ama gerçek bu değil.

Aynı bakanın, geçtiğimiz dönemde bir açıklaması olmuştu. Emeklilik yaşı ile ilgili söylediği bir söz, Avrupadaki emeklilik yaş ortalaması, bizimkilerden çok yüksek. Aynı yaş ortalamasını bizim de getirmemiz gerektiğini söyledi. Ve emeklilik yaşını kademeli olarak değiştirdiler. Bakanın Avrupa’da emeklilik yaşının araştırmasından önce oralardaki çalışma koşullarının da Türkiye’de sağlanması gerekmiyor mu? Ben de emekli olduktan sonra Avrupa’da tatile gidebilecek miyim? Bakanın bu konuda işçilere bir açıklaması olacak mı? Biz kent merkezine bile gidemiyoruz. Başbakanın da bir açıklaması oldu. Emeklilik yaşı yükseltildiğinde Türkiye’de işçiler arasında buna itirazlar oldu. Başbakan bir tv programında neye itiraz ediyorsunuz be kardeşim, bu sizin için şimdi emekli olacaklar için geçerli değil, on yıl sonra 15 yıl sonra emekli olacaklar için geçerli diye söyledi. İşçiler, çocuklarının kardeşlerinin haklarını onların geleceğini, hiç mi düşünmemeliler? Ülkemizde yaş ortalamasının 70 olduğu bir süreçte emeklilik yaşının 65 olduğu dönemde acaba kimi emekli etmeyi düşünüyorlar. Başbakan acaba, öldükten sonra emekli olan insanların mezarı başında, dua ederek emekli maaşlarını mı ödeyecek, hepsinin başına hoca tutup dua ettirerek mi ödemiş olacak? Normalde 35 yaşını geçmiş insanları işe almıyorlar. 50 yaşından sonra da çalıştırmak istemiyorlar. Bu kalan 15 yılı hangi işlerde çalışacağı yasa da belirli mi? Her yıl, 11. ayda, 15 kişilik asgari ücret komisyonu toplanıyor. Her yıl yüzde 5 zam yapılıyor. İşçiler yüzde 5 zammı istemeyip 1 aylıklarını da bu zam yapan zamma onay veren, kişilerin çocuklarına harçlık olarak verdiklerinde acaba bu çocukları bu parayla ay sonuna kadar geçinebilecekler mi?

Türkiye’de bütün illerde, toplu olarak hareket edilip kamuoyu oluşturup bu yasanın geçmemesi için, mitingler, basın açıklamaları, Çalışma Bakanına yönelik protestolar, gerçekleşmesi gerekiyor. Bütün çalışanların düzenlenecek emeklilik yaşı, ve taşeronlaşmaya ve kıdem tazminatı hak kaybına karşı birlikte hareket edecek güce sahip olduğunu biliyorum. Amaç bu kıvılcımı ateşlemek. İnsanların çalışarak aldığı ücretle insanca yaşanabilecek duruma gelmeleri, mesai yapmak zorunda bırakılmamaları, çalışma saatlerinin düşmesi, sosyal aktivetilerini yapabilir olmalarının tek çözümü, işçilerin birlikte hareket edip bunu gerçekten istemeleridir. Belki biz, yaptığımız mücadelenin sonucunu göremeyebiliriz ama yarınlarımız için, köleleşmiş bir toplum bırakmamak adına, herkesin bu mücadele içinde olacağına inanıyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*