Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Komün: Eskinin parçalanması ne kadar ilerletilirse yeninin önü o kadar açılır

Komün: Eskinin parçalanması ne kadar ilerletilirse yeninin önü o kadar açılır

15b-5-1-11-074Komün yazınının önemli bir bölümü, Komün Devriminin en önemli başarısını, işçilerin kendi karar ve yönetiminin en üst yapıtı saydıkları Komün Konseyine atfeder. Konseyin, yepyeni ve daha yüksek bir demokrasinin, konseyler demokrasisinin jenerik biçimi olarak, böyle bir eğilim ve esin taşıdığı doğrudur. Egemen sınıfın bürokratik ve parlamentarist aygıtlarının işçi sınıfı çıkarına asla kullanılamayacağını, yerlerine neyin nasıl geçeceği konusunda yepyeni bir ufuk açtı.

Fakat tarihsel ilk’ler, hiçbir zaman saf biçimiyle ortaya çıkmazlar. Her zaman yeni biçim altında eski içeriğin, eski biçim altında yeni içeriğin eklektik ve bulanık öğelerini de taşırlar. Kopuş her zaman, süreklilik içinde kopuştur. Eskinin şu veya bu düzeyde kalıntılarını ve restorasyon eğilimini içinde taşır. Savaşılacak tek güç eski rejiminin, sömürücü ve egemen sınıfların güçleri değildir; aynı zamanda bizzat devrimi yapan kitlelerin, devrimcilerin içindeki eski alışkanlıkların gücüdür. Bu yüzden eskinin parçalanması ne kadar ilerletilirse yeninin önü o kadar açılır; yeni ne kadar örgütlü ve bilinçli hale gelirse eskinin yıkılmasını o kadar ileri götürebilir.

Komün yeni ve daha yüksek bir sınıf savaşımı biçim ve içeriğine, işçi-emekçi konseyleri demokrasisine doğru çığır açıcı adımlar attı. Ancak mücadelenin eski dar düzleminden, eski alışkanlıkların gücünden tam kopamadı. Lenin 1919 tarihli “Proletaryanın sınıf savaşımının yeni biçimi olarak proletarya diktatörlüğü” başlıklı notlarının en sonuna şunu eklemişti: “1793-94’ün karşısında 1917-19”. Yani: “Burjuva Demokrasisinin Yıkılması ve Proleter Demokrasiye Geçiş olarak Proletarya Diktatörlüğü”. Komün Devrimi ise, birinden ötekine, burjuva demokrasisinden proleter demokrasiye, Fransa’daki ilk burjuva devriminden Rusya’daki sosyalist Ekim devrimine, burjuva devriminden işçi konseyleri devrimine, proletarya diktatörlüğündeki zayıflıkları nedeniyle yarı yolda kalan, her ikisinin de çelişkin özelliklerini içinde taşıyan bir ara geçiş halkası oldu.

2010-06-26-harper-commune-womenKomün Konseyi’nin sorunları

Komün Konseyi, yarı parlamenter bir organ olmanın ötesine pek geçemedi. Devrim karşıdevrim çatışmasının en kritik momentinde tartışmalara boğuldu. Gruplara bölündü, iç çekişmelere gömüldü. İkincil sorunlarla zaman öğüttü. İşçi sınıfının ileri kesimlerinin yerel/bölgesel komite, kurul ve konseylere kendi alanlarında gerekli söz, karar, yetkileri devretmedi, onları en basit örgütlenme ve savaşım ihtiyaçları konusunda bile kendisine yazılı başvuruda bulunmak zorunda bıraktı, kırtasiyeciliğe battı. Kitlelerin ileri kesimlerinin aktif katılım ve inisiyatifi ile işlerin örgütlenmesi ve denetimi olmadan salt kararnemecilik ile yönetebileceğini sandı. Devrimi hızla ileriye taşımak, bunun için yakalancak temel halkaları saptamak, siyaseti, milisi, yaşamı bütünden ve içinden hızla yeniden örgütlemeye girişmek yerine, kısmi ve parça parça reformlarla yetindi. Eski rejim ve bürokrasinin engelleyici bir çok kalıntısına ve özel mülkiyete çok zorunlu kaldığı birkaç önlem dışında olabildiğince dokunmadı. Elinin altındaki Merkez Bankasına dokunmadı. Karşıdevrimin tüm köylülüğü Komün karşısında “tek bir gerici kitle” haline getiren kara-propagandasına karşı, elinin altındaki rejimin halka karşı tüm suçlarını deşifre edebilecek arşiv ve istihbarat belgelerini bile halka açmadı. Sınırlı sayıdaki işçi delegesi dışında, kitlelerin ileri kesimlerinin yaşamı ve savaşımı aşağıdan yeniden örgütleme inisiyatifiyle canlı bir bağ kurmadı. Sınırlı sayıdaki işçi delegesi ve komisyonu dışında, kitlelerin toplumsal inisiyatifinden büyük ölçüde özerkleşti.

Komün Konseyi Yürütme Komitesi ve Komisyonlarının ancak devrimci işçilerin denetiminde olanlar ve ilgili alanda ileri işçilerden oluşan organ ve ekiplerle birlikte çalışanlar etkin olabildi. Az çok etkin olan Konsey Yürütme Komisyonları (bakanlıklar), işçilerin ve emekçi kadınların en çok ihtiyaç duydukları ve aşağıdan seferber oldukları sosyal alanlardı: Tarihin ilk Çalışma, Sosyal Yardım, İaşe bakanlıkları, kısmen de Sağlık ve Eğitim. Marx, “Komünün en önemli toplumsal ölçütü, kendi fiilleridir” derken, bürokrasiyi, parlamentarizmi, toplumsal işbölümünü kaldırma, karar ve eylem organlarını bütünleştirme eğilimini vurgular. Aşağıdan ve yukarıdan inisiyatifin, karar ve eylemin iç içe geçtiği alanlarda, toplumun yeniden örgütlenmesi doğrultusunda önemli adımlar atılmaya başlandı. Kararnamecilik ile yetinen, sahaya inmeyen, birkaç kişiye bırakılıp denetlenmeyen, eski rejim uzman ve personelini dokulmaz addeden komisyonların ise varlığı yokluğu belli olmadı.

