Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kolektif işçi demokrasisi: Toplantı özgürlüğü

Kolektif işçi demokrasisi: Toplantı özgürlüğü

Burjuva Meclis anayasa uzlaşma komisyonu, toplantı özgürlüğünü gündemine almadı. Burjuva partilerin “temel hak ve özgürlükler” konusundaki taslakları da toplantı özgürlüğüne ilişkin bir öneri içermiyor. Burjuvazi, neoliberal demokrasisinde, toplantı özgürlüğünün bir sorun olmadığını, isteyen herkesin istediği gibi toplantı yapabileceğini varsayıyor.

Gerçekten öyle mi?

Öyleyse neden, işyerlerinde işçiler kendi aralarında sorunlarını ve istemlerini konuşmak için toplantı yapamıyor?

Öyleyse neden, çoğu sendikada sendika üyesi işçiler kendi sendikalarının toplantı salonlarından bile istedikleri zaman ve istedikleri gibi yararlanamıyor?

Öyleyse neden, birazcık geniş işçi toplantıları, işçi direnişlerinin dayanışma etkinlikleri bile, ancak birkaç saati fahiş fiyata kiralanabilen ticari düğün salonlarında yapılabiliyor?

Öyleyse neden, kitle mitingleri resmi bildirim, polisten izin ve her zaman polis kameralarına ve polis yığınağına tabi, Kürdistan’da mitingler yasaklanıyor, hemen her Kürt mitingi ve bir çok kitlese basın açıklaması toplantısı saldırıya uğruyor, valiler kitle mitinglerinin yer ve tarihlerini kafalarına göre belirlemeye kalkışabiliyor, bir “açık hava toplantısına katılmış olmak”, “açık hava toplantısında pankart açıp slogan atmak” “terör suçu” sayılıyor, gözaltı, tutuklama gerekçesi oluyor?

Burjuva demokrasisinde toplantı özgürlüğü

Yeni anayasada temel hak ve özgürlük bölümüne ilişkin tasarılar, büyük ölçüde, olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne dayandırılmaktadır. Toplantı özgürlüğüne ilişkin düzenlemeler de, büyük olasıkla bir kaç ek kısıtlamayla, öyle olacaktır. AİHS’in toplantı özgürlüğü hakkı düzenlemesi şöyledir: “Herkes barışçıl toplantı özgürlüğü hakkına sahiptir.” Barışçıllık kısıtı, toplantıların yalnız biçimini değil, içeriğini de bağlamaktadır. Bir toplantı şiddet içermediği halde, yapılan konuşma ve açıklanan amaçları itibarıyla, “barışçıl olmadığı” gerekçesi ya da iddiasıyla yasaklanabilir ya da soruşturmaya uğrayabilir.

Ardından burjuva demokrasisinin yapısal prangaları arzı endam eder: ” Toplanma özgürlüğünün kullanılması, AİHS mad. 11, par. 2 uyarınca, ulusal güvenlik, kamu emniyeti, karışıklığı ve suç işlenmesini önleme, sağlık ya da ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gerekçeleriyle sınırlandırılabilir.” Bu işyerlerinde, patronun izni olmadan ve iş bırakarak toplantı yapmanın yasak olduğu anlamına gelir. Burjuva demokrasisinde toplantı özgürlüğünün “kolektif hak” olması da, kendi başına değil, ancak bireysel hak ve özgürlüklere, yani sermaye, meta, özel mülkiyet haklarına ikincil ve onların uzantısı olarak kabul edilmektedir. Ki bu da “başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması” adı altında, en başta burjuvazi ve patronların haklarına ve düzenine karşıt olmamayı düzenler. “Gürültü, trafiği engelleme, çevre kirliliği” gibi nedenlerle bile toplantıların sınırlandırıldığı olmaktadır. Cenevre merkezi meydanı, Kuzey İrlanda’da Trafalgar meydanı gibi mitinglerin kısıtlandığı ya da yasak olduğu bir dizi meydan vardır. Yalnız polis değil, “yerel yönetim özerkliği” çerçevesinde belediyeler de miting yasaklayabilmektedir. İspanya’da Öfkeliler’in, Almanya’da Occupy Frankfurt toplantı ve gösterilerinin yasaklanmaya çalışılması en son örneklerdir. Son dönemlerde de özellikle merkezi devlet binaları ve banka ve tekel merkezlerine yakın yerlerdeki kitle toplantılarına bir dizi kısıtlama ve yasak getirilmeye başlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Türkiye’den yapılan “toplantı özgürlüğü ihlali”ne ilişkin başvuruların tamamı olumsuz sonuçlanmaktadır!

