Anasayfa » MANŞET » Mahmut Soner ve Erol Zavar’ dan mektup var

Mahmut Soner ve Erol Zavar’ dan mektup var

Mahmut Soner 15 Temmuz sonrası Sincan F Tipi Hapishanesi’nden, önce Amasya’ya sonra Elazığ’a sürgün edilmişti. Sonrasından Elazığ’da tekrar Yüksek Güvenlikli Hapishanede tek kişilik hücreye konuldu.
Aynı şekilde Erol Zavar’da Sincan F Tipinden Tekirdağ’a sürgün edilmişti. Bizlere göndermiş oldukları mektubu okurlarımızla paylaşıyoruz.

REFERANDUMUN ARDINDAN SİSTEM YENİDEN YAPILANIRKEN SEYRETMEK Mİ? MÜDAHALE Mİ?

Burjuvazinin yönetememe hali bir kriz biçimine dönüştü. OHAL’in süreklileştirilmesi bunun göstergesidir. Ufuktaki ekonomik kriz daha oluşmadan yönetememe halini derinleştiriyor. Kürt sorununun artık çözümü dayatması, Rojava’da ortaya çıkan statü halen çözümden kaçan Türk burjuvazisini köşeye sıkıştırıyor. Kendi içindeki ekonomik rekabetin keskinleştirdiği siyasal rekabet ülkeyi ikiye bölmüş durumda. Bir tarafta masadan kalkmasını bilmeyen Kumarbazlar gibi her şeyi isteyen AKP, diğer tarafta neyi nasıl savunacağını tam olarak bilemese de, defansa çekilmiş ancak derli toplu bir savunma hattı kurmaktan aciz CHP ve türevleri… Bu bölünmüş hali, işçi sınıfının burjuva fraksiyonların peşine takılarak bölünmüş halini toparlayacak ve bölünmeyi işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki bölünmeye çevirebilecek olan komünist bir güç henüz “hayalet” biçiminde dahi ortalarda gezememektedir.

