Anasayfa » BASINDAN » Meryem ve Renkler

Meryem ve Renkler

Merhaba, ben Meryem; nasıl tanıtsam size kendimi? Otuz yedi numara bir ayak iziyim şu üç günlük dünyada; elli iki kiloluk bir ağırlığım alt tarafı ve her gün, yirmi kiloluk, otuz kiloluk kolilerini taşıyorum kasiyeri, reyon elemanı, taşıma görevlisi ve temizlikçisi olduğum marketin.

“Eleman aranıyor” cümlesinin yerini, “bizimle çalışmak ister misiniz? sorusu aldı son zamanlarda. Patronlar daha kibar konuşuyor, ama sömürü aynı sömürü…

Günde on iki saat çalıştıktan sonra, eve geldiğimde, ev işleriyle de ilgilenmem gerekiyor. Yirmi yaşındayım ve geçen yıl kaybettim annemi. Cenazesinde en az ben ağladım annemin; oysa yokluğunu en çok ben hissediyorum…

Üç kız kardeşim var. Bir yandan on sekiz yaşındaki aşk acısı çeken kardeşimi teselli edip, bir yandan on dört yaşındaki kardeşime matematik çalıştırıp, bir yandan da, dokuz yaşındaki kardeşimle patates baskısı yapmak ve kardeşimin kompozisyon ödevine yardım etmek gibi becerilerim var. Bir yanım eksik kaldı, biliyorum; bir yanım yara bere içinde, solgun, yitik…

Annemin öldüğü gün, babam dedi ki bana, “bak Meryem, bundan böyle kardeşlerinin ablası değil, annesisin; bunu böyle belleyesin! Öyle resimle falan uğraşmayı bırak artık; daha bir hanım ol, daha bir olgunlaş.”

Geçen yıla kadar resimle falan uğraşırdım ben! Tuvalim vardı, boyalarım vardı, düşlerim vardı; hepsi babam tarafından tavan arasına kaldırıldı… Yine günde on iki saat çalışıyordum, yine ev işleriyle ilgileniyordum, yine kardeşlerime yardım ediyordum; ama bir saat olsun, resim çalışması yapmama ses etmezdi babam. Bakardı bazen resimlerime, “manzara resimleri yap biraz, bunlar saçma sapan şeyler” derdi. İncindiğimde susuyorum ben; soyut resim yapmam anlaşılamıyor ve susuyorum. Yazar kasada sorun çıktığında, iki dakika bekletsem müşteriyi, azarlanıyorum ve susuyorum. Ağrıdan ölsem, “rapor almak yok, burası devlet dairesi mi?” diyen patrona susuyorum. “Annemizin yemekleri daha güzeldi” diye söylenen kardeşlerime susuyorum. “Erkek kısmı yalnız olmaz Meryem; biraz sen de bak sağa sola, babana birini bulalım” diyen komşulara susuyorum…

Babam bir fabrikada işçi; o da günde on iki saat çalışıyor benim gibi, o da asgari ücret alıyor. Patronu ,trilyonluk bir villada oturuyor, korumalarıyla geziyor ve birbirinden lüks birkaç tane arabası var. Babam bu durumu “kader” diye yorumluyor ve diyor ki, “Allah patrona zeval vermesin, onun ekmeğini yiyoruz!”

“Sana makarna yapmayı öğreteyim mi?” diye sorduğumda babama, beni döveceğini düşünememiştim hiç. Sonra, gönlümü aldığını sandı, “yemek yapmak kadınların işidir Meryem; yoruluyorsun biliyorum, ama öbür tarafta ödülü var bu yorgunluğunun!”

Rüyamda Allah`la konuştum dün gece. Şimdi tavan arasında olan son resmimin içinden seslendi bana. Yalnızca gözyaşları vardı resimde, rengarenk gözyaşları… ”Bunlar benim gözyaşlarım Meryem” dedi bana Allah, “bu renkler benim renklerim” dedi. “Ben tutunamıyorum bu dünyada; resim yapmam bile yasak” dedim. Sustu… “Cennetine al bütün insanları; ben cehennemde yanmaya razıyım, yeter ki ,her gün bir saat,tek başıma resim yapayım ve soyut resimlerimi gösterme babama” dedim…”Özür dilerim Meryem” dedi fısıldayarak; “ben de tutunamıyorum senin gibi” dedi, “aldı beni bir keder” dedi, “tuttu beni bir dalgınlık…”

Uyandığımda ağlıyordum bu sabah; yastığımda küçücük, rengarenk, soyut bir ıslaklık…

Ergür Altan/www.aylakkarga.com/Meryem ve Allahın Renkleri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*