1337583217-Rue-des-Abbesses-La-Commune
Komün Konseyinin yarı parlamenter karakterinin nedenleri

Komün Konseyi, kısmi bir seçim reformuna karşın, Paris kapsamında genel ve “eşit” oy sistemiyle belirlendi. Kadınlara seçme/seçilme hakkının verilmemesi daha baştan en büyük eşitsizlikti. Kaldı ki devrim koşullarında bile her türlü “eşit genel oy” bir hayal ürününden ibarettir. “Sömürülen ile sömüren, aç ile tok, işçi ile burjuva arasındaki” soyut biçimsel eşitlik, gerçekte en büyük eşitsizliktir. Burjuvazi sermaye, para, nüfuz, vd ilişkileri ile her zaman seçimleri kolayca etkileme gücüne sahiptir. İşçiler; kültürel, eğitsel, mesleki-uzmanlıksal, basın, küçük mülk ve küçük statü ayrıcalıklarına sahip olan küçük burjuvaziyle de “eşit oy” gücüne sahip olamaz. Sonuçta 85 kişilik Komün Konseyine devrim koşullarında dahi, 25 işçiye karşılık 21 burjuva liberal seçildi. Çoğunluğu ise gazeteci, avukat, hekim, sanatçı gibi küçük burjuva küçük statü sahipleri ve aydınlar oluşturuyordu. Bir kısım orta burjuva demokrat da vardı. Neyse ki burjuva liberaller bir bahaneyle Konseyden çekildi. Yoksa Konsey daha başlamadan gırtlağına kadar parlamentarizme batmış, yerel özerk belediye meclisi sınırlarına çekilmiş olacaktı. Halen ağırlığı oluşturan küçük burjuva statü ve ayrıcalığa sahip olan vekillerin bir çoğu ise, olağanüstü koşulların olağanüstü karar ve eylemleri yerine, çok fazla laf, tartışma, çekişmelerle, kararsızlık ve yalpalamalarla iştigal ettiler.

Konsey vekillerinin bir kısmı devrimci kitle komite, kurul, konseylerinin doğrudan belirledikleri delegeler iken, geri kalanlar kişisel ünleri veya bir iki miting, gösteri, toplantıda öne çıkan, ağızları iyi laf yaptığı için sınayıp yoklamadan seçiliverenlerdi. Konsey, yarı doğrudan delege, yarı genel-dolaylı seçim sistemiyle oluştuğundan, en başından yarı-parlamenter bir karaktere sahip oldu.

Genel oy’un kritik bir sorunu da, kitlelerin ileri kesimlerinin bilinç, örgütlülük ve iradesini değil, eğer daha geniş geri kesimlerini değilse bile, geri sınıf ve kesimleri de içeren en fazla bir ortalamasının durumunu yansıtmasıdır. Bu da, tayin edici karar ve eylem organının, devrimin lokomotif ileri sınıf güçlerinin gerisinde kalmasına, kararsızlık ve yalpalamalarla duraksamasına, hatta engel haline gelmesine yol açar.

En sonu, temel bir sorun da, Komün Konsey vekilleri seçimlerinin programlar/sınıf programları temelinde değil, ağırlıklı olarak kişiler temelinde yapılmış olmasıydı. Bu da, Konseydeki gruplaşmaların sınıfsal, ideolojik-siyasal mahiyetinin, sık sık kişisel gruplaşma ve çekişmeler tarafından örtülmesine, bulanıklaşmasına yol açtı.

Commune_de_Paris_affiche_sur_le_travail_aux_barricadesKonsey dersleri

Komün derslerine Konsey derslerini de mutlaka eklemeliyiz: Devrim sürecinde olağan dönemdekilerden daha sık seçimler, referandumlar yapılır, bozulur, yeniden yapılır… Bunlar kitlelerin nabzını gösterir, kitlelerin öz deneyim ve eğitimi açısından değerlendirilir. Fakat devrimin en kritik anlarında, kitlelerin özdeneyimleriyle öğrenmesini bekleyecek zaman ve lüksü olmayabilir. Sınıf savaşımın yeni ve daha üst organı olarak Konseyler ise, en büyük eşitsizlik olan ve sömürücü sınıflar ve uzlaşmacı ve yalpalamacı sınıf ve kesimler lehine işleyen “genel ve eşit oy” sistemine dayanamaz. “Çoğunluk kararı”nın kitlelerin gerçek sınıf çıkarlarını ve iradesini ifade edebilmesinin temel koşulları: 1- Sermaye egemenliği, özel mülkiyet ve onların baskı aygıtı ve parlamentosunun yıkılması. 2- Sömürücü sınıfların bundan sonra da sürecek direncinin işçi sınıfının ileri kesimleri (proletarya diktatörlüğü) tarafından baskı altında tutulması. 3- En sonu toplumsal işbölümünden kaynaklanan toplumsal-kültürel vd ayrıcalık ve eşitsizliklerin sönümlendirilmesidir.

Düzenin baskı aygıtları zayıflamış ya da geçici biçimde kadük olmuş görünse bile, sermaye egemenliği, özel mülkiyet, ve bunların kitleler içindeki ve üst yapıdaki baskısı, şantajı, faaliyetleri ve etkisi sürdüğü ölçüde, en “genel-eşit” seçim/oy sistemi dahi biçimsel burjuva demokrasiyle sınırlı kalır. Sömürülen sınıfların demokrasisi ile bağdaşmaz, aşağıdan kitle demokrasisinin alanını alabildiğine daraltır ve bastırır. Önce sınıf savaşımının yeni ve üst biçimi (fiili ve zora dayalı proletarya diktatörlüğü/kitlelerin ileri kesimlere dayanan Konseyler demokrasisi) içinde sonuna kadar götürülmesi gerekir. “Burjuva ortamının, bunların -kitlelerin geniş kesimlerinin, bn- iradesini güdümleyen gerçek koşullarının ortadan kaldırılması” gerekir (Lenin). Konseyler, doğrudan işçi-emekçi delegeleri (kitlelerin ileri kesimlerinin içinden çıkmış, özsavaşım organları ve savaşımları içinde sınanmış, önderleşmiş, güvenilir devrimci işçi-emekçi vekilleri) konseyleri olmalıdır. Sömürücü sınıflar, karşıdevrimciler ve bunların uşakları ve işbirlikçileri, delege olamaz, konseylerde yer alamaz. Bir işçi direniş komitesine doğal öncü işçilerin yanısıra, patronun adamlarının ve kararsız, yalpalamacı unsurların alınması ne kadar saçmaysa, sınıf savaşımın en üst ve ileri biçiminin organı olması gereken konseylerde bin beter intihardır.