ABD’de başta New York olmak üzere 50’den fazla kişinin toplanması polisin iznine bağlıdır. Wall Street önünden sürülen eylemciler, ancak yasal bir boşluktan yararlanarak Zucoti Park’ta toplanabilmişler, çok geçmeden bu kez “çevre kirliliği” gerekçesiyle polis tarafından çadırları yıkılarak, gözaltına alınarak dağıtılmışlardır.

Burjuva demokrasisinde işçiler için toplantı özgürlüğü boş laftır!

“İşçiler, ‘toplanma özgürlüğü’nün, hatta en demokratik burjuva demokrasilerinde bile, boş bir söz olduğunu çok iyi bilirler; çünkü kamusal ve özel en güzel salonlarda toplanmak için yeterli boş zamana zenginler sahiptir, ve burjuva iktidar aygıtı tarafından sağlanmış bulunan korunmadan onlar yararlanırlar. Kent ve kır proleterleri ile küçük köylüler, yani nüfusun engin çoğunluğu bunların hiçbirine sahip değildir. Bu durum böyle kaldıkça, ‘eşitlik’, yani ‘arı demokrasi’, bir yalandır. Gerçek eşitliği fethetmek için, emekçiler için demokrasiyi sahiden gerçekleştirmek için, işe, özel ve kamusal bütün şatafatlı yapıları sömürücülerin elinden almakla başlamak gerekir, emekçilerin toplantılarının özgürlüğünün, soylular ya da alıklaştırılmış askerleri ile birlikte kapitalist subaylar tarafından değil, silahlı işçiler tarafından korunması gerekir.

Toplantı özgürlüğünden, eşitlikten, işçilere, emekçilere, yoksullara hakaret etmeksizin, ancak böyle bir değişiklikten sonra bahsedilebilir. Ve emekçilerin öncüsünden, sömürücüleri, burjuvaziyi alaşağı eden proletaryadan başka kimse, bu işi gerçekleştiremez.” (Lenin, Burjuva demokrasisi ve Proletarya diktatörlüğü üzerine tezler ve rapor)

Uzlaşmaz karşıt sınıfların toplantı özgürlükleri de karşıttır

Lenin’in burjuvazinin ve işçi sınıfının toplanma özgürlüklerinin karşıtlığı hakkında söyledikleri, bugün küresel düzeyde, çok daha şiddetlenmiş olarak geçerlidir.

Burjuvazi küresel düzeyde sınırsız toplanma özgürlüğüne sahiptir. Onlar, olağanüstü bir sıklık kazanan küresel zirvelerinde, her vesileyle küresel toplantılarında hep iç içe, hep bir aradadırlar. Burjuvazinin mali oligarşik kararları, politikaları, işçi sınıfı ve emekçilere karşı her türden tezgahları ve karlı-kanlı iş bağlamaları, her yıl sayısı yüzbinleri bulan, bazıları daha dar ve çekirdeksel-gizli, bazıları daha geniş, ama hiçbiri kitlelere açık olmayan, bazılarından kitlelerin haberinin bile olmadığı, haberinin olduklarından ise ne konuşulduğunu bilmediği, kitlelerden silah gücüyle korunan küresel toplantılarında alınır. Burjuvazinin toplantıları, yüksek güvenlikli, en konforlu, tam teknolojik donanımlı, bu iş için özel yapılmış, toplantı ve konferans salonlarında yapılır. Patronların, üst yöneticilerin, üst orta sınıfların uluslar arası toplantı trafiğine var olan lüks toplantı salonları, 5 yıldızlı oteller bile yetmez hale geldi. Bir küresel konferans turizmi oluştu, Türkiye gibi her ülkede dev çaplı küresel konferans merkezleri inşa edildi. Bir telefonla istenen her türlü teknik ayrıntı ve hizmetiyle konferans organizasyonu gerçekleştiren şirketler vardır.

