Anasayfa » DÜNYA » Krizi, Sokağın, Alanların Diliyle Çözmek

Krizi, Sokağın, Alanların Diliyle Çözmek

– Çalıştığınız fabrikanın ismi, kaç işçi çalışıyor, ne üretiliyor?

Fabrikanın adı “LOHR”. Teker üzerinde ve ray üzerinde gidebilen ağır taşıma araçları ile kitle taşıma araçları imal ediyor. Strazburg’a 20 km kadar mesafede, sanayi bölgesinde kurulmuş. Bugünkü rakamlara göre işçi ve bürolarda çalışanlarla birlikte 950 kişi çalışıyor.

-Krizin hangi etkileri oldu? Toplu işten çıkartmalar oldu mu? Başka hangi hak kayıplarına uğradınız?

Krizin çalıştığımız fabrikada etkisi başından bu yana oldukça sert oldu. Küresel kapitalizmin mali ve ekonomik krizi en çok otomobil sektöründe çalışan işçileri vurdu. LOHR otomobil üretmese de bu sektörle yoğun olarak iş yapan bir grup. Otomobil taşıyan uzun kamyon ve römork üretiminde uluslararası pazarda önemli bir yere sahip. 2008 sonlarında mali kriz patlak verip, bankalar iflas etmeye başlayınca siparişler tamamen durduğu gibi, daha önce verilen siparişlerin yarısından çoğu da iptal edildi. Ve bunlar bir iki ay kadar kısa bir zamanda gerçekleşti. Üretimde böylesine hızlı düşüşle birlikte ilk üç ayda 450’ye yakın kadrolu ve kadrosuz çalışan işçi çıkarımı yapıldı. Yine 200 işçi 2010’da ve 150 işçi de 2012′nin Ekim ayında işten çıkartıldı. Aynı süreçte, kalan işçiler haftanın sadece üç günü çalışarak “kismi işsiz” durumuna düştük. “Kısmi işsizlik” uygulaması eskisine göre daha az da olsa sürüyor. Işsizlik sigortası çalışmadığımız günlerin parasının %75’ini ödüyor. Daha önce ekip çalıştığımız için aldığımız %15 prim de kesildi. Iş ve işçi azaldığı için tek ekip olarak çalışmaya devam ettik. Çalışmadığımız günlerdeki kesintilerle birlikte maaş %20 kadar düştü.Dört yıldır suren kriz boyunca hayat %15 kadar pahalanırken, %1 gibi komik zamlar verildi.

-Hak kayıplarınızın yaşamınızdaki etkisi ne oluyor? Uzun yıllardır bu fabrikada çalışıyorsun. İşçi çıkartmalar oldu ve yeni işçi çıkarmalar da olabilir, bir işçi olarak böyle bir durumda seni, sizleri nasıl bir gelecek bekliyor? Daha önce işten çıkartılan işçiler bugün ne yapıyorlar?

