Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kolektif işçi demokrasisi: Örgütlenme özgürlüğü-2

Kolektif işçi demokrasisi: Örgütlenme özgürlüğü-2

Sendikalar

Büyük sanayi alanında güçlü sendikaların ve işçi-patron ilişkilerinde bir yasal düzenlemenin ortaya çıkması, işçi sınıfı için önemli bir kazanımdı. Sendikal örgütler, geniş işçi kitlelerini kapsayarak emekgücü piyasası ve sunumu üzerinde kısmi bir denetim sağladı. Birleşik mücadele istem ve kazanımlarını kurumlaştırıp genelleştirdi. Patronları işçileri sömürüp yönetirken belli bir yasallığı (meşruluğu) tanımak zorunda bıraktı. Güçlü sendikalar ve çalışma ilişkilerinin yasal düzenlemelere bağlanması, büyük sanayi işçilerinin koşullarında kısmi iyileştirmelere yol açan etkenlerden biri oldu.

Güçlü sendikal örgütler, emekgücü piyasası ve sunumu üzerinde kısmi denetim, toplu sözleşme, grev, sosyal ve idari haklar… İşçi sınıfı ile sermaye egemenliği arasında bir alt güç dengesine dayanan burjuva demokrasisi, hiçbir zaman burjuvazinin işçi sınıfına lütfu olmadı. Her biri büyük, soluklu işçi savaşımları, isyanlar, ağır bedeller ile kazanıldı. Bugün bu kazanımları tasfiye eden, neoliberal burjuva demokrasisi ve temelindeki neoliberal despotik çalışma rejimi, güçlü sendikal mücadele örgütlerinin ve iş yasalarındaki toplu çalışma düzenlemelerinin yıkıcı boşluğunu da gözler önüne sermektedir.

Emekgücü piyasası ve sunumu üzerindeki sendikal örgütlülük ve yasal denetim için mücadele, sınıf güçleri mücadelesinde denge işçi sınıfından yana dönünceye kadar ve işçi sınıfını buna hazırlamak için, vazgeçilmez önemde bir mücadele alanıdır. Sendika örgütleri mücadele içinde yığınsallaşır, kurumsallaşır ve yasallaşır. Sendika giderek patronlara ve yasalara karşı sorumlu hale gelir (toplu iş sözleşmelerinin yükümlülüklerine işçi kitlelerinin uymasını sağlar) ama yalnızca kendi üyelerine karşı sorumluluğunu yerine getirdiği ölçüde: İşçilere ve ailelerine az çok güvenceli iş, ücret, sosyal ve idari haklar, taban örgütlülüğü ve sınıf bilinci sağladığı ölçüde. Sendikalar, toplu sözleşme yükümlülüklerini ve kısmi kazanımları sermaye ile geçici bir uzlaşma olarak görürlerse, işçi sınıfını daha büyük ve asıl fiili mücadelelere ellerindeki her türlü mücadele ve eğitim aracıyla hazırlarlarsa, sermayeyi her türlü ihlal ve saldırısına pişman ederlerse, gerçek sınıf mücadelesi okulları olarak iş görürler. Ne var ki sendikalar, kurumsallığı ve yasallığı, patronlara ve devlete karşı sorumluluğu, kısmi kazanımları amaçlaştırırlarsa, işçilerin her türlü fiili taban örgütlülüğünü ve buna dayanan fiili mücadele inisiyatifini tasfiye etmeye kalkışırlarsa, işçilerin sermaye yasaları üzerindeki kısmi denetiminin aracı olmaktan çıkarlar. Sermayenin işçiler üzerindeki yeni bir engeli ve kontrol aracı haline gelirler.

