Anasayfa » GÜNDEM » Leviathan’ın Tekrarı ve Direniş

Leviathan’ın Tekrarı ve Direniş

Leviathan’ın Tekrarı ve Direniş

Sinema içinde bulunduğumuz dünyanın hakikatlerini yansıttığı gibi, farklı şekillerde düşünmemiz için aynı zamanda bir yol açar. Kracauer durumu şöyle ifade eder “Bize yaşadığımız dünyayı anlatan sinema, tanık kürsüsünde boy göstermesi özgül sonuçlar doğuran fenomenleri sergiler. Sinema bizi ödümüzü koparan şeylerle yüzleştirir. Ve çoğu zaman bizi, gösterdiği gerçek hayat olayları ile bu olaylar hakkındaki yaygın fikirlerimizi karşı karşıya getirmek gibi zorlu bir işe girişmeye davet eder.” (Kracauer, 1964, s. 524)

Andrey Zvyagintsev’in filmi Leviathan’da tam olarak böyle bir film olarak karşımıza çıkıyor. Üzerinde kendi yaptığı evinin de bulunduğu arsaya devlet tarafından el konulmak istenen bir ailenin mücadelesini anlatıyor. Yönetmen bunu anlatırken aile, din ve devlet mekanizmalarının çarpık yanlarını ortaya koyarak, görselliğin de iyi kullandığı bir yapıt ortaya çıkarmış.

Bu film son dönemde Türkiye’de yaşadıklarımızı anlamamızda ve durumu anlatmamızda bize yardımcı oluyor. Bu filmin bir benzeri de ülkemizde yakın dönemde çekilmeye devam ediyor. Hepimiz hemen her gün bu filmin içinde yaşananlara tanık oluyoruz. Bazı film karakterlerini tanıdığımız gibi bazılarını hiç tanımıyoruz. Kimi arkadaşımız kimi hocamız ya da annemiz, babamız… Örnekleri çoğaltmak mümkün. Levithan filminde bürokratik kurumlar canı nasıl isterse öyle davranırken, bizim filmde de benzer bir durum ile karşı karşıyayız.

2016 yılından itibaren yayınlanan KHK’lar ile insanlar bir gece yarısı yıllarca emek verdikleri işlerinden atılmaya başladıkları zaman, kamera filmin içinden çıkıp yaşamımıza girdi. Leviathan filminin sonunda Nikolay’ın evinin dozer ile yıkıldığını görüyoruz. Devlet kurumları yasaları da geçersiz sayarak, bütün çarpık ilişkilerini kullanarak araziyi ele geçirmiş ve yıllarca yaşadığı yeri yerle bir etmiştir. Burada ülkemizde ise insanları işinden atılması her şeyi bitirmemiş aksine birçok şeyin yeniden kurulmasına neden olmuştur.

Aklımda kalan örneklerle bahsetmem gerekirse şöyle ki: Ankara Yüksel Caddesi’nde işlerini geri isteyen emekçiler 190 günden fazladır orada oturma eylemindeler ve 74 gündür ise Nuriye ve Semih açlık grevindeler. Malatya ‘da 90’lı günündedir yine eylem var. İstanbul’da Betül Celep, Ankara’da Enerji Bakanlığı’nın önünde KESK/ESM üyesi ihraçlar direnişte, Ulus’ta Cemal Yıldırım, Çankaya’da Mahmut Konuk, Bodrum’da Engin öğretmen ve daha birçok insan iş yerlerinin önünde eylemdeler. Leviathan filminin görsel gücü burdaki filme de yansımış durumda. Direnen insanlar bütün estetik ilkelerini kendi anlayışlarıyla şekillendirip, öyle güzel kadrajlar ortaya çıkıyor ki gözünüzü alamıyorsunuz.

Hâl böyle olunca bizim Leviathan, bütün kuvvetiyle saldırırken bu insanlar başlarını eğmek bir kenara, yoldan çekilmeden üzerine yürümeye devam ediyorlar. Artan bir kalabalık ve enerjinin varlığıyla değişecek olan bir şeyler kendini belli etmeye başlıyor. Bu durum aynen filmde de olduğu gibi devlet aygıtlarının kontrolündeki mekanizmaların çalışmasına neden oluyor. Şöyle ki: İnsanların her gün oturdukları yere gelip ‘burada gece oturamazsınız’ diyorlar ya da bir gazeteye bunlar ‘terörist’ yazdırıyorlar. Bu ilişkiler yüzyıllardır bu şekilde işlemeye devam ediyor. Leviathan filminin senaristi gerçek yaşamın tam içinden bakarak yazmış ve bizim filmimizin senaryosu da yaşamın ve direnişin en içinden yansıyor gözlerimize…

Yaşamın içindeki senaryoyu yazacak ve filmi yönetecek olanın biz olduğunu unutmaya başladığımız zamanlar ise işler istediğimiz gibi gitmemeye başlıyor. Bu sefer filmin ismi “işlerini geri isteyen insanlar” olarak yazmaya başladılar ve yapılması gereken şey ise iyi görüntünün çıkması için var gücüyle başlayan işin devamını getirmek olacaktır. Görüntünün güçlenmesi için gerekli olan müzik kısmını ise Şili diktatörlerine karşı “Venceremos”, yani, “Biz Kazanacağız” melodisiyle cevap vermiş olan Victor Jara’ya bırakıp yazıyı noktalıyorum.

* Kracauer, S. (1964). Film Teorisi. (Ö. Çelik, Trans.) Berlin: Suhrkamp Verlag.

Eskişehir’den Devrimci Proletarya Okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*