Krizle birlikte yaşanan hak gaspları, zaten alım gücü sınırlı olan emekçileri genel olarak daha da yoksullaştırdı. Kapitalistler emekçilere sadece kendilerine çalışabilecekleri kadar bir yaşam standardı tanıyor ve ücretleri yükseltmek yerine; ev kredileri, araba kredileri ve daha bir çok tüketim kredileriyle emekçileri kendilerine borçlandırarak, onları adeta sistemin kölesi durumuna sokuyor. Krizden sonra harcamalar asgariye indi. Birçok arkadaş ev ve araba kredilerini ödeyemediği için ya banka el koydu, ya da kendileri müşteri bulup sattı. Bütün bir yılın yorgunluğunu atmak için tatile gidenlerin sayısı azaldı. İşten çıkarılan arkadaşların durumu tabii ki daha kötü. İşsizlik sigortası aylığını zaten düşük ödüyor. İşsizlik süresi uzadıkça aylıklar daha da azalıyor. 55 yaş altında olanlar için 2 yıl; 55 yaş üstünde olanlar için ise 3 yıl işsizlik parası alma süresi bittiğinde, çalışmayan, hiçbir geliri olmayan insanlara verilen bir yardım parasına bağlanıyor. Bu sadece açlıktan ölmesin diye insanlara verilen sosyal bir yardım. Bu yardımla yaşayanların sayısı 2 milyonun üzerinde. Yoksulluk sınırında yaşayanların ise 8 milyon olduğu belirtiliyor. İşsizlik rakamının resmi kurumlarca 3 milyon olduğu soyleniyor, ama kısmi işsizler ve işe hazırlama formasyonları bu rakama dahil değil. Durum böyle olunca dört yıldır işsizlik grafiğinin sürekli yükseldiği bir süreçte kadrolu iş bulmak nerdeyse mümkün değil. Eğer şansın yaver giderse “interim” denilen kısa süreli işçi çalıştıran ajanslarda iş bulabilirsin. Halen işini kaybetmeyen işçiler ise ne zaman sıranın kendilerine geleceği beklentisi ve korkusu içerisinde.

-Uğranılan hak kayıpları, işten atmalar karşısında işçilerin ve sendikaların tutumu, tepkisi ne oldu? İşçiler ve sendika delegeleri içerisinde ne gibi görüşler var?

Ekonomik kriz ilk belirtilerini gösterdiğinde, kapitalizmin periyodik krizlerinden biri olduğu, çok uzun sürmeyeceği gibi genel bir kanı vardı. Fakat zaman geçtikçe kriz daha da derinleşerek ve genişleyerek devam etti. Patron ilk önce kadrolu olmayan, “interim” denilen işçi simsarı ajanslar adına çalışan, yaklaşık 300 işçinin işine derhal son verdi. Bu işçiler kısa süreli kontratlarla ve sürekli yenilenerek çalıştırıldıkları için sendikalara üye olamıyorlar, olsalar bile toplu sözleşme zamlarından yararlanamıyorlar. Dolayısıyla kontratları gereği hiçbir iş güvenceleri yok. Atölye şefi “sen yarından itibaren işe gelme” dediği anda işi son bulmuştur. İnterimcilerden sonra sıra kadrolu işçilere gelince sendikalar ve işçiler, toplu çıkarmalara, hak gasplarina karşı dayanışma ve mücadeleyi tartışmaya başladı. Ne yazık ki sendikalar her zamanki gibi bu durumda da misyonlarını yerine getirmediler. Bu yılın Haziran ayına kadar ortak bir eylem kararı alınamadı. CGT’nin zorlamasıyla fabrikanın mali ve sipariş durumunun böyle bir toplu işten çıkarmayı gerektirip gerektirmediğini araştırmak üzere iş mahkemelerinden müfettiş getirtildi. Ancak müfettişin raporları her seferinde patrondan yana olunca, bundan işçiler olumsuz etkilendi. “İş az, para yok, bu durumda toplu işten çıkarmalar normal” gibi kaderci görüşler yaygınlık kazandı. Oysa müfettiş olayı işçi atmayı tamamlayan yasal bir kılıf. Patron zaten yasal mevzuat konusunda her türlü tedbiri önceden alıyor. Ama müfettişin gelmesi bize en azından bir ay kadar bir süre kazandırıyordu. Bu da mobilizasyon için yeterli bir zaman… Fakat sendikalar birlikte eylem kararı alamayınca CGT tek başına yeterli kitleyi eyleme çekemeyeceği kaygısıyla eylem çağrısı yapmadı. 2012′nin Mayıs ayında patronun “para olmadığından aylıklar bu ay ödenmeyecek ve 168 kisiyi kapsayan yeni bir toplu işçi çıkaracağız” açiklaması, bardağı taşıran son damla oldu. 9 Haziran’da üç sendikanın ortak kararıyla yaklaşık 500 işçinin katıldığı fabrikanın önünde başlayan protesto eylemi, otoban kesilip 20 km yüründükten sonra Strasburg’ ta Valilik binasının önünde son buldu.