Günümüzde, neoliberal esnek-güvencesiz çalışma rejimiyle birlikte sendikal örgütlerin böylesine etkisizleşmesinin en önemli nedenlerinden biri de budur. Fiili mücadele ile yığınsallaştığı ölçüde dikey olarak kurumlaşan sendikalarda tüm güç ve disiplin bir merkezi yönetim aygıtında toplanır. Bu yönetim örgütü, giderek, dayandığı işçi kitlelerin mücadele karar ve inisiyatifinden ayrışır. Bürokratik bir mevzuat-uzlaşma teknisyenleri aygıtına dönüşür. Yasallık, sözleşme yetkileri alabilme ve sürdürebilme adına, işçilerin her türlü taban inisiyatifini tasfiye etme işlevini üstlenir. Pazarlık işçilerin örgütlü mücadele gücünün bir uzantısı olmaktan çıkar, işçiler bürokratik uzlaşma teknisyenliğinin edilgen bir uzantısı haline gelir. Öyle ki, sendikanın tabanı ne kadar genişlerse sendikal etkinliklere, örgütlenme eylemine katılan üye sayısı o kadar azalır. Sendika bürokrasisi, üretim sürecindeki yasallığı amaçlaştırmakla kalmaz: Kapitalist ücretli kölelik disiplini ile aynı bakış açısından savunur. İşçi sınıfının her türlü öz örgütlenme ve mücadele atılımında, karışıklık ve sorumsuzluk görürler. Bürokratik sendika disiplini, işçi sınıfının öz karar ve eylem disiplini olmaktan çıkar: Kapitalist kölelik disiplininin pekiştirici bir biçimi haline gelir. Bürokratik sendikal sorumluluk da, işçilere karşı sorumluluk olmaktan çıkar: İşçilerin karlılık ve verimlilikten sorumlu tutulması haline gelir.

Çetin mücadelelerle, ağır bedellerle kurulan, somut kazanımlarıyla yığınsallaşan bir çok sendika benzer bir evrim geçirmiştir. Sendikal bürokratizm, bırakalım öncü işçileri, onunla iç içe geçen koca komünist ve devrimci partilerin bile sendikalize-reformize olmasında önemli bir rol oynamıştır. Güney Afrika’da ırkçı-faşist Apartheid rejimine ve siyah işçilerin iki kat sömürülmesi ve ezilmesine karşı büyük mücadeleleri ve kazanımlarıyla burjuva demokrasisine geçişte de belli bir rol oynayan COSATU sendikasının, Güney Kore’de taşeron işçilerin fiili-yığınsal örgütlenmesini sağlayan ve burjuva demokrasisine geçişte de belli bir rol oynayan KCTU sendikasının, birer düzen sendikası ve savunucusu haline dönüşmesi yakın örneklerdir. Keza Türkiye’de DİSK’in ve KESK’in evrimi…

Sorun kuşkusuz ki somut kazanımlar, yasal reformlar için mücadelede değildir. Ne de sendikaların yığınsallaşmasındadır. (Sendikal hareketler genellikle militan, kararlı, öncü bir güçle başlar ve yığınsallaşır. Yığınsallaşma daha geri ve dar bilinçli geniş kesimlerin de örgütlenmeye ve barışçıl mücadele biçimlerine katılması anlamına gelir. İleri ve etkin kesimlerin sendikal ve siyasal bilinç ve örgütlülüğü daha üst biçimlerde tazelenip geliştirilemezse, ileri kesimler geniş geri kesimleri içinden/mücadele içinde eğitip ileriye çekeceği yerde, ileri kesimler sendikanın giderek uyarlandığı geri kesimlerin hareket ve düşünce tarzına doğru uyarlanmaya/budanmaya başlar. Sendikal bürokrasi ile geniş kesimlerin geri bilinci arasında giderek birbirini besleyen ve ileri kesimleri tasfiye eden bir bağlaşma ortaya çıkar.) Somut kazanımlar olmadan: Mücadele yığınsallaşamaz. İşçi sınıfının geniş geri kesimleri mücadeleye çekilemez. Mücadele yığınsallaşmadan: Burjuvazi ve devleti üzerinde bir yaptırım gücüne sahip olamaz. En nihayet sınıf mücadelesinde kalıcı, kurumsallaşmış, geniş deneyim sahibi uzmanlaşmış kitle örgütleri ve uzmanları olmadan, mücadele dağınıklıktan kurtulamaz. Sorun sendikaların kapitalist (ücret ve) meta egemenlik ilişkileri, burjuva yasalcılık temelinde örgütlenmeleridir. Giderek bu kapitalist meta ilişkileri içinde kök salarak, ayrılmaz bileşeni haline gelmeleridir.

