Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Metal işçilerinin toplu sözleşme mücadelesi: Talepler

Metal işçilerinin toplu sözleşme mücadelesi: Talepler

Toplu sözleşme taleplerimiz kapitalist sistemin sınırlarını zorlayan ve işçi sınıfının mücadele dinamiklerini açığa çıkaran, savaşım yeteneğini geliştiren bir içerikte olmalıdır. Ufkumuzu belirleyecek olan metal kapitalistlerinin verebilecekleri değildir. BMİS gerçekleştirilebilir hedefler tanımlamasını tekelci burjuvazinin yapabilecekleri verebilecekleri üzerinden değil, işçi sınıfının gücünü, metal işçilerinin Türkiye işçi sınıfının örgütlü ve ileri kesimini oluşturduğu gerçeğinden hareketle, bilinç-örgütlenme-eylem kapasitesini son sınırına kadar geliştirebilecek şekilde belirlemelidir.

1- Ücret zammı

Baştan söylemiş olalım; BMİS’in zam teklifi bırakalım metal işçilerinin artan ve çeşitlenen ihtiyaçlarını karşılamayı, ücretlerde son yıllarda yaşanan %40′lık erimeyi bile karşılayacak düzeyde değildir. BMİS aynı zamanda teklifini doğalgaza, elektriğe, ulaşıma gelen zamlardan ve artan oranda dolaylı vergilerle birlikte iğneden ipliğe her şeyin zamlanmış olmasından dolayı güncellemelidir.

BMİS, faşist Türk Metal çetesini sarsıp geriletmeyi, 12 Eylül’le metal işçilerine giydirilen bu deli gömleği yırtıp parçalamayı hedeflemeden metal işçilerinin örgütleneceği bir odak haline gelemez. Kuşkusuz metal işçilerinin sözleşmede öncelikle baktığı maddelerden biri olan zam teklifinde temel ihtiyaçların asgari düzeyde karşılanmasına bile yetmeyecek bir rakamla çıkarak da bu hedefle bulaşamaz. BMİS, metal işçilerinin kaderinin faşist Türk Metal çetesinin kaleminin ucunda olduğu TİS düzeninde bir gedik açtı. Şimdi buuradan ilerleyebilmek, bu ihanet çetesine güçlü bir darbe indirebilmek için metal işçilerinin bir bütün olarak taleplerini göz önünde bulunduran bir zam teklifi sunmalı(ydı).

2- İşgününün kısaltılması

Tekelci kapitalizm artıdeğer sömürüsü üzerinden varolur. Bilimde, üretim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ve toplumsal emek üretkenliğinde yaşanan büyük artışla birlikte çok daha az bir emekle çok daha yüksek bir üretim yapılabiliyorken buna paralel olarak işçilerin çalışma süreleri düşürülmüyor, aksine yükseltiliyor. Tekelci kapitalistlerin daha az çalışma süreleri ve daha az işsizlik biçiminde bir denklem kurmaları kendi doğalarına aykırıdır. Onlar artıdeğer sömürüsünü azamileştirmenin bir biçimi olarak çalışma sürelerini ve iş yoğunluğunu artırır, artan işsiz kitleleri bir işi olup çalışabilme lüksüne sahip olan işçilerin ücretlerini aşağıya doğru baskılamak için kullanırlar. Çalışma saatlerinin kısaltılması talebi işçi sınıfı üzerindeki dizginsiz sömürüyü engellemenin/sınırlandırmanın yanısıra işsizliğe karşı yükseltilecek mücadelenin de talebidir.