Sömürücülerin artan direnişi, yalnız karşıdevrimci savaşı (hızla yeniden örgütlemek ve) sonuna kadar götürmekle sınırlı kalmaz. “Dil dökerek işi tatlıya bağlamak” gibi biçimleri de içerir (Lenin).. Kitle isyan ve ayaklanmaların, en geri kesimlerine oynamayı, en geri yanlarından “hayırhah destekçi” pozundaki biçimleri de içerir. Burjuvazinin farklı kesimleri arasındaki güç ve iktidar çekişmeleri, kitle isyanlarına karşı zorla bastırıp/ezme veya “tatlı dilli/hayırhah destekçi” yöntem ve taktik farkları ne olursa olsun, bunlar birbirini bütünleyen klasik “cellat-papaz” kıskacından başka bir şey değildir. Sömürücülerin cellatlık aygıtlarının dağıtılması gibi papazlık direnciyle de sınırlar net çizilmezse, sömürücülerin tüm direnci bastırılmazsa, kitlelerin ileri/devrimci kesimiyle sömürücüler arasındaki geniş yalpalayan, kararsız sınıf ve kesimlerinin duraksamaları, sömürücü sınıfın daha “hayırhah” görünümlü kesim ve mekanizmalarından beklentileri sürer ve büyür. Devrimin ilk zorluklarında ileri kesimleri yalnız bırakarak geriye doğru çözülme eğilimi de büyür.

Commune_de_Paris_barricade_rue_de_Castiglione_2En büyük zaaf: Liberal burjuvaziden beklenti

Komün üst konseylerinin en büyük zaafı, burjuva-monarşist hükümete karşı liberal burjuvazi ve liberal demokrasisinin desteğini alabileceklerini ve bu temelde bir “meşruluk ve yasallık” sağlayarak hükümetle uzlaşabileceklerini sanmalarıydı. 18 Mart’ta yönetimi ele alan Milis Merkez Komite Konseyi’nin ilk oturumunda:

Bir üye Milisin toplarına el koymaya kalkışan ve direnen silahsız halka ateş açılması emrini veren iki generalin halk tarafından infaz edilmesinin “kınanması”nı önerdi. İkinci bir üye “Halkı inkar etmemeye özen gösterin, çünkü onlar da korkuyla sizi inkar eder” yanıtı verdi. Bir üçüncü üye “Halk ve burjuvalar devrimde el ele verdi. Bu birlik sürdürülmelidir.” diye konuştu. İkinci üye buna da “Pekala, burjuvaları kazanmak için halkı terkedin, halk geri çekilecek ve siz de devrimleri yapanların burjuvazi olup olmadığını görürsünüz” yanıtını verdi.

Bu tartışma Milis ve sonra da Komün Konseylerindeki, bilinç durumunu, saflaşmaları yeterince açık biçimde özetler. Komün seçimlerinin burjuva liberal Paris milletvekilleri ve belediye başkanlarıyla uzlaşarak yapılmaya çalışılması, seçimlerin ve Konseyin liberal burjuvaziye açık tutulması bunun ifadesiydi. Buna karşılık Ulusal Parlamento, diğer büyük kent belediye meclisleri ve Paris’te “İnsan Hakları Derneği”nde bulunan liberal burjuvazinin tüm yaptığı, Komün’ün liberal demokratik yerel belediye özerkliği sınırları içerisine çekilerek içinin boşaltılmasına karşılık Thiers hükümeti tarafından (bu sınırlar içinde) tanınmasını istemek oldu. İstedikleri sadece ve sadece kendi burjuva liberal sınıf çıkarlarıydı. Hem Komünden Komün Devrimini, yani kitlelerin ileri ve yukarı doğru devrimci sınıf inisiyatifini tasfiye etmek, hem de Komün üzerinden burjuva liberal yerel belediye özerkliğini sağlama alarak burjuvazinin iç iktidar mücadelesinde elini güçlendirmekti. Thiers’in yanıtı açık oldu:

“Ne? Yerel özerklik yasası mı? Yerel özerkliği nüfusu 20 binden az olan yerlere indirdim. Oylamayı şu an yaptım ve bitti. Güle güle. Paris’i yerel özerklik yasasıyla değil toplarla yöneteceğim!”

paris_history_la_commune_paris_on_fire_1871-parisdigest-comLiberal burjuvazi, belediye meclislerini elinde tuttuğu diğer büyük kentlerde bir yerel özerk belediyeler birliği kursaydı bile bu Thiers hükümetinin sonu olurdu! Ama onlar Paris Komününün varlığında Thiers ile mücadeleyi elbette göze almayıp, gerçekte Komüne karşı onu desteklediler. Komün Devriminden, Monarşist restorasyondan korktuklarından daha çok korkuyorlardı. Komünün kıyılmasında, burjuva-monarşistlerden daha gözü dönmüşlükle davrandılar, deliklerinden çıkıp her Komünarın parçalanmış cesetleri üzerinde zevk naraları atarak zıpladılar. Komün’ün ezilmesi ve 5 yıllık sıkıyönetim ardından, Monarşist hükümetin dağılmasıyla, ilk seçimde kolayca parlamento ve hükümeti alıverdiler. Önlerine, uluslararası kitle kampanyalarıyla ilk gelen sorun tutsak binlerce Komünara “af” idi, reddettiler.