Bugün sendikaların açık ticarileşmesi (yeni anayasada parti ve sendikaların ticaretle uğraşmasının serbest bırakılması gündemdedir, zaten fiilen uygulanmaktadır), üyelerine neredeyse sadece aidat gözüyle bakması (bazı sol sendikalar bile “örgütlenme, örgütleme” kavramlarını bir yana bırakmış, “üyeleme” tabirini kullanır olmuşlardır) haklı olarak eleştirilmektedir. Ancak kapitalizm koşullarında sendikal işçi örgütlerinin sıkıştırıldığı ve itildiği alan, zaten özgül bir metanın (emekgücü) nisbeten daha iyi ve güvenilir koşullarda toplu pazarlanabilmesinden ibarettir. Bu işçilerin emekgücü değerini koruma ve artırma, koşullarını kısmen iyileştirme açısından bir dönem boyunca önemli bir kazanımdır. Ancak bu sınırlar içinde kaldığında, kapitalist piyasa mantığından ayrışmaz. Bireylerin ancak meta sahibi oldukları ve bu metalarının ancak ticarete sokulabildiği ölçüde bir değere sahip olduğu bir düzendir kapitalizm. İşçilerin hem bu kapitalist zorunluluğa boyun eğmesinin, hem de ona içinden direnmeye çalışmasının (emekgücünün değerini korumaya ve yükseltme, emekgücü piyasası ve sunumuna kısmi bir denetim getirme, emekgücü ve bazı temel toplumsal ihtiyaçların metalaşmasını sınırlandırma gibi) çelişkin ifadesidir sendikalar.

Yine bu temelde ortaya çıkan bir sorun, işçilerin kendiliğinden mücadele bilincinin meta egemenlik ilişkilerinin, dolayısıyla sendikalizmin dışına çıkamamasıdır. Burjuva ideolojisinin temelini meta fetişizmi oluşturur. Meta fetişizmi nedeniyle, kendiliğinden bilince, sınıflar arasındaki sömürü ve kölelik ilişkileri, metalar arasında (sömürü ve köleliliği gözlerden gizleyen, “eşdeğerler değişimi” beklentisi yaratan) bir ilişki gibi yansır. İşte bu yüzden kendiliğinden işçi bilincine egemen olan burjuva meta-bilinçtir. “Düzeltilmiş piyasa” bilincidir. Üretim sürecindeki keskin karşıtlığı hissetse de, bunun da üstünü örten piyasa ilişkileri temelinde düşünebilen bilinçtir. Her şeyin meta üretim ve ticaretine bağlı olduğu düzende, emekgücünü meta olarak yeniden üretmek ve patronlara satmak dışında bir yaşam şansı bırakılmayanların, bunu doğal ve kaçınılmaz olarak gördüğü, ancak emekgücünü meta olarak yeniden üretebilmek ve azçok değerinden satabilmek sınırlarındaki bilinçtir. Sendikal örgütlenme ve mücadele olmadan, işçiler emekgücünün asgari değerini bile koruyamaz, emekgücünü yeniden üretemez hale gelir; bir sefiller ve muhtaçlar yığını durumuna düşer. Fakat kendiliğinden bilinç tohum biçiminde bir anti-metalaşma dinamiği taşısa bile, meta egemenlik ilişkileri sınırları içinde kalır ve onu yeniden üretir. Kaçınılmaz olarak sendikalizm ve bürokratizme götürür.

Günümüzde neoliberal çalışma rejiminin ruhunu, emekgücünün ve emekgücünün yeniden üretiminin azami metalaştırılması oluşturmaktadır. İşçinin çıplak emekgücüne, emekgücünün mutlak metaya indirgenmesi. Emek gücünün ve yeniden üretiminin azami metalaştırılmasını ve dolayısıyla yıkıcı rekabet ve değersizleştirilmesini sınırlayan her türlü etken tasfiye edilmektedir. Emekgücünün patronlar arasında da “kiloyla” ya da “dilim dilim” alınıp satılması (kiralık işçi şirketleri, ödünç işçilik, kısmi zamanlı çalışma, ihaleye bağlı çalışma, vb) her hangi bir meta gibi hazır edinilip hızla tüketilip atılabilmesi, her hangi bir meta gibi satın alan tarafından tahrip ve imha edilebilmesi (seri iş katliamları, işçilerin 5-10 yılda çalışamaz hale gelmesi), eğitim sisteminin de salt ucuz, hızlı, çıplak emekgücü metası üretmeye indirgenmesi (4+4+4 vb), bunun en uç ifadelerinden bazılarıdır. Bu sistem, emekgücü piyasası ve satışı temelinde örgütlenen geleneksel sendikaların denetleyici rolünü alabildiğine daraltmakla kalmamaktadır. Bu meta temelini açığa çıkarmakta, ve bu temelde kaldıkları sürece onları da adeta birer kiralık işçi şirketi haline getirmektedir.