Büyük bir patron, kendi şirketleri dışında, diğer patronlar, yüksek devlet bürokratları, özel uzmanlar ve diğer elitlerin bulunduğu, yılda en az 50-100 toplantıya katılır. Kendi sahibi olduğu şirketlerde, karlı-kirli bağlantıları, üst yönetici ve uzmanlarıyla gerçekleştirdiği toplantılarla birlikte, düzenlediği veya katıldığı toplantıların sayısı yılda yüzlercedir. Kobi patronlarının bile, bulundukları organize sanayi bölgesindeki diğer patronlarla her ay birkaç düzenli toplantısı vardır, istedikleri zaman da yerel belediye yöneticileri, bürokratlar, polis şefleri, uzmanlar ile toplantı-etkinlik yaparlar.

Burjuvazi, adeta “sürekli toplantı” halindedir. Patronlar ve üst yöneticiler, sözde mesailerinin büyükçe bir bölümünü toplantılarda geçirirler. Bunun için en konforlu, yüksek güvenlikli, işçi ve emekçilerin adımını bile atamadığı onbinlerce toplantı salonu onların hizmetindedir. Bunun için istedikleri kadar serbest zamana sahip olmaları bir yana, (“business guruları”nın söylediği gibi) toplantılar zaten patronların asıl “işi”, hatta biricik “işi”dir. Çünkü patronlar için toplantı demek, kendi sınıfsal ve bireysel çıkarları doğrultusunda doğrudan sözünü söylemek, kitlelere karşı birlikte kararlar almak, organize hareket etmek, hükmetmek ve burjuva hükümranlığına katılmak demektir.

İşçilerin yüzde 70′i ise kendi sınıfdaşlarıyla kendi sorun ve istemlerini konuşup kararlar alabildiği tek bir toplantı görmüş, tek bir toplantıya katılabilmiş değildir. İşçilerin gördüğü toplantıların çoğu da, patronların, yöneticilerin, burjuva politikacıların vb işçileri toplayıp direktifler yağdırdığı, nutuklar attığı toplantılardır. İşçilerin nüfusu patronlardan en az 50 kat fazlayken, burjuva toplantılarının sayısı işçi toplantılarının sayısından en az 500 katıdır. İşte biraz da bu yüzden, tarihin gördüğü en bireyci sınıf olan burjuvazi kolektif yönetici sınıf iken, tarihin gördüğü en kolektif sınıf olan işçi sınıfı kolektif karar alma ve hareket yeteneği dağıtılmış ve engellenmiş, bireylere çözülmüş olarak, yönetilen sınıftır.

İşyerinde gizli örgütlenme çalışması yürüten işçilerin sayısı 10-15 kişiye çıkar çıkmaz, toplanacak yer sorunu ortaya çıkar. Birkaç toplantı orada burada, kahve-cafe köşelerinde, piknikte vb yapılır, toplantılara katılmak isteyen işçilerin sayısı arttıkça, düzenli kitle toplantısı yapacak yer bulmak giderek olanaksızlaşır. Az sayıda sendika ve meslek örgütü dışında, çoğu sözde sendika ve kitle örgütü, işçilerin parasıyla yaptırılan toplantı-konferans salonlarını, bırakalım genel olarak işçileri, kendi üyelerinin bile istedikleri zaman kullanımına açmaz. Binlerce işçi toplantı yapacak yer ihtiyacı içinde kıvranırken, çoğu sendika ve meslek örgütünün merkez binalarındaki 200-500 kişilik tam teknik donanımlı o gıcır gıcır toplantı salonları yılın büyük zamanı bomboş durur. Bugün kaç sendika ve şubesi, düzenli temsilciler kurulu ve üye toplantıları yapmaktadır? Kaç sendikanın patronlardan tis istemlerinde, işyerlerindeki işçilere, kendi sorunları için -patron ve şeflerden bağımsız- toplanabilecekleri bir toplantı salonu, ve çalışma süresine sayılmak üzere hiç olmazsa haftada 2-3 saatlik toplantı süresi tahsisi istemi vardır? (İşçiler ancak işbırakarak eyleme geçtiklerinde işyerlerinde fiili ve aleni kitle toplantısı yapabilirler. Burjuva demokratik yasalara göre, işyerinde toplantı yapmak yasak değilse bile, patronun izni dışında ve işbırakarak toplantı yapmak, “özel mülk işgali” sayılır!)

