Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Kotlar beyazlıyor, hayatlar kararıyor!

Kotlar beyazlıyor, hayatlar kararıyor!

44 işçiyi öldüren, binlercesini ise Silikozis hastalığının pençesinde ölüme yatıran kot taşlamada kullanılan maddeler, Sağlık Bakanlığı genelgesiyle yasaklandı. Kot taşlama-kumlamada yaşanan işçi ölümlerine karşı mücadelenin toplumsallaşması, Çalışma ve Sağlık Bakanlıklarını harekete geçmek zorunda bıraktı.

Sonuç alıcı mücadele
Sermayenin işçi sınıfı üzerindeki sömürüsünün artması, çalışma koşullarının esnekleştirilmesi ve sağlığın özelleştirilmesi hedeflerinden başka birşeyi umursamayan bakanlıkların, çok uzun bir süre kot taşlamada yaşanan iş cinayetlerini görmezden gelmelerine karşın, iş cinayetlerinin süreklileşerek artması ve bunlara karşı mücadelenin gelişmesiyle hedef tahtasına çakıldıklarından, bir an için asıl gündemlerinin dışına çıkmak zorunda kaldılar. Çalışma Bakanlığı, kot taşlama işyerlerinde lütfen denetime başlarken; Sağlık Bakanlığı da, kot taşlama-kumlamada kullanılan silis tozu, silika kristalleri içeren maddeleri yasaklayan bir genelge yayınladı.Genelgede, daha önce kot taşlama-kumlamada çalışan işçilerin sağlık kuruluşlarına başvurması da istendi.

Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi, yasaklamanın mücadelenin somut bir kazanımı olduğunu; ancak bunun yeterli olmadığını ve kaçak kot taşlama-kumlama işyerlerinin acilen tespit edilip, kapatılmasını; Çalışma Bakanlığı’nın kayıt dışı çalıştırılmış binlerce kot taşlama işçisinin geriye dönük sosyal güvenlik haklarının sağlanmasını istedi.

Katiller: Mavi Jeans, Collezione, Levis, Lee, Little Big, Diesel, Adil Işık, Loft, Colins
Kot taşlama işçileri, iş cinayetlerine karşı mücadelelerinde hedefe, sadece çalıştıkları taşeron şirketleri değil; aynı zamanda, kot taşlamayı taşeron şirketlere veren jean tekellerini de çakarak, temel bir adım atmışlardı. Örneğin, İstanbul-Nişantaşı’ndaki Mavi Jeans önünde toplanarak hesap sormuşlardı:
Onlar ölene kadar çalışmamızı, onlar için çılgınca çalışmamızı, yarattıkları zülmü görmeden, duymadan, bilmeden sahtekarca yaşamamızı istiyorlar. Onlar ‘para, para, para’ istiyorlar.
Bu şirketlerden biri de sizsiniz. Çünkü sizin insanlık dışı koşullarda ürettirdiğiniz kotlarınız bu güne kadar 44 insanı öldürdü ve binlerce insanı hasta etti. Çünkü sizler; başka ülkelerde yasaklanmış taşlama, kumlama işini burada imajınız zedelenmesin diye taşeron şirketlere yaptırıyorsunuz. Doğrudan öldürüyorsunuz. Bu işten sıyrılmanın yolunu ise bulmuşsunuz, medyayı kullanarak yalanlarınızla, yüzsüzlüğünüzle çıkıp açıklamalar yapmaya da utanmıyorsunuz. Çalışma bakanlığı “bu iş artık yasak” dedi. Zaten yasak olanı vicdansızca yaptırmaya devam eden, izbe bodrum katlarında insanların hayatlarını karartmaya devam eden siz değil miydiniz? Bu insanlar bir bir ölürken yasak olduğunu bile bile seyredenler ve göz yumanlar devletin yetkilileri değil miydi? Şimdi memleketinde ölmeyi bekleyen insanlar ve onların eşleri, çocukları için yasaklarınız hiç bir işe yaramayacak. Biz sizi tanıyoruz, onlar sizi tanıyorlar. Tek nedeniniz var; ‘daha fazla kar’, tek çözümünüz ise ‘öldürmek’. Burası İstanbulsa Mavi jeans siz de katilsiniz.
Bugün burada ölüm saçan kotlarınızı size fırlatmaya geldik. Siz daha çok kazanasınız servetinize servet katasınız diye insanları öldürmenize göz yummayacağız, imaj uğruna beyazlattığınız kotlarınızı giymeyeceğiz, almayacağız!