BMİS geçtiğimiz dönemde olduğu gibi bu TİS sürecinde de işgünün kısaltılmasını istiyor. Sözleşme teklifinde bu “haftada 5 gün günde 7,5 saatten 37,5 saat çalışılması, Cumartesi ve Pazar günlerinin hafta tatili olması ve ödemelerin 45 saat üzerinden yapılması” biçiminde formüle ediliyor. Bu madde işçi sınıfının bütünü açısından ileri ve sahiplenilmesi gereken bir maddedir. Bu madde “6 saatlik işgünü, herkese çalışma ve işgüvencesi hakkı” için verilecek mücadelenin geliştirilmesinde önemli bir yerde duruyor. Öte yandan BMİS’in bu maddeyi geçtiğimiz dönem sözleşme süreci boyunca TİS teklifinde yer vermek dışında hiç gündemleştirmediğini de görmeliyiz. Buna karşı uyanık olmayız. Bu maddeyi metal işçilerinin temel gündemi haline getirmediğimiz koşullarda yine taslakta şık dursun diye konulmuş bir madde olacaktır.

“İşçi sınıfının 6 saatlik işgünü mücadelesi, sadece çalışma koşullarının iyileştirilmesi mücadelesi ve sadece dinlenme hakkı için mücadele değil, toplumsal ilişkiler kurabilecek hale gelme, kendini geliştirebilme, insanlığını kazanma mücadelesidir de. Çalışma süreleri azaldıkça işçinin serbest zamanı artar. Kendisini insan gibi hisseder. Toplumsal ilişkiler kurar, gezecek, eğlenecek, kendisini farklı yönlerden geliştirecek zamana kavuşur. 6 saatlik işgünü mücadelesi zamanda özgürleşme mücadelesidir. Zamanını ve yaşamını kapitalistin elinden kurtarma, zamanıyla, yapacaklarıyla ilgili kararları kendisinin verebilmesi mücadelesidir. Bundan dolayı, işçi sınıfı mücadele bayrağına 6 saatlik işgününü yazmalıdır. İşçinin dinlenebilmesi, eğlenebilmesi, toplumsal ilişkiler kurabilmesi, yetenek ve özelliklerini bir işe bağlı kalmadan farklı etkinliklerde yer alarak birçok yönden birden geliştirebilmesi için 6 saatlik çalışma.” (Komünizmin Özgürlük Dünyası İçin…)

3- Eşit işe eşit ücret mücadelesi- tüm sektörde ve dünyada…

Taleplerimizi metal sektöründeki küresel tekelci yoğunlaşma ve merkezileşmeyi gözönünde bulundurarak belirlemeliyiz. Metal sektöründe, özellikle de otomotivde uluslar arası bir mücadele stratejisi geliştirilmediğinde metal işçilerinin yaşam ve çalışma koşullarını görece iyileştirebilecek bir TİS imzalanamayacağını artık net olmalıdır. Bu eşit işe eşit ücret mücadelesini de kesen bir durumdur. Tekelci metal patronlarının tüm dünyayı üretim alanı olarak belirlediği ve üretimi nerede ucuz işgücü, esnek çalışma köleliği varsa oraya kaydırdığı koşullarda Fransa’daki Renault işçisi Türkiye’deki Renault fabrikasında verilen en yüksek ücretin kendi ücretinin yarı oranında olmasını dert edinmelidir. Keza Türkiye’deki metal işçisi de örneğin Çin’deki işçilerin aldığı ücreti… Bu nedenle eşit işe ücret mücadelesinin kapsamı tüm sektör ve dünya olmalı.