-Gerçekleştirdiğiniz mobilizasyon etkili oldu mu, taşınan pankartlar, atılan sloganlar nelerdi? Eyleminize destek veren diğer fabrikalardan işçiler oldu mu?

Eyleme ulusal ve özellikle yerel başında geniş yer verildi. İşçilerin genel olarak tepkisi büyüktü; hem aylıklar verilmemiş, hem de yeniden toplu işten çıkarımına gidileceği açıklanmıştı. Sendikalarda işçilerin “gazının alınması” gerektiği konusunda hemfikir oldukları için, bölgesel düzeyde birçok işçi sendikasının yer aldığı “intersendikal”in insiyatifi ile bu mobilizasyon gerçekleşti. Daha önceki eylem durumlarının aksine bu eylemde patron da işçilerin katılımını engellemeye çalışmadı.Tam tersine iki sendikanın -FO ve CFDT ‘in- temsilcileri vasıtası ile eylemi kendi lehine çevirmeye çalıştı. Örneğin, televizyonda FO’nun temsilcisinin “biz buraya patrona destek olmak için toplandık” demecini duyduğumda adeta şok oldum. Buna karşın biz sloganlarımızı attık ve kartonlar üzerine ”tefecileri değil işçileri kurtarın”,”Toplu işten çıkarmalara hayır”,”para var, para bankaların, patronların kasasında” yazıldı. Birlik ve dayanışmayı vurgulayan sloganlar atıldı eylem boyunca. Eyleme bölgeden demokratik kitle örgütlerinden, bizimle aynı sorunları yaşayan General Motors işçilerinden de destek amaçlı katılanlar oldu.

-Fabrikada hangi sendikalar örgütlü? Sendikaların nitelikleri, işçiler üzerindeki etki gücü ne, eylemde hangi sendikaların işçileri yer aldı?

Fabrikada işçiler içinde örgütlü CGT, CFDT ve FO sendikası var. CFTC sendikası ise sadece bürolarda çalışanlar içinde örgütlü. CGT‘nin kuruluşu 1895’lere kadar uzanıyor. Daha sonra CGT’ye karşı sermayenin manüpülasyonlarıyla Hıristiyan İşçileri Sendikası Kofederasyonu kurulmuş. Ama CGT kurulduğundan bu yana Fransa’da en güçlü ve sınıf sendikacılığını esas almış bir sendika. Kazanılan ekonomik demokratik tüm hakların altında imzası var. CFDT, FO ve birçok küçük sendikanın hemen hepsi CGT’den kopma, daha çok reformcu ve klasik sarı sendika konumundalar. CGT’ye Fransız Komunist Partisi, ikinci büyük sendika CFDT‘ye ise Sosyalist Parti yakın. FO tipik bir sarı sendika çizgisinde olmasına karşın içinde Troçkistlerin çalıştığı, bazı yönetim kademelerinde de adamları olduğu biliniyor. Ben 1996′da bu işyerine girdiğimde CGT yoktu. Bir kaç CGT‘yi kurma girişimi bizzat patron, fabrika yönetimi tarafından bastırılmıştı. Varolan iki sendika ise tamamen patronun güdümündeydi. Bizim CGT’yi bu fabrikada kurmamız 2004′de gerçekleşti. Sendikalara verilen oy tabanında ideolojik veya sınıf bilinçli bir seçim çok az. İşçiler daha çok güvendikleri ya da güven veren delegelere oy veriyorlar. Işçiler içinde önemli bir kesim de işten atılma korkusuyla, patronun desteklediği veya onlarla iyi ilişkiler içinde olan sendikalara oy veriyor veya üye oluyor. Böylelikle patron tarafından sendikal faliyetler yüzünden başına bir şey gelmeyeceği düşüncesiyle sözde kendini güvenceye alıyorlar! Eylem esnasında birkaç CGT taraftarının bile kafalarına CFDT kasketi takmasını da ben bu korkuya yorumluyorum. Her şeye karşın şunu söyleyebiliriz; CGT biraz DİSK gibi, yönetimlerini, sınıf sendikacılığı anlayışlarını beğenmeseniz de sınıfın ilerici, devrimci kesimi bu sendikanin bünyesinde güçlerini birleştiriyorlar. Ama grevlere, direnişlere sendikalı olmayan, hiç bir ideolojik görüşü olmayan kesimlerden de önemli sayıda katılımlar oldu.