Ancak Thiers hükümeti kazayla (Komünün içinin boşaltılıp yerel belediye özerkliğine indirgenmesiyle koşullu) böyle bir uzlaşmayı kabul edecek olsaydı bile, bu Komünün hükümete karşı zaferi değil, burjuva liberal demokrasisinin kitlelerin Komünal demokrasisi üzerindeki zaferi olacaktı! Komün Konseyinde, kitle devrimi ve savaşımında olandan daha büyük bir yeri ve ağırlığı olan küçük burjuvazinin yalpalamacı ve uzlaşmacı kesimlerinin temsilcileri de, sorumluluğunu bir türlü almak istemedikleri ve bekleyiş içinde tutmaya çalıştıkları komünal demokrasi eğilimini toprağa gömerek, “demokratik cumhuriyeti” liberal burjuvazinin egemenliğine devretmeye ve Komünü onun bir parçası olmaya indirgemeye dünden razıydı!

Dipnot: Gezi işgali sürecinde, Taksim Dayanışması adı altında liberal-reformist ve bürokratik parti ve kurum temsilcilerinin Gezi’yi Erdoğan ile uzlaştırma telaşlarını, aldıkları aşağılayıcı yanıtı Gezi kitlelerinden saklamalarını, buna karşın tek yanlı “uzlaşma jesti” olarak parkı tasfiye etme girişim ve entrikalarını, yine Gezi’ye “çevreci masum çocuklar ve pasifizm” sınırları içinde hayırhah destek veren burjuva sınıf kesimlerinin bunu AKP’yle anlaşma kozu olarak kullanıp “kahraman polisimiz”e geçiş yapıvermelerini, vd hatırlatmak yeterli olacaktır.

women-of-the-paris-commune
Paris işçileri öncü sınıf olmaktan önder ve yönetici sınıf olmaya geçiş yapamadı

Sınıf savaşımının ileri ve daha üst biçiminin organı olarak Konseyler, esasen işçi sınıfının ileri, öncü, devrimci kesimlerine dayanmalı, onların devrimci sınıf bilinç ve iradesini yansıtmalıdır. Sömürücülerden ve yalpalayan kesimlerden net biçimde ayrışmış devrimci sınıf gücü ve taktik önderliğiyle, emekçi kitlelerin çoğunluğunun da sömürücülerden ve kararsızlardan ayrıştırılması ve işçi sınıfının hegemonyası çevresinde toplanabilmesinin başka yolu yoktur. Lenin “Proletaryanın Sınıf Savaşımının Yeni Biçimi Olarak Proletarya Diktatörlüğü” başlığı altında, “başı çekmek”, “önderlik etmek”, “birlikte olmak” kavramlarının sınıf anlamlarına dikkat çeker.

İşte Paris Komününün en büyük ikinci sorunu da budur. İşçi sınıfının devrimci ileri kesimleri, kitlelerin tarihsel-toplumsal inisiyatifine, devrime, yönetime el konulmasına, Prusya işgali ve burjuva-monarşist hükümet ile savaşıma öncülük etti. Ancak savaşımın yeni ve daha üst biçiminin organlarında, üst konseyde, küçük burjuvazinin (hatta orta burjuva demokratların) siyasal temsilcileriyle “birlikte olmak”la yetindi. Sınıf/sınıf çıkarı/programatik-ideolojik-siyasal vd ayrımlar ortaya konulmadan, eğer bir ittifak yapılacaksa hangi sınır/koşullar içinde, kimin önderliğinde ve hegemonyasında olacağı sorgulanmadan, işçi sınıfının bağımsızlığı korunmadan, işçi sınıfının küçük burjuvazi ile üst konseyde “birlikte olması”, onun hegemonyasında ve onun belirlediği sınırlar içinde kalması demektir. Komün Konseyinde Enternasyonalci işçilerin blanquiciler ve proudhoncularla çelişki ve mücadeleleri ne olursa olsun, her ikisinden de tarihsel-ideolojik-siyasal etkilenme ve eklenmelerle, bu “birlikte olma”nın çerçevesi, blanquici sol Jacobenizm (küçük burjuva yurtsever-halkçı demokratizm), proudhoncu anarko-demokratizm (küçük burjuva yerelci ve özerkçi komünler/kooperatifler federasyonu) ve sosyal devrimci demokrasinin eklektik ve çelişkin bir yumağı oldu: “Halkçı ve sosyal cumhuriyet”, gerçekte işçi sınıfı ile küçük burjuvazi ittifakının bulanık, yarı proleter yarı küçük burjuva halkçı demokratik, yarı konseyler demokrasisi yarı parlamenter demokratik, hatta yarı devrimci yarı reformist bir ifadesiydi. 1848 devriminde “sosyal cumhuriyet” proletaryanın, “demokratik cumhuriyet” küçük burjuvazinin, “parlamenter cumhuriyet” burjuvazinin sloganlarıydı. Hepsi birbirinden ayrıydı ve ilkinden başlayarak sırayla ezilmişlerdi. 1871 Komün Devriminde ise, aslen ilk ikisi, ama üçüncüden de tam kopamayarak, iç içeydiler.

526x297-Zsp1848 devriminden 1871 Komüne: Yeni içinde eski, eski içinde yeni

Marx, 1848-50 devrimini değerlendirirken

“Fransa’da küçük burjuvazi, normal olarak sanayi burjuvazisinin yapması gereken şeyi yapıyor; işçi, normal olarak küçük burjuvazinin yapması gereken şeyi yapıyor; ama işçinin görevi, onu kim yapıyor? Hiç kimse.” diye yazmıştı. (Fransa’da Sınıf Mücadeleleri)

1871 Komün Devriminde işçi sınıfının oynamaya başladığı tarihsel rol, bu dengeleri de sarsmaya başladı. İşçi sınıfı küçük burjuvaziyi yanına çekti, fakat onu programatik, ideolojik-siyasal olarak (yani toplumun küçük burjuva demokratik yolla dönüşümü anlayışını) tam aşamadı. Ekonomik planda Proudhonculuk, siyasal planda Blanquicilik birbiriyle ne kadar çelişiyorsa, küçük burjuvazinin burjuvazinin yapmadığı ve zaten yapamayacağı “ideal kapitalizm/ideal demokrasi” fantazini fuzuli olarak “yeniden realize etme” çabasında buluşuyorlar, yarı-proleter kesimler ve bilinç içinde buldukları zeminle, birlikte bir duvar oluşturuyorlardı.

