“…
Uyuyamayacaksınız
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku girmez ki
Uyuyamayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksınız.”

Melih Cevdet Anday

Komünist devrimciliğimizin temel mottosu her tarafı kana ve sömürüye, acı ve göz yaşına kesmiş memleketin ve dünyanın bir sömürgen çılgınlığına boğulmuş kesif, gri, dumanlı havasını dağıtmak, parlak güneşli bir günü yeniden yaratmak değil midir? Her şey ne kadar da basit ve açıktır aslında. Şöyle bir dakikalığına durup önyargısız bakmak bile kafidir. Sermaye ilişkilerinin yarattığı asalak, acımasız, ölgün bir toplumsallık içerisinde bu gidişat nereyedir böyle? Dokunduğu yeri çürüten, bireyden sınıfa oradan tüm topluma yetmezmiş gibi doğaya yayılan bu kapitalist zehirli, kirli, kesif havanın içinde bir “sis çanı gibi” emekçi insanlığı uyarmaya çalışmak, başka-insanca bir toplumsallığın çanını çalmak acil bir ihtiyaç değil midir? Evet öyledir ve bu ihtiyaç biz devrimcilerin nabız atışlarıyla giderilmelidir. Ahlaki ve insani olarak ayağa kalkıp kendi bilincimize de varmamızı sağlayan bu mücadele her zaman o kadar da kolay değildir. Sınıf düşmanının acımasız, sömürgeci karakterine karşı bir savaşımı ve onun sonuçlarını da göze almayı gerektirir. Devrim tarihimizin her bir anı bu savaşım ve onun sonuçlarıyla, bugün gururla andığımız örneklerle doludur. Evet, ağır bedelleri göze almayı gerektirir, gözaltılar işkenceler, işkenceler, hapishaneler, bekler seni belki; belki hiç hesapta olmayan hedefsiz bir kurşun! Bazen çok daha keskinleşir, yanı başında bir bomba patlar. Kalırsın enkaz altında. Karanlığın adamlarının yüzüne haykırdığın sloganın hançerinde yarım kalır belki. O son anında son bir gayretle yıldızlara bakmak için başını gökyüzüne çevirmek istersin muhakkak, binlerce yıl önce ölmüş yıldızlardan gelen ışıklarla yoldaşlarına bir selam iletmek belki. Enkaz parçaları düşerken üstüne yumruğunu sıkmak istersin… burada bir komünist nefer vardı ve son anına kadar savaştı, teslim olmadı karanlığa demek için…

Evet, burada, Kobané’ de, enkaz altında bir “Komünist Nefer” vardı ve son anına kadar savaştı, teslim olmadı karanlığa. Son nefesini verirken içi görevini yapmış olmanın huzuruyla doluydu. Coşkun bir yaşam bırakmıştı geride. Mirası o sıkılı yumruğunun eklemlerinde, nasırlarında birikmişti. Devrimci yaşamı ve mirasının yaşatılacağını, hançeresinde sönmüş sloganın dalga dalga işçi sınıfı ve emekçilerde, komünist devrimci yoldaşlarının dilinde er geç çoğalıp yayılacağını en çok kendisinden biliyordu. Bu yolu önceden yürüyenlerin bıraktığı izleri takip etmişti çünkü kendisi de.

Emperyalist kapitalizmin, sömürü ve baskı politikalarının bir sonucu olarak insanlığın başına bela edilmiş IŞİD çetesinin Kobané’ ye saldırısı karşısında enternasyonal komünist kimliğinin baskısını her geçen gün daha fazla hisseden, devrimci bir onur savaşıyla Stalingrad’a çevrilen Kobané’ nin çağrısını daha fazla geciktiremeyeceğini anlayan yoldaşım Erkan Altun tüm hesapsızlığıyla yönünü Kobané’ ye çevirmişti. Devrimci savaşım tutkusu emperyalist kapitalizm ve onun tüm türevlerine karşı öfkeyle dolmasını sağlamıştı. Bu öfke ezenle ezilen arasında bir savaş arenasına dönmüş Kobané’ de Kürt halkının mücadelesine destek olmak için ön siperlere, çarpışmanın en yoğun olduğu yere gitme isteğini kamçılamıştır mutlaka. Bizim tanıdığımız Erkan yoldaş böyle yapardı çünkü. Acımasız, şiddetli bir savaşın içinde tüm gücüyle savaşmıştır. Belki bir top mermisinin, belki bomba yüklü bir aracın infilak etmesi sonucu siper aldığı binanın yıkılmasıyla can verdi yoldaşım. Şimdi onun anıları savaşım bayrağına nakşedildi ve irade ve inancımızı kamçılayan bir güç oldu bizlere. Durmak yok, acının ve savaşın içinden güzel günleri yaratmak, çocukların kırmızı elmalar gibi gülmesini sağlamak için daha fazla devrimci cüret, azim ve kararlılık… Ötesi yok, düşüyor insanlarımız çünkü…

