Anasayfa » GÜNDEM » Mart-Mayıs-Haziran sürecine girerken… (1)

Mart-Mayıs-Haziran sürecine girerken… (1)

Mart-Mayıs süreci, her yıl işçi sınıfının, kadınların, gençlerin, Kürt halkının öncü kesimlerinin dinamize olduğu, mücadele nabzının hızlandığı bir dönemdir. Tarihsel mücadele belleğini canlandırır. Son 1 yılki mücadele birikim ve deneyimlerini toplayıp süzer. Kitlelerin mücadele istenç ve dinamiklerinin nabzını tutar. Gelecek bakış ve duruşunu da sergiler. Sınıfsal-toplumsal gerilim ve mücadelede yükselme eğiliminin olduğu dönemlerde, sıçramalı gelişme dinamiklerini de içerebilir.

8 Mart, Beyazıt, Gazi, Newroz, 1 Mayıs… kitle hareketlerinin gelişim sorun ve dinamiklerinin yoğunlaştırılmış ifadesi gibidir. Örneğin geçtiğimiz yıl yasak tanımaz Taksim 1 Mayıs eylemleri, ardından da Mayıs ayı boyunca Taksim eylemlerinde ısrar, Haziran Direnişi’nin önünü açan etkenlerden biri olmuştu. Öcalan’ın “isyanlar çağı bitti, yaşasın müzakere çağı” mektubunun okunduğu Newroz ise, Kürt hareketinin neoliberal “çözüm” sürecine körce bağlanıp, daha da geri bir pozisyona sürüklenmesinin ifadesiydi.

Bu yıl ki Mart-Mayıs sürecinin ilk özgüllüğü, Haziran’a doğru genişleyecek olmasıdır. Gezi’nin ilk yıldönümü olmasının ötesinde, dinamiklerini koruyor olması, büsbütün pervasızlaşan yasaklar, baskılar, rejim kasıntısı ve çürümüşlüğü karşısında yeni Gezi’lere olan özlemin yeniden canlanmaya başlaması, dahası Gezi’nin baharın zaten içsel bir dinamiği olması, sürece Mart-Mayıs-Haziran bütünlüğünde hazırlanmayı gerektiriyor.

Bu yıl ki, Mart-Haziran sürecini karakterize edecek olan da zaten, dünyada, bölgede, Türkiye’de içinden geçtiğimiz sarsıntılar dönemini ile hemhal olmasıdır.

Küresel kapitalizmin krizi, bir “uzun durgunluk” biçiminde süregidiyor. Savaşlar, rejim kriz ve sarsıntıları, ekonomik durgunluk ve çöküntüler, kemer sıkma paketleri, isyan ve direniş dalgaları… Dönemin karaktireze eden geniş çaplı kitle isyan ve direniş dalgaları. Fakat bu, küresel mali oligarşik güç odakları arasında ve bir çok ülkede de burjuva sınıf kesimleri arasında güç ve hegemonya mücadeleleriyle de bazen ardışık, bazen iç içe bir seyir izliyor.

martmay'sDönemin en büyük siyasal ve moral kazanımı, neoliberal saldırganlık karşısında uzun bir gerileme döneminden sonra, dünya çapında kitlelerin tarih sahnesine yeniden çıkışı oldu. 5 yıldır, gıda isyanları, öğrenci isyanları, kitle grevi dalgaları, Gezi tarzı büyük çaplı işgal, isyan ve direniş hareketleri -en az biri ya da birkaçı ile tozu alınmamış ülke neredeyse kalmadı. Sokaklar, meydanlar, işgaller, barikatlar neoliberal mali oligarşik ekonomi ve rejimler altında hiçbir ifade ve etki olanağı bırakılmamış kitlelerin büyüyen tepki, öz savunma, tarihsel inisiyatif ve fiili siyaset kanalı haline geldi.

