Anasayfa » DÜNYA » Marx’ın anıt-mezarından sonra doğum yeri de sermayeleştiriliyor!

Marx’ın anıt-mezarından sonra doğum yeri de sermayeleştiriliyor!

“Asacağımız son kapitalist bize asma urganını satan kişi olacaktır!”

Yukarıdaki ünlü ironik söz, Marx’a ait. Ve tabii ki, kapitalizm Marx’ı hiç yanıltmıyor.

İngiltere’de Marx’ın mezarının ziyaretçilerinin son dönemde yeniden hızla artmaya başlaması üzerine, Marx’ın anıt mezarının bulunduğu mezarlık vakfı Marx’ın mezarına girişi ayrıca paralı hale getirerek, ve mezarın yanında Marx kartpostal, tişört ve üzerinde Marx resmi bulunan çeşitli hediyelik eşya satan bir dükkan açarak, Marx’ın mezarını bile sermayeye çevirmişti.

Marx’ın 200. doğum gününün yaklaştığı şu günlerde ise, Almanya’da Marx’ın doğum yeri olan Trier kenti belediyesi, Marx’ın 200. doğum günününde yaşanacak Marx ziyaretçileri akınını bir turistik sermayeye çevirmek için “pek yaratıcı” yöntemler geliştiriyor.

Trafik lambalarına bile Marx figürü konuluyor. Trafik lambasında kırmızı yandığında iki elini yana açmış biçimde “bekleyin” diyen Marx figürü, yeşil yandığında ise koltuğunun altında Kapital’i ile yayalara gülümseyerek yürüyen Marx figürü görünüyor. Trier belediyesi, tabii, banyo ördeklerine ve çocuk oyuncaklarına varana kadar Marx’a benzetilmiş ya da Marx resmi olan envai çeşit hediyelik eşyayı da peynir ekmek gibi satışa sunmayı ihmal etmiyor.

İngiltere’de Marx’ın anıt mezarının bile sermayeleştirilmesine karşı yazmış olduklarımızı öfkemiz bir kat daha artmış olarak yeniden yayınlıyoruz. 3 yıl önce yayınlanmış bu yazımızın son bölümünü okuyunca da, gerek kapalı gişe oynayan “Genç Marx” film ve dizileri,
gerek yeni bir patlama yapan saman tarzı özensiz Marx biyografi ve yorumu kitapları, gerekse de Trier’de turistik Marx etkinlik ve kampanyaları ile hiç yanılmadığımızı görüyoruz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Marx’ın İngiltere Highland mezarlığında bulunan anıt-gömütüne giriş paralı hale getirildi. Bilimsel komünizmin kurucusuna dair sınıfsal-toplumsal bir bellek ve saygı mekanı olan anıt-mezarını ziyaret etmek, heybetli sakalları ve müzip bakışıyla bronzdan yapılmış Marx büstünün yanında bir fotoğraf çektirmek isterseniz 4 Sterlin (yaklaşık 20 lira) ödeyeceksiniz!

Marx’ın mezarını ziyaret etmişken, mezarlık vakfı tarafından turistik bir mağazaya dönüştürülmüş Marx chapelinden kendiniz veya başka ülkelerdeki yoldaşlarınız için birkaç Marx işlemeli hatıra eşyası, kartpostal almak isterseniz ödemeniz gereken fiyat 50-100 liraya kadar çıkabilir.

Marksizm, bilimsel komünizm mücadelesinin kurucu teorisi ve savaşımıdır

Marx, kapitalist egemenlik sistemini sosyalist sınıf savaşımıyla yıkma zorunluluğunun; komünist tam gelişmiş özgür bireyler toplumu ufkunun -kurucu, bilimsel ve devrimci- teorisinin ve savaşımının temellerini attı. İşçi sınıfının ihtiyaç duyduğu; komünist devrimci kurtuluş, özgürleşme ve insanlaşma teorisi ve mücadele perspektifini ortaya koyarken, kendisi için hiçbir “karşılık” gözetmedi. Teori, felsefe ve siyaset alanlarında gerçekleştirdiği devrimlerin sadece kendi adıyla anılmasından bile rahatsız oldu. Her vesileyle ve tüm yapıtlarında çalışmalarının kolektif karakterine, kendi dönemindeki ve kendinden önceki büyük düşünürlerin, bilim insanlarının, sanatçıların, devrimcilerin, yoldaşlarının, sınıf bilinçli işçilerin, devrimlerin ve devrimci sınıf mücadelelerinin katkılarını, yapıtının geçmişten geleceğe kolektif niteliğini özenle belirtti.

