Anasayfa » GÜNDEM » Mart-Mayıs-Haziran sürecine girerken… (3)

Mart-Mayıs-Haziran sürecine girerken… (3)

AKP Hükümeti, tüm pılısı pırtısı ve “paraleli” köşegeni ile tarihe gömülmelidir ve gömülecektir. Fakat hele ki neoliberal mali oligarşik burjuva demokrasisi koşullarında, yürütmenin, bürokrasinin, baskı aygıtlarının büyüyen gücü karşısında, demokratizmin başını döndüren parlamentarizmin ne kadar zavallı bir “dayanak” olduğu ortada. AKP Hükümeti zıvanadan çıktıkça, TÜSİAD, CHP, Sarıgül, BDP çevresinde öbeklenmiş reformist sol, daha da geri, daha da güdük bir liberal demokratizme tav oluyor, kitlelerin özgürlük ve demokrasi istemini daha da geriye çekmek için çırpınıyor.

Hayır, AKP, kitlelerin öz gücüyle indirilmelidir. AKP’nin gitmesi yetmez, Roboski katili Genelkurmay görevden alınmalıdır, MİT kapatılmalıdır, HSYK, RTÜK, YÖK, BIT ve tüm üst kurullar kaldırılmalıdır. Burjuvazi ve devletinin tüm yolsuzluk, cinayet ve örtülü operasyonları açığa çıkarılmalı ve hesabı sorulmalıdır. Banka, borsa, holding, müteahhit devleti yıkılmalıdır.

Bu istemlerin anlamı, kitlelerin bilinç ve mücadelesini, genel olarak bir hükümet karşıtı siyasallaşmayla yetinmeyerek, siyasette en özsel olan şeye, devlet iktidarı, sınıf iktidarı sorununa doğru derinleştirmesidir.

Liberalizm, hatta neoliberalizm, sınıfsal-toplumsal savaşımların siyasal alana doğru genişlemesini kabul etmeye –hele ki 3 yılda dünya çapındaki kitle isyan ve direniş dalgalarından sonra, ister istemez- hazırdır, daha doğrusu mecburdur. Ama devlet iktidarı ve teşkilatının onun eylem alanı ve istemleri dışında kalması koşuluyla. (Bkz. Lenin, Sınıf Savaşımının Liberal ve Marksist Anlayışı). Hükümetler gelip gidebilir, ordu, polis, istihbarat, üst kurum ve kurulların yöneticileri değişebilir, bu kurumların her birinde de mali oligarşinin istediği farklı düzenlemeler yapılabilir… Fakat devlet bürokrasisi, baskı, yönetim ve dizayn aygıtları daha da büyük bir mali oligarşik güç merkezileşmesi ve yoğunlaşmasıyla yerinde durmaya devam eder. Günümüzde yürütmedeki güç temerküzü nedeniyle hükümütleri indirmek daha zor ve daha önemli olabilir, fakat, burjuva mali oligarşik dik-tatörlük aygıtı olarak, tüm topluma dal budak salan ve tüm yaşamsal gözenekleri tıkayan, dizayn eden, bastıran, denetleyen, güdümleyen bu devlet iktidarı, doğrudan ve dolaylı olarak bağlı tüm kurum ve organizasyonları ile birlikte parçalanıp yıkılmadan, burjuvazinin sınıf egemenliği ortadan kaldırılamaz, sınıfsal-toplumsal kurtuluşun önü açılamaz.

Bu gerçekleşmedikçe, kararsızlık, oynaklık, duraksamalar, iktidar bunalımları, sonuçsuz bakan ve kabine değişikliği komedileri, anayasa tartışmaları, devlet kurumlarında daha beter düzenlemeler, yapbozlar, yeniden yapılanma ve restorasyon döngüleri, bunların burjuva mali oligarşik sınıf kesimleri arasında yeniden paylaşımı veya el değiştirmesi ve kitlelere karşı daha ölümcül dizaynından başka bir şey görülmeyecektir. Tüm eski devlet aygıtı, tepeden tırnağa bürokratik, tepeden tırnağa anti-demokratik, hiçbir ciddi demokratik reformu, hatta HDP’nin yerel seçim programındaki liberal reformları bile gerçekleştirmekte yeteneksiz ve engelleyici olmaya devam etmek üzere, burjuva sınıf kesimleri arasında bileşim ve ağırlık değişimlerinden öteye gitmeyecektir.

3329Özgürlük ve demokrasi: Hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı?

Özgürlük ve demokrasi sorunu, evet çok yakıcıdır, fakat hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı? “Sermaye temelinde bir demokrasi mi, sermayenin kaldırılması temelinde bir demokrasi mi”? Bu en temel sorulara yanıt vermeyen her türlü özgürlük ve demokrasi vaadi, bir lafazanlık olmaktan öteye geçmez.

Çünkü ufku, burjuvazinin mali oligarşik sınıf egemenliğinin sözde “düzeltilmesinden”, gerçekte ise idealize edilmesinin ötesine geçmez! Neoliberal burjuva demokrasisinin tam da fiili ve zora dayalı yönetim biçimi olarak iç yüzünün olanca açıklığıyla sırıttığı bir siyasal-toplumsal kriz sürecinde, kitlelerin özgürlük özlemini baştan çıkaran tatlı dilli bir kapitalizm özürcülüğü olmanın ötesine geçmez: “Hele bir şu AKP gitsin de…”

AKP gidecek zaten de, o zaman medyada işçi direnişleri manşetten mi verilecek, MİT kapitalizmin gerçekleri hakkında kitleleri bilgilendirme kurumu mu olacak?!

