Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Metafizik yapıt “Evrim” filmi ve kapitalist bilinç endüstrisi

Metafizik yapıt “Evrim” filmi ve kapitalist bilinç endüstrisi

Transcendence (Evrim) Filmi kurgusal olarak özellikle hemen izleyiciler tarafından anlaşılabilir sanatsal, felsefi yanları öne çıkan bir tarzda üretilmiş. Bilim Kurgu olarak tanımlanan yapım tamamen, somut yani gerçek dünya ilişkisi-geçmiş ve gelecek ile ilgili yeterli bilimsel bilgiye dayalı bir biçimde gerçekleşmiyor. Tamamen Matrix serisi, Başlangıç, 13. Kat, Vanilya Gökyüzü, Varoluş gibi filmlerde olan maddi ve hakikati gizemlileştirerek ciddi bir yanılgı içinde olduğumuz göstererek felsefi idealizmin mistik bir kategorisinde duruyor. Filmin teknik veya sanatsal niteliğine giremeyeceğim ama; grafik, yazılım, yapay zeka ürünleri, görüntü ve yüksek çözünürlüklü kameralar gibi çekim organizasyonunda yer alan temel bileşenler açısından güçlü duruyor.

transcendence-johnny-depp-poster

Filmin sahnelerinde çokça görülen Hologram ekran teknolojisi, nano robotkol, yüksek düzeyli nanateknolojik araçların olduğu gözden kaçmıyor. Tüm bunların içinde şehir teknolojisinin aynı durduğu, bazı işçilerin elinde kaynak makinası, standart gözlük bazı ulaşım ve savaş araçlarındaki gerilik filmde bulunması ayrı bir teknik eleştiri konusu.
Filmin kısa özetiyle başlayacak olursak: filmdeki Dr. Will Caster karakteri, evreni yüksek teknolojik araçlarla keşfetmeye çalışan bir bilim insanıdır. Will, nanoteknoloji ve hiper-hızlı kuantum işlemciler sayesinde biyolojik ve teknolojik olguları birleştirerek “biyolojik limiti aşmak” amacıyla sinirbilimde insan beyni ve onun bilincinden daha yüksek tasarımlarla (kendi tanımıyla) geçmiş ve gelecekti tüm insanlığın bilgi ve birikimini oluşturan “kolektif beyin” ile yani yeni bir “boyut” oluşturmak ister. Bununla tabi “Nanit” adı verilen nano robotlar yardımıyla ekosistemi, atmosferden, su ve ormanlara, insanların sentetik kan hücreleri üzerindeki tedavisine kadar yapabilecek şekilde yayılmasını ve yeniden yapılandırmasını sağlamak ister.
Will Caster fikirlerinin güçlenmesi karşısında teknoloji karşıtları tarafından saldırıya uğrar, arkadaşlarından ölenler olurken kendisi sıyrıkla saldırıdan kurtulur; ama mermide bulunan radyasyon sonucu zehirlenme gerçekleşir ve uzun bir yaşam süresi kalmadığı doktorlarca söylenir. Kendi bilincini elektrotlar sayesinde yüksek istemcil bilgisayarların veri diskine aktaran ve ondan sonra ölen Will, yapay zekâ yazılımı sayesinde insan ötesi bir bilincin bilgisayarlar yardımıyla eşi ve arkadaşlarıyla iletişim kurmasıyla başlar ve tüm ağlara yayılma gerçekleşir. Daha sonra bu durumdan Will’in eşi ve arkadaşları rahatsız olmaya başlar ve herkesin robota döneceğini, Will’in amacının kötü olduğu korkusuyla hareket eder. Ağ yoluyla birçok noktaya sızan yazılım, yapay zekanın bilinç düzeyinde yükselişiyle hükümeti bunun karşısında savunma ve saldırı olarak virüs üretmesi yönünde harekete geçirir, (‘terörizm olmasa suçlayacak insanda olmaz’ repliği burada öne çıkıyor) ve bunu tüm gezegendeki elektrikleri kesmeyi göze alacak düzeyde saldırıya dönüşür ve yapay bilincin devre dışı kalması sağlanır. Sonunda Will’in amacının sanıldığı gibi olmadığı, gerçekten de dünyayı düzeltmek, kirlenen suları temizlemek, ormanları, hastalıkları, atmosferdeki tahribatları gidermek için samimi olduğu anlaşılır.
Film, teknolojiyle dünyayı kurtarmaya çalışan bir bilim insanını anlatmak gibi basit bir konusu olmamakla birlikte içinde çok daha başka sanatsal ve felsefi yönleri var. Eşitsizliğin diz boyu olduğu bir toplumun değişmesi, alternatif koyamasada insanlığın yeni bir yaşama olan ihtiyacının olduğu gerçekliği üzerinden işleniyor. Will’den bazı replikler işe başlayalım:
“Bir kez çevrimiçi olursa, hisli bir makine
biyolojinin limitlerini kolayca aşabilir.
..şimdi, böyle bir varlığın olduğunu hayâl edin… .
İnsan duygularıyla dolu olduğunu.
Öz farkındalığının olduğunu.
Bazı bilim adamları, bundan “Eşsizlik” olarak söz ediyor.
Bense “Evrim” diyorum.