BMİS geçtiğimiz sözleşme döneminde aynı işte, aynı üretim bandında yanyana, eşdeğer işlerde çalışan işçilerin arasındaki ücret uçurumunu temel bir sorun olarak tespit etmiş ve kademeli zam teklifi hazırlamıştı. Bu yıl da aynı sistemle eşit işe eşit ücret talebini yükseltiyor. Grup sözleşmesi kapsamındaki metal fabrikalarında, 2002 yılından önce işe girenlerin ücretleriyle sonra girenlerin ücretleri arasındaki makas çok açık. Hakkını yemeyelim, MESS de eşit işe eşit ücret olsun istiyor! Sektörün ücret ortalamasını (işten atma, yeni işçilerin asgari ücret düzeyinde bir ücretle işe başlatılması vb. ile birlikte) aşağıya doğru bastırmaya çalışıyor. Yani eşitliği ileriye doğru değil geriye doğru kurmak istiyor! İşçi sınıfının kolektif bilinç ve mücadelesinin geliştirilmesi için eşit işe eşit ücret talebinin yükseltilmesi elzemdir. Metal sektöründe en düşük ücret ikramiye, çocuk yardımı vb. sosyal hakların giydirilmiş haliyle birlikte 980 liradır. Bu sosyal haklar olmaksızın ücretin asgari ücret düzeyinde olduğu anlamına geliyor. BMİS’in eşit işe eşit ücreti esas alarak kademeli bir zam teklifi hazırlamış olması olumlu bir adımdır. bu aynı zamanda metal kapitalistlerinin ücretleri asgari ücrete doğru bastırma saldırısına karşı da önemlidir. Bu aynı zamanda sektörde ücret ortalamasının yükselmesini de sağlayacaktır. Aynı işi yapan işçilerin aynı ücreti almasına kademeli geçişi öngören bir TİS düzeneği oluşturulmadığında Ulusal İstihdam Stratejisinin de ön vermesiyle patronların ücret eşitliğini asgari ücrete doğru kurması çok uzak bir geleceğin sorun değildir.

“Bu ücret uçurumunun bir diğer yüzü, metal işkolunda ücretlerin asgari ücret hattına doğru indirilmesi, işyeri ortalama ücretlerinin hızlı biçimde erimesidir. Bugün için işe giriş ücreti asgari ücretin yüzde 7’sine gerilemiştir. Oysa bu oran 1990’lı yıllarda yüzde 16’lar civarındadır. Metal işverenleri toplu sözleşmeli düzene rağmen, ortalama ücretleri indirmenin keyfini sürmektedirler. Ortalama ücretlerdeki erimeye son verebilmek için öncelikle var olan işçilerin ücretlerinde “iyileştirme” yapılmalı ve toplu sözleşmenin işe giriş ücreti radikal biçimde yükseltilmelidir. Düşük ücrete kapı açan toplu sözleşmeler, sendikal örgütlenmenin ve işçi hak ve özgürlüklerinin en büyük düşmanıdır.” (Birleşik Metal İşçileri Sendikası Gazetesi, Eylül 2012)

Eşit işe eşit ücret talebi kapsamında değerlendireceğimiz, işe giriş için bir taban ücretin belirlenmesi sorunu da bu TİS sürecinin bir diğer önemli maddesi. Eşit işe eşit ücret mücadelesinde BMİS’in TİS teklifine koyduğu taban ücreti, işe alınan her işçinin bu ücretten işe alınmasını sağlayacağı için ücretlerin aşağıya, asgari ücrete doğru bastırılmasının önüne set çekmiş olacak. Taban ücretle birlikte, çalışma temposunun yoğunluğu ve işin niteliğine (“eşit iş” sorunu) bağlı olarak ücret artışı olmalıdır. BMİS’in taslağında ücret zam teklifi her kademe işçi için düşük belirlendiğinden, haliyle TİS kapsamındaki en düşük ücret düzeyine endeksli taban ücret de düşük olacaktır. En düşük ücret kategorisi için bir işçi ailesinin zorunlu ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak düzeyi standart olarak almak gerekir. BMİS’in ücret zam teklifi bu standarda oldukça uzaktır. Sendikalar her ay bir işçi ailesinin yoksulluk ve açlık sınırını raporlandırır. DİSK-AR 4 kişilik bir aile için Kasım ayında açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı: 1061 ve 3354 TL. BMİS geçen sözleşme sürecinde olduğu gibi bu dönem de insanca yaşanacak bir ücret hedeflediklerini açıkladı. Rakamlardan yansıyan soğuk gerçekle bu hedef asgari düzeyde bile kesişmemektedir. Metal işçileri için sözleşme teklifinde öngörülen taban ücret (sadece taban ücret de değil, diğer kademelerdeki ücretler de) “insanca yaşanacak bir ücret”e bırakalım yakınsamayı açlık sınırını bile çok az bir farkla aşmaktadır.

