Anasayfa » DÜNYA » Avusturya MAN’dan deneyimler

Avusturya MAN’dan deneyimler

Avusturya MAN kamyon fabrikasında Türkiyeli bir işçi ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz:

İsminiz? Çalıştığınız fabrika? Bu fabrikada kaç işçi çalışıyor ve ne üretilmektedir?

– İsmim Mesut. Anam mutlu olayım diye böyle bir isim koymuş. MAN kamyon fabrikasında çalışıyorum. Fabrikamızda askeri ve sivil taşıtlar yapılmaktadır. Şu anda yaklaşık 600 işçi ve 200 memur çalışmaktadır.

Avusturya’da nasıl bir sendikal yapı var? Sendika yapısı içerisinde yer alan sendikal gruplar hangileri? Bu sendikal gruplar çalışmalarını ayrı olarak nasıl yürütüyorlar?

– Avusturya’da tek bir sendikal yapı var. Buna çatı örgütü diyebiliriz. Adı ÖGB, yani Avusturya Sendikalar Birliği. Almanya’daki DGB‘nin ikizi. Üyelik önce çatı örgütüne üye olmakla başlar. Çatının altında altı adet sektör örgütlenmesine denk düşen sendikalar ve onların da içinde oda diye tabir edeceğimiz çeşitli siyasal yapılara tekabül eden fraksiyon örgütlenmeleri bulunmaktadir. Ama bunlara direkt üyelik mümkün değil, taraftar olarak olarak faaliyet göstersen bile üyelik aidatı önce çatı örgütüne gider. Daha sonra oradan temsiliyet oranına göre fraksiyonlara… Avusturya’da bulunan tüm partilere paralel olarak sendikal fraksiyonlar bulunmaktadir. Örneğin SPÖ‘lüler FSG‘de (Sosyal Demokrat Federasyon)de, ırkçı FPÖ‘lüler FA‘da (Özgürlükçü Çalışanlar), KPÖ‘lüler GLB‘de (Sol Sendikal Blok) örgütlüler. Bunlar grup kurma kriterlerine ulaştıklarında sendika içinde tanınmış fraksiyon olarak kabul edilerek resmi temsiliyet ve çalışma yapabiliyorlar. Şimdi burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Avusturya’da sendikal faaliyet yürütmek ve temsiliyet öncelikli olarak işyeri işçi temciliklerinde –Betriebsrats– seçilmiş olmakla başlıyor. Ne kadar taraftarın olursa olsun, eğer Betriebsrats’in yoksa temsiliyet hakkın yoktur. Seçilen işyeri işçi temsilcisi hangi alanda calışıyorsa o alandaki sendikaya gider, ben şu fraksiyona katiımak istiyorum der ve o saatten sonra ister bir kişi, ister organ olarak (organ -işyerindeki işçi temsilcileri yönetim kuruludur) tanınır. Bu konum aynı zamanda sendikal temsiliyeti de beraberinde getirir. Kişi artik hem işçi temsilcisidir hem de işyerinde katıldığı sendika fraksiyonun temsilcisidir. Sendikasına seçimde aldığı oyun karşılığı oranında üye aidatı payı alır. Sektör sendikasında daimi üyedir ve otomatik olarak kongre delegesidir. Ben seçimden sonra UG‘ye -Bağımsızlar sendikasına- katıldım.

Adayı olduğun ‘Bağımsızlar grubu’nda kimler yer alıyor ve diğer gruplardan farkı nelerdir?

– Benim katıldığım Bağımsızlar sendikası eski komünist ve sosyal demokratlardan oluşmakla birlikte, Yeşiller’den Troçkistlere kadar bir yelpazeyi içinde barındımaktadır. Yani direkt bir parti uzantısı değildir. Her kesim gücü oranında ve demokratik bir şekilde temsil edilmekte ve söz hakkı bulunmaktadır.

Temsilcilik seçimlerinde adaylık sürecinde nasıl bir yol izledin, yürüttüğünüz çalışmalar neler oldu? Karşınızdaki adaylar kimlerdi?