Çoktan sosyalizm basınç ve tehditinden, sınıfsal-toplumsal belli bir güç dengesine dayalı olmaktan, kolektif hak ve özgürlüklerden boşanan burjuva neoliberal demokrasi, küreselleşme koşullarında eşitsiz gelişimi hızlanan burjuva mali oligarşik sınıf kesimleri arasındaki demokrasi sorununa indirgenmiştir. Neoliberal demokrasi, ezilen cins, ezilen ulus, ezilen mezhep ve yerellerden de burjuva kesimleri de (gerilimli, çatışmalı biçimlerde de olsa) kapsamaya çalışmakta, hatta bu kesimlerde burjuva girişimciliği geliştirmek için özel politikalar uygulayabilmektedir. İşçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının, konum kaybı içinde olan geniş katmanların, ezilen kitlelerin hak ve özgür-lüklerinde ise geriye gidiş hızlanmaktadır.

Kitlelerin ekonomik, toplumsal sorun ve istemleri, “temsili siyaset” konusu olmaktan bile çıkartılmış, temsili siyasetin kendi içinde de alanı alabildiğine daraltılmış, devlet-ticaret-şirket sırrı kapsamı alabildiğine genişletilmiş, devletin kontrgerilla yö-netmelikleri yasallaştırılmaya başlanmış, kitlelerin siyasette dolaylı temsil ve etki kanalları bile kaldırılmıştır. Halkı temsil eder görünümündeki burjuva demokrasisinin iç yüzü, kitlelere burjuva mali oligarşik iktidarın temsilcisi olmayı zorla dayatma olarak açığa çıkmıştır! Tekelci kapitalizm ve mali oligarşisi kitleler için özgürlük değil, kitlelerin emeği, yaşamı, düşünceleri ve iradesi üzerinde azami egemenlik ister.

itaatBurjuva demokrasisinden vazgeçme korkusu!

Küçük burjuva liberal ütopik-demokratizmin tüm yaptığı ise, burjuva mali oligarşik demokrasinin gerçek işleyişinin “bir AKP kazası” diye özürcülüğü, ve buna karşı neoliberal demokrasinin farazi biçimini realize etme gibi fuzuli bir işe kalkışmaktır. Küçük burjuva demokratizmin en büyük korkusu, göbekten bağlı olduğu burjuva demokrasisinden vazgeçme korkusudur. Böylece tüm mücadele, burjuva demokrasisinin “halk temsiliyeti” görünümünü korumak ve geri getirmeye indirgenmiş oluyor!

Temsili demokrasinin “düzeltilmesi” gayretleri, nedense Gezi’nin –siyasal ve toplumsal durumu değiştirmek için yığınların doğrudan mücadele girişkenliğinin- “düzeltilmesi” ile başlıyor! Gezi, en zayıf yanından, bağımsız sınıf karakteri ve karşıtlığının gelişmemişliğinden ve antikapitalist dinamiklerinin zayıflığından soğurularak, liberal demokratizme entegre edilmek isteniyor. TÜSİAD’ın belli kesimleri, CHP, BDP ve bunların çevresinde öbekleşmiş ulusalcı ve liberal reformizm, tabii ki Gezi’nin şampiyonlarıdır, onu dar bir anti-AKPci liberal reformizm sınırları içinde tutmak ve mali oligarşik devlet iktidarındaki tahribat ve meşruluk kaybının neoliberal demokratizme bağlanmış bir meşruluk yaması olarak kullanma koşuluyla! Zaten engelleyemez oldukları sınıfsal-toplumsal hareketlerin yükseliş ve siyasallaşma eğilimini de kabul etmeye hazırdırlar, hükümetlere karşı liberal reformist muhalefet sınırlarında tutma ve gerektiğinde burjuva güç mücadelelerinde, kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilme koşuluyla!

gazSosyalist işçi demokrasisi

Peki Gezi, Gezi’nin ağırlığını oluşturan işçi kitleleri, işçi ve işçileşen kadın, genç ve Kürtler, ağırlaşan baskılar ile kurtarılmayı kendilerinden bekleyen ama kendilerine karşı bir neoliberal devletin “düzeltilmesi” hayali parantezine sığar mı?

Bu soru, nasıl bir yaşam istiyoruz, kimin için kime karşı bir demokrasi istiyoruz sorularının yanıtına bağlıdır.

Bileşiminde yapılacak değişik ve düzenlemeler ne olursa olsun, burjuva mali oligarşik yürütme, polis, ordu, MİT, yargı, medya, üst kurullar, ve bunlarla –devletle- kaynaşmış banka, borsa, holding, müteahhitler temelinde bir demokrasi mi? Yoksa bunların – işçi sınıfı ve kitlelerin gerçek sınıfsal, toplumsal, cinsel, ulusal, bireysel özlem ve girişkenliğinin önündeki tüm engellerin- kaldırılması temelinde bir demokrasi mi?

Sosyalist işçi konseyleri demokrasisi: Bu, işçi sınıfının ve kitlelerin özgürlük ve demokrasi özlemlerini ve bu yöndeki aşağıdan çaba ve inisiyatiflerini engelleyen tüm bu eski devlet ve sermaye şebekesinin yıkılıp, yerine yepyeni, proleter, gerçekten proleter devrimci demokratik organların, yani işçilerin, kent ve kır yoksullarının iktidar organlarının geçirilmesi demektir: Toplumsallaşmış proletaryanın, yani toplumun ezici çoğunluğunun, yalnız kendi temsilcilerinin seçilmesi ve geri çağırma hakkı için değil, ama yönetime doğrudan katılarak ve yer alarak kendi gerçek ihtiyaç ve özlemleri doğrultusunda kendi kararlarını alması ve uygulaması, siyasal-toplumsal-ekonomik yaşamda gerçekten köklü ve devrimci değişimler için girişkenlik ve bağımsızlık gösterme yetkisini kendi ellerine alması demektir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*