4- TİS kazanımları yasal düzenlemeye tabi olamaz

İşçi sınıfının aleyhine olan yasal düzenlemelerin üst yasa olarak TİS’i belirlemesi kesinlikle reddedilmelidir. TİS düzeneğini fiilen işlevsizleştiren, imzalanan sözleşmenin altını boşaltan bu yönlü atıflara imzalanacak sözleşmede yer verılmemeli, hatta bu tarz yorumların önüne geçecek biçimde, tarafların arasında iki yılı kapsayacak şekilde imzalanan bu sözleşmenin üzerinde ve dışındaki hiçbir düzenlemenin tarafları bağlamayacağı net bir biçimde kayıt altına alınmalıdır.

“Diğer taraftan evrensel toplu iş sözleşme mantığı açısından bakıldığında, toplu iş sözleşmesindeki düzenlemelerin yasaya atıfla geçiştirilmesi sözleşmenin taraflarının iradesini sakatlayan bir özellik taşımaktadır. Bu nedenle teklifimizde yasaya atıf yapan tüm maddeler açık metinler biçimde yazılmıştır.”. (age) BMİS’in bu çerçevede TİS taslağını hazırlarken esas aldığı bu yaklaşım doğrudur. Bu, imzalanacak TİS için vazgeçilmez maddelerden biri olarak belirlenmeli, metal işçileri bu doğrultuda aydınlatılmalı ve metal işçilerinin bu maddeyi sözleşme sürecinin kırmızı çizgilerinden biri olarak algılamaları sağlanmalıdır.

2010-2012′de MESS’le imzalanan grup sözleşmesinde “Çalışma süreleri ve şekilleri konusunda”, “günlük çalışmadan sayılan süreler konusunda”, “fazla çalışmalar konusunda”,“fazla çalışmaların düzenlenmesi konusunda”, “kıdem tazminatı konusunda” vb. “İş Kanunu hükümleri uygulanır” biçiminde atıf yapılıyor. Bu dönem imzalanacak olan toplu sözleşmesi de geçen dönem imza altına alınan metinle bu yönde bir paralellik oluşturduğunda TİS’te kısmi zamanlı çalışma, yerine çalışma, taşeronluk ve sözleşmeli çalışma, kıdem vb. vb. gibi esnek çalışma rejiminin her konu ve gündemi zaten sorunsuz geçmiş olacaktır. İş yasasına -üst yasalara- bu tarz bir atıf olduktan sonra MESS’in gerilim oluşturacak biçimde bazı isteklerde bulunmasına, daha doğrusu bu saldırıyı adlı adınca anmasına bile gerek yoktur. Çünkü bunların hepsi tekelci kapitalist devlet tarafından Ulusal İstihdam Stratejisi kapsamında İş Kanunu’nda yapılan yasal değişikliklerle ve kıdem tazminatı, taşeronluk yasa taslakları gibi sırada bekleyen saldırılarla zaten hale yola koyulmaktadır ve koyulacaktı! Örneğin taşeronluk sistemini yeniden yapılandırmayı hedefleyen yasayı geçirdi diyelim, bu TİS düzeneğini reddetmezsek metal patronları taşeronluğun yardımcı-asli iş ayrımı olmaksızın fabrikaya girebilmesinin yasal çerçevesine kavuşmuş olacaklardır. Siz, TİS’te yasaya atıf yaptıysanız yasa belirleyicidir, dediyseniz taşeronluğu işyerine kendi ellerinizle sokmuş olursunuz. Tekrar belirtelim Bu TİS’leri bir bütün olarak anlamsızlaştıran bir uygulamadır. BMİS’in kaldırılması yönündeki teklifi doğrudur ve bunun arkasında durması için desteklenmeli, geri adım atmaması yönünde üzerinde güçlü bir basınç oluşturulmalıdır.

