Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Madem bir günde yiyeceğiz aldığımız ücreti

Madem bir günde yiyeceğiz aldığımız ücreti

Oturmuş çayımızı yudumlarken, dikildi mendebur suratıyla tepemize usta başı “hadi daha ne oturuyorsunuz mola bitti” saati ileri galiba diye düşündüm, daha 5 dakika var bitmesine, hem bitse ne olacak ki son yudumu da içemeyecek miyiz yani, zaten dikilip makinenin başına saatlerce belimiz kopana kadar ayakta duruyoruz.
Hayır iyi adamdır kendisi aslında, iki tane canavar gibi çocuğu var gece gündüz demeden onlar için çalışıp duruyor, yöneticilerle arası iyi ondan hep bu mendebur oluşu, muhtemelen ona bu mendeburluğu yaptıranda onlar olmalı ama gelse çay içse bizimle böyle yapmaz. Ne olacak sanki bizimlede arası iyi olsa belki o da geç gider çalışmaya, ne olurdu yani son yudumumuzu “insanca” içsek. Ben dalmış bunları düşünürken, tekrarlıyor “hadi kalksanıza” diye. Sinirlenip birden kalkıyorum. Belim orta yerinden kopmuş gibi bir ağrıyla beynimden vurulmuşa dönüyorum sonra. Arkadaşlar tutuyor, yeniden oturtturuyor. Usta başı ters ters bakıyor gözüme. Bu ay içinde dördüncüdür bel tutulması yüzünden izin alıyorum, gözlerinin içine bakıyorum, 5 dakika daha dur sonra gel diyor. Daha önce aldığım izinler gözüne batmış anlaşılan, bir kaç defa beni idare etti ama şimdi etmeyeceği belli, izin de isteyemem kovacaklar en son o olacak, bu bel de düzelmez ki şimdi…

Eee madem 5 dakikam daha var ki bu usta başının saati kesin ileri, bir sigara daha yakarım, işten çıkana kadar daha içemem şimdi, gerçi art arda içincede öksürük tutuyor ya olsun… “Ulan ben sana dinlen diye izin veriyorum sen oturmuş pofur pofur sigara içiyorsun, kalk işinin başına çabuk”diyor. Bakıyorum gözünün içine yine usta başının, sonra saatime bakıyorum daha yeni dolmuş mola süresi, bir nefes daha çekiyorum sigaradan, kalkıyorum belimi tutarak, saati gösteriyorum, “Mola daha yeni doldu ne bağrıyorsun” diyorum, geçiyorum işin başına. Benim yerime duran arkadaş belimi soruyor sen dinlen istersen diyor yok diyorum, laf yesin istemiyorum oda. İşin başına geçince hesapladım 5 dakika da tam tamına 25 adet ürün koyuyorum, erken başlamak önemli demek ki ama kimin için önemli ki, benim için olmadığı yada usta başı için de önemli olmadığı kesin, ona ne oluyorsa? Çayı bizle içse böyle yapmaz, o yöneticilerle fazla takılmasa bizimle olsa böyle yapmaz. Neyse deyip biriken malları diğer tarafa yerleştiriyorum.

Bu işe girdiğimden beri bir yerde okuduğum şey geliyor aklıma sürekli, Çinlilerin işkence yöntemlerinden birisi, küçük su damlacığının sürekli olarak kafatasına damlatılması sonucunda insanı delirtmek…Bu bandın başında sürekli aynı şeyi yaparken bende delirir miyim acaba? Neyse ki arada yük kaldırma işini de bana veriyorlar da sürekli aynı şeyi yapmaktan kurtuluyorum, delirtmek için uğraşmıyorlar ya bizi sonuçta. Ahh belim, şu kamera olmasa da azıcık şuraya çöksem, geçen yük taşıttırma işinden sonra yine bandın başına geçtiğimde tutmuştuda bel ağrısı çömeyim dedim, herif koştura koştura geldi ne oluyor diye, “burada malları niye biriktirdin yine, geçen seferde böyle yaptın, aksatma işini, sen aksayınca diğer taraf da aksıyor”dedi şaşkın şakın Ne zaman yaptım, yapmadım ki demiştim korkudan, “kamera var kamera” diye böğürmüştü başımda. Eğip başımı çalışmaya devam etmiştim. O günden beri elimi burnuma götürecek olsam tedirgin oluyorum, kafamı ne zaman kaldırsam kamerayla göz göze geliyorum garip hissediyorum kendimi, tamam çalışıyoruz işte sanki kaytaracağız sanki mallarını çalacağız, sanki banttaki ürün gelişi eksilecek, zaten kendimizi onun geliş süresine ayarlıyoruz, ha babam de babam gelip duruyor, bundan bir saniye daha hızlı gelse yetişemeyeceğiz biliyorlar, ee ne diye dikizleyip duruyorlar ki? Elimi belime destek yapıyorum, tek elle gelen malları almaya çalışıyorum zor oluyor böyle, aman biriksin birazda ne yapayım belim koptu kopacak…