Erkan’ la hapishanede yoldaş mektupları aracılığıyla tanışmıştık. 19 Aralık 2000 katliamını protesto için yapılan bir silahlı eylemin ardından tutuklanmış ve Tekirdağ F tipine konulmuştu. Tutuklanma süreci devrimci kararlılık ve bağlılığını bilmekten öte bir anlama sahip olmadı hiç. Birkaç ay sonra Ölüm Orucu ekibinin gönüllülerinden biri oldu. Tarihimizin en uzun süreli Ölüm Orucu direnişçilerinden biri olarak 300 küsur günlük bir direniş süreci yaşadı. 2002 Mayıs’ ında ölüm orucu direnişinden fiili direniş sürecine geçilmesiyle birlikte ölüm orucu sona ermişti. O direniş süreci içinde de sonrasında da o sade tavrını, komünist nefer tavrını hiç bozmadı. Direnişin yüklediği sorumlulukları olduğu gibi yüklendi ve hiç yüksünmedi.

10 yıllık tutukluluk sınırlaması nedeniyle tahliye olduğunda da çokları gibi kendini kenara çekmeyeceğinden emindim şaşırtmadı beni. Devrimci, örgütlü mücadelesini kesintisiz sürdürdü. Hep daha fazlasını verme, katma çabası onu Kobané’ ye sürüklemiş olmalı. Kobané’ de yanan ateşin çağrısı karşısında devrimci yazgısına doğru koştu, Erkan. Ve ateşi kucakladı!.. orada neyle karşılaşacağını gayet iyi biliyordu. Tam da ona göre bir çıkıştı bu. Son eylemiyle de şaşırtmadı beni.

Sonsuzluğa uğurladığımız yoldaşlarımız hakkında övgü dolu satırlara, yüceltmeye dönük sözlere ihtiyacımız yok. Erkan yoldaşında böyle şeylere… bir sıra neferinin sadeliğinde yaşadı ve öldü! Kobané’ de bir savaşçı olarak kendine seçtiği “Komünist Nefer” ismi tüm duruşunu, devrimci tarihini özetliyor aslında, fazla söze gerek bırakmıyor. Mücadele kararlılığı ve gülen-huzurlu yüzüyle hep omuz başımızda olacak o. Devrimci anı ve idealleri yol gösterenimiz olacak.

Herkesin herkese karşı acımasız-çılgın bir savaş içinde olduğu kapitalizmin toplumu çürüme ve yozlaşmada asalak bir sıra çevirmesinin karşısında komünist devrimci militanlığın dışında karşı durabilecek, sosyalizmi kurabilecek bir başka güç yok! Kavganın içinde sınıfıyla buluşmuş bir komünist devrimciliği partili bir güce dönüştürdüğümüzde yitirdiğimiz yoldaşlarımızın hesabı da sorulmaya başlamış olacaktır!..

Ateşin öfkeli aceleciliği
Demirin direncini kırdığında
Suyun sabrıyla sınanmalıdır.
Sabırlı bir direnç,
Öfkeli bir sabır,
Dirençli bir öfkedir artık
Devrimci proletaryanın
Çekiç ve örsünde dövülen.
Kan ve ter ile soluğu verilen
Çeliğinde vakti gelecektir.
Ateşi harlayın çekice daha sıkı sarılın
Ve su gibi sabırlı olun
Çeliğin gazabınında saati gelecektir…

Ercan Akpınar
Sincan 1 No’ lu F tipi Hapishanesi
C-71 Sincan- Ankara