Anasayfa » BASINDAN » Kürt illerinde soylulaştırma: Sur Projesi

Kürt illerinde soylulaştırma: Sur Projesi

Kürt illerinde soylulaştırma: Sur Projesi

Soylulaştırma”, kavram olarak kent yerleşimlerindeki mekansal ve sınıfsal yeniden yapılandırmayı ortaya koymak üzere 1960’lardan beri kullanılmaktadır. Kentin eskimiş işçi mahalleleri ve yoksul alanları çeşitli projeler eşliğinde, orta sınıf yerleşimlerine dönüşerek soylulaştırılmaktadır.

Eski kent merkezleri dünyanın her yerinde, birçok zaman, kaderine terk edilmiş bölgeler haline gelerek; suçun, yoksulluğun, toplumsal ayaklanmaların, şiddetin merkezleri olabilmektedir. İlginç biçimde yine dünyanın her yerinde bu merkezleri “tekinsiz” olarak adlandıran ve “güvenlik”in sağlanması çağrısını yapan orta sınıftır. Bu anlamda günümüzün neoliberal kent politikalarının da doğal müttefiki üst ve orta sınıflardır. Peki bu olgu soylulaştırma bağlamında nasıl işliyor?

Soylulaştırma olgusunu önce İstanbul’un Cihangir, Ortaköy, Galata, Beyoğlu gibi tarihsel ve kültürel merkezlerdeki değişimler ile görmeye başladık. O günden bugüne kavramın kapsamı oldukça genişledi. “Soylulaştırma” kavramı artık binadan başlayarak kentlerde, hatta kırsal alanlarda, sayfiye yerleşimlerde de yaşanmaktadır. Turizm sektörü de ilginç biçimde bu gelişmelere eşlik etmektedir. Her soylulaştırma projesi bir şekilde butik otel ve işletmeler ile desteklenmektedir. Günümüz kentlerinde bu tür projelerden geçilmiyor artık.

Mekânın yenilenmesi veya yıkılıp yeniden yapılması, mekâna dayalı ekonomik bir süreci başlatmaktadır. Yapılan yatırımlar ile değerlenen mülkiyetler, piyasa sürecinde el değiştirmeye başlayarak, eski kullanıcılar yerine yeni kullanıcıların bu alanlarda yaşamaya başlamasını doğurmaktadır. Bu durum, burada yaşayan yoksul ve düşük gelirli kesimlerin, yerinden edilmesine neden olmaktadır. Bu süreçten en çok kiracılar etkilenmektedir.

Bazı soylulaştırma projelerinin iddiaları ise memleketin yüksek meselelerini de yüklenerek yol alıyor. Tarlabaşı, Sulukule ve ardından Diyarbakır SUR Projesi bunların en meşhurlarıdır. Bu projeler, kamuoyuna “güvenliği sağlamak, yoksulluğu bitirmek” gibi söylemlerle sunuldu. Yoksul kesimler ile “güvenlik” meselesi doğrudan ilişkilendirildi. Bu yaklaşım ideolojik anlamda “orta sınıf” zihniyetine yaslanır elbette. Vatandaşlık temelinde ise “Türk-beyaz orta sınıfını tarif ediyor. Kürt orta sınıfı ise, “Türk orta sınıfı” gibi davranıp pozisyon aldığında, kolayca bu zihniyetin parçası oluyor. Nitekim Diyarbakır gibi Kürt metropollerinde orta sınıflaşmanın kentsel tezahürleri bunu ortaya koymaktadır. Yani soylulaştırma ve orta sınıflaşmada “Türk-Kürt” olmanın önemi azalmaktadır. Dolayısıyla orta sınıfa hitap eden projelerin savunulmasında ve sahiplenilmesinde diğer siyasal hakların tersine, Türk-Kürt orta sınıfı kolayca yan yana gelebilmektedir.

Gelelim “SUR Projesi”ne. Bu projenin deklare edildiği tarih ile şu anki konjonktürün siyasal iklimi birbirinden çok farklı. Farklı olmayan tek şey projenin SUR’u seçkinleştirmeye çalışmasıdır.

