Anasayfa » GÜNDEM » Krizin temel nedeni: Toplumsal üretken güçlerin gelişiminin kapitalist üretim ilişkileri tarafından engellenmesi…

Krizin temel nedeni: Toplumsal üretken güçlerin gelişiminin kapitalist üretim ilişkileri tarafından engellenmesi…

Türkiye kapitalizminin iç pazarından sonra ihracatında da daralma kendisini hissettirmeye başladı.

Otomotiv, beyaz eşya gibi temel ürünlerde Haziran-Temmuz ayında iç pazarında yüzde 25-40’a varan daralması, ihracattaki canlılığın sürmesiyle kısmen telafi edilebilmişti. Ağustos ayından itibaren ise, kur düşüşlerinin ihracatı teşvik edici etkisine karşın, ihracattaki daralma da gözle görünür hale geldi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi ve Ticaret Bakanlığının Ağustos ayı verilerine göre, ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6.5 azaldı. Türkiye kapitalizminin, demir-çelik hariç, otomotiv, beyaz eşya, tekstil, konfeksiyon gibi tüm temel sanayi mamülleri ihracatında yüzde 10-30 arası düşüşler görüldü.

Bu Türkiye kapitalizmi tarihinde ilk kez görülen bir olgu. Çünkü kriz koşullarında ücretler ve ulusal paranın değeri düşünce, ihracat malları ucuzlar, ucuzlayan ihracatta büyük çaplı artışla, kriz açıkları telafi edilmeye çalışılır. Ancak bu kez ücretler ve ulusal para diplenmesine karşın, ihracat malları ucuzlatılamıyor. Bunun önemli bir nedeni, ihracat ürünlerinin ithal enerji ve girdilere bağımlılık oranının çok yükselmiş olması.

Türkiye kapitalizminin, uluslararası kapitalist işbölümündeki yeri kabaca şöyle özetlenebilir: Rusya ve İran’dan enerji ve Asya ülkelerinden tedarik girdileri alıp, nihani ürünleri Avrupa’ya ihraç edecek biçimde “dahilde işleme rejimi”. Enerji ve nitelikli girdi fiyatlarının dünya çapında artması ve kur artışları ile birlikte, (tüm ücret bastırmalara karşın) ithal girdi maliyeti artan “dahilde işlenen” ürünlerin ihracat fiyatlarının da düşürülememesine yol açıyor.

Kritik bir etken de şu: Türkiye kapitalizmi, genellikle standartlaşmış orta düzey teknolojilerle olgunlaşmış ürünlerin üretiminde uzmanlaşmış durumda. Büyük şirketlerde, 2008-9 krizinden sonra devreye sokulan ve yaygınlaştırılan orta düzey BİT (Bilişim-İletişim Teknolojileri) temelli ERP (Şirket ve Tedarik Zinciri Kaynak Planlaması, vd) benzeri üretim organizasyonları ile emek üretkenliği (göreli artı-değer sömürüsü) bir süre daha artırılabildi. Ancak yeni ve daha ileri teknolojilere, artı-değer kapasitesi daha yüksek ürünlere, ve göreli daha nitelikli işgücüne geçmeden, dünya çapında eskiyen ve geride kalan hazır teknoloji ve olgunlaşmış ürünlerde, artı-değer kapasitesinin artırabilmenin sınırlı var. Türkiye kapitalizmi bu sınıra, aslında 2015’ten itibaren toslamaya başlamış durumda. Üretkenliği daha fazla yükseltemez hale gelmiş olmayı, bir süre daha, ücretleri düşürerek ve mutlak artı-değer sömürüsünü artırarak (işçilerin daha düşük ücretlerle, daha uzun süre ve daha hızlı çalışmaya zorlanması) telafi ederek idare etmeye çalıştı.

Bunun işçiler üzerindeki korkunç yıkıcı etkileri zaten ortada: İş yükü ve zaman baskısında olağanüstü artış, uzayan çalışma saatleri, işçi katliamlarında patlama, geçinemiyoruz diye kendini yakanlar, intiharlar…

Emek, insan, doğa yıkımını daha da büyüterek, baskıları durmaksızın artırarak ve yoğun demagoji ve manipulasyonla bu yıkımı “sürdürülebilir” hale getirmeye çalışsalar da, artık bu da toplumsal, ekonomik, siyasal her açıdan sınırına dayanmaya başlamış durumda. Şu basit nedenle ki, artık üretkenliği (göreli artı-değeri) artıramaz hale gelmiş olarak, artı-değer üretimini (mutlak olarak) artırabilmenin sınırları vardır. Zaten otomotiv, beyaz eşya gibi sektörlere bakıldığında mevcut üretim kapasitelerinin çoktan sınırına dayanmış olduğu apaçık görülüyor.

Başka deyişle, kur, faiz, cari açık, ihracat ithalat vb vb krizin sadece gösterge ve tetikleyicileridir. Krizin asıl temelinde, toplumsal üretici güçlerin daha yüksek bir temelden geliştirilmesini engelleyen kapitalist üretim ilişkileri (küresel kapitalist işbölümü dahil) vardır.

Bu, birkaç yıldır ne kadar (mutlak artı-değer sömürüsü artışıyla) ötelenmişse, o kadar yığılmış bir basınç ve şiddetle açığa çıkmaya başlayan ve hükmünü yürüten krizin asıl temelidir: Üretimin büyük çaplı toplumsallaşma niteliğine karşılık kapitalist üretim ilişkileri çelişkisi.

Ve bu kaçınılmaz olarak üretici güçlerin bir kısmını yıkıma uğratacak! Burjuvazi ve kapitalist devleti ise, pili bitmiş (artık üretkenliği artıramaz hale gelmiş) sermayelerini kurtararak, tüm yıkımı -zaten yıkım içinde olan emeğe ve doğaya- işçi sınıfına maletmeye çalışıyor.

Ama kapitalizmin krizi, bununla içsel olarak bağlantılı bir diğer uzlaşmaz çelişkisini daha açığa çıkarır: Emek-sermaye, proletarya-burjuvazi çelişkisi.

Öyleyse bir ihtimal daha var: Emeğin yıkımının büyümesi yerine, kapitalist üretim tarzının yıkılması!

Kriz, kar topu gibi büyüyor. Seyri de sınıf mücadelesine bağlı olacak.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*