– Benim çalışmalarım temsilcilik seçimlerinden çok önceleri başladı. Bunlar devrimci bir işçinin yapacağı ve yapması gereken çalışmalardı. Temsilcilik çalışmaları için bazı asgari hedefler belirleyerek ve bunların üzerinden nabız yoklayarak yola çıktım. Hedefim bir grup oluşturmaktı. Ama işçiler çok çekimser davranıyorlardı ve ilgisizdiler. Burada tecrübesizlik de işin içine girdi. Son ana kadar açık bir çalışma yapamadım. Seçilme şansımın olup olmadığını kontrol etmek için işçilere şu şu talepler doğrultusunda aday olsam bana oyunu verir misin diye bir soru yönelttim. İlk evet veririm diyene sen 30’uncusun dedim. 80’li sayılara çıktığımda artık ne kadar bir potansiyelim olduğunu biliyordum. Seçimler yaklaşırken hastalanmam benim en büyük dezavantaj ve talihsizliğim oldu. Seçim takvimi ilan edildiğinde hazırlıksız yakalandım. İşyerinde diğer kesimlerle ittifak oluşturabilmek için çok az zamanım kalmıştı. En talihsizi de kendisi de yabancı kökenli biri olan bir iş arkadaşımın ancak ulaşabildiğim telefonda yapmış olduğum teklifi şaka sanıp telefonu yüzüme kapatışıydı. Daha sonra işin ciddiyeti ortaya çıktıysa da ortak liste için çok geç kalınmıştı. Güç bela bir iş arkadaşımla beraber liste oluşturup adaylığımızı ilan ettik. Seçim dönemi tam bir angaryaydı benim icin. Diğer arkadaş çekingendi ve tüm iş bana kalmıştı. Bir tarafta üretim yapmak zorunda, diğer yandan da seçim çalışmaları yapmak zorundaydım. Her iki durumu da koştur koştur yaptım. Seçim için önceden hazırladığımız Almanca ve Türkçe bildiriler işçilerle iletişime geçmede çok işimize yaradı. Afişlerimiz de bizi tanıtmaya çok yararlı oldu. Fabrikanın her köşesini afişlerimizle donattık. Gerçi birçoğunu karşı gruplar (sosyal demokratlar ve ırkçı parti yanlıları) yırtıp atsa da biz tekrar çoğaltıp astık. Hakkımızdaki karşı propaganda öncelikli olarak benim fazla Almanca bilmeyişim ve tecrübesizliğimiz üzerineydi. Karşı argümanlar bulup kendi propagandamızı yaptik. İşçilere dedik ki “Sandalyeler için üzülmeyin Biz de onlar gibi hiçbir şey yapmayarak (onların uzlaşmacılıklarını kasten) kıçımızla sandalyeleri ısıtacak kadar otururuz” dedik. Biz dil bilmediğimiz için susarsak onlar zaten susuyorlar patronların karşısında… Karşımızdaki sosyal demokratlar, bize yönebilecek yabancı kökenli işçilerin oylarını bölmek için listelerinin yedekler kısmında iki tane Türke yer verdiler. Bu durumda bile birçok Türkiyeli işçi o listeye oy verdi. Ama yine de seçimlerde 73 oyla 10 temsilcilikten birini yedeğiyle kazanmış olduk. Az bir farkla ikinci temsilciliği kaçırdık.

Varolan sendikal örgütlenme içerisinde işyeri temsilciliklerinin işlevi ne? Ne ölçüde etkili olabilirler?

