Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Komün jenerik bir işçi devrimidir

Komün jenerik bir işçi devrimidir

La-Commune-par-TardiMAHALLE KOMİTELERİ VE BÖLGE ASAYİŞ KONSEYLERİ

Paris’te yerel belediye meclislerine savunma komiteleri kurma çağrısı burjuva jacobenlerden (radikal demokrat) gelmişti. Burjuva liberallerin denetimindeki belediye meclisleri, bu çağrıyı umursamadılar ya da göstermelik, bürokratik “komiteler” kurdular. Paris’in işçi varoşlarında ise öz örgütlenme çok önceden başlamıştı, kendi bölgelerindeki yerel belediye komitelerini ya işçiler ve kadınlar ele alıp işlevlendirdiler ya da yenilerini kurdular. Paris varoşları, her biri kitlelerin öz karar ve eylem organına dönüşümüş, halk kulüpleri, “seksiyonlar”, işçi ve kadın komite ve meclisleri ile soluk alıp veriyordu.

İşçi mahallelerinde özörgütlenme zaten her koşulda bir zorunluluktu, bir ölüm kalım sorunuydu. Paris’in Prusya ordusu tarafından aylardır kuşatma altında tutulması ve işgal tehdidi karşısında bir zorunluluktu. Thiers hükümeti ve monarşistlerin karşıdevrimci entrika ve saldırganlığı karşısında bir zorunluluktu. Ekonomik buhranın üstene bir de kuşatma altında korkunç kıtlık ve açlık, bebeklerin annelerin boş göğüslerinde öldüğü – varoşlarda artık kediler ve fareler bile yeniyordu!-, ölümün ve salgın hastalıkların kol gezdiği koşullarda yaşamı kolektif olarak örgütlemek bir zorunluluktu. Savaştan ve iç çatışmalardan durmaksızın gelen binlerce yaralının ilk yardım ve bakımı, dullara ve yetimlere destek için bir zorunluluktu. En sonu, zaten çoktan varoşlara giremez hale gelen devlet ve düzenin defolup gittiği, belediyeler işlemediği, varoşlar açlıkla teslim alınmak istendiği için, işçiler kendi özsavunma ve yaşamlarını kendileri örgütlemeye zorunluydu. İşçilerin Cumhuriyeti ve Milisi ayakta tutabilmek, hatta sadece varolabilmek için bile kendi yerel öz karar ve eylem organlarını (işyeri ve mahalle komite ve kurullarını) oluşturmaktan başlayıp, daha ileri ve yukarı, göğün fethine doğru yürümeleri bir zorunluluktu.

Bu yüzden bu hikaye, “bir gün bir kitap okudum, hayatım değişti” diye başlamıyor. Bir gün, bir şehirde, siyasetten yaşamdan ve kendilerini savunmaktan reddedilmeyi reddeden işçiler, devrimci işçi komite ve kurullarını kurmaya başladılar, dünya değişti, diye başlıyor.

Başını efsanevi Montmantre işçi bölgesinin çektiği, bölge ve mahallelerdeki işçi komite ve meclisleri, yalnızca öz savunmanın değil yaşamın aşağıdan yukarıya doğru yeniden örgütlenmesinin ve yönetilmesinin öz karar ve eylem organları haline geldiler. Ve devrimci kitle kaynaşma ve seferberliğinin bir ifadesi olan kitle toplantılarından komite, komisyon, meclis/forum, dernek, klüp, sendika, kooperatif gibi sayısız öz örgütlenme organları doğdu, giderek delege konseyleri ortaya çıktı. Halk Klüpleri, jakoben geleneğinden geliyordu, fakat eğitimli yurttaşların dar kadro merkezleri olan jakoben klüplerinden ve halen bu geleneği sürdüren Blanquici derneklerden farklı olarak, işçi mahallelerinde kitlelerin toplantı, örgütlenme, birlikte karar alıp uygulama merkezleri haline geldiler. İlçe Asayiş Komiteleri, Paris’in 20 yönetim bölgesini birleştiren Silahlı Halk Milisi Merkez Konseyine, her bölgenin kendi delegelerini göndermek üzere yapılan halk toplantılarından doğdu. Gıdadan yakacağa, sağlıktan eğitime, temizlikten ulaşıma, yaralıların ve çocukların bakımından gönüllü hizmet gruplarının oluşturulmasına, siyasal gelişmeler hakkında bilgilenmekten tartışmaya, öz savunma ve milisten belediye hizmetlerinin yeniden örgütlenmesine, moral ve kültür-sanat aktivitelerinden devrimci ajitasyona, bildiri afiş ve gazetelerin çıkartılmasına kadar özellikle kitlelerin öz karar ve eylem organları, Komün Devriminin can damarı oldular.

Bugün bir çok kişinin ancak Gezi Parkı/Taksim işgali sırasında, ancak bir tohum halini görebildiği; kolektif öz yaşam örgütlenmesinin, bir de savaş ve iç savaş koşullarında, yüz binlerin yaşadığı mahalle ve bölgelerde tüm savaşım ve yaşamın baştan aşağıya, daha doğrusu aşağıdan yukarıya öz savaşım, öz yaşam ve öz karar ve eyleminin örgütlenmesi halini gözlerinizde canlandırmaya çalışın. İşte bu Paris varoşlarıdır!

Paris Commune, 1871 Painting; Paris Commune, 1871 Art Print for saleKomite ve kurullardan delege konseylerine doğru

Marx, Komünün en önemli ölçütünün, kitlelerin kendi kararları ve fiillerinde olduğunu söyler.

Komünün en ileri kararlarının bir dizisi, örneğin düzenli ordu ve ruhbanın kaldırılması, Silahlı Milisin kaldırılmaması ve silahların kendi egemenlerine çevrilmesi, kilise mülklerinin, karşı-devrimci senatörler ve yüksek bürokratların mal varlıklarının kamulaştırılması, yoksulların ve evsizlerin bu evlere yerleştirilmesi, terk edilmiş fabrika ve atelyelerin işçi kooperatiflerine devredilmesi, el konulan kraliyet muhimmat fabrikasında işçi denetimi ve işçilerin yönetime katılması, kritik malların kamulaştırılması ya da fiyat denetimi, memur ve yöneticilere işçilerle eşit ücret, Milisin kendi subaylarını seçmesi, tüm yöneticilerin kitlelerin aşağıdan seçim veya delegasyon sistemiyle gelmesi ve geri çağırabilmesi… yani özel mülkiyet ve piyasanın sınırlarını yoklayan, devlet düzeni ve bürokrasinin sınırlarını ise sarsıp yarmaya başlayan (bazıları işçi mahallelerinde fiilen uygulanmaya başlamış) karar ve önergelerin tamamına yakını işçi komite, kurul ve konseylerinden gelen kararlardır.