Will’ in repliklerin olduğu konuşma sahnesinde bahsettiği “evrim” ne maddenin ne de toplumun gelişimi ve dönüşümüdür. Ancak onun bilgisi veya soyut olarak, insanların zihnindeki ve doğada tezahür eden idealist bilincin gelişimi ve düşüncenin diyalektiğinden başka bir şey değildir.
Will: Bilinç doğası nedir?
Will: Bir ruh mu vardır?
Will: Eğer varsa, tam olarak nerede?
Dinleyici: Şey,

Will: Evet efendim? Bir sorunuz mu vardı?
Dinleyici: Bir Tanrı mı yaratmak istiyorsunuz? Kendi Tanrınızı?
Will: Bu çok güzel bir soru. İnsanoğlu bunu hep yapmaz mı?
Film öznel ve nesnel idealizm arasında gitgelde kaldığı yerde tam burası. Hegel’deki mutlakçı (mutlak bir özne, mutlak bir zihin) göreliliğin, kavramsal olarak yani doğal dünya yine de bütünüyle zihnin eseri olması varsayımı aslında gizliden gizliye idealizmin özündeki (olgucu, pozitif) dış dünya ve gerçeğe kapalılaştırmasında filimin fantastik kurgusu altına gizlenen tanrı ve ruhu hortlatıyor. Bu tin(ruh) yani filmdeki Will’in karakterinin bahsettiği “kolektif beyin” dediği, uzay ve zaman dışındaki “olay ve olgular” olarak aslında yapay zekanın gelişimi ve doğayı yeniden yapılandırışı arayışının humanoidler gibi soyut ve sofistik olmasından başka bir şey değil.

Transcendence-2014-poster
Kapitalist toplumda birey sanki kendi kararlarını kendisi keyfice verebilen ve özsel ve özgür bir insanmış gibi… Ayrıca Will’in öz farkındalık olarak tanımladığı robotlara kendinden bu özselliği yüklenmek istemesi, insan toplum ve birey sorununun nesnel niteliğini dışlayarak, sınıflar yokmuş gibi gösterilmesinin asli ögesini oluşturuyor.
Bilinci doğanın ve maddi dünyanın bir ürünü değil de, fikirlerin ve kodların bir dünyası olmakla bırakmamak aynı zamanda ve tüm bunların üzerinde buna müdahale eden öz olarak betimleme görevini üstleniyor. ( Öz ile mutlak arasındaki göreliliğin reddi veya zorunlu dışlayıcılığı…) Sinema filim sinema filmi olmaktan ziyade maddeyi ve başlı başına içinde bulunduğumuz gezegeni bilinç belirliyormuş gibi soyut fikirlerle ideolojik ve felsefi temelde gerici olan burjuva felsefesi ve sinema ve bilim anlayışının aslında bir yayımcı durumuna sokmuş. Öznelliğin yani maddenin bilinç karşısında yok oluşu ve onun kodlarına girmesi, yine onun müdahale ve geleceğinin ancak belirleyicisi olduğu kurgusu, daha önce Matrix popüleritesinde gördüğümüz gibi izleyiciliğe gizliden gizliye öznel-nesnel idealizmin aşılanmasından başka bir şey değil. Düşüncenin sınırsızlığı ve her noktaya erişimi; aslında bilinç ile maddeyi aynı temelde ele almak veya maddiliği baştan yok saymak gibi bir gösterimi var.

