Anasayfa » GENÇLİK » Merhumu Nasıl Bilirdiniz?

Merhumu Nasıl Bilirdiniz?

Geçtiğimiz hafta Beşiktaş takımının “efsane” başkanlarından Süleyman Seba hayatını kaybetti. Ölümünün ardından en çok tartışılan konulardan biride Süleyman Seba’nın MİT çalışanı olduğu konusuydu.

1977-1984 yılları arasında MİT içerisinde resmi bir devlet görevlisi olduğu çokça yazıldı çizildi. Hatta tanıkların anlatımıyla Seba’nın emriyle işkence görenlerin varlığından bile söz edildi. Bu tanıklar ve onların yakınları sermaye devletinin, faşizm koşulları altında yaptığı işkencelerin bizzat uygulayıcısı olan Seba’nın yaptıklarını anlattı.

Alaatin Çakıcı katilinin Seba’nın emri ile Beşiktaş Kulübü vizesi ile yurtdışına çıktığı da söylenenler arasında. Ayrıca Seba’nın kulübün başına geçtiği kongrede Çakıcı’nın adamları tarafından korunduğu gerçeği de artık sır olmanın dışına çıkmış durumda. Tuncay Özkan’ın kitabında bu meseleye dair oldukça ilginç veriler var.

Bir MİT ajanının “babacan”, “halkçı” bir başkan olduğunu iddia etmek oldukça ilginç bir durum olsa gerek. Sosyal medya üzerinde de kendisine solcuyum diyen binlerce insan, bu ellerinden kan damlayan “babacan” katilin arkasından yas tutuyor.

Bir futbol kulübünü, bir patron şirketinden ayıran hiçbir şeyin kalmadığı futbolun bir ticaret ve borsa hisse senedine dönüştüğü çağımızda ne yazık ki ne halkın takımı ne de 80 darbesinin hemen arkasından daha elinde ki kan kurumadan göreve gelen bir Başkan halkın başkanı olabilir.

Siyaset, Mafya ve Devlet üçgeninin 2000′li yıllara kadar subaşlarını tuttuğu daha sonrasında büyük kulüplerin başlarına holding patronlarının geçtiği bir yerde temiz bir sporda olamaz diye düşünüyorum.

Futbol arsadan borsaya doğru uzanırken devletin biçimi değişir ve faşist diktatörlük çözülmeye başlarken, Seba (devlet), Alişen (mafya), Mehmet Ali Yılmaz (siyasetçi) üçgeni de çözülmeye başlamıştır. (Bahsi geçen isimlerin hepsi 1980 darbesinden sonra futbol kulüplerinin başına geçmiştir.) Sermayenin Türkiye’de rejim değişikliğine gitmesiyle birlikte bir dönem direkt burjuvazi tarafından kullanılan mafya, siyaset, devlet üçgeni de değişmeye başlamıştır. Sermayenin iştahını kabartan bu alana sermaye hızlıca dahil olmaya başlamıştır.2000′lerin başına kadar kontrgerilla faaliyeti yürüten unsurların devletin bağırsak temizleme operasyonuyla içeri tıkılmasının ardından kulüplerin başına da şirket sahipleri geçmiştir.

Bu üçgen artık (sermaye açısından değersiz olan Anadolu kulüpleri hala mafyaların kara para aklama alanıdır.) Devlet, Sermaye ve Mafya olarak dönüşmüştür. Yeni dönemde bu alanda direkt CEO’ların yer aldığı bir biçim değişikliği yaşamıştır. Siyasette, Devlette ve Mafyatik örgütlenmelerde sermayeden bağımsız güçler değildir. Tam tersine sermayenin en çok kullandığı alanlardır. Bu dönüşümle sermaye dolaylı yoldan sağladığı bağı doğrudanlaştırmıştır.

Bu yaşananlar, sermayenin her faşist diktatörlük rejiminde uygulamaktan çekinmediği 3f uygulamasının belki de çok açık bir analizinden başka bir şey ifade etmeyen bir durumdur.

Askeri faşist darbenin hemen ardından ülkemizde uygulamaya konmaya başlanan Neoliberal ekonomi politikaları ekseninde devletin mafya ile olan bağının herkes tarafından bilindiği kanısındayım. Özellikle 80 sonrasında mafyanın kara para aklama anlamında en çok kullandığı alanların başında futbol gelmektedir. Ankaragücü’nün Kenan Evrenin emri ile kümede bırakılması daha sonra bir devlet kurumunun Ankaragücü’ne sponsor olması bile bu güçlü bağın en önemli işaretlerindendir.