Ayaklanmayla adeta arkasından itilerek yönetime el koyması sağlanan Milis Merkez Komite Konseyi de, işçi bölge komitelerinin öncülüğünde bir araya gelen İlçe Asayiş Komitelerinin birlikte oluşturduğu bir Milis delegeleri konseyiydi. İşçiler ve küçük burjuvalardan oluşan Milis delegeler konseyi olsun, sonra onun yönetimi devrettiği, işçiler, küçük burjuvalar ve orta burjuva demokratlardan oluşan Komün Konseyi olsun, aslen işçi komite ve konseylerinden gelen önerge ve istemlerin ancak bir kısmını teyid etmek (onların epey azını teyid etmiş, daha azını uygulamaya geçirmiştir), bir kısmını küçük burjuva ve burjuva demokratik yaklaşımlarla eklektize etmek dışında pek bir şey yapmadı. Komün Konseyi Yürütme Komitesi (hükümet) Komisyonlarının (bakanlıklar), az çok etkin ve işlevli olanları, kararnamelerle iş yürütür görünen küçük burjuva aydınların değil, ya devrimci işçilerin yönetiminde olduğu ya da ancak işçi komite ve kurullarıyla birlikte çalışılarak örgütlenebilen çalışma, iaşe, eğitim, sağlık ve sosyal yardım gibi komisyonlardı.

Marx’ın Fransa’da İç Savaş yazısında, Komünün başlıca eksiklikleri olarak değerlendirdiği, “şunlar yapılmalıydı” (ikili iktidar durumu ortaya çıkar çıkmaz Versailles’a hücum, Fransa Ulusal Bankasına el koyma, vd) dedikleri ve özel mülkiyetin sınırlarının zorlanması, Enternasyonal örgütlülüğünün, Duval, Eudes, Varlin, Frere gibi devrimci işçi önderlerin, Kadın Birliğinin en güçlü olduğu işçi bölgelerinin ve efsanevi Montmantre Asayiş Komitesinin karar ve önerileriydi. Enternasyonal ve işçi sendikaları Konseyi ve iki işçi varoş bölgesi, hapisteki Blanqui’yi Komün Konseyine delege olarak seçmişler, Komün Konseyinin onur başkanı olmasını sağladılar, ancak ne yazık ki işçi sınıfının devrimci öncü kesiminin öz karar ve önerilerini, Blanquicilere bile dinletemediler.

pariscommune1871İşçi sınıfının tarihsel inisiyatif ve öncülüğü

En işçi yoğun bölge ve mahalleler, Komün devriminin en güçlü toplumsal-siyasal köklerinin, dayanaklarının, kaldıraçlarının, lokomotif öncü gücünün ve sınıfsal devrimci öz inisiyatifinin olduğu yerlerdi. Onlar yalnız monarşiye ve Prusya istilasına karşı değil burjuvaziye karşı savaştıklarından devrimin en derin damarıydılar. Sonuna kadar gitme azimleri küçük burjuva uzlaşmacılığına takıldıysa da, sonuna kadar savaşanları oldular. İşçi sınıfının en devrimci, sonuna kadar devrimci sınıf olarak Komünle tarihe düştüğü kayıtta, Paris’in işçi mahalle-bölge komite ve konseylerinin çok özel bir yeri vardır.

“Bu yüzden söz konusu devrim, sadece zengin kapitalistler değil, Paris orta sınıflarının – bakkallar, tüccarlar ve zanaatkarların- büyük bir çoğunluğunun bile ötesinde, bir tek işçi sınıfının toplumsal inisiyatif becerisine sahip olduğu gerçeğinin herkesçe açıktan kabul edildiği bir devrimdir.” (Marx)

Bu yüzden Devrim, işçi sınıfı yalnız burjuvazi ve küçük burjuvaziden değil, çoğu yerde iç içe olduğu alt orta sınıflardan da ileri doğru ayrışabildiği ve bağımsız tutum ve öncü güç odağı olarak son ikisini de ileriye çekebildiği ölçüde önceki kazanımları korunabildi ve ilerletilip derinleştirilebildi. 1848 devrimleri dahil önceki devrimlerin tümünde, liberal burjuvazi monarşist finans aristokrasine, “radikal demokrat” orta burjuvazi liberal burjuvaziye, küçük burjuva demokratizmi orta burjuvaziye, alt orta sınıflar da küçük burjuvaziye tabi olmasıyla zincirleme sağa çekiş başlıyor, işçi sınıfı yalnız kalarak hepsi tarafından eziliyor, devrimin ve tüm kazanımlarının bu kez yukarıdan aşağıya zorla tasfiye süreci başlıyordu. İlk kez Komün Devrimiyledir ki, işçi sınıfı kentli alt orta ve orta sınıfları, bir noktaya kadar yanına çekerek burjuvaziden uzaklaştırabildi, böylelikle orta hatta liberal burjuvazi üzerinde belli bir basınç yaratabildi. Bunu devrimin sınıfsal-toplumsal ağırlık merkezi, öncü gücü ve inisiyatifi olarak başarabildi.

paris-communeFakat, bunun bürokratizm ve parlamentarizm sınırlarını yarmaya başlamak gibi çok belirgin siyasal yansımalarına karşın, işçi sınıfı bu kez siyasal planda (Komünün en üst organları olan Milis Merkez Konseyi ve Komün Konseyinde) küçük burjuva demokratizmini aşamayarak duraksadı. İlk kez siyasal devrimi toplumsal devrime doğru derinleştirmeye başlamıştı; yukarıda belirttiğimiz komite, kurul ve konseyleriyle gündelik-toplumsal yaşamın yeniden örgütlenmesi ve yürütülmesinin kesin hakimiydi. Ancak aynı başarıyı kendi denetimindeki bazı sosyal komisyonlar ve bazı fiili ve yerel uygulamalar dışında, küçük ve orta burjuva radikal demokratlarla birlikte yer aldığı “seçilmiş” üst organlarda pek gösteremedi. Bunun nedenlerine Komün Konseyine ilişkin sonraki bölümlerde eğileceğiz. Özel mülkiyet ve piyasaya çok sınırlı ve yarım denebilecek kamulaştırma, kooperatifleştirme ve fiyat denetimi önlemleri dışında dokunulmaması, Komün Konseyinin parlamenter tartışma, çekişme ve kararnameler organı olmaktan tam sıyrılamaması bunun en temel göstergeleridir. Düzenin ekonomi/siyaset, toplum/devlet, yasama/yürütme (karar/eylem), kafa/kol emeği, kadın/erkek emeği arasındaki egemen toplumsal işbölümü ayrım ve ayrıcalıklarını sarstılar ama tam aşamadılar. Daha doğrusu toplumsal-gündelik yaşamın yeniden örgütlenmesinde önemli ölçüde (öz karar ve eylem organlarını bütünleştirerek) aşarken, ekonomi (özel mülkiyet) ve siyaset (parlamenterizm ve bürokrasi) alanında tam aşamadılar. Başka deyişle işçi sınıfı toplumsal devrimci öncülüğüne karşın ekonomi alanında Proudhoncu özerkçi kooperatifçiliği siyaset alanında Baquininci dar ve dışsal azınlık merkeziyetçisi sol jakobenizminin iç içe olduğu alt orta sınıflar ve kendi içindeki etkilerini aşamadı. Bu yüzden Komün Devrimi, bu doğrultuda net bir tarihsel kaçınılmazlık eğilimi ve ipuçları ortaya koyarak çığır açmakla birlikte, kendisi yarı yolda duraksamış bir Devrim olarak kaldı.