-Eyleminiz nasıl değerlendirildi, halk tarafından nasıl karşılandı? Basının eyleminizi veriş şekli ne oldu? Basının bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eylemin genel olarak halk tarafından sempatiyle karşılandığını düşünüyorum. Çünkü Fransa’da ve Avrupa’nın tümünde krizden etkilenmeyen kesim yok gibi! Basına gelince, burjuva basının nasıl eylemin içini boşaltmaya çalıştığını, istediği yönünü gösterip istemediği yönünü karartmaya çalıştığına bu eylemde tanık oldum. Örneğin, FO ve CFDT temsilcilerinin patronu aklayan konuşmalarına genişçe yer verirken, benimle ve birçok CGT’li arkadaşla yapılan, patronu ve sistemi eleştiren röportajlar yayınlanmadı. Fabrikanın patronu orjiner olarak Alsace’in yerlisi olduğu için yerel basınla ilişkileri iyi.

-İşten atmalara karşı işçilerin hangi yasal hakları bulunuyor?

Chirac ve Sarkozy dönemlerinde işçi atılmalarının kolaylaştırılması için bir çok yasa teklifi getirildi. Ama her seferinde sendikalar önderliğinde yapılan büyük kitlesel eylemler karşısında, yasa teklifleri askıya alınmak zorunda kaldı. Sermaye için bu ekonomik kriz, bugüne kadar gerçekleştiremediği toplu işten çıkarmalar için iyi bir fırsat oldu. Ekonomik nedenlerle yapılan toplu işten çıkarmalarda müfettiş de yasalara uygun diye onaylarsa hukuki süreç tamamlanmış oluyor. Yalnız patron işçi çıkarırken de belli kriterlere uymak zorunda.Yani, “şu CGT’li işçileri listenin başına koyun” diyemiyor. İşçiler arasında ayrımcılık yapılmaması için öngörülen kriterlere göre işten çıkarmalar yapılıyor. Kriter olarak şunlar öngörülüyor; kıdem durumu, bakmak zorunda olduğu çocuk sayısı, yaşı ve son 3 yılda atölye şefinin verdiği yıllık not ortalamaları. Bu kriterler dikkate alınınca öncelikle gençler en büyük zararı gören kesim oluyor. Yine kıdem tazminatı konusunda yasa sabit bir miktar belirlememiş ama yıllık en az 400 euro diye bir şart koşmuş. Bunun üzerine sendikaların veya işçinin fabrika yönetimiyle yapacağı pazarlıkla belirlenmiş oluyor. Diğer yandan atıldıktan hemen sonra işsizlik sigortası devreye giriyor. Yine işten çıkarılanlar eğer kendine bir iş kurmak isterse 12 bin euro yardım yapılıyor. Ayrıca meslek değiştirmek için paralı formasyon gibi haklar da mevcut.

-Kapitalist işçilere krizi nasıl açıklıyor? Kapitalistin krizle ilgili açıklamaları işçiler üzerinde etkili oluyor mu?

