Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Marx’ın Komünizm Anlayışı ve İnsan Gelişimi- II. BÖLÜM

Marx’ın Komünizm Anlayışı ve İnsan Gelişimi- II. BÖLÜM

2.PLANLI, PİYASASIZ ÜRETİM

18. Marx’ın anlayışında, özgürce ortaklaşmış üreticiler ve toplumları tarafından yürütülen, gerekli üretim koşullarıyla toplumsal olarak bütünleşmiş bir sistem, tanımı gereği, toplumsal yeniden üretimin meta mübadelesi ve para biçimlerini dışlar. Emek gücünün meta olmaktan çıkarılmasıyla kapsamlı bir “toplumsallaştırılmış üretim” gelir, buradaki “toplum” – piyasa sinyallerine göre hareket eden kapitalistler ve ücretli emekçiler değil- “üretimin farklı dallarına emekgücünü ve üretim araçlarını dağıtır.” Sonuç olarak, “para-sermaye”, ücret ödemelerine giden dahil, “ortadan kalkar (Marx, Kapital, 1967, Cilt- 2, s. 358). Yeni ortaklaşacalığın alt aşamasında, “üreticiler tüketim ürünlerinin toplumsal sunumundan kendi emek-zamanlarına karşılık gelen miktarı çekebilecek kağıt belgeler alırlar”; ama “bu belgeler para değildir. Dolaşıma girmezler” (s. 358).

troord1119. Marx için, toplumsal üretimde meta formunun egemenliği, üretimin, üreticilerin zorunlu üretim koşullarından toplumsal kopartılmasına dayalı bağımsız üretim birimleri tarafından organize edildiği bir biçimine özgüdür. Burada emeğin özerk üretim birimlerindeki (Marx’ın deyişiyle rekabet eden sermayeler) sarfedilmesi, yalnızca toplumun yeniden üretici işbölümüyle, ürünlerinin piyasada aldığı fiyatlara göre, ex post (sonradan) değer kazanabilir. Kısacası, “metalar yalıtık bağımsız bireysel emek türünün dolaysız ürünleridir”, ve birbirleriyle doğrudan “ toplumsal emeğin ürünleri olarak karşılaştırılamazlar”, bu yüzden “bireysel mübadeledeki yabancılaşma yoluyla genel toplumsal emek olduklarını kanıtlamaları gerekir” (Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, 1970, s. 84-5).

20. Tersine, “komünal emek-zaman ya da doğrudan ortaklaşa bireylerin emek-zamanı … dolaysız toplumsal emek-zamanıdır” (Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, 1970, s. 85). Ve “emeğin komünal olduğu yerde, insanların toplumsal üretimdeki ilişkileri kendilerini ‘şeyler’in ‘değerleri’ olarak göstermez.” (Marx, Artı-değer Teorileri, 1971, s. 129) Üretim araçlarının ortak sahipliğine dayalı ortaklaşmacı toplumda, üretenler ürünlerini mübadele etmezler; ürünlerde içerili emek, onların maddi niteliği olarak bu ürünlerin değerini oluşturmada giderek ihmal edilebilir bir yer tuttuğundan, bundan böyle, kapitalist toplumun tersine, bireysel emek artık dolaylı biçimde var olmaz, ama bütünsel emeğin bileşik parçası olarak var olur. (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 8)