Mahalle/bölge komite, kurul ve konseyleri, bugün Gezi’den sonra çokça tartışılan “kentsel müşterekler siyaseti”nin de ilk, fakat bugün zihniyet olarak bile yanına yaklaşılamayan, devrimci sınıfsal-toplumsal inisiyatife sahip örneğidir. Bürokratik yöneticiler, hikmetinden sual olunmaz uzmanlar, liberal belediye meclisleri ortadan toz olunca, işçiler arkalarından ağlamadılar. Tam tersine, geri kalanları da görevden aldılar veya alınmasını istediler. Kendi mahallelerinden başlayarak tüm kenti, kendi yakıcı ihtiyaçları, istemleri ve savaşım gerekleri doğrultusunda yeniden organize etmeye çalıştılar.
Paris_Commune_Hotel_de_Ville
Konseyler gökten inmez, kitle hareketinin içinden doğar

Hiçbir devrim tek hamlede gerçekleşmez. Komün/konseyler gökten inmez. Konseyler, kitle hareketinin öncü kesimlerinde bilinç, örgütlülük, ruh hali, daha ileri gidip gitmeme kararlığı neyse büyük ölçüde onu yansıtır. Dahası kitlelerin öncü devrimci kesimi bile başlangıçta bir azınlıkken, daha geri ve diğer sınıfların etkisi altındaki kesimlerinin de etkisini yansıtır. Troçki, Komün değerlendirmesinde, konseylerin kitle hareketinin ileri olduğu kadar geri yanlarını, her kazanım ya da yenilgiden sonra duraksayan kesimlerini de yansıttığını söylerken haklı olabilirdi. Fakat çözüm adına hepsi yerine partiyi ikame etmek ya da hepsini partinin basit araçlarına indirgermeye kalkışırken (kendisinin de çok geçmeden bu kez tam ters kutba savrulmasından görüleceği gibi) haksızdır. Günümüz küçük burjuva sol ve devrimci hareketinde de bu geleneksel darlık, işçi direnişlerindeki komite ve meclisleri, Gezi gibi direnişlerdeki forumları, içinden ve tabanından ileriye doğru örgülemek ve geliştirmek yerine, salt tepeden ele geçirmeye çalışan küçük burjuva dar grupçu rekabet ve entrikacılığı ile kendi tabanından kopartmak anlamına geliyor. Diğer uçta ise ortalama ve geri kesimleri esas almak, komite ve forumları da bu geri sınırlar içinde tutmak ve geriye çekmek duruyor. İlkinde herşeye koşturan az sayıdaki öncü işçi filanca siyasetlere kazanılmış olsa bile, kitle tabanı pasifize edilmiş ve giderek çözülmüş oluyor. İkinci durumda zaten en geri yasa, düzen, tazminat vb sınırları içinde eriniyor.

Paris Komününde güçlü ve bağımsız bir sosyalist işçi sınıfı partisi olsaydı bile, sadece yukarıdan değil, Sovyet Şubat-Ekim Devrimleri sürecinde olduğu gibi aynı zamanda aşağıdan (işçi sınıfının tüm öz organları içinden) çalışarak, Konseylerde çoğunluğu kazanabilir, işçi sınıfının önderliği ve hegemonyasında toplumsal devrim ile siyasal devrimi, aşağıdan ve yukarıdan inisiyatifi ileriye doğru iç içe geçirip derinleştirerek bütünleştirebilir, böylelikle işçi sınıfının gövdesel önderliği temelinden ve içinden sınıfın ileri politikalarına ve hegemonyasına kitlelerin çoğunluğunu da kazanabilir ve ileri çekebilirdi.

Belirleyici etkenler: Kitlelerin girmiş olduğu yoğunlaşmış savaşım süreci içinde bizzat kendi öz deneyim ve eylemleriyle neyin ne olduğunu sınayıp görmesi, bu temelde hızlandırılmış devrimci bilinç dönüşümü, devrimci siyasal bilinç, militan eylem ve örgütlülük -ille örgütlülük!- faktörü… Konseyler devrimde olmaz olmaz olmakla birlikte, ancak sınıfın/kitlelerin çalışma ve yaşam alanlarında, sokaklarda, barikatlardaki özdeneyim, bilinç, örgütlülük, savaşım kararlılığı düzeyi ile karşılıklı bağıntısı içinde varolabilir, gerçek iç savaş ve iktidar organları işlevini yerine getirebilir. Komünü, Sovyetleri, Konseyleri, bu can damarından kopartarak kendinde şeyler gibi fetişleştiren geleneksel yaklaşımlar, onları en az anlayanlardır. Milis, mahalle ve işyeri komite ve konseyleri olmasaydı, Komün hayal olurdu. Bu yüzden Konseylerin devrimci sınıf savaşımındaki dev önemine karşın, hiçbir zaman işçilerin ileri öz savaşım organlarındaki derin kökleri olmadan varolamayacağı ya da yaşamayacağını çok iyi anlamalıyız. Devrimden sonra da!

Paris’te işçiler tarafından “Yaşasın Komün” sloganıyla ilk isyan, Ocak ayında (Komün’den 2 ay önce) gerçekleşmişti. Bu kitlelerin savaşım içinde kendi yoğunlaşmış özdeneyimleriyle karşıdevrimci burjuva-monarşist seçimlerin, parlamento ve hükümetlerin, düzen ordusunun iç yüzünü görmesinden kaynaklanan ve savaşım inisiyatifini doğrudan ele almaya başlayan ilk büyük devrimci bilinç dönüşüm ve sıçramasına işaret eder. Fakat yetmez. Orta ve küçük burjuvazinin ve siyasal temsilcileri/akımlarının “radikal demokratizmi”nin de yalpalama, duraklama ve uzlaşmacılığını görmesi gerekir. Lenin’in Sovyetlerde uzlaşmacı/işbirlikçi menşevikler ve sosyal-devrimciler ağır basınca, “Tüm İktidar Sovyetlere!” sloganını geri çektiği, tüm gücüyle hızla bizzat işçi sınıfının içindeki Bolşevik savaşım örgütlenmesi ve bilincinin geliştirilmesine yüklendiği ve bu sayede Sovyetlerde çoğunluk inisiyatifi sağlandıktan sonra, bu sloganı yeni, yani sosyalist devrimci işçi sınıfı önderliğinde, yarı-proleter ara sınıf kesimleri ittifağıyla yükselttiği, unutulmamalıdır.