Her toplantı para demektir. Birazcık geniş, birkaç yüz kişilik işçi toplantılarının, işçi kurultaylarının, direnişteki işçi etkinliklerinin izbe düğün salonlarında, o da birkaç saati fahiş fiyata yapılabilmesi bile bunun nasıl ağır bir kısıt olduğunu gösterir. Örneğin 6 milyon ücretli emekçinin olduğu İstanbul’da binlerce toplantı salonu vardır (tek bir plazada bile patronlar ve üst orta sınıflar için 10′larca irili ufaklı toplantı ve etkinlik salonu vardır) ama diyelim ki 100 işçinin parasız, bürokrasisiz toplanabileceği toplantı salonlarının sayısı 20-30′u bile bulmaz. Kitlesel toplantı mekanları sorunu, asıl sınıf ve kitle mücadelesi yükseldiği, her yerden kitle toplantıları ihtiyacının fışkırdığı zaman şiddetlenecek, işçileri bu açıdan da burjuvazinin mekan üzerindeki sınıf egemenliği ve toplantı salonları üzerindeki özel mülkiyet ile karşı karşıya getirecek bir kapitalizm krizine dönüşecektir. İşçiler ve emekçiler, işyerlerinde, sendikalarda, mahallelerinde, kent merkezlerinde, çeşitli kurumlarda bağımsız (ve bürokrasisiz, parasız, izinsiz) kitle toplantısı hak ve özgürlüğü için de fiili savaşımlar yürüteceklerdir.

Toplantı serbest zaman demektir. Günde 9-11 saat (ulaşım süresiyle birlikte günde 10-13 saat), haftada 6 gün çalışan işçilerin, toplantı için, hele ki düzenli kitle toplantıları yapmak ve çeşitli işçi toplantı ve etkinliklerine katılmak için serbest zamanı yoktur. Çalışma sürelerinin giderek uzadığı ve esnekleştirildiği günümüzde, bu işle uğraşmış herkes, bir işçi toplantısını, hele ki düzenli işçi toplantılarının (işçilerin zamanları çakıştırılarak) organize edilmesinin nasıl çetrefilli bir iş olduğunu bilir.

İşten atılma, patronlar ve devlet tarafından mimlenme korkusu da bunlar kadar ağır çeker. Neoliberal kapitalizmin işçileri had safhada birbirinden yalıtan üretim, yaşam ve yönetim organizasyonları bir diğer etkendir. İşçiler arasındaki kolektif sınıf bağları ne kadar zayıflarsa, işçileri tek tek burjuva sınıf egemenliğine ve onun atomize edici burjuva temsili toplumsallaşma biçimlerine (sermaye, piyasa ve metalar, burjuva meclis ve partiler, burjuva devlet ve milliyet, din, medya, kamuoyu, sivil toplum, popüler kültür, futbol ve starları vb vb) kölece tabiyeti o kadar güçlenir. Eh, işçi kitlelerin toplanma ihtiyacı varsa, camiler, futbol stadyumları, burjuva partilerin, belediyelerin, sivil toplum kurumlarının güdümlü kitle lokalleri ve toplantıları, binbir türlü kitlesel piyasa etkinliği, medya, meta-toplumsallaşma vb ne güne duruyor? Ne var ki, işçi sınıfının dev çaplı toplumsallaşma niteliği ile bu toplumsallaşmanın burjuva biçimi (işçiler arasındaki tüm ilişkilerin burjuva egemenlik ilişkileri ile dolandırılması ve ketlenmesi) birbiriyle bağdaşmaz. İşçiler arasında bağımsız sınıf kolektivizmi temelinde ilişkilerin kurulması ve gelişmesi için bile burjuvazinin sınıf egemenliğinin tüm biçimlerine karşı mücadele zorunludur.