5- Esnek çalışma rejimine karşı mücadele sorunu

Azami emek üretkenliği sömürüsünü hedefleyen esnek çalışma rejimine karşı önleyici maddelerin TİS taslağında yer alması bu TİS sürecinin olmazsa olmazlarından biri olmalıdır. Bugün üretim ve emek organizasyonlarının esnekleştirmesiyle işçi sınıfı için kuralsızlık ve güvencesizlik giderek bir norm haline geliyor. UİS’nin temel felsefesi “işgücü piyasasındaki katılıkları” gidermektir! Özelleştirme ve taşeronluk sistemine rağmen, işçi sınıfının sendikal hak ve örgütlenmesi 12 eylül faşist darbesiyle alabildiğine bastırılmış olmasına rağmen, bugün de faşist darbe artığı anayasa ve yasalarla bu kat kat güvence altına alınmış, bu cendere hala işçi sınıfı tarafından kırılamamış olmasına rağmen hala “işgücü piyasasındaki katılıklar”dan söz edilmekte ve işçi sınıfının lehine olan kimi düzenleme ve haklara göz dikilmektedir. İşçi sınıfı lehine olan, kapitalistlerin sömürü koşul ve derecesini düzenleyen her yasa, kurum, düzenleme bugün tekelci kapitalizmin sermaye birikimi ve yükseltimi, bölgesel güç merkezi olma hedefiyle karşıtlaşmakta ve “katılık” olarak küresel tekelci burjuvazinin, Türkiye burjuvazisinin ve devletinin önüne engel olarak çıkmaktadır.

Faşist Türk Metal çetesi esnek çalışmasının her biçimine geçtiğimiz dönem grup sözleşmesiyle birlikte imzaladığı ek protokolla “evet” demiş oldu. Taşeronluk, bugün Türk Metal’in örgütlü olduğu işyerlerinde sadece temizlik ve yemekhane gibi yardımcı işlerde değil, üretim alanında da uygulanmaktadır. Bugün tekelci kapitalist devletin acil gündemlerinden biri taşeronluk sisteminin önündeki engelleri temizlemektir. Taşeronluk sistemini revizyondan geçirmeyi hedefleyen yasa hazırlığıyla taşeronluk asli-yardımcı iş ayrımı yapılmaksızın bir bütün olarak serbestleştirilmek isteniyor. Asli-yardımcı iş ayrımı yapmadan kuralsızlığa, güvencesizliğe ve esnekliğe topyekun karşı olmayı önüne koyan bir mücadele stratejisi geliştirmeliyiz. Taşeronluğun her biçimine ve uygulamasına karşı çıkmalı ve tüm işçilerin kadrolu ve işgüvencesine sahip olmasını savunmalıyız. Metal patronları üretim kapasitesini artırmak zorunda oldukları dönemlerde sözleşmeli işçi almakta, iş yoğunluğu ortadan kalktığındaysa bu işçilerle yeniden sözleşme yapmayıp bu işçileri kapı önüne koymaktadır. Sözleşmeli işçilik uygulamasına da kesin bir biçimde karşı çıkmalı, belirli süreli iş sözleşmesini reddetmeli ve tüm metal işçilerinin belirsiz süreli iş sözleşmesi kapsamında işe alınmasını, varolan taşeron-sözleşmeli tüm işçilerin de kadroya geçirilmesini hedeflemeliyiz.