Programme---140-ans-de-la-Commune-de-Paris-1Yerel/bölgesel öz organlar ile konseyler demokrasisi arasındaki diyalektik ilişki

Paris’te Komün, her biri halen çok yetersiz de olsa, ancak şu 3 halkadan sınıf-kitle savaşımı öz örgütlenmeleri temelinden ilerleyip yükselebildi: 1-Ulusal Muhafız’dan işçilerin ağırlığı ve taban inisiyatifindeki Silahlı Halk Milisi’ne geçiş, 2- Paris varoşlarında işçilerin ve emekçi kadınların öz karar ve eylem organlarının (mahalle/ilçe komite, kurul, konseyleri) ortaya çıkması ve yaygınlaşması, 3- İşyerlerinde Enternasyonal İşçi Birliği ve işçi komite ve konseyleri. Merkezi-birleşik üst konsey ve komiteler ise, ancak bu organların iradesini yansıttığı ya da onlarla birlikte çalıştığı ölçüde devrimci anlamlarını kazandı, onlardan koptuğu ölçüde yarı yolda durdu ve engel haline geldi.

Dolayısıyla Komün Devriminin tarihsel bir dersi de şudur: Yerel/bölgesel çalışma ve yaşam alanı komite, kurul, konseylerinin kritik önemi, bunlarsız Komün de olmazdı. Fakat aynı zamanda kendi başına yetersizliği. Günümüzde anarko-demokratist bir eğilimin ifadesi olarak, salt yerel ev, park, alan, arazi, işyeri işgal, kooperatif ya da müşterek iş veya yaşam ünitelerinin yaygınlaştırılması ve federal koordinasyonu ile, siyasal-toplumsal-ekonomik egemenliği hedeflemeden, köklü bir toplumsal-siyasal değişim yaratılabileceği beklentisi, ütopik-reformisttir. Çin’de Mao döneminde bir ara uygulanan “köy/halk komünleri”, Yugoslavya’da grup mülkiyetine dayalı “özyönetim”, Brezilya’da topraksız köylüler hareketinin toprak işgalleri temelindeki benzer uygulamaları, Arjantin’de “işgal fabrikası” işletmeleri, Venezuella’da Chavez rejimi altında bazı işletme ve köylerde uygulanan “komün konseyleri”, Kürdistan’da Öcalan’ın benzer yaklaşımları doğrultusunda Hakkari’den başlatılıp yaygınlaştırılmaya çalışılan “köy komünleri”; Türkiye’de Kazova dahil dünya çapında son dönemde artan sayıdaki pek çok örnek, bu yönde farklı sınıfların renk ve tonlarıyla birlikte (bazıları küçük burjuvazinin mülksüzleşme ve proleterleşmeye direnci, hatta bazıları kapitalizme geçiş biçimleridir), ortadan kalkmayan, tersine giderek güçlenen bir tarihsel eğilimi gösterir.

Fakat en ilerisinin bile sermaye, piyasa ve bürokratik devlet egemenliği altında sınırları bellidir. Çoğu yerel ve kısıtlı örnekler de olsa, tarihsel anlamları, Marx’ın söylemiş olduğu gibi, kitlelerin kendi çalışma ve yaşamlarını kendilerinin örgütleyebileceğini ve yönetebileceğini göstermeleridir. Fakat hele ki kapitalizmin tekelci mali oligarşik ekonomik ve siyasal entegrasyonu koşullarında, siyasal anlamları, bunların en ilerisinden veya mümkün olsaydı bir koordinasyonundan, yeni bir yaşama reform yoluyla bir geçiş yapılamayacağıdır. Tıpkı Komünün işçi birliklerine devredilmiş kooperatif grup mülkiyeti fabrikalarında olduğu gibi, sermaye ortaklığı ile özel mülkiyetin kaldırılmasından başlayarak sermaye egemenliğinin kaldırılması çelişkin eğilimleri, en ilerisine bile içerilidir. Bu, neoliberal kapitalizme direnç ve müşterek özyönetim organ, alan ve uygulamalarının anlamsız ve gereksiz olduğu anlamında gelmez -zaten bir çoğu zorunlu ve fiili özsavunma biçimleri olarak ortaya çıkar- yetersiz ve küçük burjuvazinin inisiyatifinde kaldığı ölçüde geriye dönük olduğu anlamına gelir. Proleter devrimci biçimler ise, yaşamdan mülkiyete, üretimden yönetim ve siyasete, uzlaşmaz sınıf karşıtlığınının (kapitalizm-komünizm karşıtlığını da içermeye başlayarak), toplumsallaştırılmasına yönelmek zorundadır.

photoEXP_44Komün jenerik bir işçi devrimidir

Komün bu doğrultuda atılmış fakat başlangıç evrelerinde kalmış tarihsel bir adım, bir jenerik devrimdir. İşçi kitlelerin ve kadınların, yalnız mutlakiyetçi rejimle değil, yalnız özel mülkiyet, bürokrasi ve ulusçuluk da değil, toplumsal işbölümü ile kendilerine kapatılmış alanlara devrimci bir hamle yapmış olmasıdır. Siyasal devrimi toplumsal devrime doğru derinleşmesi, zaten ancak toplumsal işbölümünü (ekonomi/siyaset, toplum/devlet, kafa/kol, karar/eylem, kamu/özel, kadın/erkek, kent/kır) sarsmaya başlaması ile mümkün olabilirdi. Yerel/bölgesel komite, kurul, konseylerden başlayarak, genişleyip yükselme eğilimi gösteren kendi kararlarını kendi verme (siyasetin ve yönetimin toplumsallaştırılması) süreçleri bunun ifadesidir. Fakat bu ölçek geçişleri (yerel, ilçe, kent, ülke, bölge, küresel) düz ve tedrici değil, diyalektiktir; nitekim kent kapsamındaki konseylere gelince (diğer illerdeki komün girişimlerinin de tutunamamasıyla) bir ilk kırılma başladı. Devrimci siyaset ve yönetim, aşağıya doğru gidildikçe, temsili ve ayrıksı bir alan olmaktan çıkıp proleter devrimci toplumsallaşmaya içerili hale geldiği halde, yukarı doğru gidildikçe siyasal iktidarın devrimci toplumsallaştırılması ilk adımlarında takılıp kaldı. Sorun yalnızca üst konseylerin sınıfsal ve siyasal bileşiminin bulanıklığı ve eklektizmi değildi. İşçi sınıfının ileri ve devrimci kesimlerinin örgütlenmeye hız verme çabalarına karşın, kitlelerin geniş bir kesiminin bir kez üst organlar seçilince, duraksaması, eski yönetilme alışkanlıklarının hortlaması, ve karşıdevrimin daha büyük saldırısına maruz kalmadan kolayca harekete geçmemesiydi. Çoğu ayaklanma/devrimin vahşi saldırılar karşısında alev alması, sonraki duraksama ve uzlaşmacı eğilimlerden de yine karşıdevrimin vahşi saldırıları karşısında sıyrılması ve daha ileri gitmek zorunda kalması, oldukça tipiktir.

