Anasayfa » BASINDAN » Mekan-politik

Mekan-politik

Hatırlıyor musunuz? Öyle çok mazide eşelenmeye gerek yok. Bundan altı sene öncesine kadar İstiklal Caddesi’nde sıra sıra ağaçlar vardı. Evet, ya! Ve bir gün geldiler, ağaçların gereksiz olduğunu bizlere tebliğ ederek söktüler onları. Gidip bakmadık ama Cin Deresi’ne dikileceğini söylediler ağaçların. Cinin şişesini çoktan yadırgamaya başladığı yıllardı.

Sahi, hatırlıyor muyuz? Bazıları taze ama onlara da alışılacak eminim. Sokaklarında insanların oturabildiği, masaların olduğu bir Beyoğlu vardı. Emek Sineması vardı -ki reklamlarda da dediği gibi orada film seyretmek paha biçilmezdi-. Tarlabaşı’nda ‘yoksullar’ vardı, evet! İstanbul’un ilk sinemasında (Majik), AKM’de birkaç sene öncesine kadar tiyatrolar oynanırdı… İnsan vardı…

Konu Beyoğlu olsa dahi romantizme kaçmayalım. Şu bir gerçek ki; mekan her zaman iktidarın projelerinin merkezinde yer almıştır. Kabul. Ancak bunca yılın sonunda biriktirilen toplumsal tahayyül de ‘Turizmcilerin gözdesi Beyoğlu’, ‘Yatırımcıların büyük beklentisi: 3. köprü’, ‘İstanbul’da bu sene hedef 125 bin konut’ gibi bir dolu haber başlığına indirgenmemeliydi sanırım. Hayallerin kendisinin metalaştığı bir devirde de kaçınılmaz son, kentlerin giderek tektipleşerek, kamusallığını kaybederek birer duble yol+AVM+rezidans+TOKİ apartmanı+reklam panosu toplamına dönüşmesi.

Beyoğlu’nun ismi artık Ağaoğlu, Ciner, Demirören, Ulusoy gibi isimlerle anılmaya başlandı. Artık Taksim’den beklenti yalnızca cami ile sınırlı değil, Olgunlaşma Enstitüsü’nden, Taksim Gezi Parkı’na kadar zapt edilmemiş tek bir kamusal alan bırakmamak temel hedef. Beyoğlu’nda yaşamayı bilmeyenler, Beyoğlu’na kıymet biçiyor şimdi.

Enseyi karartmaya gerek de yok. Mekan, politik olduğundan hareketle bir mücadele alanına işaret eder. İktidar ne kadar gücü ölçüsünde kendi varlığını inşa etse de, bir çatışma alanıdır mekan. Yıllardır her türlü etkinliğe ev sahipliği yapıp, ’1 Mayıs’a kapatılan Taksim Meydanı, kimsenin lütfetmesi ile değil bol biber gazı, bol orantısız güç ile yeniden ‘meydan’ olabilmiştir (yani neymiş, motorlu araçları yer altına almak demek, meydan yapmak değil imiş). AKM henüz yıkılmadıysa, Emek Sineması’nda film seyredebilme umudu hala içimizde var ise, her gün İstiklal Caddesi’nde insanlar hayata dair taleplerini ‘artık’, gösteriler, yürüyüşler ile ifade edebiliyor ise, ve hala Beyoğlu’nun sokakları denizlere çıkıyor ise; bunların tümü birer ‘inat hikayesi’dir. Bir Beyoğlu Hatırası bunlarsız okunmaya değmez.

Yeni Mimar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*