21. Grundrisse, emeğin kapitalizm koşullarında toplumsal emek olarak dolaylı, ex post (sonradan-çn) varlığı ile emeğin “üretim araçlarının ortak mülk edinilmesi ve kontrolü temelinde” doğrundan, ex ante (önsel-çn) toplumsallaşması arasındaki zıtlığı daha da açar. (Marx, Grundrisse, 1973, s. 159). Üretimin komünal karakteri ürünü daha baştan komünal, genel bir ürün haline getirir. Üretimde özgün olarak gerçekleşen değişim — mübadele değerlerinin değil, komünal ihtiyaçlar ve komünal amaçlar tarafından belirlenen etkinliklerin değişilmesi- bireyin daha baştan ürünlerin komünal dünyasına katılımını içerecektir. Mübadele değerleri temelinde, emek kendini ancak mübadele yoluyla genel olarak gösterebilir. Fakat komünal kuruluşta bu, değişimden önce görülecektir; yani ürünlerin mübadelesi (piyasa-çn) bireyin genel üretime katılımını dolayımlayan bir aracı ortam olmaktan çıkacaktır. Dolayım, kuşkusuz, olmalıdır. Ancak, bireylerin birbirinden bağımsız üretiminden kaynaklanan ilk durumda (kapitalizm, çn), dolayımlar metaların mübadelesi, mübadele değerlerinin mübadelesi ve para yoluyla kendini gösterir. İkinci durumda (komünizm, çn), önvarsayımın kendisi dolayımlanır; yani, komünal üretim, komünallik, üretimin temel önvarsayımıdır. … Ürünün birey için genel bir karakter kazanması için önce başka bir forma çevrilmesi gerekmez. Mübadele değerlerinin mübadelesi ile yaratılan işbölümü yerine, bireyin komünal tüketime katılımının oluşturduğu emek organizasyonu geçecektir.(s. 171-2).

22. Emeğin ve ürünlerin doğrudan toplumsal karakteri, bu yüzden, üretenler ile gerekli üretim koşulları arasındaki yeni komünal birliğin mantıksal çıkarımıdır. Üretimin yabancılaşmadan çıkarılması, üreticilerin emeklerinin yeniden üretimini gerçekleştirme tarzı olarak parasal mübadelelere mecburiyetini ortadan kaldırır. (Kapitalizmdeki-çn) bireysel ürünleri veya etkinlikleri önce mübadele değerine, paraya çevirme ve, toplumsal güçlerini nesnelleşmiş bir formla kazanma ve gösterme zorunluluğu, iki şeyi kanıtlar: (1) Bireylerin artık yalnız toplum için ve toplum içinde ürettiklerini; (2) bu üretimin doğrudan toplumsal olmadığını, emeğin dağılımını içsel olarak sağlayan bir “ortaklaşalığın sonucu” olmadığını. Bireylerin toplumsal üretime tabi olduğunu; üretimin onların dışında kaderleri gibi var olduğunu; ama toplumsal üretimin bireylere tabi olmadığını, onlar tarafından ortak zenginlikleri olarak yönetilemediğini. (Marx, Grundrisse, 1973, s. 158).

Meta formunun üretim koşullarından tasfiyesi ve işçilerin (üretim araçlarından-çn) toplumsal kopukluğunun üstesinden gelinmesi, Marx’ın komünizmi “mübadele değerine dayalı üretim tarzının ve toplum formunun çözülmesi. Bireysel emeğin toplumsal olarak ve toplumsal emeğin bireysel olarak, gerçekleştirilmesi” yalınlığında tanımlamasının, iki farklı açıklamasıdır (Marx, Grundrisse, 1973, s. 264). (11).

Giuseppe Pellizza da Volpedo The Fourth Estate -Il Quarto Stato, 1901 4Daha önce not edildiği gibi, “sosyalizmin ekonomisi” üzerine tartışmalar, tahsis etkinliğinin teknik konularına (“sosyalist hesaplama”) odaklanma eğilimi gösterir. Marx ve Engels, kendileri de sıklıkla kapitalizm-sonrası ekonominin kapitalizme göre üstün planlama ve tahsis etme yeteneğine değinirler. Dahası, Marx “özgürce ortaklaşa” üretimi, “yapılan bir plana göre… bilinçli düzenlenme” olarak tanımlar (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 80). “Üretim araçlarının ortak olmasıyla, … tüm farklı bireylerin emek-güçleri toplumun bileşik emek-gücü olarak bilinçli uygulanır… Belli bir toplumsal plana uygunluk, yapılacak farklı türden işler ve toplumun çeşitli istemleri arasında uygun bir orantıyı sağlar (s. 78-9). Komünizmde, özetle, “bileşik ortaklaşa toplumlar üretimi ortak bir plana göre düzenler, böylece onu kendi öz kontrolleri altına alır, ve kapitalist üretimin can çekişmesini gösteren sürgit anarşi ve periodik kramplara son verir” (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 76).