Aşılamaz değildi, Komünün bir iki ay daha ömrü olsaydı, işçiler büyük olasılıkla parlamentarizme doğru dönmüş üst konsey ve komiteleri büyük olasıkla azletme girişiminde bulunacak, daha doğrudan bir demokrasi uygulamasına geçmeye çalışacaklardı. Halk klupleri, işçi komite, kurul ve asayiş konseyleri yeniden kaynamaya başlamıştı; yeniden ileri ve yukarı doğru atılım girişim ve kaynaşmaları, Versailles ordusunun Paris’e girmesiyle kesintiye uğradı. Aşılması için elbette gelişkin bir sosyal devrim örgütü gerekir, fakat sınıfın ve devrimin iç dinamiklerini düzleyerek araçlaştıran değil, tam tersine örgütlü ve bilinçli hale getirerek tarihsel inisiyatifini (sınıfın ileri kesimlerini sınıf programı ve taktikleri çevresinde toplayarak) içinden geliştiren, parti. Lenin’in yavaş gelişim dönemlerinde işçiler örgütü/devrimciler örgütü ayrımında ne kadar katıysa, kitle kabarış ve devrimci yükseliş dönemlerinde daha esnek olması, dar ve tutuculaşmış parti komitelerinin işçi sınıfının en ileri kesimlerinin tarihsel devrimci inisiyatifine açılmasını istemesi, esinleyicidir.

fédérés au pied colonneSİLAHLI HALK MİLİSİ

Ulusal Muhafızın kısa sınıfsal-siyasal tarihi

Ulusal Muhafız (“Federeler”) yani Milis, tüm burjuva devrimlerin temel istem ve örgütlenme biçimlerinden biriydi. İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, Avusturya, İtalya’nın başkent ve büyük şehirlerinde patlayan bütün burjuva demokratik devrim ve girişimlerinde, burjuvazinin ilk istek ve kazanımlarından biri, sermaye ve eğitim sahibi sınıfın silahlanması ve kendine özel/özerk bir silahlı kuvvet oluşturmasıydı. Burjuva aydınlanma filozoflarının, “eğer devlet, yurttaşlarının -özel mülkiyet sahibi burjuvaların- haklarını korumaz ve bunlara kast ederse, devlete karşı direnme hakkı doğar” (Locke, Rousseou, vb) derken öngördükleri tam da bu silahlı yurttaş milisleriydi. Ulusal Muhafızın işlevi, monarşist rejimden kopartılmış ya da onunla ince bir denge içinde tutmaya çalıştığı burjuva özel mülkiyet hak ve özgürlüklerinin korunması, fakat asıl olarak da burjuvazi ve özel mülkiyetini, “aşağıdan” gelecek eylem ve tehditlerden korunmasıydı. Henüz kıyısına iliştiği eski rejim üzerinde egemen bir inisiyatife sahip olmayan burjuvazi, hem “yukarıdan” gelebilecek saldırılarla hak ve kazanımlarının geri alınmasına, hem de asıl “aşağıdan” gelecek isyan ve direnişlere karşı silahlı yurttaş birlikleri ile kendisini koruma altına almaya çalışıyordu.

Fransız büyük burjuva devriminde, devrimin gerilemeye başladığı süreçte, burjuvazi, devrimin kazanımlarını koruyabilmek için silahlı yurttaş milisi kurulmasını istemiş, Kral bunu tanımamış, milis fiilen oluşturulmaya başlanmış, ipler 1792’de bir kez daha buradan kopmuştu. Ancak Silahlı Milisi özel mülkiyet sahipleriyle sınırlı tutması, halka açmaması, Jacobenlerin de sonu olmuştu. Silahlı Federeler, genellikle (mutlakiyetçi rejimler buna kuşkuyla baktığından) kalıcı olmamakla birlikte, iktidarın mutlakiyetçi rejimle burjuvazi arasında gelip gittiği, halk isyanların yaşandığı devrimci kriz sürecinde kaçınılmaz olarak yeniden ortaya çıkar. Durmaksızın devrimci-demokratik isyanların yaşandığı Avrupa’nın büyük başkentlerinde, bu isyan ve direnişleri bastıracak ve büyük kentlerdeki kitlelere ve mücadelelere hakim olacak bir iç “güvenlik” teşkilatına sahip olmayan mutlakiyetçi rejimler, bazan da, önce halka karşı özel mülkiyet ve eğitim sahibi burjuva yurttaşları silahlandırır veya silahlanmasına göz yumar, bunları halka karşı terör estirmede destekler, sonra da kentli yurttaşları silahsızlandırarak, düzeni restore etmeye girişirdi.

le-cri-du-peuple2Fransa’da, her 10-20 yılda bir işçi ve halk ayaklanmaları ile kentlerde yaygınlaşan isyan ve direnişlerle başa çıkamayan imparatorluk rejiminin ise, ulusal muhafızın, burjuva özerk ve adeta bir iç ve ikinci düzenli ordu olarak, daha uzun dönemler varlığına göz yumması, iktidarın ikisi arasında gelip gittiği, birbirinin içine nüfuz etmiş, eski rejim ile burjuvazi arasında kaynaşma ve dengelerin ürünü olan bir anlaşmaydı. Burjuvazi ve erkek çocukları ile paralı serserileri, askerliklerini bu silahlı muhafız birlikleri içinde yaparlar, işçiler, yoksullar, kadınlar, küçük esnaf üzerinde terör estirerek, sınıfsal baskı ve gelecekteki tam egemenlik “eğitimi”ni Ulusal Muhafız birliklerinde alırlardı.

Fransa’da Ulusal Muhafız, 1860’ların sonlarına doğru buhran, savaş ve kuşatma koşullarında yeniden örgütlendirilmişti. Bonapart ve ordusunun Almanya’ya teslim olduğu, Alman ordusunun Fransaya girdiği koşullarda, düzenli ordunun kalıntılarıyla birlikte Ulusal Muhafızdan başka bir savunma gücü kalmamıştı. Tabii büyük burjuvalar ve monarşistler için ülkenin istila edilmesi, Strausbourg ve Paris gibi kentlerin kuşatılması koşullarında bile silahlı halk seferberliği en büyük savunma gücü değil, en büyük tehdit olarak görülmeye devam ediyordu.Prusya ordusundan, kentlerin düşmesinden daha çok halkın silahlanmasından korkuyorlardı. Paris kuşatma altındayken bile, açlık içinde kıvranan ve kendiliğinden seferber olan halkın silahlanmak, Ulusal Muhafıza katılmak istemesini uzun süre reddettiler. Ancak bu, fiilen gerçekleşti. İşçi ve yoksul ağırlıklı bölgeler başta olmak üzere savunma komiteleri oluştu, düzenli ordu donanımı olmayan Ulusal Muhafıza top ve mitralyöz alımı için paralar toplandı. Ulusal Savunma Hükümeti, ayaklanma noktasına gelen halkın Ulusal Muhafıza katılmasını, neden sonra kabul etmek zorunda kaldı. Ulusal Muhafız -artık silahlı halk milisi- Paris’e bir ucundan girmeye başlayan Alman ordusunu önce uzun süre orada kilitledi. Almanya’da şoven burjuvazi ve küçük burjuvazi, direnen Paris halkının topa tutulması için gösteriler yaptı. Alman işçileri ve bir çok ülkedeki işçiler ise Alman ordusunun Paris’ten çekilmesi için gösteri yaptı. Bismark tereddüt etti, sonra Fransa’nın burjuva-monarşist hain çetesinden Paris’in kendisine “barış içinde” teslim edileceği sözü alarak, Paris’ten çekildi. Demir çizmeleriyle ünlü Bismark’ın bile yapmadığı Paris’i baştan aşağıya topa tutup yıkmayı, halkı kıyımdan geçirmeyi Fransız burjuva hükümeti yapacaktı!