Çıkart çıkart tulumunu diye bir ses duyuyorum, gelen herif kovulduğumu söylüyor, gidip paramı alacakmışım. Ne oldu diyorum ne yaptım, sıralıyor bir sürü şey, işi yavaşlatıyormuşum bu önemliymiş, izin alıp duruyormuşum, e yük taşıttırıyorsunuz sizin yüzünüzden fıtık oldum, belim tutulunca çalışamıyorum, mecbur dinlenme ihtiyacı güdüyorum, izin alıyorum, hem yük taşımakta benim işim değil benlik ne var şimdi diyorum, yok dinlemiyor. Kime neyi anlatıyorum ki elbet kovacaklar 5 dakika erken bandın başına geçirenlerden ne bekliyorsam bende, kameraya dönüp el hareketi yapıyorum, her boku gördükleri kameradan bunuda görsünler. Daha 2 ay olmadı işe başlayalı kovması kolay tabi, deneme süresiymiş, hayatta deneme diye bir şey mi var sanki, hepsi tek seferlik, tüm yaşadıklarımız tek seferlik. Off ulan belim hala ağrıyor can çekişiyorum resmen, yoksa şunun ağzını burnunu kırması vardı şimdi…

Parayı hemen verseler bari diye düşünerek çıkıyorum muhasebeye. Paramı verecekmişsiniz diyorum hemen uzatıyor, ben gelmeden kovulma haberim gelmiş anlaşılan yada bugün kovulacağım belliymiş zaten, her şeyi planlı bunların diye düşünüyorum. Yüzüme bakamadan uzatıyor parayı, zaten burada çalışanlarda bizle hiç çay içmemişti ama bildiğim kadarıyla yasakmış bunların bizimle yemek yemesi çay içmesi. Niye ayırıyorlar ki acaba burada çalışan arkadaşlarla bizleri? Bu kartları ne yapayım diyorum, en son öyle bakıyor suratıma. Danışmaya bırak diyor. Danışmaya iki kart bırakıyorum, biri tuvalete girerken kullandığımız kart, bunda saat bile yazıyormuş, kaç dakika tuvalette durduğumdan, kaç kere girdiğime kadar. Diğeri de ilk fabrikaya girişte kullanıyoruz, metrobüse binecekmiş gibi oluyorum her seferinde geçerken turnikeden, ama bir yere gittiğim ettiğim yok tabi, giriyorum sabah fabrikaya, geçiyorum bandın başına, ohoo çivilenmişim gibi oradan 1 dk dahi ayrılamıyordum, çıkıyorum akşam olmuş.

Turnikedir, kameradır, sayılı tuvalete gitmedir, gittikçe artan banttan ürün geçmesidir, birde ekstra yük taşıttırmalarıdır, fıtık oldum fıtık, bıkmıştımda zaten iyi oldu kovulduğum, KPSS’ye sene yine gireceğim zaten, o kadar okuduk ettik bir atanamadık , dershaneye yazılırım bu paraylada , hayır kadro sayısınıda düşürdüler iyice bu ÖSYM’yi ne yapmalı şimdi?

Şimdi alıp bir günde yemeside var bu parayı, kuş kadar bir şey, insan korkuyor vallahi, kuştan değilde, hemen bitmesinden paranın. Her gün çikolata alıp götürüyorum kardeşime, şimdi yeni iş bulması da zor olur, dershaneye de paranın yarısından fazlasını vereceğim kesin, çocukta çok seviyor çikolatayı, bari bu sefer para varken 5-6 tane alayım, her gün birer tane veririm bir haftayı kotarırım evet evet öyle yaparım, bir günde yerim bu parayı, dershaneye verdim mi, evin faturalarını yatırdım mı, kirayada ortak oldum mu biter, bir gün bile sürmez kesin, o değilde çikolatayıda en pahalısından alayım o zaman, madem bir günde yiyeceğiz aldığımız ücreti…

İşçi Meclisi’nin 54.sayısında yayınlanmıştır

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*