Marx, 1848-50 devrimini değerlendirirken,

“Proletarya partisinin gücü sokakta idi, küçük burjuvazinin gücü ise bizzat Ulusal Meclisin bağrında” (18 Brumaire) diye yazmıştı.

Bu kez proletarya sokakta egemenliğini kurmuşken Konseyde de bir belli bir gücü vardı. Fakat toplumsal inisiyatifini siyasal inisiyatife çeviremedi ve ikisini bütünleştiremedi. Devrimci kitle vekilleri konseyinin, işçi sınıfının ileri kesiminin önderlik ve hegemonyasında, kitlelerin toplumsal ve siyasal inisiyatifini, devrimci karar ve eylemi bütünleştiren bir organ olması gerekir. Elbette tartışarak karar alacak, fakat bunun için bütüne hakim olması, tüm temel konu ve alanlarda doğru ve hızlı rapor ve bilgilenme sistemine sahip olması, öncelikli, acil ve stratejik-taktik konu ve sorunları doğru belirleyebilmesi, ve bunlar kadar önemlisi, kararlarını eylem ve denetimle bütünleştirebilmesi gerekir. Hiçbir Konsey ve Yürütme Komitesi, böyle gelişkin bir örgütlenmeyi hazır bulmayabilir, fakat kendisini aşağıdan yukarıya ortaya çıkarmış ve dayandığı işyeri, sendika, kadın, milis, mahalle ve bölge organlarını (komite ve konseylerini) hızla işlevlendirip yenilerini kurarak, bilgi, karar, eylem ve denetimin hem merkezileşmesini hem de kitlelerin ileri kesimlerinden başlayarak bunlara azami etkin katılım ve yer almasını sağlayabilir. Hiçbir burjuva parlamento ve hükümet, kararlarına kitle organlarının doğrudan ve etkin katılımına, yer almasına tahammül edemez! İşçi konseyleri demokrasisinin, ayırdedici bir niteliği ise, sayısız işyeri, mahalle, bölge komite, kurul, konseyleri ile çevrelenmesi, iç içeliği, en derin köklerinin ve canlılığının bunların varlığında ve yaygınlaştırılıp geliştirilmesinde olmasıdır. Kararnameler, bunun için gerekli organlar, örgütlendirme, denetim olmadan bir işe yaramaz.

Marx, 1848-1850 devrimini değerlendirirken, bir ara işçi sınıfı ile küçük burjuvazinin yakınlaşmasını

“proletaryanın sosyal taleplerinin devrimci sivriliği giderildi ve onlara demokratik bir ifade verildi. Küçük burjuvazinin demokratik taleplerinin salt siyasal biçimleri kaldırıldı ve sosyalist (Marx o dönemde bu kavramı komünizmden farklı olarak, reformizm anlamında kullanıyordu, bn) noktaları öne çıkarıldı. Böylece sosyal-demokrasi yaratıldı… Sosyal-demokrasinin özel niteliği… iki ucu, yani sermaye ile ücretliliği, ortadan kaldırmak değil, ama bu iki uç arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi hafifletmek ve bunlar arasında bir uyuma dönüştürmek istemesinde özetleniyordu.” diye yazmıştı (18 Brumaire).

1871’de işçi sınıfının küçük burjuvaziyle birlikteliği yine bu dolayda iken, karşıdevrimin saldırganlığı şiddetlendikçe bunu aşma eğilimi gösterdiyse de, Komünün ömrü yetmedi. İşler çetinleştikçe küçük burjuvalar da Komün saflarını terkediyor, Komün Konseyinde işçilerin sayısı ve oranı artıyor, işçi sınıfının ileri kesiminin Paris’te çoğu artık karşıdevrim ordusunu kucak açmış bekleyen burjuvalara karşı tutumu giderek sertleşiyordu. Şöyle bir anektod anlatılır: Silahlı işçiler, karşıdevrimci hükümetle işbirliği yaptığından şüphenilen bir burjuvayı yakalarlar. Burjuva, siyasetle ilgilenmediğini söyleyerek kendini savunmaya çalışınca, işçilerden biri şöyle yanıtlar: “İşte ben seni tam da bu yüzden öldüreceğim!” Sömürücülerin direnci bastırılmadan, kararsız, yalpalamacı sınıf ve kesimlerin temsilcileri, sınıf savaşımının en ileri ve üst iradesini temsil etmesi gereken organlarından yalıtılmadan, devrim ilerletilemez.

15b-5-1-11-096Emperyalist kapitalizm ve proleter devrimler çağına bir geçiş halkası

“Burjuva demokrasisinden proletarya diktatörlüğüne tarihsel dönüşüm. Birincisinin ‘üzerinde yükselmek’, ‘içine sığmak’ mı, yoksa onu parçalamak mı? Devrimle mi, yoksa devrim olmaksızın mı? Siyasal iktidarın yeni sınıf tarafından ele geçirilmesi, burjuvazinin alaşağı edilmesi, ya da sınıflar arasında bir pazarlık, bir uzlaşma mı?” (Lenin)

Paris Komünü ikisi arasında, her ikisinin de çelişkin özelliklerini taşıyan bir geçiş halkasıydı. Komün Konseyi de, yarı-parlamenterist bir organ olmanın pek ötesine geçemedi. Konseydeki sol çoğunlukta yer alan işçiler bile kendilerini ilk burjuva devriminin konvensiyon meclisi gibi düşünüyorlar, onun yarıda kalmış görevlerini tamamlayacaklarına inanıyorlardı. Fakat, eski jakoben devrim ve devrimcilik, örgütlenme, parlamento ve hükümet anlayışını geri getirmeye çalışırken, bir yandan da kaçınılmaz olarak, tarihin önlerine koyduğu yeni görevlere, sınıf savaşımının yeni ve daha yüksek düzlem ve anlayışına, organlarına doğru adımlar atmak zorunda kalıyorlardı.