Burjuvazinin dinci kesiminin başkanlık sistemini oylayan referandumun ardından yeniden yapılanmayı başkanlıkla yürütmek için diğer tarafa -zayıf da olsa- baskın bir irade geliştirdiği açık. Zor ve hile olduğu da açık. Bu da şu an yürütecekleri sürecin ne geçmişle aynı olacağını ne de ondan köklü bir kopuşa dönüşeceğini gösteriyor.
Devrimci hareket, referandum sürecinde, AKP- MHP karşısındaki cephe içinde yer almak zorunda kaldı. Üstelik bu cephenin başını -saldırılar karşısında, burjuva basın tarafından da HDP yok sayıldığından- CHP çekiyor görünmesine rağmen. Devrimci hareketin, sürüklenme görüntüsü korkusuna kapılmadan “Hayır” demesi ve bunu elden geldiğince aktif yürütmeye çalışması eskiye karşı ayırt edici bir özellik olarak göze çarptı. İlk defa, bir politik tavrı etkin şekilde ele almak kazanım olarak kaydedilmelidir. Pratikteki eksiklikler, genel olarak güçle ilgilidir ve politik tavrın doğruluğu, adım atıldıkça, güçsüzlükten kaynaklı eksikliklerin giderilmesini sağlayacaktır. Malum, doğru çalıştırılan kas gelişir.
Referandum sonrası ortaya çıkan tablo, burjuvazinin krizini derinleştirmekten öte bir işlev görmeyecektir. Bu da Kürt ulusuna karşı daha şiddetli savaş yürütülmesini, bu ölçüde de içte baskı ve terörün yoğunlaştırılmasını koşullayacaktır. Biliniyor, korkakların son sığınağı milliyetçiliktir. İçte sıkışanların, dış savaşla milliyetçiliği yükseltip, içeriyi susturmaya yöneldikleri açıktır. AKP de bir yandan çözüm vaatleri verdiği dönemden beri sığınağından hiç uzaklaşmamıştır. Bu yüzden, önümüzdeki süreçte, burjuvazi emperyalistlerin de istediği üzere, büyük uzlaşmayı gerçekleştirse de -ki bu çok zayıf bir ihtimaldir- gerçekleştiremeyip iç kavgaları büyüse de işçi ve emekçilere, Kürt ulusu ve Alevilere karşı baskı ve zor artacaktır. Yanı sıra AKP’ nin her şeyi istemesi -her şeyi ortaya sürmesi de demektir- gerici bir iç savaş olasılığını büyüten bir etkendir. Türkiye, yeniden yapılanma çabasını 1991’den bu yana sürdürmekte, sosyalist blok sonrası yeniden dizayn edilen sisteme uyum sağlamayı başaramayan neredeyse tek ülke olarak emperyalist müdahaleye her geçen gün daha açık hale gelmektedir.
Bu durumda devrimci hareketin, tüm dağınıklığı ve güçsüzlüğüne rağmen, seyretmekle yetinmeme, müdahale etme olanağı mevcuttur. AKP karşısında ve AKP içinde hatırı sayılır bir kitle durumdan rahatsız halde, bir değişim istemektedir. Kitlelerin taleplerine burjuvazinin hiç bir kesiminin artık cevap veremeyeceği ortaya çıkmıştır. Bu taleplerin örgütlenmesi, kitlelerin kendi taleplerini gerçekleştirmesi dışında bir seçenek kalmadı. Her yerde insanlar kendiliğinden bir araya gelerek belli talepleri yükseltiyor. Referandum sürecinde bu şekilde bir araya gelip çeşitli etkinliklerde bulunan gruplar ortaya çıktı. Referandumdaki hileye karşı da kitleler sokaklara döküldü. Ancak bir merkezden yoksunluk ve siyasal yapılardan bekledikleri desteği görememeleri sonucu geri çekildiler ki, bekledikleri destek esas olarak CHP’dendi. Bu durum bir devrimci merkeze ihtiyacın ne kadar yakıcı olduğunu da ortaya koydu.
Devrimci bir merkez, devrimci hareketin içinde bulunduğu bu dağınıklık aşılmadan oluşabilecek gibi görülmemektedir. Tek başına hiçbir hareketin merkeze dönüşme olasılığı, hiç olmazsa, orta vadede mümkün gözükmüyor. Bu da en azından cephe şeklinde bir birliği zorunlu kılıyor. Bundan artık kaçınılamaz. Öyle ki bunun zorunluluğuna dair hemen tüm devrimci yayınlarda yazılar çıkmaktadır. Herkes birliğe, birleşik mücadeleye işaret etmekte, ancak pratikte, bırakın böyle bir adım atmayı niyet bile görülmemektedir. Oysa burjuvazinin bu yönetememe hali ortadayken, siyasal kriz adım adım gelişirken, tüm burjuva alternatifler kitleler nezdinde tükenmeye yüz tutmuşken ve toplum çürütülürken, bir diriliş için devrimci müdahale kaçınılmaz ve olanaklıdır. Bu olanak ortaya çıkmışken süreci kaçırmak, ya gerici bir iç savaş içinde toplumun yıkımı ya da devletin baskı ve zoru karşısında kitlelerin boyun eğmesiyle yine toplumun yıkımına yol açacaktır ve bu durum devrimci hareketin vebali olacaktır.
Belki de dünya devrimci hareketinin bir cephe örgütleyemeyen tek bölüğü Türkiye Devrimci Hareketidir. Devrimci hareketin büyük bölümü ’71 devrimci çıkışının mirasını kabul eder. Bu mirasın en anlamlı yanı Kızıldere’de somutlaşır. Önder kadrolar Kızıldere’de omuz omuza çarpışıp düşerek devrimci dayanışmanın en yüksek örneğini yaratmışlardır. Bu, başlı başına, birlik manifestosudur. Devrimci hareket ise bu mirası, çok değil 5-6 yıl sonra birbiri için ölmekten yer yer birbirini öldürmeye dek varan bir gerici pratikle çarçur etmiştir. Bunun temel nedeni dayanışma yerine rekabeti esas almasıdır ve bu rekabet hali sürdürülmektedir. Yine de hakkını yemeyelim, geçmişte cephe tarzı birlikler denenmiştir ancak bugüne kadar hiçbirinde başarılı olunamamıştır. ’82 deki FKBDC, ’96 Ö.O sonrası başlayıp sonuçlanmayan tartışmalar, ’98’de bir kısım yapıların dışında kaldığı bir cephe girişimi ve sonrasında HDBH’ ye dek bir girişimde dahi bulunulmamış (HDBH de baştan zaaflı ve kısmidir) devrimci yapılar, durmaksızın kan kaybederek, giderek daha da daralmışlardır. Öyle ki, GEZİ gibi bir ayaklanmadan dahi gerekli pratik sonuç çıkarılamadığından, dağılıma devam etmiştir. Reformist kesim ise Birleşik Haziran Hareketi’ni kurarak Gezi’nin mesajını aldığını göstermiştir. HDBH ise, Kürt siyasal hareketinin etkisi altında kurulmuş, kendini tabana yayamadığından etkisiz kalmış, kalmaktadır. Kaldı ki HDBH içinde var olan yapıların, Kürt siyasal hareketi bir şemsiye sunmadan neden bir araya gelmedikleri sorusu da halen cevabını aramaktadır. Tam da bu yüzden HDBH Batı’da bir etkinlik gösterememekte, destek vermesi gereken Kürt halkından, tersine destek alan TDH bileşenleri ile varlığını yitirmiş görünmektedir.
Bugüne dek başarılamayan devrimci bir cephe için, tam da bu yüzden, tecrübe eksikliği önemli bir handikap gibi görünüyor. Ancak bugüne dek okullarda, mahallelerde, sendikalarda önemli oranda yerel birlikler kurulmuştur. Birçok alanda omuz omuza mücadele verirmiş, sonrası grupçuluk kaynaklı, olumsuz tartışmalar doğursa da hapishanelerde birlikte direnilmiş, birlikte ölüme yatılmıştır. Tüm bunlar, cephe için tecrübesizliğin yarattığı handikapın aşılmasını sağlayacaktır. Yeter ki birleşik devrimci mücadele, bir devrimci merkez ihtiyacı tespiti yapanlardan bu yönlü ufacık bir pratik adım geliştirilsin. Gerisi gelecektir. Bu ihtiyacı kavrayamayanları yada grup çıkarı yahut kendini güvensizlik nedeniyle adım atmayanları tarih bağışlamayacaktır. Gelecek tek bir adımla başlayacak. Devrimci bir cephe için tek bir adım. Sürece müdahale için tek bir adım… Gerekli olan budur bir bunu gerçekleştirebilmek için bir özne aranmaktadır. Rojava’da enternasyonel görevlerini başarıyla yerine getirenler, bunun ne derece olanaklı olduğunu göstermişlerdir. Orada ateşle sınanmış birlikler kurulabilmiş, cephede omuz omuza durulabilmiştir. Niçin burada aynı şekilde durulmasın? Soru budur.

11.Haziran.2017

MAHMUT SONER Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishane SOL E-TEK-7, Elazığ
EROL ZAVAR Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*