23. Buna karşın, Marx ve Engels planlı kaynak tahsisini, komünizmi kapitalizmden ayıran esas unsur olarak düşünmediler. Onlar için, komünizmin daha temel karakteristiği üretim koşullarını doğrudan üreticilerden kopartan yabancılaşmanın ortadan kaldırılması, ve yeni birliğin insanın özgür gelişimini sağlama yeteneğidir. Farklı bir ifadeyle, onlar komünizmin planlama ve kaynak yetilerini belirti olarak, üretenlerin yeni toplumundaki insanın sınırsız gelişiminin olanaklarını ise varlık koşulu olarak görürler. (12) Komünizmin üretimi meta-dışılaştırması, yukarıda tartışıldığı gibi, üretim koşullarının yabancılaştırılmaktan çıkarılmasının esas yanıdır; üretimin planlanması ise yalnızca insan yetilerinin maddi ve toplumsal koşullarını güdükleştiren etkenlere karşı bir tahsisat formudur. Marx’ın dediği gibi, meta mübadelesi yalnızca “üretimin özgül sınırlı ilişkileri içindeki bireylerin doğal sınırıdır”, bu sınırdaki “yabancı ve bağımsız karakter”in, “bireyler arasındaki varlığı, onların bu (komünal-çn) koşullarda yaşamaya başlamadığı, yalnızca kendi toplumsal yaşamlarının koşullarını yaratmakta olduğu anlamına gelir” (Marx, Grundrisse, 1973, s. 162).

Dolayısıyla, komünizmin “planlı elbirliğiyle çalışma için örgütlenmesi”nin nedeni, üretkenlik etkinliğini kendinde amaçlaştırması değildir, ama “toplumun tüm üyelerinin varlığının ve yetilerinin tam gelişmesini güvenceye” almaktır (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 167). İnsanın gelişim boyutu, Marx açısından, komünizmin “ulusal boyutta gelişmiş… bileşik emeğe”, herhangi bir merkezi devlet iktidarı tarafından hükmedilmesi değil, daha ziyade “toplumların öz yönetimiyle başlayan bir sistem”dir (Marx, Vera Zasuliç’e Mektup Taslağı 1989, s. 519). Bu açıdan komünizm “insanların kendileri için kendileri tarafından etkinliği” ya da “toplumun devlet tarafından kontrol edilmesi ve ona tabi olması yerine, toplumun devlet gücünü yeniden kendine mal etmesi” olarak tanımlanabilir (Marx, Fransa’da İç Savaş, 1985, s. 130, 153).

4. MARX’IN KOMÜNİZMİ, EKOLOJİ, VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

24. Pek çok kişi Marx tarafından öngörülen ortaklaşa üretimin ekonomik pratikliğini sorgulamıştır. Daha azı Marx’ın görüşünün insan gelişimi boyutuna atıfta bulunur, fakat Marx’ın insanın özgür gelişimini teknolojik egemenlik ve doğa tahribatına dayandırdığını iddia eden eleştirmenler bunun dışındadır. Bu bölüm çevresel boyutu şu üç düzeyde ele alıyor: (1) komünizmin doğal koşulların kullanımını yönetme sorumluluğu; (2) genişletilmiş özgür zamanın ekolojik önemi; (3) zenginliğin büyümesi ve üretimin maliyet ölçümü olarak emek-zamanın kullanımı.

1. MÜŞTEREKLERİ YÖNETMEK

25. Komünist toplumun doğal koşulları korumak ve iyileştirmek için kuvvetli bir taahhüte sahip olması şaşırtıcı gelebilir, çünkü amiyane yargı Marx’ın “doğal kaynaklar”ın “tükenmez”liğini varsaydığı ve bu yüzden “çevre korumacı, ekolojik bilinçli, istihdam-paylaşımcı sosyalizm”e gerek görmediği yolundadır (Nove, 1990, s. 230). Bu görüşe göre, Marx’ın “kıtlığı tümden ortadan kaldıracak daha ileri bir üretim tarzına olan inancı”, onun komünist görüsünün “doğanın” anti-ekolojik “insan hakimiyeti”nden “kurtuluşunda bir çıkarı olduğuna dair bir temel sağlamaz” (Carpenter, 1997, s. 140; McLaughlin, 1990, s. 95). Daha tuhafı, Marx’ın teknolojik iyimserliğinin (ya da “yaratıcı diyalektiğe olan inancının”) “modern teknolojinin yeryüzünün fiziksel çevresiyle etkileşiminin modern sınai uygarlığın tüm temellerini dengesizleştirme olasılığını” dışarda bıraktığı iddiasıdır (Feuer, 1989, p. xii).