Marksizm evrenseldir. İnsanlığın kendinden önceki tüm düşünsel ve mücadele birikiminin devrimci kilometre taşlarını; burjuva, küçük burjuva bilim, felsefe ve siyaset anlayışının ulaştığı en ileri noktaları özümseyerek aştı. Kapitalizmin içindeki uzlaşmaz çelişkilerin tarihsel gelişim süreci temelinden bilimsel komünizmin devrimci kopuş çizgilerini ortaya koydu. Feodalizmden kapitalizme, kapitalizmden proleterya sosyalizmine bir siyasal ve toplumsal sarsıntı, ayaklanma ve devrimler döneminin her alanda kurucu mücadele yaşamı, çalışmaları ve komünist devrimci ufkudur bu: Kapitalist modern kölecilik sistemini aşmakla kalmaz, onun içindeki uzlaşmaz çelişkilerin tarihsel gelişim yönünden ve komünist gelecek öngörüsünden gelen tam karşıtıdır. Marksizm tanımı gereği, ancak büyük insanlığın gelecek potansiyelini kendinde toplayan yıkıcı ve kurucu işçi sınıfı ve komünistler için yaşamsal bir ihtiyaçdır. Kapitalizmin içindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal karşıtlıkların tarihsel gelişim ve savaşım sürecinde kolektif devrimci yararlılık, somut-nitel bir savaşım ufku, kılavuzu ve değeri olarak varolabilir ve geliştirilebilir.

xkarl-marx-on-mastercard-b.jpg.pagespeed.ic.Lvhhbgk3jONeoliberal kapitalizm, Marx’ın anıt mezarını da sermayeleştiriyor!

Tüm bu ve benzer nedenlerle, neoliberal kapitalizmin Marx’ın anıt mezarını bile özelleştirip sermayeleştirmeye kalkışması isyan ettiricidir. Fakat daha isyan ettirici olan, İngiltere’de kendisine Marksist, sosyalist ya da anti-kapitalist diyen onca grup, çevre, örgüt, parti, vakıf, dernek, enstitü olmasına karşın Marx ve Marksizme ilişkin bir tarihsel bellek mekanının bile pervasızca sermayeleştirilmesinin umursanmaması, “doğal” kabul etmesidir.

Nitekim Marx›ın anıt mezarının paralı hale getirilmesine tepki de genç bir Marksistten geldi. Başvurduğu kurumların hiçbirinden bir yanıt alamayınca, tepkiyle tüm gazetelere mesaj attı. Ve ne yazık ki, skandal ancak The Wall Street Journal gibi bir burjuva gazetesinin alaycı haberinden sonra dünya çapında duyuldu. Yine de tepki oldukça sınırlı kaldı. Çünkü sosyalistlik iddiasında olanların çoğu açısından bile neoliberal kapitalist ilişkiler, en sivri yanları dışında içselleştirilmiş ve doğallaşmıştı.

Ününü ve her yıl artan ziyaretçilerinin büyük çoğunluğunu Marx›ın mezar ve anıtına borçlu olan Highland mezarlığı vakfının açıklamasını «haklı» bulanlar bile vardı. Vakıf, tepkiler karşısında, mezarlığın dolmuş olmasından dolayı -yani artık mezar yeri satarak gelir elde edemiyor olmasından- gelirlerinin azaldığını, Marx›ın artan ziyaretçi sayısı nedeniyle ünlü anıt mezarının koruma ve bakım «maliyetlerini» karşılayamaz hale geldiğini, Marx ziyaretçilerine daha iyi hizmet verebilmek için “asgari düzeyde” para almaktan başka çareleri olmadığını açıkladı. Neoliberal kapitalistlerin eğitim, sağlık, emeklilik, yani şu veya bu düzeyde toplumsal ortak yararlılık konusu olan ne varsa özelleştirme saldırılarını realize etme biçiminin tıpkısı!