Betriebsrats (işyeri işçi temsilciliği) Avusturya’daki iş hukuku ve kanunlara göre düzenlenmiş olup ileri derecede bir meşru mevziyi temsil eder. Sendikaların ve işçi odalarının (Arbeiterkammer) işyerlerindeki örgütlenmesi ve ayağıdır. Sendikalar işyeri temsilcilerinin izni ve onayı olmadan işyerlerinde hiçbir faaliyet yürütemezler. Sendikal faaliyetler işyeri temsilcilikleri üzerinden yürür. Sendikaların yapmış olduğu toplu sözleşmeler ve diğer anlaşmalar yine işçi temsilcikleri aracılığıyla uygulanır. İşçilerin işyerlerinde karşılaşmış oldukları her türlü sorunda işçi temsilcileri önemli bir pozisyonda bulunmaktadırlar. Patronlar karşısında işçinin avukatıdır, haklarının takipçisi ve uygulatıcısıdır. İşverenle birlikte işyerini yönetmekle mükelleftir. Çalışma ve yetkileri kanunlarla belirlenmiş olup, seçildikleri süre için iş güvenceleri vardır. İşçi sayısına göre bazı temsilcilerin calışmama hakları vardır. İşyerinde düzenlemeler yapma ve işyerine özel anlasmalar yapma hakkına sahiptir. İşçi temsilcileri temsilcilik faaliyetleri için zaman kısıtlamasına tabi olmadıkları gibi, faaliyetlerinin hesabını vermek zorunda da değildirler, işyerindeki çalışma yaşamında her koşulda itiraz hakları vardır. İşveren işçi temsilcileri tarafından onaylanmamış hiçbir uygulamayı işçilere dayatamaz, tek yanlı olarak çıkışa, tenkisata gidemez. İşçi ve işverenlerle birebir ilişki içinde olduklarından dolayı işçi temsilcilikleri çok önemlidir. Yani bir işyerinde legal bir örgütlülük işçi temsilcileriyle olur, gerisi hariçten gazel okumadır ve fazla bir etkisi de yoktur. Kanunla belirlenmiş işçilerin iş ilişkileri dışında, sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerini düzenler, organize ve finanse eder… Tabanla bağı güçlü bir işçi temsilciliği orada iş bırakma dahil her şeyi yapabilir!

İşçi sınıfı işlevleri birbirinden farklı örgütlenmelere sahip. Sendikalar, işyeri temsilcilikleri ve işçi odaları. İçlerinde en bilinmeyeni işçi odaları. Nasıl bir yapısı var ve nasıl bir işlevi oluyor ? Aralarındaki farklar neler?

– Avusturya’da çalışan herkes otomatik olarak Arbeiterkammer üyesidir. Sendikal üyelik isteğe bağlıdır. İşyeri temsilcilikleri de bir işyerinde tanınmış ve kurulmuş ise otomatik olarak oradaki isçiler üye sayılır. Avusturya’daki federal yapıya bağlı olarak her eyalette bir işçi odası bulunup bunların temsilcileri seçimlerle işbaşına gelmektedir. Seçilen eyalet işçi odası temsilcileri de ulusal işçi (yani merkezi) odasının temsilcilerini seçmektedir. Arbeiterkammer birçok alanda danışma kurumu olmakla birlikte, aynı zamanda parlamentoya kanun teklifi götürme hakkına da sahiptir. Geniş yetkileri vardır. İçinde barındırdığı birçok uzmanla işçi ve tüketici haklarını her alanda savunur ve bu alanlara ilişkin yasal düzenlemeler icin görüş bildirir. Geniş temsiliyet durumu hükümetlere baskı yapma olanağı tanımaktadır. Arbeiterkammer iş yaşamında iş ilişkilerinin hukuksal temellerini temsil etmekte ve bu alandaki düzenlemelerinin yapıcısı, uygulamaların da takipçisidir. Ticaret ve sanayi odaları patronlar için neyse işçi odaları da işçiler için odur.

Kapitalistlerin sınıf örgütleri, parlamento ve hükümet ve sendikalar, işçi odaları ve eklenebilecek çeşitli toplumsal kurumlar arasında sınıfsal sosyal uzlaşmanın oluşturulmuş olduğu görülüyor. Burjuva demokrasisinin üzerinde yükseldiği sınıfsal toplumsal istikrarın temelinde sosyal demokrasinin belirleyici olduğu bu bir çeşit korporatif yapı bulunuyor. Konuşmamız sırasında grevin yasak olduğunu söylediğinde de şaşırmıştım. Kapitalist egemenlik ve istikrarın kriz koşullarında da aynı şekilde sürdürülmesi mümkün mü? Örneğin hiç grevler gündeme gelmiyor mu, geçen yıl bir grevin gündeme geldiğini söylemiştin, bu devam ederse siyasal toplumsal istikrar aynı şekilde korunabilir mi?