Marx’ın 1848-50 devrimini değerlendirirken, o dönemin devrim ve devrimcilik anlayışına ilişkin henüz 1850 tarihli ürpertici bir öngörüsüne de yer verelim:

“Bugünün kuşağı, Musa’nın çölden geçirdiği Yahudilere benzer. Bu kuşak, yalnız yeni bir dünyayı ele geçirmek durumunda değildir, bu kuşağın, o yeni dünyanın düzeyinde olacak insanlara yer açmak için yokolması da gerekir.” (Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, 1850).

Marx, elbette fizik bir yokuluştan bahsetmiyor. Henüz daha 1848 devrimleri sırasında eskimiş, işçi sınıfının küçük burjuvazinin, küçük burjuvazinin de burjuva liberal demokratizmin eklentisi olduğu, dar siyasal demokratik devrim ve devrimcilik anlayışının, yerini yeni ve daha yüksek bir sosyal devrim ve devrimcilik anlayışına bırakarak yok olması gereğinden bahsediyor. 1848 kuşağının hem yeni bir yol açmak hem de bunu asıl gerçekleştirecek yeni kuşaklara yol açmak için yoldan çekilmek gibi çelişkin bir tarihsel misyonu olduğunu söylüyor. Eski ile yeninin iç içe geçtiği Paris Komünü ise bu çelişkinin doruk noktası oldu. Proudhonculuk, Blanquicilik gibi eskimiş siyasi akımlar, işçi sınıfının Komünün en ileri kesimini oluşturan fakat henüz zanaatçı-manüfaktür zihniyetinden tam kopamamış geçiş biçimleri, bir yandan eski burjuva devrimlerini, 1792-94 ve 1848-50’yi kaldığı yerden eskisi gibi sürdürmeye, geri getirmeye çalıştılar. (Paris Komünü tarihi ile 1848-50 devrimleri tarihini yanyana koyup inceleyenler, ne çok benzer hatanın yapıldığını şaşkınlıkla farkederler.) Diğer yandan çoğu zaman farkında bile olmayarak bambaşka, yepyeni şeyler de yapmak zorunda kaldılar. Ve Marx’ın mecaz olarak söylediği, bu “iç çelişki”nin en üst noktasında, korkunç bir gerçek oldu: Sınıf savaşımının yeni ve daha yüksek bir anlayışına, yeni ve daha yüksek bir sosyal devrim anlayışına, yeni ve daha yüksek bir demokrasi anlayışına, yepyeni bir yaşam anlayışına yolu açarken, bunu gerçekleştirecek düzeydeki yeni devrimci sınıf yapısı, devrimci teori, program, ideoloji, siyaset ve örgütlerine “yer açmak için” kendileri yok oldular! Kimbilir, belki de Marx’ın bu keskin hükmünü, en fazla bugün, kapitalizmin siyasal-toplumsal her düzeyde kapsamlı bir yapısal dönüşüm sürecinin yaşadığı koşullarda, 1960’lı, 70’li, 80’li, hatta 90’lı yılların devrimci kuşaklarının bu çelişkili misyonları açısından düşünmek gerekir!! Belki de tüm devrimlerde, devrimi yapan ve yeni bir yaşamın kuruluşunu başlatan kuşağın, tam da o yeni yaşam düzeyinde, kendilerini ve sıyrılamadıkları eski alışkanlıklarının gücünü aşacak yeni insan ve kuşaklara yolu açmak için kendisini gereksizleştirebilmesi gerekir!!
0aee357531541481faa5fff2589a3152
Eski rejim uzmanları sorunu

Lenin, sınıf savaşımın tarihsel-mantıksal biçimine genişletildiği yeni biçimi, burjuva demokrasisinden proleter demokrasiye geçiş biçimi olarak proletarya diktatörlüğünün, şu 5 görev ve biçimini sıralar: Sömürücülerin direnişinin bastırılması, iç savaş (emperyal savaşın iç savaşa dönüştürülmesi), küçük burjuvazinin özellikle de köylülerin yansızlaştırılması, devrime ayak direyen burjuva (ve küçük burjuva) uzmanları yalnızca direnişini kırmak değil yalnızca yansızlaştırmak değil proletaryanın ihtiyaçlarına hizmet etmeye zorlamak, kitlelere yeni bir disiplinin aşılanması…

İlk üçü üzerinde, Paris Komünü yazı dizimiz boyunca durduk. Son ikisine yine Komün Devrimi üzerinden birkaç not düşelim.

Komün, geriye kalan eski rejim bürokrasisi ve burjuva uzmanların bazılarını işçilerin baskısıyla görevden aldı, özellikle işçiler için en acil olan bir dizi reformu fiilen öncü işçiler ve ikna edilen eski personelin çabasıyla gerçekleştirdi. Ancak çoğu yerde eski bürokrasi kalıntıları ve uzmanları ne görevden aldı ne de çalışmaya zorladı, hatta onların “olmaz” dediği yerde öyle kalakaldı. Bunun en kötü örneği Merkez Bankasının Komün boyunca, onun bağrındaki bir karşıdevrimci özerk-dokunulmaz iktidar alanı olarak varlığını sürdürmesi, Komüne “bahşiş” niyetine verdiğinin 20 katını burjuva-monarşist hükümete pompalamasının seyredilmesidir! Karşıdevrime hizmet eden, işbirlikçi vb tüm uzmanların görevden alınması ve tutuklanması, her alandaki tüm söz, karar ve yetkilerin devrimci işçi komite ve konseylerine devredilmesi kesin olmalıydı.