Devletin Futbol İçindeki Temsilcisi Seba

MİT emeklisi “sevimli” katil Seba işte tamda dönemine uygun olarak kitlelerin uyutulmasının en önemli araçlarından biri olan futbolun içerisinde en aktif rolleri almış nasıl olmuşsa emekli bir memur, bir iş adamı ile girdiği yarışta kulübün başına geçi vermiştir. Ve 16 yıl boyunca devletin futbol içindeki adamı rolünü sürdürmüştür. Sermayenin memur atamasından başka bir şey ifade etmeyen bir kongre ile Seba görevi devralmıştır.
60′li yıllarda futbolun bir zevk alma sahada bile daha kolektif oyunların oynandığı yıllardı. Dönemin politik atmosferi ile de ilişkili olarak futbol fanatizmi ya da futbol üzerinden milliyetçi söylemlerin çokta söylenemediği dönemlerdi.

80 darbesi ile işçi ve emekçilere işkence yapılırken, insanlar zulüm içerisinde ezilirken işte bu “babacan” adam bu katliamları yapan kadrolardan biriydi.

Seba’nın nasıl olur da “Halkın” başkanı olduğunu söyleye bilirsiniz. Ben onun hiç bir yerde darbe döneminde yaptıkları yüzünden özür dilediğini bu kirli ve karanlık geçmişi ile yüzleştiğini görmedim. Tam tersine Seba bir devlet sevici olmanın çokta ötesine geçememiş ve bir memur olarak yaşamını kaybetmiştir.
Bu bağlamıyla sol içerisinden bile Seba’yı amalar, belkilerle kurtarmaya çalışanlar bir kez daha kendilerine gelmeli ve bu katilin hesabını soramadığımız için aslında üzülmelidir.

Çarşı grubunun bu tarihle yüzleşmesi gerekmektedir. Gezi eylemlerinde taraftar gruplarını yere göre sığdıramayanlar. Çarşının bu yaşanan süreçteki tutumu karşısında “Ama Çarşı eleştirilmez” mi? Diyecektir. Cenaze töreninde söylendiği gibi Seba’nın bir barış adamı değil tamda dönemine uygun olarak bir sınıf savaşımının memuru olduğunu unutmamak lazım.

Seba ile ilgili özellikle Liberal sol çevrelerde onun MİT ile olan ilişkisini görmeden iyi bir başkandı söylemi oldukça yaygın bir söylemdir. Bu düpedüz Seba’nın kendisine sermaye tarafından verilen rolü görmemek anlamı taşır. Neymiş efendim Semra Özal Hanım davet vermiş Köşk’te Seba kabul etmemiş, tabi ki etmeyecektir. Burjuvaların ve temsilcilerinin birbirlerine attıkları madiklerinde taraf tutmaya kalkarsanız savunduklarınızla çelişmek zorunda kalırsınız. Seba’nın davete gitmemesini de alkışlanacak bir hareket olduğunu zannedersiniz. Sokaklarda futbol ile kitlelerin enerjisini boşaltmak o yıllarda sermaye için en önemli mesele olsa gerek?

Ya da alt yapıyı birer para basan futbolcular deryasına çeviren sermaye yöntemlerini yere göğe sığdıramamak. Ya da o sürecin milli vurgularının üstünden atlayıp bir anda alt yapıyı keşfetti deyivermek.

Seba deyince çok daha uzun ve kirli bir geçmiş ortaya konabilir. Ama dediğimiz gibi o babacan tavırlı katil bizi kandıramaz. Futbol deyince ve Futbol emekçiliği deyince aklıma bir tek isim geliyor. Metin Kurt, tam bir Futbol Emekçisiydi. Sendikal bir mücadele için yaşamını yitiren efsane öldüğünde ağlamayanlar, cenazesinde olmayanlar. Arkasında binlerce karanlık iş ile milyon dolarlar ile ölen bir katili yere göğe sığdıramamaktadırlar. Bizim efsanelerimiz sevimli, babacan, duygusal katil Seba’lar değil, çelik iradeli, bildiği yolda yürüyen, işçi ve emekçilerin sınıfsal çıkarlarından hareket eden Metin Kurt’lardır.

Yazımızı Metin Kurt’un sözüyle bitirmek istiyoruz. Biz komünist gençler olarak futbolun bu karanlık yüzünü teşhir edeceğiz. Ve Metin Ağabey’in de dediği gibi “Futbol Borsa’da Değil Arsa’da Güzeldir” diyeceğiz ve daima savunacağız.

www.sinifsiz.org

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*