Günümüzde 2 metrekarelik mezar yerleri adeta daire fiyatına satılmakla kalmıyor, mezarlık bakım ve hizmetleri de – her ziyaretin ayrıca paraya tabi olduğu- kapitalist şirket işletmesine dönüştürülüyor. Başka deyişle mezarlar, toprak rantının ötesinde sermayeye çevriliyor. Mide bulandırıcı kapitalizm sömürdüğü ve/veya ezmeye çalıştıklarının, onlar öldükten sonra da yakınlarına ve sevenlerine anısını satarak, sırtlarından para kazanmaya devam ediyor!! Eh, satacak mezarlık arazisi kalmayınca, mezarlık hizmetlerini ve mezarda yatanların anılarını satmaya başlayan bir neoliberal kapitalist mezarlık vakfı/şirketi için, Marx’ın anıt mezarından daha büyük bir “sermaye” mi olur? Hele ki 90’lı yıllarda Highland’i ziyaret edenler yılda birkaç bin kişiye -çoğunluğu eski, yaşlı Marksistler, yıldönümlerinde yalnızca saygı duruşunda bulunup giderler- düşmüşken, bugün yılda 60-70 bin kişiye çıkmış olması- çoğunluğu genç, Marx’ın büstü önünde selfie çekmeden, bunları sosyal medyada paylaşıp yüzlerce “beğen” almadan, çeşitli hatıra eşyaları satın almadan gitmeyen, yeni kuşak genç Marksistler- ve her yıl artmaya devam etmesi, neoliberal kapitalizm için nasıl tatlı bir “yeni piyasa” kokusudur?

100-Mark-1971-FINALTüm toplumsal ilişki, yetenek, ihtiyaç ve değerler kapitalize edilince…

Öyle ya, Marx›ın anıt mezarına gitmek için 20 lira verseniz buna değmez mi, hem bu Marx›ın anıtının ve bulunduğu mezarlığın korunması, bakım ve peysaj «maliyetleri» için gerekli değil mi? Ama o zaman Marksizmin kurucusunun bir kolektif bellek mekanına gitmek, komünist devrimci mücadele tarihimiz ve geleceğimizle, asıl olarak da komünistler, sınıf bilinçli işçiler olarak birbirimizle kurduğumuz kolektif devrimci bir sınıfsal-toplumsal ilişki, ihtiyaç, saygı, değer, ufuk niteliği olmaktan çıkıyor işte. İnsanlarla şeyler (metalar) arasında, hatta metalar arasında (parayı verdim, Marx büstüyle selfie çektirdim, bunu sosyal medyada paylaştım, yüzlerce beğen alıp, muhalif ortamlarda sembolik sermaye yaptım, havalarım bin beşyüz!) bir ilişkiye indirgenip, Marx’ı da, yeni kuşakların Marx’a artan ilgi ve ihtiyacını da piyasalaştırıveriyor. Marx’ın anıtı sermayeye, anısı otantik-turistik metaya, orada çekilmiş selfie muhalif alemlerde sembolik sermaye yapmaya dönüşüyor.

Peki Brezilya’daki favelalara (tenekeden yapılma en yoksul gecekondu mahalleleri) orta sınıflar için turistik turlar düzenleyen küresel turizm tekelleri olduğunu biliyor muydunuz? İşçi sınıfının geniş enformal kesimlerinin ve kent yoksullarının sefalet alanlarını bile “korunaklı bir macera”, “otantik bir yaşam deneyimi” diye “reality şov” sermayesine çeviren bir sistemin herhangi bir “ahlaki” veya “insani” sınırı olabilir mi? Neoliberal kapitalizmin piyasalaştırma-sermayeleştirme saldırısında bulunmadığı herhangi bir toplumsal-doğal ihtiyaç, yetenek, nitelik, ilişki olabilir mi?

Gerçek şu ki, kapitalizm, durmaksızın genişleyip derinleşen – azami azami azami!- piyasalaştırma, finansallaştırma, sermayeleştirme arayış ve saldırganlığı olmadan varolamayacak bir sistemdir. Neoliberal kapitalizmin kendini yeniden üretebilmesi – sürdürülebilirliği!- durmaksızın her türlü ilişki ve varlığı, sermaye formuna çevirme/indirgeme/hapsetme teyakkuzuna bağlıdır. Bu kapitalizmin direnişle karşılaştığı her yerde gerektiğinde güç ve şiddet de kullanarak gerçekleştirdiği bir iç-zorunluluğudur (hareket yasası) Meta-finans-rant-sermaye-bürokrasi dışı her türlü yaşam olanak ve varoluş biçimini ortadan kaldırmak ister. Her türlü ilişki ve varlığın, sırf varolabilmek için bile kapitalist ilişkilere zorla veya kendiliğinden uyarlanmasını, yani kendini ve her türlü yetenek, ihtiyaç, ilişki ve olanağını metalaştırmasını, adeta içselleştirilmiş bir zorunluluk haline getirir. Kapitalizmi yıkarak kazanabilecek yeni ve daha yüksek bir yaşam ufkunuz yoksa tabii!