Kriz ilk başladığında patron tüm işçileri toplayarak bir konusma yapmıştı. Konuşmasının genel içeriği hatırladığım kadarıyla, ”krizin kendi iradelerinin dışında geliştiği, işçi çıkarmak istemediği, ama koşulların kendilerini zorladığı, bunu asgari düzeyde tutmak için elinden geleni yapacağı” idi. Orada bulunan işçilerin büyük çoğunluğunun bu konuşmadan etkilendiği daha sonra kendi aramızdaki konuşmalardan anlaşılıyordu. “Genel bir kriz var, yeni comandlar-siparişler- gelmedikçe patronun işçi azaltmaya gitmesi kaçınılmaz” görüşü yaygındı.

-Bu süreç aşıldı mı? İşçiler içerisinde ekonomik krizle ilgili ne gibi düşünceler var? Krizden önceki dönemdeki görüş ve düşünceleriyle krizden sonraki görüş ve düşünceleri arasında bir farklılık bulunuyor mu? Bugünkü durum ve gelecekle ilgli düşünceleri neler?

Dört yıl aradan sonra bu süreç kısmen aşıldı. Krizin derinleşerek devam etmesi işçiler tarafından sistemin sorgulanmasına yol açtı. Kapitalizmin serbest rekabet ve serbest pazar esası üzerine kurulu neoliberal politikalarının, kapitalistlerin aşırı kar hırsının ekonomik ve mali krizleri yarattığı gerçeği, geniş emekçi yığınlar tarafından kabul görmeye başladı. Krizin ABD ve AB ülkelerinde güçlü bir şekilde hissedilmesinin özgül nedenlerinin başında da “delokalization”, yani üretimin ucuz işgücü olan ülkelere kaydırılması var. İşçiler bunu daha somut görüyor,yaşıyor. Örneğin, bizim çalıştığımız LOHR fabrikası son 10 yılda Güney Afrika, Çin, Hindistan, Tükiye ve Sırbistan’da ve başka birçok yerde aynı işi yapan fabrikalar kurdu. Daha önce bu ülkelerden çok sayıda siparişler geliyordu ve fabrikada 3 ekip tam kapasite çalışıyordu. Patron sadece üretimi oralara kaydırmakla kalmadı, bizim çalıştığımız fabrikada kazandığı parayı da bu ülkelere yatırmış oldu. Bankalara olan 96 milyon euro borç da bu marifetlerinin sonucu. Müfettişe gösterilen defterler ise sadece bizim çalıştığımız fabrikaya ait. CGT diğer fabrikalardaki gelirlerinin de incelenmesini istedi. CFDT ve FO da isteseydi yeniden mahkemeye gidip son 150 işçinin çıkarımını tamamen engellemeseydik bile mahkemenin kararına kadar uzatmış olacak, zaman kazanacaktık. Ancak CFDT ve FO buna yanaşmadı.

-İşçiler içerisinde krizin bedelini ödememek için birlikte mücadele düşüncesi mi baskın, yoksa krizin kişisel olarak kendilerini çok etkilememesinin yollarını mı arıyorlar?

Elbette ki birlikte mücadele düşüncesi, sınıf bilincini almış her işçinin ilk sınıf bilinci kıvılcımlarından biridir. Bu bilincin işçilerin %80’inde olduğunu düşünüyorum. Ama bu bilinci örgütleyecek ve eyleme geçirecek bir örgütlü ortam olabildiğinde. Olmadığında bu düşünce işçilerde atıl bir konumda kalıyor, öne çıkmıyor. Örneğin CGT, ilk kriz döneminde “kapitalistlerin krizinin bedelini ödemeyeceğiz” sloganını öne çıkardı. Ama buna uygun bir duruşu ne ulusal düzeyde ne de yerel düzeyde ortaya koyamadı. Bu durumda direnişçi işçi bireylerin, örgütsüz yığınların kendiliğinden çok ileri mücadeleler koyması beklenemez, beklenmemeli de..

-Bu süreçte CGT’nin tutumu nasıl oldu? Eylem önerilerini nasıl karşılıyor? Krize karşı bir mücadele proğramı var mı?