Toplumsal-siyasal sarsıntılar, 2007-8’de bir dizi Afrika ve Latin Amerika ülkesinde gıda isyanları, Yunanistan’da gençlik isyanı, İzlanda’da ekonomik çöküntü ve banka kurtarma paketine karşı kitle kabarışı ile başladı. 2009’dan itibaren öğrenci isyan ve hareketleri (Şili, Kanada, İngiltere), hileli seçim isyanları (İran, Tayland), varoş isyanları, yükselen fiili kitle grevi dalgaları (Cezayir, Mısır, Çin, Hindistan, Bangladeş, Vietnam…) ile devam etti. 2011-12 yıllarında sınıfsal-toplumsal isyan, direniş, işgal, grev dalgaları küreselleşti: Ortadoğu, Afrika, Güney Asya, Avrupa, ABD… 2013 Haziranında bu kez Gezi’den başlayan bir dalga geldi; Türkiye, Brezilya, Bulgaristan, Endonezya, yeniden Mısır ve Tunus… Ve siklon Aralıktan itibaren ise İtalya, Slovenya, Almanya, Arjantin, Venezuella, Bosna-Hersek, Ukrayna ve Tayland’la dünyayı dolaşmaya devam ediyor.

Tüm büyük kitle hareketleri, itilimini neoliberalizmin yol açtığı sosyal yıkım ve özgürlüksüzlükten alıyor. Ancak her hareketin kendiliğinden ilerici biçimde gelişmeyebileceğini de görmek gerekiyor. Burjuva mali oligarşik güç odakları da, özellikle krizin derinleştiği ülke ve bölgelerde, engelleme yeteneğine sahip olmadıkları kitle hareketlerini saptırmak, burjuva mali oligarşik iktidar ve hegemonya mücadelelerinin bir aracı kılarak yozlaştırmak için ellerinden geleni esirgemiyorlar. Bu açıdan tıpkı Libya, Suriye gibi, Ukrayna da çok acı tarih dersleridir. Her birinde kitlelerin kendiliğinden isyanları ve mücadele istem ve özlemleri, daha geniş olanaklar ve organizasyona sahip burjuva gerici (ve küresel mali oligarşik) klikler arasında iktidar savaşlarında öğütülmüş ve yozlaştırılmıştır. Ders basit fakat ilkeseldir: Dünya çapındaki isyan ve direniş dalgalarından, sınıfsal-toplumsal mücadelelerdeki yükseliş eğiliminden heyecan duymayan, ilgisiz kalan ve küçümseyen, devrimci olamaz. Fakat kendiliğinden isyan ve direnişleri tek yanlı olarak idealize etmek de, kitlelerin mücadeledeki bugün çok cılız olan bağımsız sınıf bilinci ve siyasal örgütlülüğününün geliştirilmesi ve antikapitalist dinamiklerin derinleştirilmesi yerine, bu boşluğun üstünün örtülmesine, kitle bilinç ve uyanıklığının köreltilmesine hizmet eder… Sistem krizi ve sınıfsal-toplumsal isyan ve mücadelelerin yükseliş eğilimi, diğer yanda burjuvazinin mali oligarşik güç yoğunlaştırma entrikalarını açığa çıkarıp keskinleştirerek, gerici-faşist hareketleri de doğurarak ilerler. Bağımsız sınıf bilinci ve siyasal örgütlülük, önderlik, kapitalizmi aşan ufuk sorunu…

 