– Burada teorik ve pratik olarak bir ayrıştırma yapalım. Yani teorik olarak geçerli olan şey pratikte geçersiz olabiliyor veya tersi durum da söz konusu. Örneğin grev yasak ama işyerlerinde işçi temsilciliklerinin işçilerle toplantı yapma hakkı bulunuyor. Bu durumda üretim doğal olarak durmuş olmaktadır. Grev yok ama işçi toplantılarının maliyetini (çalışılmayan saatlerin veya günlerin) sendikalar grev fonundan karşılamak durumunda. Sendikalı olmayan işçi ise ya çalışacak ya da cepten karşılayacak bu durumu. Ben Avusturya’da bulunduğumdan beri, geçen sene ücret artışları için yapılan direniş dışında, emeklilik yaşının 65’e çıkarılması sürecinde böylesi bir durumla karşılaştım. Köleler sessizliklerini kabul ederse köleciler düzenlerinin istikrarını sürdürebilirler. Krizler istikrarı tehlikeye atsa da egemenlerin karşısında güçlü alternatifler olmadığı için düzen kendine yama dikerek devamını sürdürmektedir. Mevcut yapı düzenden tümden hoşnutsuzluğu ortaya cıkaracak etmenleri işte senin de bahsettiğin bu korporatist yapılar içinde çözmekle/engellemekle kendi devamını sağlamaktadır. Sosyal uzlaşma, kapitalistler daha henüz sus payı olarak bir şeyler dağıtabildikleri müddetçe süreceğe benzemektedir.

Avrupa’nın birçok ülkesi, özellikle Güney Avrupa ülkeleri kriz içerisinde. Ekonomik büyüme göstergeleri sıfırın altında, işsizlik oranları yükseliyor, toplu işten çıkarmalar birbirini izliyor. Bu açıdan Avusturya’daki durum nedir? Krizle, işten atmalarla ilgili olarak işçilerin görüşleri neler? İşçilerin arasında nasıl konuşuluyor, siz gündemleştiriyor musunuz?

– Avusturya göreceli olarak sağlam iktisadi kaynak ve yapılara sahip bir ülke. Krizlerden diğerleri kadar etkilenmemesi, biraz da her şeyin üretime dayanmamasından. Hizmet sektörü iyi oturmuş, son derece yüksek turizm gelirlerine sahip. Alman kapitalistleriyle iç içeliği ve Balkanlarda Almanlar adına atbaşı bir rol oynaması krizlerden fazla etkilenmemesini veya çabuk çıkmasını sağlıyor. İşsizlik grafikleri öyle keskin iniş çıkıs çizmiyor. Avrupa’daki en az işsize sahip bir ülke. Ama tüm bunlar Avusturya’yı ne krizlerden azade ediyor ne de ona krizleri atlatmak için bir bağışıklık kazandırıyor… Krizin sorumlusu kapitalizmken faturayı işçiler emekçiler ödüyor. Krizin yükselmesi karşısında insanların tepkisi biraz da olmaması gereken yerden geliyor. Haklar gaspedilirken yabancı düşmanlığı, ırkçılık yükselişe geçiyor. Kriz bizim sektörü doğrudan vurdu. Şu an itibarıyla elimizde doğru dürüst hiçbir sipariş yok. Mevcut siparişlerin teslimi bitmek üzere. Bizi çok zor bir dönem bekliyor. Kısmi veya toplu çıkışlar ihtimal dahilinde. Ben sürekli bu durumu işleyip işçilere direnmekten baska bir çare olmadığını telkin ediyorum. İşyerimizi kaybedebiliriz ama bunu dövüşmeden ses çıkarmadan kabul etmeyeceğimizin bilinmesine çalışıyorum. Sokağa atılacaksak bile cebimiz dolu gitmeliyiz. Bu işçileri psikolojik olarak hazırlamada bir etken olduğu kadar patron kısmına da pervasızca hareket edemeyeceğine bir işaret göndermekle eşdeğerdir. Diğer işçi temsilcilerinin konuyu aynı ciddiyetle ele almamaları, işçiler için bir savunma planı yapmamaları bizim için de büyük dezavantaj. Sınıf uzlaşmacılıkları açığa çıksa da yasal mevzuat onların eline cok şeyler verdiğinden, biz iki cephede de döğüşmek durumundayız. İlk defa savaşa girecek bir komutan gibi hem kendi artılarımızı hem de eksilerimizi hesaplamak durumundayız.