6- İşçi sağlığı ve güvenliği için gerekli tüm önlemlerin alınması…

Toplu sözleşmenin önemli maddelerinden biri de, çalışma koşullarının, emek ve üretim organizasyonlarının işçi sağlığı ve güvenliğini temel alacak biçimde düzenlenmesi olmalıdır. İşçi sağlığı ve güvenliği sorunu üretim ve emek organizasyonlarını artıdeğer sömürüsünü azamileştirmeyi hedefleyerek düzenleyen kapitalistlerin ve kapitalizmin varoluşsal bir sonucudur. İş cinayetlerinde şampiyonluğu %18.3′le metal sektörü elinde bulunduruyor. Maden sektörü %14.4, inşaat sektörü ise %10,2 ile metal sektörünü takip ediyor. Günde 4 kişi iş cinayetlerinde katlediliyor. Faruk Çelik iş cinayetlerinin maliyet raporunu açıkladı: 7.7 milyar lira! İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin birer maliyet unsuru olarak görülüğü yerde, sermayenin çalışma bakanı da iş cinayetlerini böyle maliyet raporlarıyla açıklar. Azami emek üretkenliği cenderesine koşulan metal işçileri bu hız ve tempoya hayatlarını kurban vermediklerinde, bir organlarını üretim bandına kaptırmadıklarında, sadece 24 saat boyunca dinmeyen vücut ağrılarıyla baş etmek zorunda kaldıklarında, yıpranan ve gerilen sinirleriyle modern çağın hastalığı depresyona yakalandıklarında ve bir meslek hastalığıyla cebelleştiklerinde, yani ölmeyip kölece çalışmak/kölece yaşamak zorunda kaldıklarında, en hafif deyimiyle şanslı sayılmaktadırlar. Çünkü bunlar azami emek üretkenliği sömürüsünün koşulladığı esnek çalışma rejiminin “normal”idir. Yapacağımız tek şey kölece çalışma koşullarına karşı mücadeleyi esas alarak işçi sağlığı ve güvenliği taleplerimizi oluşturmak ve bunun mücadelesini vermektir. Grup sözleşmesinde genel ve işçi sınıfının bütünü için yükseltilecek taleplerin yanısıra her fabrikanın üretim koşullarını ve özgünlüğünü de içeren ayrıntılı bir önlem ve talepler bütünlüğü yer almalıdır.

7- İşten atmalar yasaklansın!

Kriz dönemlerinde ve sendikal mücadelenin geliştiği süreçlerde -özellikle TİS süreçlerinde ve sonrasında- toplu işten atmalar yaşanmaktadır. ’98′de faşist Türk metal’in imzaladığı sözleşmeyi kabul etmeyen ve sendikadan toplu olarak istifa edip iki hafta boyunca kitlesel yürüyüş ve eylemlerle Bursa’yı sarsan metal işçilerinin büyük bölümü bu hareket faşist sendika ve MESS işbirliğiyle (BMİS’in de bu dalgayı karşılamayan ve metal işçilerini örgütlemeyip yüzüstü bırakmasıyla) bastırıldıktan sonra işten atıldı. Bugün de Renault ve Eskişehir Arçelik’te böyle bir süreç yaşanıyor. Metal işçilerinin sendikal örgütlenmeleri, sendikal tercihleri yüzünden işten atılması kesinlikle kabul edilemez. Türk Metal’in ihanet taslağını protesto ettikleri için işten atılan Renault ve Eskişehir Arçelik işçilerinin işe geri alınması talebi tüm metal işçilerinin bu sözleşme sürecinde yükselteceği bir talep olmalı. İşten atılan işçilerin direnişe geçmelerini, mücadele-destek-dayanışma ağını güçlendirerek sağlamalıyız. Onların işe alınmaması metal patronlarının ve faşist Türk Metal’in elini güçlendirecek, faşist güruhlarla sendika seçme özgürlüğünü kullanmak isteyen metal isçilerine saldırılarında vites büyütmelerine yol açacaktır. En güzel TİS’i bile imzalasanız eğer işten atılmaları engelleyemiyorsanız bunun bir anlamı yoktur. Çünkü en güzel TİS’in işten atılan işçilere bir faydası yoktur!

8- Sendika seçme, örgütlenme ve grev özgürlüğü!