Hesap sorma zamanı
Bizler kot işçileriyiz.
Göz gözü görmeyen merdiven altı atölyelerde bir mesaide 2 bin kot kumlayanlarız.
Sosyal güvencesi olmadan sağlıksız koşullarda çalıştığımız için ölüme terk edilen insanlarız.
Yüz metre yürüdüğümüzde ve iki merdiven çıktığımızda soluğumuz kesiliyor, ciğerlerimiz kumla dolduğu için başka işlerde de çalışamıyoruz.
Bizler silikozis hastası kot işçileriyiz.
Neden bu haldeyiz?
Mavi Jeans, Collezione, Levis, Lee, Little Big, Diesel, Adil Işık, Loft, Colins
İşte bu katil şirketler, bedenlerimizi çürütüyor, hayatlarımızı karartıyor.
Birileri fazla kazansın diye biz açlığa, sefalete, ölüme itilirken, bizleri bu duruma sürükleyenler ellerini kollarını sallayarak geziniyorlar.
Merteks gibiler yoksul mahallelerde kurdukları bir çoğu kaçak, sayısız ölüm atölyeleriyle öldürmeye devam ediyor.
Hemde göz göre göre!
Neden buradayız?
Bu şirketlerden biri olan Mavi Jeans, kanlı pazardaki payını her geçen gün daha da büyütüyor.
Artık kot kumlama işini “lazer sistemiyle yapıyoruz” dediler!
Şimdi soruyoruz; 2 yıl öncesinde kot kumlama işini ne ile yapıyordunuz?
10 yılı aşan bu sürede kot kumlama işçiliği yaptırmadıklarından bahsettiler!
Pekala Mavi Jeans’in bu işi merdiven altı kaçak atölyelerde yaptırdığını da biliyoruz..
Avrupa’da yasaklandığını bile bile bizlere bu işi yaptırdıklarını da biliyoruz.
Şimdi kimlere, neyin vicdanını satıyorlar?
Bugün Bingöl’de, Muş’ta köylerinde ölümü bekleyen, askerde çürük aldığı için evlerine gönderilen 20 yaşındaki gençlerin raporlarında sizlerin, patronlarınızın ve ihracatımız fazla diyenlerin imzaları var.
Bizler kot işçileri olarak bu katillere “cinayet” davaları açtık!
Türkiye’nin bir çok ilinde taşlanmış kot satan markalara karşı Boykot başlattık.
Bu işin içinden sıyrılmanın bu kadar kolay olmadığını da konuyu duyan, vicdanı sızlayan insanların dayanışmasıyla beraberce göstermiş olduk.
Fakat tüm bu yaşananlara kulaklarını tıkayan patronlara ve umursamadan öldürmeye devam eden bu şirketlere karşı hiçbir şey yapılmazken bizlerin sorunlarının çözülmesine yönelikse, bir adım bile atılmadı.
Peki ne mi istiyoruz?
Bu ölüm atölyelerinin bir an önce tespit edilip kapatılmasını,
Bu işte çalışan ve bu işten mağdur olan tüm arkadaşlarımızın ayrıntılı sağlık taramasından geçirilmesini,
Gerekli tedavilerinin yapılmasını,
Sigortasız çalışanların hizmet tespitinin yapılarak bütün sosyal güvenlik haklarının verilmesini,
İş göremezlik raporu verilerek maluliyet sigortasından yararlandırılmasını,
Ve göz göre göre bu katliamı yapan ve yaptıranlara bunun hesabının ödettirilmesini istiyoruz.
Artık hesap sorma zamanı, insan hayatını hiçe sayan bu sisteme ve ölüm saçan şirketlerine dur deme zamanı.

‘Zamansız ölüm’e mektuplar-2
Silikozis hastalığına yakalanmış kot taşlama işçilerinden Abdullahim Demir’in mektubu:

“Sizler ölümü beklemek nedir bilir misiniz? Size doktorlar hastalığınızın tedavisi yok, birkaç yıl içinde öleceksiniz demiş midir? Sizler çocuğunuzun gözlerinin içine bakıp onun büyümesine şahitlik edemeyeceğinizi hiç düşündünüz mü? Sizler sırf başkalarına yük olmamak için hemen ölmeyi düşündünüz mü? İşte biz bütün bunları düşünüyoruz. Çünkü ölmeyi kurtuluş olarak görüyoruz. Yaşayışımızı başkalarına yük, kendimizi dışlanmış hissediyoruz. Yani atılmış yavrular olduğumuzun kanısına varmışız. Başka yavruların yaşaması için bizim ölmemiz gereklidir.