Çalıştığınız MAN Almanya merkezli bir uluslararası tekel. Üretim ve dağıtımla ilgili kararlar, işçilerle ilgili kararlar tek bir merkezden alınıyor. Ücretler, işçi çıkartmalar, işçilerden gelecek olası direnişlerle ilgili kararlar bir merkezden. Bunun karşısında nasıl bir örgütlenme çalışması yürütülmeli? Artık yerel ve parça grevlerin başarı olasılığının çok azaldığınıda biliyor olduğumuza göre nasıl bir örgütlenme stratejimiz olmalı?

– Globalleşme, kapitalist sistemin yeniden kendini dizayn etmesiydi. Bu durum karşısında işçiler de kendi konum ve yönelimlerini dizayn etmek durumundadırlar. Üretimin ve sermayenin uluslararasılaştığı bir dönemde emek dünyası da buna uygun koşul ve fırsatların varlığını keşfetti. Teorik anlamda mevziler artık uluslararası bir düzey ve konum arzetmektedir. Pratik bunu her gün yeniden şekillendirirken eksi ve artılar daha iyi görülebilmektedir. Belçika‘daki Ford fabrikası işçilerinin kaderi Köln‘deki Ford fabrikası işçilerinin kaderiyle kesişmekte, izdüşümleri bir İspanya, bir Türkiye olabilmektedir. Sermayenin yeni mevzilenişine karşı sendikal hareket de bugün uluslararası boyut kazanmış bulunmaktadır. Avrupa işyeri işçi temsilciliği (EBR) yasal ve pratik zeminde yer bulmuştur. MAN olarak tekel bazında işçi temsilciliği bulunmaktadır. Mücadele yerelde başlasa da girift ilişkiler nedeniyle her yanı her yönüyle etkilemektedir. MAN’ın bulunduğu her fabrikada konumu ne olursa olsun işçi ve temsilcilerle ilişki kurmak gelecekte birlikte hareket etmenin zeminini oluşturacaktır.

Temsilci olarak senin kurduğun ilişkiler, katıldığın toplantılar oluyor mu?

– Benim hedefimde ilk firsatta MAN Almanya çalışanlarıyla ve tabii ki temsilcileriyle ilişki kurmak ve bunu işlevsel hale getirmek var. Bu konuda belli girişimlerim oldu. Sonuçlarını zamanla alacağız… Katıldığım birçok toplantı oluyor. Kimisinde tecrübe aktarıyorum, kimisinde sorunlara çare arayışı içinde oluyorum. Sendikal alanda da katıldığım çeşitli platform ve toplantılar bulunmaktadır. Bir diğer yandan da hukuksal bilgilerimi artırabilmek icin eğitim seminerleri ve toplantılara da katılmaktayım.

İşçi sınıfı içerisinde uzun yıllara dayanan bir çalışma deneyimin var. Türkiye devrimci hareketini de tanıyorsun. İşçi sınıfı çalışmasıyla ilgili neler önerirsin?

– Öncelikle işçi sınıfı içinde calışmaktan ne anlıyoruz ona bakmak lazım. En büyük yanlışımız dışardan ahkam kesmek. Önce sınıfın içinde olacaksın. İşçinin ter kokusu duvarlardan öte gitmez. O kokuyu en iyi şekilde yanında çalıştığın arkadaşından, beraber yemek yediğin masadaşından alırsın. Çalışmadan gelen kir ve yorgunluk en iyi şekilde tezgahın veya makinenin başında görülür, hissedilir. Kısacası işçi ve emekçinin arasında onlardan biri olarak bulunacaksın. Sınıf öncüleri ve önderleri buralardan çıkacaktır. Sabırla çalışacaksın, fabrikanda işçi, dışarda devrimci bile olsan, koşullar ve zaman seni mücadelenin hem eksenine hem de önüne taşıyacaktır… Önce bırakacan burjuvazi seni işçi disipliniyle donatsın. Artistlik kahramanlık taslamayacaksın. Devrimci, sosyalist olmak sana orada ayrıcalık getirmez, fazladan yük ve sorumluluk getirir. Bunun en başında işyerini koruman gerekir. Bunu da onurunla ve bilginle yapacaksın.