Sendikal örgütlerin bu (geriye) evrim çizgisi kader değildir. Bugün az çok mücadeleci, meşru ve fiili eylemli bir hat izleyen, en azından direnişlerde işçi komitelerine dayanan, yöneticilerinin tabandan büsbütün kopmadığı ve hiç olmazsa direnişlerde işçilerin içinde ve önünde olduğu sendikalar bile hızla güç toplayabilmektedir. Ancak sendikal örgütlerde çürümeyi köktenci bir biçimde tersine çevirmek için, yönetsel, örgütsel, mücadele içeriği ve anlayışı olarak köktenci biçimde yenilenmesi gerekir. Yoksa sendikal örgütlerin yöneticileri ve kadroları içinde az çok iyi niyetli ve mücadeleci olanlar bile, durmaksızın bundan yakındıkları halde, her geçen gün derinleşen sendikal örgütlenme krizinin gerçek tarihsel-sınıfsal derinliğini kavramış değillerdir. “İşçi sınıfının, gerçek tarihsel yapısına (kolektif emekçi karakteri, kolektif işçi bilinci, işçi demokrasisi, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı-bn) uyarlı biçimlere göre örgütlenmemiş olduğu ortaya çıktığı ölçüde, işçi sınıfının derin tarihsel gelişim sürecini yöneten yasalara aralıksız biçimde kendini uyarlayan bir çerçeve içinde bulunmadığı (bugün açısından işçi sınıfının muazzam genişleyen ve değişen yapı ve bileşimine-bn) ortaya çıktığı ölçüde, bu önderler de çatışma ve ayrılıklara ‘hukuki yollardan’ uzlaştırıcı çözümler bulmaya aynı ölçüde çabalayıp, kendi körlüklerinde israr ediyorlar.”

Sendikal örgütler nasıl olmalı?

1- Sendikal örgütler, her düzeyde etkin, sorumlu, kararlara doğrudan katılan ve yer alan, merkezi önderlik ile aşağıdan ve yatay karar organlarını kaynaştıran taban örgütlülüklerine, gerçek işçi demokrasisine dayanmalıdır. Her türlü görev, yetki ve kararın; her türlü yönetsel, örgütsel, mali, uzmanlık, bilgisel vd gücün belli kişi ve organlarda aşırı merkezileşmesi önlenmelidir.

2- Sendikal örgütler, tek biçimli kalıp kurumlar olarak değil, çok biçimli çok işlevli, işçi örgütleriyle birlikte hareket temelinde örgütlenmelidir. İşçi komiteleri, temsilciler kurulları, tam katılımlı üye toplantıları, salt akademisyenlere değil işçilerin doğrudan katılım, hazırlık ve yer almasına dayalı kurultaylar, yatay dikey işçi havzalarında işçi lokalleri, kadınlara, işçi aileleri, öğrenciler ve çocuklara yönelik organlar, dernekler, kooperatifler, üretim alanı ekseninden kent-yaşam alanında örgütlenmeler, işçi sağlığı ve güvenliği merkezleri, kültür-sanat-spor organları, merkezi ve yerinde eğitim organları, basın-internet organları, vd.

3- Sendika organları, asker delegelere, ilkesiz-programsız-pragmatist ittifaklara göre değil, mücadele sınanmışlığa ve özveriye, önderlik yeteneğine dayanmalıdır. Bunlar kadar önemlisi tüm üyelerin etkin katılımıyla son biçimini alacak, bağlayıcı mücadele ve örgütlenme programlarına göre belirlenebilmeli, gerektiğinde taban tarafından görevden alınabilmelidir.