Devrim ilk elde kitlelerin kendi başına yapamayacağı, ihtiyaç duyulan kritik alanlarda, burjuva uzmanları elbette devrimci kitle organlarının sıkı denetimi altında çalışmak zorunda bırakabilir. Ancak bunun yeniden kurumsallaştırılması, eski (ve yeni) yönetici ve uzmanların yeniden dokunulmaz yetki ve ayrıcalıklarla donatılması, onları proletaryanın ihtiyaçları için çalıştırabilmek için olsa daha yüksek ücret ve primler verilmesi, yanlıştır ve çok vahim sorun ve deformasyonlara yol açar. Sovyet deneyiminde eski uzmanların yukarıdan bir denetim uygulansa da, aşağıdan bir denetime, komite ve konseylerin denetimine tabi olmadan, hem de eski ayrıcalıkları geri verilerek çalıştırılmasının vahim sonuçları üzerine, Çimento, Moskova Önlerinde, Saat 13.00’de Sayın Generalim romanlarına bakmak bile yeterli olur. Hiçbir uzman ve yöneticinin ortalama işçi ücretinden fazla maaş almaması, hiçbir ayrıcalığa sahip olmaması, ilgili alanlarda bulunan işçi komite ve konseylerine sorumlu olması ve gerektiğinde görevden alınabilmesi, Komün/ist Devrimi açısından ilkeseldir.

09a October RevolutionYeni bir proleter disiplin aşılanması sorunu

Komün, işçi sınıfının ileri/devrimci öğelerinin bulunduğu, ele aldığı az sayıda alan ve konu dışında, yeni bir proleter devrimci gönüllü ve bilinçli disiplin aşılayacak zamanı bulamadı. Binlerce kadın, erkek işçinin el konulan terkedilmiş fabrikaları, silah mühimmat fabrikalarını tıkır tıkır işletmesi, en ağır kıtlık koşullarında iaşe, tedarik organizasyonu, bazı alanlarda işlerin çekilip çevrilmesi, çığır açıcı örneklerdir. Buna karşın başta en kritik askeri alan/milis olmak üzere, bir çok önemli alanda büyük bir karmaşa ve dağınıklık, hatta rehavet hüküm sürdü. Bunun en ciddi örneği 100 bin kayıtlı milis, bir o kadar da yedeği varken, iç savaşa yalnızca -tamamında yakın işçiler- 30 bininin katılmasıdır.

Kuşkusuz hiçbir devrimde, yönetim alınır alınmaz herşey tıkır tıkır işlemeye başlamaz, salt kararnamelerle işlemesi de sağlanamaz (Komünün Konseyi ve Yürütmesinin en ciddi zaaflarından biri yukarıdan ve aşağıdan inisiyatif, örgütlenme ve denetim olmadan her şeyi kararnamelerle çözebileceğini sanmasıydı!). Bununla birlikte, en acil ve temel olanlardan başlayarak, kitle inisiyatifi ile denetimi, gönüllülük ile bilinç ve örgütlülüğü birleştiren yeni bir iç ve proleter devrimci disiplini geliştirmek, devrimin ölüm kalım meselesidir. Lenin,

“Yeni bir disiplinin aşılanması: a) Proletarya diktatörlüğü ve sendikalar, b) Primler ve parça başı ücretleri, c) Partinin arındırılması ve rolü, d) Komünist Subotnikler” diye yazar.

Proletarya diktatörlüğü karşıtlarının en temel argumanı, proletarya diktatörlüğünün proletarya üzerinde diktatörlüğe dönüşmesinin kaçınılmaz olduğudur. Böyle bir kaçınılmazlık yoktur, fakat bu tehlikeye karşı da sınırların net çizilmesi gerekir. Devrimin kaderini tayin edecek iç savaş koşullarında, askerden kaçan, bozgunculuk yapan, yalpalayan, veya kitleler açlıktan kıvranırken mal stoku yapan vbnin elbette gözünün yaşına bakılmaz. Ancak en sert önlemler gerektiğinde bile kitlelerin aşağıdan inisiyatifini kırmamaya, geliştirmeye en büyük özeni göstermek gerekir. Proletarya diktatörlüğü, proletarya adına değil proletaryanın diktatörlülüğüdür, en ileri aşağıdan komite ve konseyler demokrasisi ile kaynaştırılmak zorundadır. Komün’de ise üst konseylerin zayıflığı kadar çalışma ve yaşam alanındaki ileri/devrimci işçi, kadın örgütlenmelerinin sınırlı kalması, kitle organizasyonunun geliştirilmesi olanaklarını da kısıtladı.

Paris Komününde önder bir partinin olmaması zaten temel sorundu. Ancak parti olsun olmasın, her devrimin kritik bir sorunu, bir iki büyük zafer kazanılır kazanılmaz, bunlar üzerinden prim, rant, şan, şöhret yapma meraklısı bir sürü faydacının ve laf ebesinin de devrimin en temel organ ve damarlarına bile doluşmaya çalışmasıdır. (Gezi’de bile ona hiçbir katkısı olmadığı halde sırtından prim yapmaya çalışanları çok gördük!) Komünde en üst organ olan Konseyde bile bunlardan epey bir miktar vardı. Devrim en temel organ ve örgütlerinden başlayarak bunlardan arındırılmazsa, çok ciddi bir gevşekliğe, yozlaşmaya, işler kötü gittiğinde ise bozgunculuğa, her halükarda laf ebeliğiyle kitlelerde kafa karışıklığı ve ciddi güvensizliklere yol açarlar. Komünist Sbotnikler, yani Devrim için, yeni bir yaşam için, kitlelerin kendi sınıf çıkarları için karşılıksız/gönüllü çalışma, örgütlenme, yeniden inşaa, milis/öz savunma seferberlikleri her sosyal devrimin ruhudur. Bunlar olmadan, kitlelerin en geniş tarihsel-toplumsal inisiyatifini, gönüllü seferberliklerini geliştirmeden, bir devrimi her durum ve koşulda yetersiz kalacak verili teşkilatlarla sınırlı yürütmeye çalışmak, devrimi öldürür. Gezi isyan ve direnişinde, herkesin işgalciler ve direnişçiler için bir şeyler yapması, bir şeyler paylaşması, gönüllü sağlık, yiyecek, temizlik, özsavunma ekipleri, bunun küçük bir tohumudur.

commemorative-plaque-to-the-paris-commune-pere-lachaise-cemeteryKomün’ün üstünden atlanarak teori ve siyaset yapılamaz