Ücretli kölelik genellikle çalışma ve yaşam koşullarının ağırlığına indirgenir. Oysa ücretli kölelik kaçınılmaz olarak yönetilme koşullarını da içerir ve üretir. Hareketin özü zaman ve mekandır. İşçiler ücretli köle olarak burjuvaziye yalnız artıdeğer değil, durmaksızın artı-zaman ve artı-mekan ve dolayısıyla hareket özgürlüğü üretirken, kendi hareket olanakları o kadar daralmaktadır. Bunun bir ifadesi olarak bir yanda küresel burjuva toplantıları patlaması, diğer yanda işçilerin işyerinde bile toplantı yapamaz hale gelmesi, toplantı yapabilecek zaman ve mekan bile bulamamasıdır.

Sosyalist işçi konseyleri demokrasisi ve kitlelerin gerçek toplantı özgürlüğü

İşçi devrimiyle, üretim araçları gibi burjuvazinin mülkiyet ve denetiminde olan bütün kamusal ve özel yapılara ve öncelikle de toplantı-konferans salonlarına el konulacaktır. Bu kadar çok toplantı salonunu ne yapacaksınız diye soracak olanlar çıkarsa, onlara söyleyeceğimiz: Milyonlarca işçinin, kent ve kır yoksulunun, kadınların ve gençlerin zincirlerinden özgürleşmiş, her konuda toplanma, tartışma, kendi kararlarını kendileri alma ihtiyacını karşılamak için mevcut binlerce büyük toplantı salonunun kesinkes yetersiz kalacağıdır! Meydanların, stadyumların, spor salonlarının, vd kitle toplantı ve kararları için kullanacağı, dahası başta her türlü işyeri, organize sanayi bölgesi, plazalar, işçi-emekçi mahallelerine büyük kitle toplantısı salonları ve anfitiyatrların inşa edilmesi gerekeceğidir. Burjuvazi yöneten sınıf olarak neden bu kadar çok toplantı-konferans salonuna ihtiyaç duyuyorsa, sömürücüleri defeden onmilyonlarca işçi, kent ve kır yoksulu, kendi kendini yönetmeyi öğrenmek, her konuda kendi kararlarını kendi almak için çok daha fazlasına ihtiyaç duyacaktır.

Sovyet devriminin ilk dönemlerinde, yalnızca işçi konsey ve kitle toplantılarına değil, gerçek sınıfsal-toplumsal özlemleri çerçevesinde gazete çıkarmak, tiyatro-sinema ile uğraşmak, eğitim çalışmaları yapmak isteyen işçi, emekçi, kadın ve gençlere de binalar, salonlar, odalar tahsis edilmiştir. Ve her şey, fabrikalar, işyerleri, mahalleler, köyler, okullar, sanat ve spor etkinlikleri, kitlelerin artık yalnız pasif seyirci ve dinleyici olarak değil aktif olarak katıldığı ve yer aldığı, her konuda enine boyuna tartışarak sözünü söylediği, birlikte kararlar aldığı devrimci kitle toplantıları, devrimci kitle inisiyatifleri demekti. “Devrim hepimizin önünü açmıştı. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman asla bu kadar çok ve bu kadar çeşitli konu ve gündemlerle kitle toplantıları yapılmamış, bu kadar çok sayıda işçi, köylü, kadın, genç kendi toplantılarında konuşup birlikte kararlar almamış, bu kadar çok işçi gazetesi ve kitabı çıkartılmamış, bu kadar çok işçi tiyatrosu varolmamıştı…”(Devrim Sinemaları) “Tiyatrolarda, sirklerde, okul binalarında, kulüplerde, Sovyetlerin toplantı salonlarında, sendika merkezlerinde, kışlalarda düzenlenen konferanslar, tartışmalar, konuşmalar… Cephedeki siperlerde, köylerde, fabrikalarda toplantılar… Devrime ilişkin söyleyecek bir şeyi olan herkesi dinlemek üzere Putilov fabrikasından dışarı akan 40 bin işçinin yarattığı görülmeye değer muhteşem tablo! Petrograd ve Rusya’nın her caddesi, konuşmacıların ve dinleyicilerin doldurduğu bir halk tribünüydü. Her trende, her tramvayda, her yerde kendiliğinden canlı tartışmalar, toplantılar yaşanıyordu.”(Dünyayı Sarsan 10 Gün)