Tarihsel-toplumsal birikmiş emeğin ve ihtiyaçların cisimleştiği ne varsa sermayeye çevriliyor!

Neoliberal devlet, okullara, hastanelere, parklara, meydanlara, ormanlara, otantik yerlere, müzelere, tarihi eserlere, mezarlıklara kamu fonlarını keser, bu alanlarının yöneticilerini dolaysız biçimde kapitalistleşerek ellerinin altında ne varsa metalaştırıp sermayeleştirmeye, «maliyetlerini» kısıp kar için işletmeye, büyük tekeller ile sponsorluk anlaşmalarına zorlar. Şu «maliyet» kavramı bile, eskiden şu veya bu düzeyde biçimsel olarak varolan “kamusal ihtiyaç/hizmet” anlayışının son kalıntılarının terkedildiği, neoliberal piyasa terimleriyle düşünülmeye başlandığının ifadesidir. Böyle başlar: Önce «artan maliyetleri/zararları karşılama gereği» diye sunulur. Toplumsal yetenek ve ihtiyaç niteliği parasal niceliğe, büyüyen toplumsal ilgi ve ihtiyaç piyasa talebine, ortak bir yararlılık niteliği sermayeleştirilerek azami kar aracına çevriliverir.

İşçiye dayatılan artık yalnızca çalışma yeteneğini (emek gücünü) satmak değil, daha önce meta-dışı kabul edilen her türlü yetenek ve olanağını, kişiliğini, duygularını, arzularını, sosyal çevresini de pazarlamasıdır. Mezarlık kurumuna dayatılan artık yalnızca mezarlık arazisi satmak değil, mezarlık hizmetlerini ve orada gömülmüş olanların anılarını da pazarlamasıdır. Filanca yerel yönetime dayatılan artık yalnızca belediye hizmetlerinin satılması değil, o yöreye özgü tarih, kültür, doğa, otantizm, yemek çeşitleri, emekgücü ve hatta insan mizacı dahil her şeyi pazarlanabilir hale getirmesidir.

Sağlık, eğitim, bilgi, fikir, bilim, kültür, sanat, spor, doğanın nasıl yıkıcı biçimde sermayeleştirildiğinden bahsetmeye gerek var mı? Fakat genelde unutulan, kapitalizmin ise hiç unutmadığı bir alan daha var ki:

Kitlelere mal olmuş sosyalist, radikal, muhalif fikir, değer ve sembolleri, bir kapitalist meta endüstrisi haline getirerek, hem kitlelerin bu değer ve sembollere olan sevgi ve saygısını sömürmek, hem de içlerini boşaltarak kendi çürümesini bunlarla yamamak ve realize etmek, kapitalizmin eski bir yöntemidir. Eski revizyonist devlet kapitalisti ülkeler, ulusal paralarının üzerine Marx resmi basacak kadar alçalmışlardı. Geçtiğimiz aylarda yerel bir Alman bankası, çıkardığı kredi kartının üzerine aynı bölgede bulunan Marx anıtının resmini bastı. Yine geçtiğimiz yıllarda, İtalya merkezli küresel bir moda şirketi, yeni çıkartacağı eşofmanlarda Marx›ın Highland›deki anıt-büstünün resmini kullanmak için mezarlık vakfına birkaç yüz bin dolar ödedi, Marx›ı kapitalist bir marka ve imaj değeri gibi kullanarak, satışlarını artırdı.