46955-b-la-commune-paris-1871Ulusal Muhafısızdan Silahlı Halk Milisine fiili-sınıfsal geçiş

Ulusal Muhafızda ilk büyük yapısal ve sınıfsal dönüşüm böyle gerçekleşti. Paris’in Alman ordularına karşı savunması sırasında Ulusal Muhafızın burjuva ve zengin semtlerinden subay ve askerleri umutsuzluk ve teslimiyetle dağıldı, ancak özsavunma için örgütlenmeye başlayan ve seferber olan büyük bir işçi ve emekçi kitlesi Ulusal Muhafıza aktı, onun çehresini işçi sınıfı ve alt orta sınıflara doğru değiştirdi. Silahlı halk milisine dönüşen Ulusal Muhafızın eski burjuva kademelerinin bir bölümü Paris’i savunma savaşı sırasında, geriye kalanları da burjuva-monarşist hükümetin Ulusal Muhafızı silahsızlandırıp dağıtma talimatıyla eriyivermişti.

Geriye, zengin bir aileden gelen ve üst rütbeli tek bir subay kalmıştı. Yüzbaşı Rosel Paris’in savunması sırasında albaylığa yükselmiş, daha sonra Komünde de yer almış, Komün Konseyi ve Yürütmesi tarafından Milise ikinci ve son “başkomutan” olarak atanmış, İşçi Milislerinin dilinden anlamadığından “idealist subay” kafasıyla çabasına karşın işleri beter etmişti. Daha sonra burjuva-monarşist hükümetin sıkıyönetim mahkemeleri tarafından idama mahkum edildiğinde, 40 bin işçi emekçi Komünarın katledildiği, binlercesinin daha tutsakken işkenceyle öldürüldüğü bir süreçte, liberal burjuvazi ve basını bir tek bu burjuva “iyi eğitimli, zengin ve temiz aile çocuğu, başıbozuklar tarafından baştan çıkarılmış milli kahraman, saf ve idealist genç” için gözyaşları dökmüştü!!

Ulusal Muhafızdaki dönüşümü en iyi şu anekdot anlatır: Zenginler “benim bir ailem var, karım ağlıyor” diye kaçıyordu, işçiler “çocuklarımız için savaşıyoruz, karım da silah istiyor” diyordu!

fete-commune-paris-2014“Asker üniforması altındaki işçi-emekçiler”in aşağıdan yukarıya yeniden örgütlenmesi

Ulusal Muhafız’ın (Federeler) silahlı halk milisine dönüşümü şu temelde gerçekleşmişti: “Ulusal Savunma Hükümeti” ve sonra Thiers hükümetinin ihanet ve teslimiyet entrikalarına karşı, Paris’in savunmasını da işçi ve emekçilerin ele alması, Ulusal Muhafızın kent işçi ve emekçilerinin fiili seferberlik ve gönüllü katılımına kanırta kanırta açılması ve en sonu, Ulusal Muhafız Merkez Komitesinin bizzat, ilçe öz savunma komitelerinin (Asayiş Komiteleri) kendi seçtiği delegelerini gönderdiği bir merkezi-bileşik delegeler konseyine dönüşmesi.

Bu çok önemlidir. Ulusal Muhafızın bir “özel mülkiyetçi düzenli kent güvenliği ordusu” olmaktan çıkıp, silahlı halk milisine sınıfsal ve devrimci değişiminin nasıl olduğunu/olabileceğini gösterir. Daha sonraki bir çok başka devrimde de düzenli ordu askerlerinin isyancı halkla kaynaşarak ya da ayaklanarak subayları defetmesiyle asker (“asker üniforması içindeki işçi, emekçi) konseyleri kurduğu, işçi ve asker delegeleri konseylerine kendi delegelerini gönderdiği benzer örnekler yaşandı. Yalnızca Fransa ve Rusya örneklerinden bile evrensel olduğunu söyleyebiliriz. (Ancak Paris Komününden sonra Ulusal Muhafız konusunda daha isteksiz olan burjuvazi, günümüzde de, işçi sınıfının nüfusun çoğunluğunu oluşturmaya başladığı ülkelerde profesyonel orduya geçmeye çalışarak, tabanı kent ve işçilerden oluşan bir düzenli orduya bile kuşkuyla baktığını ortaya koymaktadır.)

İşçi-emekçi milisin kuşatma kalktıktan sonra silah bırakmaması! Bismark’ın Paris’in teslim edilmesi için verdiği süreye, hainler çetesi hükümetinin onunla imzaladığı teslim anlaşmasına karşı, aşağıdan yukarıya delege ve kongre sistemiyle oluşturulan Milis Merkez Konseyinin “Paris’i ve Cumhuriyeti koruyacağını” açıklaması! Milisin artık yalnız Alman ordusu işgaline karşı değil monarşist restarasyon hükümetine karşı da, İlçe Asayiş Delege Konseyleri ve Merkezi-Birleşik Delegeler Konseyi olarak, aşağıdan yukarıya örgütlenmiş olması! En sonu el konulmak istenen silahlarını bırakmadığı gibi, kendi egemenlerine doğru çevirmeye başlaması!

Bu Paris Komününün Komünden önce, Silahlı Halk Milisi bünyesinde yaşanmış komünal (özyönetimsel) prototipidir. Paris’ten kaçan burjuva-monarşist hükümet ve düzenli ordu kalıntılarının yerini Komünün almasıyla gerçekleşen Komün Devrimi, gerçekte ondan önce Ulusal Muhafız ordusunun yerini işçi ve emekçi delegeler konseyine dayalı silahlı halk milisinin almasıyla gerçekleşmiştir. Delege Konseyleri, öncelikle Milisin organları ve örgütlenme biçimiydi. Milis Konseyleri devrimi, Komün devriminin de öncülünü, temelini ve prototipini oluşturdu. Komün Devrimini salt Komün Konseyinden ibaret gören, onun silahlı işçi-emekçi milis temelinden bir devrim olduğunu unutturmaya çalışan reformist değerlendirmeler, bu kritik noktayı da gözardı eder. Günümüzde en geri düzeyden uzlaşmacılığa sürüklenen ezilen ulus hareketlerinde ise, gerillayla birlikte milisin de kaldırılmasının istenmesi, yurtsever halkçı demokrasinin son tarihsel ve fiili kazanımlarının/ kalıntılarının da kaldırılmak istenmesinden başka bir şey değildir.