Yeni sendika yasasıyla işçi sınıfının örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller iki kat daha artırılmış durumdadır. Örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmak bir yana 12 eylül faşist sendikalar kanunun revizyondan geçirip daha rafine hale getirerek devam ettiren, yeni hak gasplarını içeren sendikalar yasasına karşı mücadele sorunu. Grev hakkı önündeki her türlü engelin kaldırılması sorunu. Sendika yasasına karı mücadelede bugün görev, TİS sürecinde olduğu, büyük bir olasılıkla önümüzde günlerde böyle bir saldırıyla karşı karşıya kalacağı ve işçi sınıfının örgütlü ve ileri bir kesimini oluşturduğu için en başta metal işçilerine düşmektedir. İşçi sınıfı sendika yasağına karşı, örgütlenme özgürlüğü talebiyle 15-16 Haziranları yarattı. Sendika ve grev hakkını elde etti. Grev hakkı fiili meşru eylem çizgisiyle kazanılabilir, korunabilir. İşçi sınıfının lehine düzenlemeler ve yasal değişiklikler ancak işçi sınıfının mücadelesiyle, fiili olarak bu hakların kazanılmış olmasıyla yapılabilir.

Renault işçileri, iş bırakmayı, şalter indirmeyi, yani grevi, TİS süreci dışında (burada da öyle sınırsız özgürlük yoktur, grev ancak sıkı düzenlemelerle sözkonusu olabilir. Zira, TİS sürecinde de işçi sınıfının tekelci kapitalizme karşı sınıf olarak ortaya çıktığı her eylem, her grev bir parça “genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu”olacağı için yasaya göre yasaktır!) yasaklayan sendika yasasını daha baştan rafa kaldırmış oldu. Grev silahını kullanmadan ses gertirmenin sözkonusu olmayacağını metal işçisi çok iyi biliyor. Burjuvazinin yasalarına karşı işçi sınıfının mücadele yasası da bunu söylüyor. Yeni sendika yasası sendikalaşma mücadeleleri ve direnişlerle, örgütlenme özgürlüğü hakkı için mücadele edilerek yırtılıp atılabilir. Siyasal grevlerin, hak grevlerinin, dayanışma grevlerinin yasak olması örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biridir. Sendika seçme, sendikaya üye olma hakkı önündeki her türlü engelin kaldırılmasının yanısıra yine örgütlenme özgürlüğü kapsamında siyasal çalışma ve örgütlenme hakkımızı da istiyoruz.

İşçi sınıfının değişmez mücadele yasası: Ücretli kölelik sistemini yıkmak için de, sömürü derecesini ve koşullarını sınırlandırma hedefiyle geliştirdiğimiz taleplerimizi kabul ettirmek için de kapitalist meta üretim ve dolaşım sürecini (artıdeğer sömürüsünü gerçekleştirme sürecini) yapacağımız eylemlerle bloke etmeliyiz. Üretim alanında bunun adı grevdır. Dolaşım alanında ise meta dolaşımını ana artelleri kapatarak, bilgi-enformasyon-iletişim hatlarının keserek sürdürülemez kılmaktır. Üretimin uluslar arası düzeyde örgütlenmesi ve mekansal akışkanlığa sahip olması nedeniyle blokaj eylemleri de bugün oldukça önemlidir. Metal işçileri bu TİS sürecinde yasalarda tanınan hakları değil, sınıf mücadelesi yasalarının tanıdığı her türlü aracı, biçimi, eylemi esas almalıdır.

9- Söz, yetki, karar metal işçilerine!