Yalnızca Marx mı? Kapitalizm Che, Brecht, Frida, Nazım gibi kolektif mücadele değerlerimizin hepsini devrimci, sosyalist içerik ve niteliği tasfiye ederek sermayeleştiriyor. Kapitalist endüstriyel kar ve piyasa realizasyonu aracına çeviriyor. Brecht›in devrimci diyalektik eleştirel gerçekçilik anlayışının izinin bile kalmadığı bir çakma Brecht endüstrisi türüyor. Nazım en güçlü komünist şiirlerini ve dizelerini sansürleyen bir Yapı Kredi Bankası sermayesine indirgeniyor. Frida bir Holywood yıldızına ve sermayesine çevriliyor. Marx›ın mezarı ve anıtı bile bir turizm, banka, borsa, moda, turizm sermayesine çevriliyor. 21. yüzyılın Das Kapital’i markasıyla pazarlanan Piketty gibi kalpazanların kitapları 100 binler satıyor…

Sol muhalefet de neoliberal kapitalist ilişkileri, en sivri yönleri dışında içselleştirmiş durumda!

Hepsinden daha vahim olan kendilerine devrimci ve sosyalist diyenlerin bunları artık doğal kabul etmesidir. Metalaştırma, markalaştırma, reklamlaştırma, medyatikleştirme, sermayeleştirme, sembolik sermayeleştirme, mücadelenin ve kitleselleşmenin tek biçimiymiş gibi bizzat solun içinden realize ediliyor. Kapitalizmin «başka alternatif yok» diye dayattığı ve varolmanın tek biçimi gibi lanse ettiği metalaştırma ve sermayeleştirmenin sol ve hatta sosyalistler arasında bile zorunlu ve doğal gibi algılanmasına ve yeniden üretilmesine yol açıyor.

Zaten mesele filanca açıkgöz kişi veya kurumun elinin altındaki tarihsel-toplumsal mücadele niteliklerini piyasalaştarmasından çok, bunun Marksist geçinenler açısından bile «doğal bir zorunluluk» olarak kabullenilmesidir. Alternatif ve tam karşıt, gerçek kolektif devrimci çaba, mücadele ve kullanım değerine dayalı yöntem ve ilişkilerin akla bile gelmemesidir.

Marx anıtının sahiplenilmesi için enternasyonal bir kampanya organize edilmesi, Highland mezarlığı ve Marx›ın büyüyen ziyaretçi kitlesi için haftada ya da ayda yarım gün karşılıksız/gönüllü çalışacak Marksist işçi ve öğrencilerin organize edilmesi, bu sürecin hem neoliberal metalaştırma/sermayeleştirme saldırganlığına karşı Marksist bir meydan okumaya çevrilmesi ve Marks›ın komünist devrimci fikir ve ufkunun yaygınlaştırılmasında değerlendirilmesi, o kadar mı zor?

Kapitalizmin varoluşun tek biçimi olarak dayatılması, her türlü toplumsal-doğal gelişme niteliğinin artan ölçüde engellenmesi, bastırılması ve giderek yok edilmesi anlamına geliyor. Kapitalizmin insan ve doğa dahil her türlü nitel varlık ve ilişkiyi yutup sermaye-metaya çevirerek kendini yeniden üretme zorunluğu, bir karşıt-toplumsallaşma ve siyasalaşma zorunluluğunu, her türlü varlık ve ilişki üzerinde kapitalizmin daralan cenderesini parçalayarak özgürleşme ve çok yönlü nitel gelişme savaşımını da kaçınılmaz kılıyor.

Yetenekler ve ihtiyaçların evrensel-toplumsallaşma niteliğinin gelişimine karşın kapitalizm (ve her türlü ilişki, yetenek ve ihtiyacın kapitalize edilmesi) çelişkisini ilk ortaya koyan Marx’tı. İşte şimdi Marx ve Marksizmin kendisi de (aslında tarihi boyunca olduğu gibi) bu uzlaşmaz çelişki ve savaşımın yeniden tam merkezinde yer almaya başlıyor. İşçilerin, yıkıcı biçimde işçileşen kesimlerin, gençlerin, aydınların Marx’a, Marksizme, Marksizmin yeni sorun ve ihtiyaçlar temelinde bilimsel, tutarlı, kolektif geliştirilmesine ilgi ve ihtiyacı arttıkça:

Bir yanda 10-12 saatlik işgünlerinden sonra Marx’ı, Marksist yazın ve gelişmeleri, okumaya, izlemeye, mücadele içinden paylaşmaya ve kolektif olarak geliştirmeye çalışan işçileri, gençleri, aydınları…. Diğer yanda – yukarıda bir dizi ipucunu gördüğümüz- içinin boşaltılıp “ideal kapitalizm” hayaline uyarlayarak kapitalist bir meta- “Marx” endüstirisi ve piyasasının gelişmesine tanık olacağız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*