Çok geniş bir Komün yazını ve tartışması var. Marx, Engels, Blanqui, Bakunin, Kropotkin, Lenin, Kollentay, Rosa Luxemburg, Troçki, Kautsky, Mao dahil, Marksist olan veya olmayan soldaki her klasik akımın önderlerinin sayfalar veya kitaplar dolusu Komün yazı ve tartışmaları var. Bu da çok doğal. Komün kendi ömrü 71 günle sınırlı kalmış olsa bile, kitlelerin ve aslen işçi sınıfının iktidara, yönetmeye, yepyeni ve daha yüksek bir demokrasi ve yaşam kurmaya talip olduğunu ve hepsini yapabileceğini gösterdi. Şu veya bu düzeyde iddia sahibi hiçbir sol, sınıfsal veya toplumsal akım, Komün’ün üstünden atlayarak, çevresinden dolaşarak teori ve siyaset yapamaz. Komün konusundaki görüşünü, tutumunu, değerlendirmesini belirtmek zorundadır. İkincisi, Rusya’daki devrimlerde olduğu gibi, sonrasında da devrimin gerçekleştiği veya gündemleştiği, ya da büyük çaplı kitle isyan ve direnişlerinin yaşandığı her yer ve zamanda, (Sovyet Devrimi ve sosyalizmiyle birlikte) Komün Devrimi de yeniden gündemleşir ve tartışılır.

Solun bütün akımları Komüne sahip çıksa da, komünistler, sol komünistler, anarko-komünistler, sosyalistler, halkçı devrimci demokratizm, yurtsever demokratizm, sosyal demokrasi, sosyal reformizm, anarşizm, komünalizm vd her birinin Komünü kuşkusuz kendi dünya görüşüne göredir. Komün hepsinden birşeyler aldı ve herbirinde bir şeyleri değiştirmeye zorladı. Evet isteyen onda istediğini görebilir, çünkü tarihsel bir büyük dönüşüm sürecinin en yüksek ve yoğunlaşmış bir ifadesi olarak, onda gerçekten hepsi de vardır; özyönetim de vardır, özerkçilik de, merkeziyetçilik de, atamacılık da, konseyler demokrasisi de, işçi-küçük burjuva devrimci demokratik diktatörlüğü de, proletarya diktatörlüğü tohumları da, anarşizm de, hatta reformizm ve parlamentarizm bile… Toplamı, tarihsel-toplumsal bir ara geçiş biçimi olarak hem onun görülmemiş zenginliğini, hem de eklektizm ve bulanıklığını oluşturur. Ancak onun özü açık ve net olmalıdır:

tumblr_mnjbhxnWy71qkp2xyo1_500Başta işçi sınıfı, kitlelerin tarihsel-devrimci (eski yaşamı yıkıcı ve yeni yaşam kurucu) inisiyatifinin, sömürücü sınıfın baskı aygıtı, bürokrasi, parlamenter demokrasi ve hükümet formundan başlayarak egemenliğinin kaldırılması/yıkılmasının, proletarya diktatörlüğüyle işçi konseyleri demokrasisine geçişin jenerik biçimi. Komünde bunlarla bağdaşmayan ve gelişmelerinin engeli olan pek çok şey de vardır, fakat kimki Komünün bu asıl tarihsel-sınıfsal devrimci yıkıcı ve kurucu damarını gözardı eder, onda gördüğü ve aldığı ne olursa olsun, onun açmaya başladığı emperyalist kapitalizm ve proleter devrimler çağını da inkar etmiş olur.

Komün, uzunca bir dönem geleneksel sosyalizm anlayışının hakimiyetiyle toprağa gömülür gibi oldu. Çin’de Mao’nun “Kültür Devrimi” ile birlikte “Halk/Köy Komünleri” uygulamasıyla (sınırlı ve zaten çok geçmeden sönümlenmiş bir kırsal bayındırlık/modernizasyon hareketinden fazlası değildir) yeniden gündemleşmeye başladı. Sovyet sosyalizminin çözülmeye ve revizyonist çürümeye başlamış olmasıyla, 1960’lardan itibaren (anarko-komünist denilebilecek Sitüasyonist hareket,vb) yeniden (“kültür devrimi” vb ile birlikte) Avrupa’da tartışılmaya başlandı. 68 devrim ve isyanlarıyla yeni bir patlama yaptı. Sovyet Devrim ve sosyalizm deneyiminin karşısına koyulmaya kalkışıldı (“Komüne dönüş” hareketleri, vb). Sovyet deneyimi adına -ansiklöpedik bir kenar süsü olmanın dışında- Komünü yok saymak ne kadar yanlışsa, Komün adına Sovyet Devrimi ve sosyalizm deneyimi silmeye kalkışmak çok daha büyük ve reaksiyoner bir yanlıştır.

comm-internİkisi arasında düz dizgeci (pozitivist) bir karşılaştırma aynı ölçüde yanlıştır, tarihsel diyalektik bir devamlılık ilişkisi vardır. Sovyet Devrimi, Komünü özümseyerek aştı (Lenin’in doğrudan Komün üzerine yazdıklarının ötesinde, devrim, iç savaş, proletarya diktatörlüğü, sovyet demokrasisi, vd üzerine yazdığı hemen her şeyde, Komün deneyimine ilişkin etraflı incelemelerin izleri vardır) fakat iç sıkışmalar nedeniyle Komünde de ancak jenerik biçimiyle olan bir dizi ilke açısından gerisine düştüğü yanlar da oldu (örneğin işçi konseyleri demokrasisi, yönetici ve uzmanların ücretlerinin ortalama işçi ücretini geçmemesi, konseylere sorumlu olması ve görevden alınabilirliği, vd). Bugün her ikisini de, “iyi yanlar, kötü yanlar” pozitivizmi ya da “günahlar, sevaplar, şeytanlaştırmalar, melekleştirmeler” metafiziği ile değil, birincisi, kendi somut tarihsellikleri içinde, sorun ve kazanımlarının tarihsel, sınıfsal, siyasal vd kökleriyle birlikte değerlendirebilmek, ikincisi, bugünün değişen koşul, ihtiyaç ve olanakları açısından yeniden değerlendirebilmek gerekir.

Not: Komün üzerine yazı dizimiz, Bookchin ve Öcalan’ın “demokratik konfederalizm” ve “komünalizm” akımının eleştirel değerlendirilmesini içeren son bölümle tamamlanmış olacak.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*