Metal işçilerinin kendi yaşam ve çalışma koşullarını ilgilendiren kararların -TİS taslağının hazırlanması, TİS görüşmelerinin yapılması vb. tastamam böyledir- alınmasında söz-yetki-karar sahibi olma ihtiyaç ve özlemi yakıcılaşmıştır. Daha TİS sürecinin başında Türk metal üyesi işçilerin faşist Türk Metal’in taslağına ve TİS sürecini yönetme biçimine karşı yükselttikleri protesto ve eylemler bunun göstergesi. Metal işçileri taslağın hazırlanmasından, görüşmelerin yapılmasına kadar bir bütün olarak sürecin bir parçası olmayı istiyor. Bu TİS sürecinin temel bir dinamiği de sendikal demokrasi isteği ve ihtiyacıdır. Sendikal demokrasi önündeki tüm engeller kaldırılmalı, işyeri temsilcilerinin, şube ve merkez yönetimlerinin belirlenmesi şeffaf ve demokratik hale getirilmeli. İşçilerin gerekli gördüğünde seçilenleri geri çağırma hakkı koşulsuz tanınmalıdır. TİS görüşmeleri metal işçilerinin her sürecinde bulunduğu, kapalı kapılar ardında değil, işçilerin doğrudan katıldığı ve bilgisine sahip olduğu bir biçimde yapılmalıdır. Alınacak her türlü karar metal işçileriyle birlikte alınmalıdır. Söz-yetki-karar metal işçilerinindir!

Taleplerimizi tekelci burjuvazinin -MESS patronlarının- neyi ne kadar verebileceğinin derin analizi üzerinden değil, metal işçilerinin kölece çalışma/kölece yaşama koşullarına olan isyanını, öfkesini bileyen ve bu doğrultuda mücadeleye koşan, metal işçilerinin ve işçi sınıfının birleşik eylem gücüyle gerçekleştirilebilir olan hedefler olarak belirlemeliyiz. TİS taslağının özünü işçi sınıfının insanca çalışma ve yaşam isteği ve özlemi oluşturmalıdır. Bu doğrultuda hazırlanan bir TİS taslağı aynı zamanda metal işçilerinin ücretli kölelik sistemiyle insanca yaşam ve çalışma koşullarının bağdaşmazlığını bir kez daha deneyimlemesini ve siyasal sınıf bilinci kazanmasını sağlar. İşçi sınıfı örgütlülük düzeyi, bilinç ve eylem kapasitesiyle kapitalist sömürüyü sınırlandıran her kazanımıyla birlikte, aynı zamanda, sınıf olmaktan gelen gücünü görür, tekelci kapitalizme ve burjuva devlete karşı mücadele azmi kazanır. Gündelik mücadeledeki en bir küçük kazanım bile işçi sınıfının hem sınıf olmaktan gelen gücünü hem de sınıf düşmanına karşı koyabileceğini, tekelci kapitalistlerin yenilmez olmadığını görmesini sağlar ve onu tarihsel görev ve sorumluluğuna, ücretli kölelik düzenini yıkmaya, yaklaştırır. Bu yüzden TİS kapsamındaki en ufak bir kazanımı bile küçümsememeli ve işçi sınıfının kolektif bilinç-örgütlenme-eylem düzey ve kapasitesini geliştirmesi olarak ele almalıyız. Biz ücretli köle olmayacağımız ve TİS’in canı cehenneme diyeceğimiz bir dünya istiyoruz. Çünkü işçi sınıfının gerçek kurtuluşu kölelik koşullarının görece iyileştirilmesinde, işsizlik, yoksulluk ve sefaletin dizginlenmesinde değil, emek gücümüzü metalaştıran ve köleliğimizi üreten kapitalist sisteme karşı birleşik sınıf eylemini geliştirmektedir. Metal TİS’lerine, metal işçilerinin mücadele taleplerine de bu perspektifle yaklaşıyoruz.

İnsanca yaşanacak ücret insanca yaşanacak zaman!
6 saatlik işgünü, herkese iş!
İşten atmalar yasaklansın!
Eşit işe eşit ücret – tüm sektörde ve dünyada!
Esnek güvencesiz çalışmaya karşı, iş güvencesi!
Söz-yetki-karar metal işçilerinde!
Sendikal demokrasi istiyoruz!
İnsanca yaşamak insanca çalışmak istiyoruz!
Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*