İşçi sendikalarının ve genel olarak işçi sınıfının ekonomik ve siyasi örgütlerinin, kapitalizmin ekonomik krizine karşı bir programsızlık krizi yaşadıklarıni söyleyebiliriz. Ne CGT ne de diğerlerinin özel olarak mevcut ekonomik ve mali krizin faturasını emekçilere ödetmemek için bir mücadele programları yok. Her zamanki rutin faaliyetleri içinde hareket ediyorlar. Krizi “sokağın, alanların diliyle çözme” ya da “kapitalizmin krizini devrimci krize” dönüştürme yerine, parlamenter sisteme bel bağlayan ve oradan gerçekleşecek bazı reformları temel alan bir anlayışın doğal bir sonucu bugünkü programsızlık. Geçen cumhurbaşkanı seçimi ve parlamento seçimlerinde SP‘ye bu yönlü önemli bir destek gerçekleşti. Ne var ki SP’nin “sosyal liberal” programıyla sınıfın beklentilerini karşılaması mümkün değil.

– Ekonomik krizi siz nasıl değerlendiriyorsunuz, bu krizin sorumlusu kimdir?

Ekonomik kriz kapitalist, emperyalist sistemin ne ilk krizi ne de sonuncusu olacak. Yalnız bu son krizin bu denli büyük olmasının dönemsel, özgül nedenleri de var. AB’nin 199O yılı başında Lizbon’da aldığı, ”AB’yi 2000’li yıllarda dünyanın en büyük ekonomik gücü yapma“ kararları, AB‘yi ABD tipi ekonomik politikalara yönlendirdi. Serbest pazar, serbest rekabetin önünü sonuna kadar açan neoliberal politikalar, özelleştirmeler, üretimi ucuz işgücü olan ülkelere kaydırma bu süreçte hız kazandı. İşçilerin mücadele ile kazandıkları demokratik ve sosyal kazanımlar budanmaya başlandı. İşçi ücretlerini artırmak yerine rekabeti de körükleyen “çok çalış, çok kazan” gibi uygulamaların önü açıldı.

Kapitalistler arası rekabetin en şiddetlisi otomotiv sektöründe yaşandı. Kapitalizm hizla küreselleşip üretim ve sermaye belli merkezlerde yoğunlaşırken geniş emekçi yığınlar daha da yoksullaştılar, alım gücü iyice düştü. Tüm bunlar ekonomik krizi tetikledi. Neoliberalizmin uluslararası büyük sermayeye tanıdığı “bırakınız yapsınlar” sınırsız özgürlüğü ekonomik sistemi işlemez duruma getirdi. Bunu basit bir örnekle açıklayacak olursak; trafik kurallarını iptal edin, sürücülere serbest hareket etme hakkı tanıyın, kısa zamanda trafik tıkanacak ve işlemez duruma gelecektir.Bugunkü kriz, uygulanan neoliberal politikaların kaçınılmaz bir sonucudur. Ne var ki bu krizin faturası, toplu işten çıkarmalarla, kemer sıkma politikalarıyla, bu krizde hiç bir sorumluluğu olmayan emekçilere ödettiriliyor.

-Kriz devam ediyor ve burjuva ekonomistler dahi krizin ne zaman sona ereceğine ilişkin bir öngörüde bulunamıyorlar. Bu durumda hak kayıplarını, işten atılmaları önlemek, krizin faturasını ödememek için nasıl bir mücadele yürütülmeli? Otomotivde bir genel grev ve uluslararası bir direniş örgütlenebilir mi?