 

 

Filmin ağır ilerlemesi bir yana, konu itibariyle idealist mistik yanı bir köşeye atılsa bile birçok teknolojik tekillikte ve yüksek mantık hatası, klişe laflarla dolu olduğu görülüyor. Teknoloji biliminin modern gelişmişlik düzeyi, siyah ekranda kodların aktığı Will’i suretinin çıktığı, kodlar yapboz taşı gibi şekil oluşturuyor. Burjuva bireyci kurtuluşçu ideojinin bir yansıması olarak daha önce kılıç çekerek dünyayı kurtaran adamlar şimdi dünyayı ve insanlığı kurtarmaya teknolojinin gücüyle girişiyor. Tek bir birey bu sefer tüm gezegenin ve ekolojinin dengesini yerine getirmeye çalışıyor, kodlarla-bilinci birleştiren biri olarak gönüllerde taht kuruyor! Ara ara ölme, dirilme, doğa ve çekim yasasının rafa kalkması, yeryüzünün yapay zekânın etkisinde ekran gibi cızırdamaya başlaması… Fakat sormak lazım filmin fantastik veya bir kurgudan ibaret olması, onun saçmalamada sınır tanımaz olması anlamına mı geliyor? Tüm bunlar ekolojinin, insan sağlığını esas bozan olarak kapitalist sistemin neresinde duruyor?Meta_Transcendence

Filmin fantastik yapısından yararlanılarak nanateknolojinin kendi kendini iyileştiren özelliği, kapsamı, hızı bunlar aşırı abartılmış. Aynı yüksek düzeyli işlemciler nano boyutta indirgendiği gibi (bunlar küçülebilirler ilerde) tabi bugün bunların koskoca sunucu ofisleri boyutunda ve tam bu gelişkinliğe sahi olmadığı söylenebilir.
Sermayenin sinema, bilgi ve teknoloji üzerine kurgulattığı metafizik yapıt aslında şunu demektedir: Evet, kapitalizm kötüdür, ama bireysel özgürlük vardır, onu yıkarsanız, maddi koşulları vb ayaklanıp bu düzeni yıkabilir, bunları düzeltmeye çalışabilirsiniz, ama her şeyin daha iyisini bildiğini iddia ve her şeyi düzelteceğini vaat edenlere irade ve öznelliğinizi teslim etmek, yani özgürlüğünüzü kaybetmek pahasına! Kapitalizmin eşitsiz olması ama öznelerin bir arada olmasıdır, bunun karşıtı olan sosyalizm/komünizm de belki tok olabilirsiniz ama özgür olamazsınız demek istiyor. Kapitalist bilinç endüstrisinin sürekli felsefi, edebi ve sanat, kültür, bilim ve sanat olarak algı yönetimi aslında bugün gerek sınıf çelişkilerin arttığı, küresel isyanların boy gösterdiği bir döneme denk düşerek bilinçlidir. Her türlü, ırksal, dinsel, ulusal ve cinsel ayrımcılığın ve gericiliğin arttırılması gibi felsefi tarzda da idealizmin yaygınlaştırması tesadüf değildir. Özgürlük ve bilim üzerine inşa ettiğimiz aldatmaca ancak kolektivizmi birey özgürlüğüyle karşı karşıya getirme demagojisidir. Sanat ancak gerici ideolojilerin, meta ve kar aracı olmaktan kurtularak emeğin sineması olarak gelişmesi ve somutlanması şeklinde gerçekliğe ulaşabilir ve kendisini mistik olmaktan kurturabilir. Kapitalizmse hayallerin gerçeklik dışı kurgulanması ve gizliden gizliye gerici ideolojilerin tüm ilerici niteliklere bulanması ve bunlarla propaganda edilmesi olarak idealize edilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*