workers-power26. Gerçekte, Marx kapitalizmin “zenginliğin özgün kaynakları olan toprak ve emeği tahrip etme” eğilimiyle derinlemesine ilgilendi (Marx, Kapital, 1967, Cilt-1, s. 507). Ve kapitalizm-sonrası toplumun doğal koşulların kullanımını sorumlulukla yönetmesi gerektiğini tekrar tekrar vurguladı. Bu onun komünal mülkiyeti toprağa ve diğer “yaşam kaynakları”na genişletme konusundaki israrını açıklamaya yardımcı olur (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 5). Marx Gotha Programının “toprağı emek araçlarına dahil etmekte yeterince net olmamasını” bu bağıntı içinde sertçe eleştirir (s. 6). Marx’a göre, “Ortaklaşalık, toprağa uygulandığında,…artık serflik, derebeyliği ve mülkiyetin aptal mistisizmi ile dolayımlanmadan, insanın toprakla içten bağını yeniden kurar, çünkü toprak bir dalevera aracı olmaktan çıkar” (Marx, Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları-1844, 1964, s. 103). Üretimin diğer koşulları gibi, topraktaki bu “ortak mülkiyet” de “eski özgül ortak mülkiyeti restore etmek anlamına gelmez, ama ortak mülkiyetin çok daha yüksek ve daha gelişkin formunu kurmak anlamına gelir” (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 151).

27. Marx komünal mülkiyeti, toprağın ve diğer doğal koşulların ortaklaşa üreticilerin üretim ve tüketim ihtiyaçlarına hizmet ettiği bir aşırı sömürme hakkı olarak görmez. Tersine, toprak malikliğinin komünal sisteminde kullanıcıların hak ve sorumluluklarıyla birlikte, kapitalist sistemin yıkılışını öngörür: Toplumun daha yüksek ekonomik formunun bakış açısından, yeryüzünün tekil bireyler tarafından sahipliği bir insanın bir başka insanı mülk edinmesi kadar saçma görünecektir. Tüm bir toplum, bir ulus, ya da eşzamanlı olarak varolan toplumlar birlikte ele alınsa bile, yeryüzünün sahibi olamazlar. Onlar yeryüzüne yalnızca tasarruf edenlerdir, kullanıcılarıdır, ve boni patres familias gibi, onu gelecek kuşaklara iyileştirilmiş koşullarda devretmelidirler. (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 776).

28. Marx’ın komünal toprak mülkiyeti anlayışı, “mülk edinme”ye dayalı kullanımı sınırlamak için, açıktır ki “mülk sahiplerinin” (ister bireylerin ister tüm toplumun olsun) bir hakkına dayanmaz. Daha ziyade, yeni birlikteki tüm komünal mülkiyet gibi, topraktan insanın özgür gelişiminin bir koşulu ve “ardışık kuşaklar zincirinin yaşamsal süreklilik ihtiyaçlarının tüm bir yelpazesinin temel bir kaynağı (emekle birlikte) olarak sorumlulukla yararlanma” hakkına atıfta bulunur (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 617). Marx’ın sözleriyle, ortaklaşalık, “toprağa ebedi bir komünal mülkiyet, insan soyunun ardışık kuşaklar zincirinin varlığı ve yeniden üretiminin yabancılaştırılamaz bir koşulu olarak” bakar (s. 812).