Çatışmalar Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Silopi, Diyarbakır, Mardin gibi yerlerde Aralık 2015’te başladı.

Hükümet bu tarihten kısa bir süre sonra Şubat 2016 tarihlerinden itibaren çeşitli soylulaştırma projelerini deklare etti. PKK’nin özerklik ilanı ve “şehir savaşları” ilanı ile çatışmalar yükseldi.

Bu projeler, Türk sermaye sınıfı ile mi gerçekleştirilecekti yoksa çoktan oluşmaya başlamış olan Kürt inşaatçı çevreleri ile mi gerçekleştirilecekti hala tam olarak bilemiyoruz.

Dünya tarihsel mirası açısından da önemli bir yer olan SUR, ilginç biçimde “proje-askeri çatışma” ortamında yolunu çizmeye çalıştı. Belirgin olan tek şey, devletin ve de hükümetin her koşulda SUR projesinin arkasında olduğu ve sonuçlandırmak istediğidir.

Yerinden Etme Meselesi

Sur Projesi uygulaması, hedefleri itibariyle doğrudan orada yaşayanları yerinden edecek etkilere sahipti. Ama ilginç biçimde projenin uygulaması öncesinde başlayan çatışmalar sonucunda SUR yaşayanları zaten yerinden edildi. Evleri başlarına yıkıldı. Devlet ile PKK arasında acımasız bir çatışma yaşandı. Bu durum SUR’da yaşayanları yerinden etmekle kalmadı, bir “mülksüzleştirme”ye de yol açtı. Mülksüzleştirme, ideolojik anlamda Kürtlerin devlet karşısında siyasal olarak zayıflatılmasını da içermekteydi. Siyasal sonuçlar ile yaşamsal sonuçlar arasında “insani” duyarlılıklarımızı yoklayan bir dizi gelişme oldu. 1990’lardan beri bu denli acımasız bir çatışma yaşanmamıştı. Gerek devlet gerekse PKK bizleri taraf olma noktasında tutmaya çalıştı. Bu durum ağır bir yük oldu. Barış talebinin hassasiyeti, terör mü devlet mi noktasında düğümlendi. Bu düğümün çözümü elbette siyasal bir zemini davet etmiyor. En kritik nokta budur sanırım.

Milyonlarca Kürt vatandaşın İstanbul, Mersin, Adana, İzmir, Bursa, İzmit ve Ankara gibi büyük metropollere göç etmiş olduğunu göz önüne aldığımızda, coğrafik temellerinin başka türlü çözümleri gerektirdiğini de görürüz.

Düşük gelirli konut mahallelerinde yoğunlaşan Kürtler, doğal olarak zayıf halkanın bir parçası durumundalar. Soylulaştırma ve kentsel dönüşüm projelerinden en çok onlar etkileniyor.

Soylulaştırma Projeleri nelere yol açar?

-Toplumun zayıf kesimlerini sermaye grupları karşısında güçsüz kılar.

-Kürtler gibi siyasal pozisyonları belirsiz kesimleri devlet karşısında zayıf kılar.

-Soylulaştırma fiyat artışları ve seçkin yaşam tarzı dayatmasıyla yerinden etmeyi meşrulaştırır.

-Orta sınıfı ideolojik olarak üstün bir konuma taşımaya çalışır. Ayrıca orta sınıfı, kentin merkezi konumları üzerinde söz sahibi yapar. “Tarihsel ve mekânsal açıdan değerli olan her şey yoksulun elinde değersizleşir” fikrini yaygınlaştırır.

-Ekonomik ve sosyal açıdan dezavantajlı kesimleri kentin dışına doğru hareketlendirir.

-Terör ve güvenlik kavramları yoksullar ile özdeşleşir.

Sonuç olarak, soylulaştırma ve kentsel dönüşüm projeleri, kentteki sorunları yaratan yapısal koşulları dönüştürmeyi hedeflemediğinden, bu çözümler her durumda yetersiz kalmakta ve başka bir alanda yeniden ortaya çıkmaktadır.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim üyesi Doç. Dr. Besime Şen

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*