'syan

Kriz tüm toplumsal ilişkilere yayılıyor…

Marx’ın dahiyene vurgularıyla, sermayenin en büyük engeli kendisidir. Kapitalizmin krizlerini aşmak için geliştirdiği tüm yöntem ve araçlar, yeniden yapılanma atılımları, çok geçmeden yeni ve daha büyük engellere, kriz etkenlerine dönüşür. Bunun en tipik ve en genel örneği, tüm dünyayı bir örnekleştirdiği gibi giderek bir alev topuna dönüşmeye doğru sürükleyen neoliberalizmdir. Kapitalizmin son kriz devrelerini aşmada başvurduğu kredi genişlemesi, emlak-inşaat balonları da çok geçmeden yeni krizlerin tetikleyicilerine dönüşüyor. Kapitalizmin yine krizini aşmada başvurduğu yeni mali sermaye değerlenme alanları olarak, eğitim, sağlık, ulaşım, enerji, kent, doğa, medya, internet, futbol-spor, kültür, sanat… her biri çok geçmeden yeni toplumsal-ekolojik kriz ve sarsıntı alanları haline geliyor. Kapitalizmin rejim-yönetememe krizlerini aşmada başvurduğu, devletlerin neoliberal mali oligarşik yeniden yapılandırılması, güçlü-istikrarlı yürütme gücü takıntısı, çok geçmeden yeni rejim-devlet krizlerinin nedeni haline geliyor. Kapitalizmin güçlü işçi sınıfı hareket ve örgütlerini yıkmak için başvurduğu neoliberal üretim ve emek organizasyonları, esneklik ve güvencesizlik, toplumsallaşarak genişleyen mücadeleler içinde yeni sınıf oluşumu süreçlerini de ortaya çıkartıyor. Ve kapitalizmin sınıfsal-toplumsal kabarışları dağıtmak için başvurduğu yoğunlaşan baskı, yasak, sansür ile neoliberal reformizm/demokratizmin daralan parantezi, çok geçmeden neoliberal mali oligarşik demokrasinin ideal fantezileri ile gerçek mahiyetinin farkını deneyimleyen kitlelerde yeni kalkışmaların bir nedenine dönüşebiliyor.

 

Mart-Mayıs-Haziran sürecine, küresel plandan bir giriş yapmamızın nedeni açık olmalı. Mart-Haziran süreci, işte böylesi bir dünya-tarihsel sürecin bir parçası olarak, açılmakta olan yeni dönemin yeni göstergeleriyle gerçekleşecek.

----_1~1Küreselleşmiş kapitalizmin tarihinin en sancılı, en kanamalı, en çetin… fakat sınıfsal-toplumsal mücadeleler, çok eksenli güç çatışmaları açısından en sarsıcı ve en zengin bir döneminden geçiyoruz. Tarih ve dünya, sınıflar arası, sınıf kesimleri arası, uluslar arası fiilileşen güç mücadeleleri tarihi ve dünyası olarak yeniden güncelleniyor.

Ekonomik, ekolojik, toplumsal, siyasal hemen her açıdan: Çoklu-genel bir hoşnutsuzluk ve tedirginlik, dengesizlik ve belirsizlik, sıkışma ve gerilim artışı, çalkantı ve sarsıntılar, tıkanmalar ve güç çatışmalarıyla yeniden itilim kazanan dönüşüm süreçleri… Genel bir tıkanma, bunaltı ve toplum içinde açığa çıkan farklı, çelişkin sınıfsal-toplumsal eğilim ve güçlerin çatışmalarının doğurduğu bir dönüşüme doğru yeni atılımlar…

mansetTürkiye bu süreçte siyasal, toplumsal, ekonomik dengelerin kırılganlaştığı, tadilatla eskisi gibi sürdürülebilirlik marjının daraldığı ülkelerden biri. Türkiye’nin çıkmış göründüğü bir rejim krizi ve ekonomik krizden, yeniden bir siyasal-toplumsal-ekonomik krize yuvarlanması arasında yalnızca 5 yıl var (2007-8’den 2013-14’e). Önceki krizleri aşmak için başvurdukları araçların ve yeniden yapılandırmaların hemen hepsi yeni kriz etkenleri haline gelmiş durumda: AB, bölgeselleşme, AKP Hükümeti, Cemaat, yargı, üst kurullar, MİT, polis, medya, din, kadın ve aile, Kürt “çözüm” süreci, gençlik ve eğitim, kredi sistemi, emlak-inşaat-altyapı, kentsel dönüşüm, enerji, tarım, gıda, su, doğa, internet-sosyal medya, futbol-spor, kültür-sanat, sendikalar, taşeronluk sistemi, güvencesizlik…Bu liste, daha epey uzatılabilir, neoliberalizm ve kriz dönemlerinin karakteristiği olarak ani gelişmeler ve hızlı gündem değişimleri, eşitsiz, düzensiz, kesintili gelişim süreçleri ile bazıları öne çıkıp diğerleri gündemden düşmüş görünebilir, ancak tabloyu bütünden okumakta yarar var: Sözkonusu olan, toplumsal (siyasal, toplumsal, ekonomik) ilişkilerin bütününe doğru yayılmakta olan bir krizin ifadesidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*