Çalışma süresi azami 6 saate indirilerek kısaltılmaya devam etmekle kalmayacak, gündelik yaşamlarında kitlelerin zamanlarını öğüten ulaşım, ev işleri, çocuk bakımı gibi her şey toplumsal temelde yeniden örgütlenerek, ev köleliği, sınav köleliliği, salt seyirci ve dinleyici olarak medya köleliliği kaldırılacak, kitlelerin yönetime, medyaya, eğitime, her türlü siyasal-toplumsal-ekonomik-kültürel etkinliğe doğrudan en etkin biçimde katılması ve yer alması, kendi kararlarını vermesi, kendi toplantı ve organizasyonlarını yapması, kendilerini ve birbirlerini çok yönlü geliştirmesi, özlemini duyduğu şeyleri bizzat öğrenebilmesi ve yapabilmesi için serbest toplumsal-bireysel zamanının genişletilmesi temel olacaktır. Tüm işyerlerinde işçiler tarafından seçilen ve görevden alınabilecek işyeri komiteleri, tüm işçilerin katılımıyla işyeri meclisleri, sanayi bölgeleri ve plazalarda tüm işyerleri ve işkollarını kapsayacak işçi kurulları, ve yalnızca üretim ve çalışma sorunlarıyla sınırlı olmayacak toplantıları, toplanmak ve kendi kolektif kararlarını almak için -toplumsal çalışma süresine sayılacak- toplantı zamanı ve toplantı-etkinlik-konsey salonlarının kullanımı en temel ve tartışılmaz bir hak olacaktır. İşyerlerinin, iş yapı, bölge ve havzalarının, okulların, sitelerin, mahallelerin, şehirlerin iç ve dış mekanı, kitlelerin kendi sorunlarını ve çözümlerini birlikte konuşup birlikte kararlar alacakları kitle toplantıları için açık ve kapalı amfitiatrlarının en temel ve vazgeçilmez bir unsuru olacağı biçimde planlanacak ve düzenlenecektir.

Sosyalist devrimci işçi konseyleri demokrasisi ile bu temelde bir toplantı ve karar süreçleri kültürü de oluşacaktır. Ağzı iyi laf yapan birkaç kişinin konuşup kitlelerin sadece parmak demokrasisi ile sınırlanması aşılacak, tüm katılımcıların toplantı gündemlerinin belirlenmesine de doğrudan katılacağı ve yer alacağı, ilgili konunun tam ve eleştirel bilgisine sahip olarak bağımsız görüşünü oluşturabildiği, söz, karar ve gerçekleştirme süreçlerinde etkin biçimde yer aldığı ve denetlediği bir sosyalist demokratik toplantı, karar ve gerçekleştirme süreçleri kültürü oluşacaktır.