Devrimci bir işçide olmasi gereken birikim ve özellikler:
Güncele ve geleceğe dair politikalara hakim olmalı. Bu kişinin iş dışında yapması gereken donanımla sağlanmalı.
Sınıfın içinde yalnızlaşan değil, birleştiren bir rol oynamalı. İş arkadaşlarıyla samimimiyet, grup bazında kurulmaya özen göstermeli.
İşçilere tepeden bakmamalı, onlarin zaaflarından yararlanmaktan kaçınmalı.
İş arkadaşlarıyla ortak çalışma alanlarının dışında da görüşmeli. Onların sosyal, kültürel etkinliklerine katılmalı.
İdeolojik tartışmalardan kaçınmalı, propaganda ve ajiatasyon yöntemleri zenginleştirilmeli.
İşyerindeki her mola, sohbet ve ilişki kurmak için değerlendirilmeli.
Çalışılan alanın sorunları araştırma konusu yapılmalı ve çözümleri için diğer işçilerin bilgisine basvurulmalı.
İşçiler esprili insanlari sever. Konuşmalar küçük esprilerle desteklenmeli, sohbetlerin aranılan adamı olunmalı.
İşinde titiz ve dikkatli olmalı, kendisine gelebilecek mesleki eleştirileri bertaraf edebilmeli.
İşyerinde bulunan işçi temsilcileri, sendikacılar, siyasi grup temsilcileri kimler öğrenilmeli, ama belirli bir dönem onlarin alanlarına direkt müdahale edilmemeli…
İş kanunları ve uygulamalar mümkün olabildiğince mesleki kuruluşlardan destek alınarak öğrenilmeli, internet yardimcı araç olarak görülebilir, bu alandaki diğer tecrübe sahibi herkesle diyalog içinde olunmalı.
Hedef kesim işçiler tespit edilmeli, mümkün olan her fırsatta onlarla birlikte bir şeyler yapılmalı.

Temsilci seçildikten sonra yapılması gereken şeyler:
En kısa zamanda hukuksal ve kanunsal düzenlemeleri öğrenmek için kurs ve okullara gitmeli.
Bir sendikal fraksiyon içinde çalışmalara baslamalı.
İş arkadaşlarıyla sürdürdüğü ilişkileri aksatmamalı, onlara üstünlük taslamamalı.
Yanında faaliyet için işçilere inisiyatif tanımalı, onlara kendi tecrübelerini aktararak eğitmeli.
Kısa, orta ve uzun vade hedefler belirlemeli, bunları denetleyebilecek self kontrol yöntemleri yaratmalı.
İşverenle ilişkilerinde tutarlı olmalı, samimiyet ve işbirliğine fazla girmemeli. Dik durmalı.
İşyerindeki diğer işçi temsilci ve siyasi gruplarla mesafeli olunmalı. İşçilerin genel çıkarları söz konusu olunca işbirliğinden kaçınılmamalı.
İlk fırsatta hedefler mesleki ve sendikal olmalı. Bunlar hayata geçtiği ölçüde siyasileşmeye özen gösterilmeli.
Kurulacak ilişkilerde basitten karmaşığa bir yol izlenmeli, bunu kişilerin cinsiyetlerinden, uluslarından ve yaş durumlarından soyutlamamalı.
Bu öneriler genişletilebilir. Sınıf içinde çalışma tek başına onun üretim yaptığı veya çalıştığı yerle sınırlı olmamalı. Ailesiyle geçireceği vakti gaspetmemek icin aileyi birlikte ziyaret etmeli, onlarla gezi, piknik, sosyal, kültürel, sportif her türlü etkinlik paylaşılmalı, hatta onlarla birlikte örgütlenmeli. İşçinin gittiği kahve, meyhane unutulmamalı. Buralarda işçinin çevre ilişkisi de hedeflenmeli. İşçi kendini yalnız hissettiği anda güçsüzlük hisseder, yanında bir kişi bile olduğunda ekip ruhuna meyil oluşturur.
Tek başına grev ziyaretleri veya fabrika çıkışları bildiri gazete dağıtımları yeterli değildir. Birebir ilişkilerde ısrarcı olunmalı.

Devrimci Proletarya/Avrupa

Bir yorum

  1. Merhaba,önümüzdeki günlerde bulundugum isyerinde Betriebsrat secimleri yapacagiz.Böylesine önemli bir deneyimi okumak benim icin odukca yararli oldu.Avusturya gibi durgun bir ülkeden böyle mücadele deneyimleri palasiminiz icin tesekkürler.Mücadelenizde basarilar diliyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*