Monument-to-the-Paris-CommuneDüzenli ordunun kaldırılması

Çünkü Komün Devriminden itibaren bu kritik noktayı hiç unutmayan burjuvazidir. Halklar daha önce de çok devrim yapmış, hükümet devirmiş, rejimi değiştirmeye, mutlakiyet yerine demokratik cumhuriyet getirmeye çalışmıştı. Fakat iktidarı egemen sınıflardan birinden ötekine bıraktığı anda yine ve beter biçimde kendisini ezmeye döndüğünü görmüştü. Paris Komünü ile ilk kez bir devrim, dar siyasal devrimden, hükümet ya da rejim değişikliğinden sosyal devrime doğru derinleşiyor, egemen sınıfların diktatörlük aygıtı olan devletin köklerine vuruyordu. Egemen sınıfların düzenli ordu ve hükümetinden başlayıp, bürokrasi ve parlamentoyu kaldırmaya doğru bir eğilim gösteriyordu! Eski düzen kurumları ve işleyişinin hiçbirini kendi sınıf çıkarları hesabına kullanamayacağını sezip, yepyeni bir toplumsal-siyasal örgütlenme arayışına giriyor, tohumlarını atıyordu.

Ve ilk büyük adım, düzenli ordunun yerine silahlı işçi/halk milisinin alması, sonra da milisin aşağıdan yukarıya doğru yeniden örgütlenmesiyle atılmıştı. Düzenli ordu ve bürokrasisinin kaldırılması, sömürücü sınıf diktatörlüğünün kaldırılmasına doğru ilk büyük devrimci adımdı. Yerine geçen silahlı halk milisi ve yeni örgütlenmesinin kaldırılması ise devrimin ve her türlü kazanımının kaldırılması anlamına gelecekti. Bu yüzden, Komünar, çok daha fazlasıdır ama, öncelikle silahlı devrimci işçi milisi demektir. Tarihin bir vurgusu: Karşı-devrim milise katılan herkesi kıyıp geçirirken, eline silah almamış, sadece barikata taş taşımış, milise su vermiş olanları bile öldürüp ya da en ağır işkencelere mahkum ederken, Komün Konseyinden geriye kalanlardan bir kısmını, milise bulaşmadıkları için serbest bırakmıştır. Bu 40 bin Komünarı kıyımdan geçiren Thiers’in tabii ki Komüne değil ama onu ezdikten sonra, özerk yerel belediye meclisi derdindeki burjuva liberal reformistlere bir jestiydi!

Önceki burjuva demokratik devrimlerinde Ulusal Muhafız (Federeler), liberal burjuvazinin bile temel istemleri arasında yer alırken, Komün’den sonraki burjuva devrimlerinde, ortadan kayboluvermiştir! Örneğin Rusya’da liberal burjuvazi, Milis istemeyi veya kurmayı aklından bile geçirmemiştir. Mustafa Kemal, düzenli ordusunu kurma sürecinde, önce (asıl direnişi yürüten) Milis benzeri silahlı halk öz savunma güçlerini (çete, eşkıya, hain gibi yaftalamalar eşliğinde, örneğin Çerkes Ethem vd) yok etmiştir. Sonraki süreçlerde Ulusal Muhafız, burjuvazinin bir kesimi tarafından oluşturulduğu ya da desteklendiği biçimiyle, devrimci halk ayaklanmasının üstüne oturup iktidarı ele geçirdikten sonra da halk üzerinde terör estirmek için kullandığı ülkelerde (örn. İran’da Devrim Muhafızları, vb), şiddetli kriz, işgal veya devlet ve düzenli ordunun zaafa uğradığı koşullarda (örn. Nazi işgali altındaki burjuva ülkelerinde, işgalden kurtulduktan sonra iktidarı işçi sınıfı ve komünistlere bırakmamak için, liberal-demokrat burjuva kesimlerinin desteklediği milis güçleri, günümüzde Irak’ta Şii milisler, Ukrayna’nın doğusunda Rusya yanlısı milisler vd) ortaya çıkmıştır.

Bugün de Türk burjuvazisi ve devleti kadar Kürt liberal reformist burjuvazisini de en rahatsız eden şeylerden biri, Kürdistan’daki yurtsever demokratik halk milisi ve fiili demokratik özerklikçi hareket tarzıdır. Türk devleti ve hükümeti, müzakere sürecini devam ettirmek, AB yerel özerklik şartı ve Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması gibi en geri düzeyden istemleri gözetme ihtimali için bile, “tahkim edilmiş ateşkes”, yani yalnız gerillanın sınır dışına çekilmesi değil, milisin de silahsızlandırılması ve kaldırılmasını dayatmaktadır. Kapitalizm koşullarında “demokratik özerk komünler konfederasyonu” gibi anarko-demokratist bir anlayışa sahip Öcalan’a Sınıf, Devrim, Milis, Komün ilişkisi ve tarihini anımsatmak çok mu anlamsız olacaktır?
tumblr_mcd4617sAn1qkjojyo1_1280
Miliste merkeziyetçilik ve konseyler sorunu

Aşağıdan konseyler demokrasisi, yani yönetim konseyi ve subayların asker üniforması altındaki işçi-emekçiler tarafından seçilmesi, düzenli ordu ve bürokrasisinin dağıtılması için kesinkes zorunludur. Fakat seçilen yöneticiler, devrimci öncülükleriyle halkın saygısı ve güvenini kazananlar olsa da, askeri beceriden de, örgütsel ve politik (yani sınıfsal) önderlikten de bir şeyler anlıyor olmaları gerekir. Değilse bu açılardan takviye edilmeleri gerekir. Fakat komutan ve siyasi komiser atamaları zorunlu olduğunda bile, asker üniforması altındaki devrimci sınıf demokrasisini bastıran ve dıştalayan değil, ona sorumlu, bir iç merkez olarak onunla kaynaşan olmalıdır. Alexdandr Beck’in Moskova Önlerinde (Nazi işgaline karşı Moskova’nın savunulması) belgesel romanında, en ağır savaş ve düzenli ordu koşullarında bile bürokratik subaylık anlayışıyla ayrım net çizilir, General Panfilov, Teğmen Momiş-Ali ve müfrezesindeki işçi emekçi askerler arasındaki ilişkilerde en kesin askeri komuta ve disiplin ile aşağıdan inisiyatif ve demokrasinin nasıl bütünleştirilebeceği resmedilir. Kaldı ki milis…

Paris Komününde milisin iç savaştaki sorunu, ne yukardan Komün Konseyi ve Yürütmesi tarafından merkezi komutan ataması yapılmış olması, ne de aşağıdan yukarıya savaş konseyleri demokrasisiydi. Merkezi komutan atamalarının (Komün safında yer almış olsalar da) eski rejimin düzenli ordu kalıntısı subaylarından berbat seçimler olması (ilki 1848 devrimine karşı düzenli orduda yer almış, içi geçmiş, savaş sahasından hiç anlamayan bürokrat bir karargah destek generaliydi, ikincisi orta burjuvaziden gelmiş, genç ve atak, fakat yine düzenli ordu kafasıyla hareket eden, milisin sınıf ruhundan hiç anlamayan bir subaydı!), milisin aşağıdan demokrasi organları olan savaş konseylerinin ise, ne savaş alanında, ne merkezi-genel planda (merkez komite konseyi) işletilememesiydi. Milis, başlarında Dombrowski gibi, işçi önderliğinden gelen, devrim ve savaş deneyimi olan, asker üniforması altındaki işçilerin sınıf nabzını da dinleyen ve harekete geçiren (salt askeri-teknik değil) önder subaylar olduğunda ise harikalar yarattı.