29. Ekolojik eleştirmenler neden Marx’ın görüşünün bu kritik öğesini ıskaladılar? Yanıt “müştereklerin trajedisi” denilen modelin süregiden etkisinde yatıyor olabilir, bu model müşterek mülkiyeti bağımsız kullanıcıların doğal kaynaklara kontrolsüz “açık erişimi” olarak (yanlış) tanımlar (Gordon 1954; Hardin, 1968). Gerçekte, bu modellerin, Marx’ın doğal koşulların kullanımına komünal hak ve sorumlulukla yaklaşan görüşünden çok kapitalist rekabet anarşisi ile ortak yanları vardır (Ciriacy-Wantrup ve Bishop, 1975; Swaney, 1990). Müşterek havuz kaynaklarını koruyacak geleneksel komünal mülkiyet sistemleri büyüyen bir araştırma kütlesinin konusu olsa da (örneğin bkz, Ostrom, 1990; Usher, 1993), bizim araştırmamız kapitalizm-sonrası toplumda doğal koşulların komünalizasyonuyla gerçekleştirilecek ekolojik yönetimin potensiyellerini desteklemektedir (Burket, 1999, s. 246-8; Biel, 2000, s. 15-8, 98-101).

30. Marx’ın gelecek toplumun toprağa sorumlu olduğu vurgusunu, komünizmde, insanlık ve doğanın içsel birliğinin bilinçli ve toplumsal farkındalığı takip eder. Marx ve Engels açısından, insanlar ve doğa “iki ayrı ‘şey’” değildir (Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, 1976, s. 45, krş. Foster ve Burkett, 2000). Fazladan insan doğasının insanın üretim ve gelişimini ne kadar büyük ölçüde değiştirmiş olduğunu, öyle ki “insan tarihinden önceki doğanın… bugün artık var olmadığı”nı gözlemlediler; ama aynı zamanda “bireylerin doğaya hizmet ettiği” “üretimin doğal araçlarının” süregiden öneminin farkına vardılar (s. 46, 71). Komünizm, insanlar ve doğanın zorunlu birliğini parçalamak ya da bastırmaktan uzaktır, tersine bu birliği daha saydam hale getirir ve insanların doğal ve toplumsal varlıklar olarak sürdürülebilir gelişiminin hizmetine koyar. Engels, bu yüzden gelecek toplumu insanların “doğayla birliğini yalnızca hissetmekle kalmayıp kavrayacağı” bir toplum olarak tanımlar (Engels, Doğanın Diyalektiği, 1964, s. 183). Marx, komünizmi “insanın doğa ile bir varoluşu” olarak tanımlar. (Marx, Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları-1844, 1964, s. 137).

31. Doğal olarak, komünist toplumun “İsteklerini gerçekleştirmek, yaşam kazanmak ve yeniden üretmek için Doğa ile mücadelesi” halen gerekli olacaktır. Bu anlamda Marx “ortaklaşa üreticilerin doğa ile değiştokuşlarını rasyonel olarak düzenlemesine, onu ortak kontrolleri altına almasına” atıfta bulunur (Marx, Kapital, 1967, Cilt-3, s. 820). Bu tür bir rasyonel düzenleme ya da “doğaya gerçek bilinçli efendilik” üreticilerin “kendi öz toplumsal organizasyonlarının efendisi olmalarını” öngörür (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 309). Ancak asla insanlığın tüm doğal sınırları aşması, üreticilerin doğal güçler üzerine tam teknolojik kontrol sağlamaları anlamına gelmez.

İçerik32. Örneğin, Marx ortaklaşa üreticilerin artı-ürünün bir kısmını “doğa olaylarından kaynaklanan talihsizlikler ve rahatsızlıklara karşı yedek ya da sigorta fonu” olarak bir kenara ayrılmasını, öngörmesi özellikle tarım için geçerlidir (Marx, Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 7). Üretimin doğal koşullarına ilişkin belirsizlikleri (“doğanın aşırı olaylarından kaynaklanan durumlar, yangın, sel, vd.”) “sürekli bir göreli artı-üretim” yoluyla ele alınmalıdır, yani “mevcut zenginliğin basit yerine konulması ve yeniden üretimi için gerekli olandan daha büyük çaplı bir üretim gereklidir” (Marx,Kapital, 1967, Cilt-2, s. 177, 469; Gotha Programının Eleştirisi, 1966, s. 7). “Bir yandan, doğrudan gerekli olandan belli bir miktar fazla sabit sermaye üretilmelidir; öbür yandan, ve özellikle, doğrudan yıllık gerekirlerden fazla (bu özellikle geçim araçları durumunda gerekir) hammadde, vd arzı olmalıdır” (Marx, Kapital, 1967, Cilt-2, s. 469). Marx aynı zamanda toplumun “kazalar ve doğal güçlerin yol açtığı olağanüstü tahribat durumlarında telafi için gerekecek üretim araçlarının varlığı” açısından “hesap olasıkları”nı dikkate alır (Marx, Gotha Programının Eleştirisi,1966, s. 7; Kapital, 1967, Cilt-2, s. 177).