Kriz devam ettikçe işçi ve emekçi yığınlarının eylemliliği de kaçınılmaz olarak genişleyerek artacaktır. Bu mücadele biçimleri büyük olasılıkla Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz’de gerçekleştirilen grev ve kitlesel protestolara benzer şekilde gelişebilir. Genel bir grev otomobil sektöründe sendikalar isterse gerçekleştirebilir. Ama görünen o ki onlar hala olayı lokal düzeyde ele alıyor, buna göre davranıyorlar. Bugünkü kriz karşısında bazı sektörlerde, bazı fabrikalarda ekonomik istemlerle veya işçilerin atılmalarına karşı yapılacak grev ve direnişler yetersiz, sonuç alıcı değil. Yunanistan ve İspanya’da ve diğer ulkelerde gelişen siyasi genel grevler, direnişler eşgüdümlü olarak tüm Avrupa’da ne kadar yaygınlaşırsa o kadar sonuç alıcı olacağını düşünüyorum.

– Krizi finansal sermayeye, sadece bankalara bağlayarak açıklayan görüşlerle birlikte ‘yeniden sanayileşme’ çağrıları yapılıyor. CGT de bu kampanyanın içerisinde. Komünist Parti ve Sosyalist Parti’nin sosyal reformist nitelikleri ve SP’nin hükümette olmasıyla birlikte düşünüldüğünde onlardan gelecek direnişi, içeriden zayıflatma ve etkisizleştirme girişimlerine karşı ne gibi önlemler alınabilir?

Krizden sonra Fransa’da Sarkozy yönetimi diğer bir çok krizden etkilenen ülkeler gibi bazı ekonomik önlem paketleri hazırladı. Bu paketlerde özet olarak ,yeniden kemer sıkmayla yapılacak tasarrufların yanısıra, iflas etme konumuna gelmiş bankaları kurtarma adına, bu bankalara hazineden büyük miktarda paralar aktarıldı. Bankalar ise mevcut ekonomik durumu riskli gördüğü için finansman zorluğu çeken sanayiciye kredi vermedi. Bu da zor durumda olan fabrikaların içinde bulunduğu krizi derinleştirdi. Onlar da çözümü toplu işten çıkarmalarda buldular. Fransız solu bu konuda Sarkozy hükümetine çok yüklendi. Bence burada bir yanlışlık yoktu. Fakat alternatif olarak çözümün yine kapitalizm içinde aranması yanlış. Fransız solu kendi içinde oldukça renkli. Partiler içinde farklı görüşler oldukça fazla. Fransız Komünist Partisi şu anda halen 1998’lerde SP‘nin Jospin Hükümetine katılmanın bedelini ödüyor… Ve şimdi parti tabanı bu hükümete katılmayı mahkum ediyor… 20O7′den sonra kurulan ve 7 sosyalist ve komünist partiden oluşan «Sol Cephe» kurulduktan sonra FKP Sosyalist Parti’nin etkisinden çıkarak daha sınıfa dönük, emekten yana, emek merkezli bir politikayı dillendirmeye başladı. Tabii ki SP’nin hükümette olması, verdiği sözleri yerine getirmesi konusunda geniş emekçi kesimler tarafından bir beklenti var. Fakat bu hiçbir zaman sonsuza kadar olmaz. Bence SP’nin başarısız politikaları karşısında en büyük tehlike Fransa’da aşırı sağın yeniden yükselişe geçmesi… Çünkü FN , SP hükümetinin başarısızlıklarını bir bütün olarak sola mal ederek bilinçsiz işçi ve emekçileri yanına çekebilir. Örneğin çalıştığım işyerinde birçok işçi arkadaşımın FN’e oy verdiğini öğrendiğimde oldukça şaşırdım. Irkçı olmayan önemli bir işçi kitlesinin faşist demogojilerden etkilenerek FN‘e oy verdiğine tanık oldum. Sahte «sol»un iktidarda olduğu bir süreçde, gerçek solun ne olduğunu gostererek, SP’nin sosyal liberal politikalarını teşhir ederek emek cephesinden devrimci mücadeleyi yükseltmek, devrimci sosyalistlerin oluşturdugu «Sol Cephe» ye düşüyor. En azından benim onlardan beklentim bu yönde.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*