2-429Milis ne düzenli ordu, ne de herhangi bir halk kitlesi ve eylemcisidir; ayaklanmanın gönüllü, örgütlü, silahlı gücüdür. Hem yüksek gönüllülük ve bilinç temelinde bir askeri disiplini hem de kendi yereli başta olmak üzere yüksek bir inisiyatifi olması gerekir. Milis avucunun içi gibi bildiği kendi yerelinde, barikatların ardında, kent savaşlarında, halk isyan direniş ve seferberliğinin olduğu, arkasında büyük kitle gücü ve derinliğinin olduğu her yerde, devleşir. Bunlardan kopulduğu, düzenli ordu ve cephe savaşından ise pek anlamaz. Nitekim Milis burjuva-monarşist hükümet ve ordu kalıntıları darmadağınık Versailles’a kaçarken ilk hücum fırsatını değerlendirmeyip Versailles ordusu toparlandıktan sonra bu kez gelişigüzel bir hücuma geçtiğinde, topları bile Paris’te bırakıp doğru dürüst kullanmadığından, istihkam yapmayı bilmediğinden ağır bir yenilgiye uğradı. Komün Konseyi Yürütme Komitesinin Askeri Komisyonuna gelmiş Montmartre Asayiş Komitesinin devrimci işçi önderlerinin başlattığı bu hücuma karşı çıkmış olsa da, milisin yenilmezlik ünvanını kıran, Paris’te buz gibi bir hava estiren (Komünde yer alan ya da hayırhah bir destek veren burjuva ve küçük burjuvaların çoğunu kaçıran) yenilgiyi Milis Merkez Konseyi, Parisli işçi ve emekçilerin doğrudan sınıf damarına seslenen bir bildirge ile toparlayabildi: “Bu asalaklık ile emek, sömürü ile üretim arasındaki bir savaştır, canlanın, ayaklanın!”

Dolayısıyla milis kurmayının, hem işçi-emekçi damarı ve ruhundan, hem askerlik sanatından, hem kent savaşından anlaması; gönüllülük ile örgütlülüğü, disiplin ile inisiyatifi, askeri-teknik uzmanlık ile devrimci sınıf bilinç ve taktiğini, merkeziyetçilik ile özyönetim demokrasisini birleştirebilen yeteneklere sahip olması gerekir. Bunlar kadar önemlisi, savaşın politikanın yoğunlaştırılmış biçimi, politikanın sınıf çıkarlarının yoğunlaştırılmış biçimi olduğunu; “asker”in düzen ordusundaki gibi teknik bir araç değil, devrimci sınıf çıkarları temelinde varolabilecek, “asker üniforması altındaki işçi-emekçiler” olduğu unutulmamalıdır.

15b-5-1-11-010Kolay zafer beklentisi

Bu ilk yenilgide yaşanan şok, dağınıklık ve demoralizasyon, her isyan veya devrimin başlarında yaşanan bir başka sorununa da ışık tutar: Tüm büyük kitle isyan veya ayaklanmalarında ilk büyük zaferden sonra ne yaşanıyorsa o: Aşırı iyimserlik ve aşırı iyilikseverlik! (Gezi Parkı işgali hatırlansın!) Komün Konseyinde bile Versailles’ın en kıyıcı saldırılarına kadar, halen burjuva-monarşist hükümetin “özerk belediye yönetimi olarak” Komünü tanıyacağını sanan delegeler bile vardı. Üst üste ağır yenilgi ve kayıplara kadar çoğu Milis komutanı Versailles ordusunun onunla karşılaşır karşılaşmaz (Paris’te 18 Mart’da olduğu gibi) çözüleceğini, üstlerine ateş açılmayacağını, askerlerin Komün ile kardeşleşivereceklerini sanıyorlardı! Versailles’ın yeni topladığı ordunun, kırsalın en gerici bölgelerinden, Prusya’nın serbest bıraktığı Profesyonal Taburlardan ve Prusya Ordusunun desteğinden oluştuğunu bile göremiyorlardı.

pcİlk büyük bir iki zaferin kitlelerde yarattığı büyük devrimci coşku, yenilmezlik hissi, gayet anlaşılır bir şeydir. Fakat ortaya çıkan ikili iktidar durumda, bu girilen çok daha çetin ve keskin sürecin sadece ilk adımıdır. Zaafa düşmüş, gafil avlanmış sınıf düşmanına göz açtırmadan kazanımları gidebileceği son noktaya kadar genişletmek, iç ve dış örgütlenmeye hız vermek, her alan ve düzeyde kitlelerin aktif katılım ve yer almasını sağlayacak adımları güçlendirmek…. varken, bu aşırı iyimserlik ve iyilikseverliğin sürmesi, bir gevşeklik ve rehavete, büyük bir zaafa dönüşebilir. Üstelik kitlelerin tarihsel devrimci inisiyatifi ile ortaya çıkan bir Milis Merkez Konseyi, asıl olarak da uğruna dövüştükleri bir Komün Konseyi kurulduktan sonra, bu rehavet ve eski alışkanlıklarla, bu kez her şeyi onlardan beklemelerine, onları ortaya çıkartan, onların da temel dayanakları olan taban komite ve konseylerini bile gevşetmelerine yol açabilir. (Komün ve Konseyle karşılaştırılamayacak olsa da Gezi/Taksim işgal süreci düşünülsün. Çoğu kişi polisin Gezi Parkına girmeyeceğini düşünüyordu. Polis Taksim’de son saldırının anonsunu yaparken Taksim’in tüm çevresine ve ara sokaklarına yığınak yapmış olduğundan bile kimsenin haberi yoktu)

Kitleler ne yazık ki aslen özdeneyimleriyle, çoğunlukla da ölerek, bu işin pasifizmle, uzlaşma arayışı ve beklentisiyle olmayacağını öğreniyorlar. Esas sorun, sınıfın ileri kesimleriyle kaynaşmış, teorisi, pratiği, programı, strateji, taktikleri, savaşım içinde sınanmış ve sağlamlanmış; kitlelerin nabzını elinde tutan, kitlelerin tarihsel inisiyatif, devrimci sınıf bilinci ve savaşımı, ve bunlarla iç içe öz yönetsel yeteneklerini bu organların içinden geliştiren bir önderlik yetisinin, sosyal devrim örgütünün gerekliliğidir. Paris Komününde toplumsal inisiyatif ve öncülüğü elinde tutan işçi sınıfının toplumsal-siyasal olarak önder ve yönetici sınıf olmaya geçiş yapamaması, temel sorun olarak kalmıştır.

(devam edecek)

Bir yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*