33. Açıktır ki, yalnızca toplum ve kontrol edilemez doğa koşulları arasındaki üretken değiştokuşun uzak görüşlü düzenlemesi anlamında, “bu tür aşırı-üretim toplumun kendi öz yeniden üretiminin maddi biçimini kontrol etmesiyle aynıdır”. (Marx, Kapital, 1967, Cilt-2, s. 469). Bu basiretli anlamda, Marx şunu belirtir; ortaklaşa üreticiler “üretimin yıllık tahıl arzını yalnızca havadaki pek minimum değişmelere göre yönetmekle; üretim evreni ve kullanım rasyonel olarak düzenlenir” (Marx, Vera Zasuliç’e Mektup Taslağı, 1975, s. 188). (13). Basitçe “üreticilerin kendileri için.. emeklerinin, veya emeklerinin ürünlerinin bir kısmını ürünlerini, zenginliklerini, veya zenginliklerin öğelerini kazalara karşı telafi etmeye harcamaları” gerekir. (Marx, Artı-değer Teorileri, 1971; s. 357-8). “Kapitalist toplumda”, tersine, kontrol edilemez doğal koşullar toplumsal yeniden üretimin anlamsız bir “anarşi öğesidir” (Marx, Kapital, 1967, Cilt- 2, s. 469).

34. Ekolojik eleştirmenlerine karşın, Marx ve Engels insanın özgür gelişimini insanın doğa üzerindeki tek yanlı bir hakimiyet veya kontrolü olarak tanımlamazlar. Engels’e göre, özgürlük, doğa yasalarından bağımsızlaşma hayalinde değil, bu yasaların kavranmasında yatar, ve bu onları tanımlı sonuçlarına doğru sistematik işletme olasılığını verir. Bu hem dış doğanın hem de bizzat insanların bedensel ve zihinsel varlığını belirleyen yasaların – birbirinden yalnızca düşüncede ayrıştırabileceğimiz ama gerçekte ayrıştıramayacağımız iki yasa kategorisinin- iyi bir ilişki içinde olmasını gerektirir… Yani özgürlük, bizzat kendimiz ve dış doğa hakkında doğal zorunlulukların bilgisi üzerine kurulu kontrolden ibarettir” (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 125).

35. Özetle, Marx ve Engels “doğanın verili yasaları ile uyumlu bir varoluşa” dayanan bir “gerçek insan özgürlüğü” öngörür (s. 126).

DEVAM EDECEK.

Bu bölümün dipnotları:

10. Marx için, “üretici güçler ve toplumsal ilişkiler”, “toplumsal bireyin gelişiminin iki farklı yanı”dır. (1973, s. 706)
11. Benzer biçimde, Kapital’in 1. Cildinde, Marx “doğrudan birleşik emeği”, “meta üretimiyle tamamen ilişkisiz bir üretim formu” olarak tanımlar (Marx, Kapital, 1967, Cilt 1, s. 94). Bu konunun geniş bir tartışması Anti-Duhring’te bulunabilir (Engels, Anti-Duhring, 1939, s. 337-8).
12. Marx komünizmin “özgür bireyselliği”ni, kapitalizmin önceki “genel toplumsal metabolizma”yı geliştirmesine dayandırır (1973, s. 158). Bu bağlantıyı Bölüm IV’te ele alıyoruz.
13. Lewis Henry Morgan Eski Toplum kitabında, “insanın yiyecek üretimi üzerinde mutlak kontrol kuran biricik varlık” olduğunu ileri sürer. Bu ifadeye ilişkin olarak Marx “mutlak kontrol kuran” bölümünün altını çizer ve parentez içinde “?!” yorumu yapar. (Marx, Etnolojik Not Defterleri, 1974c, s. 99)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*