Bizlere meslek hastalıkları hastanelerinden ‘bu bir meslek hastalığıdır’ diye rapor verilmiş. Yani bu demektir ki, bu insanlar Çalışma Bakanlığı’nın denetiminde görülen işyerlerinde hastalanmışlar. Raporlarımız Çalışma Bakanlığı’na gönderilmiş. Kimimizin 1 yıl, kimimizin 2 yıl önce gönderilmiş ki bizlere sağlık hizmeti verilsin, meslek maaşı bağlansın. Ondan da bir haber yok. Hani demiştik ya atılmış yavrularız. Atılmış bir yavruya kim niye cevap versin, hani cevap verse asıl yavrular yani yuvada kalanlar demeyecekler mi “aman efendim onları atıp bizi tercih etmiştiniz. Bizler asıl evlatlarız, onlar geçicidir. Onlardan çok var, başkaları gelir yerine…”

Nitekim cevap vermeden asıl evlatlar çıkıp “biz bu işi iki yıldır lazerle yapıyoruz. Hiçbir alakamız yok”, dediler. Herhalde efendilerimiz gibi medyamız da bizi atılmış yavrular olarak kabul etmişler. 20 yıllık bir firmanın 2 yılıyla yetinip örnek tesis diye haberini yaptılar. Yani 18 yıllık bir sorum(suz)luluğu görmezden geldiler. Oysaki en büyük suçlulardan biridir onlar. Çünkü 100 tane kumlama atölyesi açacak güçleri varken açmadılar. Taşeron kulandılar. Yani bu işin bilincindeydiler, binlerce kişinin zarar göreceğini biliyorlardı. O yüzden taşeron kullandılar. Taşeronlarda bunu bir fırsat olarak gördüler. Çoğu taşeronlar bu büyük firmalar tarafından kullanıldıklarını anlamadılar. Çünkü yıllarca aynı işte kendileri de çalışmışlardı.

Artık bu ülkede bu iş öğrenilmiştir. Şimdi daha ekonomisi düşük Asya ülkelerine taşınıyorlar. Yani oradaki Erhan’lar, Beytullah’lar, Abdulhalim’ler ölüm görevini devir alacaklar. Belki de “efendilerimiz” ölüm takdiri ilahidir gözüyle bakıyorlardır. Bizi görmeyişleri bu sebeptendir. Bizler de Allah’ın takdirine inanıyoruz. Ölümün herkes için var olduğunu biliyoruz. Yüreğimizi kanatan ise ölümümüzün zamansız oluşudur. Yirmili otuzlu yaşlarda bir hiç uğruna ölmek kader olmazsa gerek: İnsanlar birileri tarafından vurulduğunda vuranlar suçlu sıfatıyla, ölüme sebep olmaktan dolayı cezalandırılırlar. Bir deprem esnasında eğer yapılar da can kaybı olunmuşsa o yapıyı yapanların kusuru araştırılır. Eğer kusurluysa cezalandırılır. Bizlerin ölümünde de bütün bu kusurlar gibi, kusurlar ortadadır. Avrupa da insan gücüyle yapılması yasak olan kot kumlama işine ülkemizde izin veriliyor. Bütün bu ölümlere sebep olan çalışma sistemine göz yumuluyor. Tedbiri alınabilirken işverenler masraftan kaçıp ölüme sebep olmuşlar. Denetleme mercilerimiz buna göz yumduğu, görmezden geldiği için suçludur. Şimdi bu diğer bütün ölümlerin suçlarına ceza verildiği gibi bu ölümün de suçlularına ceza verilmelidir. Bu ölümü bekleyen mağdurlara sahip çıkılmalıdır. Bizler tedavisi olmayan bir hastalığın pençesindeyiz.
Belki ölümümüzü engeleyemezsiniz ama ölürken gönlümüzün rahat olmasına, gözümüzün arkada kalmamasına, kırılmış olan kalbimizin onarılmasına sebep olabilirsiniz.”

Kapitalizm ve devleti işçilere ölüm saçmaya devam ediyor
Kot taşlama işçilerinin mücadelesi ile bu sanayide kullanılan bazı ölümcül maddelere dönük göstermelik bir önlem alan aynı Çalışma Bakanlığı, aynı katil tekstil patronlarının isteği üzerine 7 Mart’ta yaptığı bir yönetmelik değişikliği ile 42 işkolunu “ağır ve tehlikeli işler” kapsamından çıkardı, bu işlerde 16 yaşından küçük çocukların çalışmasını serbest bıraktı!

Emeğin korunması mücadelesi, patronların anladığı dilden konuşarak yükselecek.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*