Bugün, toplantı denilince, çoğu işçinin aklına, burjuva meclisin, işyerlerinde patron ve şeflerin düzenleyip yönettiği toplantıların, ya da “işçi toplantısı” adı altında sendika bürokratlarının nutuk atıp yönettiği toplantıların, küçük burjuvazinin eylemden kopuk iç bayıltıcı gevezelik toplantılarının gelip sıkıntı basması doğaldır. Sosyalist işçi toplantıları demokrasisi ise, ancak önündeki en büyük prangalar olan burjuva sınıf egemenliğini, her türlü bürokrasiyi yıkarak, kitlelerin söz, karar ve eylem organlarını bütünleştirerek kurulabilir.

Karşıdevrimcilerin ve sömürücülerin toplanması ve konsey ve kitle toplantılarına katılması yasaklanacaktır. Burjuva demokratik toplantı özgürlüğü, burjuvazi için sınırsız toplantı ve mali oligarşik karar özgürlüğüdür. Kitleleri her türlü yönetim-karar organ ve toplantısından dışlama özgürlüğüdür. İşçi sınıfı ve yoksul emekçi kitleler için ise kağıt üzerindeki toplantı hakkının biçimselliği ve engellenmesi, ancak burjuvazinin denetimi ve yönlendirmesi altında kitleleri burjuvazinin sınıf egemenliğine köleleştirmenin bir aracı olmasıdır. Sosyalist devrimci işçi konseyleri demokrasisinde toplantı özgürlüğü, tam ve fiili eşitlik içinde, toplantı ve gündem çağrıcısı olma, her düzeyde konsey, kurul ve kitle toplantılarına ve toplantı organlarıyla yönetim ve karar süreçlerine doğrudan katılma ve yer alma özgürlüğüdür.

İşçilerin ömrü elbetteki toplantıdan toplantıya koşmakla geçmeyecektir. Bugün büyük patronlar ve yüksek devlet yöneticileri bile toplantılarda geçen zamanı azaltmak için, business gurularından saati 10 bin dolara, kısa, etkin toplantı nasıl yapılır, dersleri alıyorlar. Toplantı süreleri önceden bellidir. 1 saat olarak planlanan bir toplantı 15 dakika uzadığında medyada haber olur. Hepsinin elinin altında katılacakları toplantı, gündemler, alınacak kararlar hakkında yüksek maaşlı uzman ve danışmanlarının hazırladığı rapor özetleri, öneriler, seçenekler bulunur. Bununla, küçük burjuva sol ve devrimci hareketin, sendikaların toplantılarındaki, kimi zaman tek bir pratik karar çıkmadan gevezelik, dağınıklık, hazırlıksızlık, hiçbir şey sonuca bağlanmadan havada kalan konuşmalar, karar ve eylem odaklılık yerine süslü tartışmaları, temel noktalar yerine ayrıntılarda boğulmayı geçirme eğilimi karşılaştırılabilir! Sosyalist devrimci demokratik merkeziyetçiliğin ne basmakalıpçılıkla, ne tepeden inmecilikle, ne de aşağıdan demokrasi adı altında her şeyi eylem ve pratik kitle faaliyetinden kopuk tartışmalara boğmakla bir ilgisi yoktur. Tüm konsey toplantılarının ve tartışmalarının asıl önemi, temel, özsel noktalarda ileri sınıfın karar ve eylemlerinde birliğinin, ayrıntılar, özgüllükler, yereller, uygulamalar, araçlar konusunda en büyük çeşitlilik yoluyla sağlanmasıdır. Sosyalist konseyler demokrasisi, burjuvazinin parlamenter demokrasisinin aksine, kitlelerin üretim, çalışma, yaşam ve eyleminden kopuk bir gevezelik ve laf cambazlığı klubü değildir. Sosyalist konseyler demokrasisi, diğer taraftan, burjuva mali oligarşik bürokratizmin aksine, tüm o genel kurul, kongre, seçim, tartışmalar vbnin kenar süsü olduğu bürokratik bir aygıt da değildir. O, üreten ile yönetenin, kitlelerin doğrudan söz, tartışma, karar ve eylem organlarının en canlı ve enerjik kaynaşmasına dayanır. Ne konsey toplantılarında yer alan işçi delegeleri pratik toplumsal çalışmadan muaftır, ne de çalışanların yönetim organ ve toplantılarına doğrudan katılmasının, karar ve tartışma süreçlerinde yer almasının önünde herhangi bir engel vardır.


İşçi sınıfının toplantı hak ve özgürlüğü istemleri

1- Tüm sendika ve meslek örgütlerinin toplantı salonları, bürokratik prosedür olmadan, işçi toplantılarına açılmadır.

2- Tüm işyeri, sanayi bölgesi, küçük sanayi sitesi, plazalarda vd, işçilerin çalışma sürelerine sayılacak biçimde, işten atılma korkusu duymadan ve patronlardan, şeflerden bağımsız toplanıp sorunlarını konuşabilecekleri toplantı salonları tahsis edilmelidir.

3- Yalnızca kent merkezlerinde değil, tüm sanayi bölgelerinde, dikey ve yatay işçi havzalarında, farklı işyerlerinden işçilerin biraraya gelebilmesi, kendi sorun ve istemlerini konuşabilmesi için bile, bağımsız sendika lokalleri, işçi dernekleri, toplantı ve etkinlik salonları, işçi sağlığı ve güvenliği merkezlerinin kurulması yakıcı bir önem kazanmaktadır.

4- Tüm sendikalar, işçiler tarafından seçilmiş ve gerektiğinde geri alınabilecek işçi temsilcileri kurullarına, şubelerde en az 3 ayda bir yapılacak tam katılımlı işçi toplantılarına, işyerlerinde örgütlenecek işçi komiteleri ve meclislerine dayanmalıdır.

5- İşçi (kadın, kürt) kitle mitinglerinden, her türlü resmi ya da fiili bildirim, izin şartı, polis araması, polis kamerası, bürokratik-keyfi yer, zaman dayatması ve kısıtlaması kaldırılmalıdır.

6- Tüm işçiler, kent ve kır yoksulları, kendi sınıfsal-toplumsal mücadele istem ve gereksinmeleri doğrultusunda, sermaye devlet ve her türlü bürokrasiden bağımsız, istedikleri biçim ve genişlikte toplantılar yapma özgürlüğüne kayıtsız koşulsuz sahip olmalıdır. İşçi toplantıları, hiçbir biçim ve gerekçeyle engellenemez, işten atma, soruşturma, fişleme, takip gerekçesi yapılamaz.

7- 2004′te NATO, 2009′da İMF toplantılarının evsahibi İstanbul’du. Bu tarihlerde İstanbul’un küresel mali oligarşinin toplantı yapma özgürlüğü için tüm İstanbullulara nasıl bir açıkhava hapishanesine dönüştürüldüğü ve bu toplantıya karşı eylem yapan işçi ve emekçilere yöneltilen polis terörü hafızalarımızdadır. İşçi sınıfının 1 Mayıs alanı olan Taksim’de miting yapma özgürlüğüne tekelci burjuva devletin yine tüm İstanbul’u gaza boğarak ve kuşatarak, yüzlerce gözaltıyla nasıl engel olmaya çalıştığı, fakat 1 Mayıs’ta Taksim’i işçi sınıfı ve emekçilerin, devrimcilerin nasıl dişe dişe militan kitle savaşımlarıyla kanırta kanırta kazandığı da… İşte uzlaşmaz karşıt sınıflar olarak proletarya ve burjuvazinin toplantı özgürlükleri de bu kadar karşıttır.

8- Kapitalist tekeller ve devletin zirve toplantıları, Bakanlar Kurulu ve Meclis’in işçi sınıfı ve emekçilere saldırı yasalarını çıkarma toplantıları, küresel mali oligarşik zirve -G 20, Davos, İMF, DB, NATO vb- toplantılarını kitle eylemleriyle kuşatmak, yaptırmamak ve dağıtmak bir militan sınıf savaşımı geleneği olarak yükseltilmelidir. Kitle mitinglerine yasaklı alanlar ve miting yasakları, fiili eylem ve mitinglerle aşılmalıdır.

“Kolektif işçi demokrasisi” dizimiz, eylem özgürlüğü ile devam edecek…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*