4- İşçi sınıfının ileri dinamiklerinden, yeni bir militan, sınıf bilinçli, kolektif çalışma, örgütçülük ve önderlik yeteneğine sahip öncü işçi kuşağının yetiştirilmesine odaklanılmalıdır. Tüm imkanlar bunun için seferber edilmelidir. İşçi sınıfının bağımsız sosyalist devrimci çizgisi temelinde yalınlaştırılmış teorik bir eğitimle birlikte, ideolojik-siyasal bir eğitim ve pratik örgütçülük ve mücadele içinde eğitim bunun olmazsa olmazıdır.

5- Bürokratik sendikacılığın tabandan kopması, üretim alanınındaki keskin mücadeleden de kopmasıdır. Neoliberal çalışma rejimi, mevcut sendikaları üretim sürecindeki etkilerinden tümüyle kovarak, bu durumu daha da pekiştirmiştir. Sendikalar kaçınılmaz olarak, meta emekgücü piyasası ve sunumunun düzenlenmesi, yasa, mevzuat, hukuk mücadelesini en etkin biçimde yürütmekle birlikte, asıl üretim temelinde ve üretimdeki uzlaşmaz sınıf karşıtlığı ekseninde örgütlenmelidir. Sendikalar kuşkusuz ki siyaset yapacaklardır. Fakat kolektif üretici olarak işçi sınıfı temeline; toplumsal üretim ve toplumsal yeniden üretim sürecindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal karşıtlığa dayanmayan bir siyaset de, en fazla liberal reformist işçi siyaseti olabilir.

6- Sendikalar emek gücü ve yeniden üretiminin azami meta karakterini ve işçiler arası rekabeti sınırlama ve denetim alma mücadelesini, meta ve rekabetin kurumlaşması temelinden değil, her türlü meta ilişkisini kaldırma ekseninden, işçi sınıfını bu bilinçle donatarak, bunun devrimci mücadelesine hazırlayarak yürütmelidir.

7- Sendikalar işbölümü temelinde değil, işçi sınıfı bölen ve rekabeti kurumsallaştıran her türlü işbölümünü fiilen aşarak, (ancak her bir işçi kesiminin özgül durum, istem ve dinamiklerine özgül sendikal politikalar üreterek) örgütlenmeli, farklı işçi kesimlerini mücadele içinde kaynaştırmalıdır.

8- Sendikalar, ancak meşru-fiili mücadele anlayışı, süreklilik kazanmış hareket temelinde dinamik ve savaşımcı örgütlenme karakteri kazanabilir. Arada bir göstermelik biçimsel mitingler, az sayıda yönetici ve temsilciyle yapılan basın açıklamaları, tis sürecindeki eylemler dışında kabuklaşmış sendikalar, işçi sınıfının her biri dişe diş örgütlenme eylemine yanıt olamamaktadır. Bir işyerindeki direnişle yalnız birkaç sendika uzmanı yukarıdan ilgilenmekle kalmamalı, tüm tabanın etkin biçimde sahiplenmesi, dayanışması sağlanmalı, her direniş tüm işçiler için bir mücadele okulu olmalıdır.

Öz örgütlenmeler ve Konseyler

Sendikalar, sınıf mücadelesinde vazgeçilmez kitlesel işçi örgütleridir. Fakat işçi sınıfının tek kitlesel örgütlenme biçimi de değildir. Fiili, yığınsal işçi mücadelelerinde ve proleter devrimci durumlarda ortaya çıkan işçi konseyleri, işçi sınıfının sınıf olarak gerçek örgütlenme özgürlüğünün başlangıcıdır. İşçi sınıfının yığınsal savaşım organları olan işçi konseylerinin, ve öz savaşım organlarının daha alt biçimleri olan işçi komiteleri, işçi meclisleri, bölgesel işçi kurulları, işçi platformları, vd sendikalardan bazı temel farklılıkları şunlardır:

1- Sendikalar genellikle yasallığı temsil eder ve üyelerinin yasalara saygılı olmasını sağlamaya çalışır. İşçi konseyleri ise, üretim ve yaşam sürecindeki burjuva yasallığın fiilen kaldırılmasına dayanan, fiili organlardır. Konseyler ve öz organlar, grev kırıcılığa karşı savunma komitelerini, emeğin yumruğu ve işçi milisleri gibi örgütlenme biçimlerini de içerir.

2- Sendikalar genellikle biçimsel burjuva demokrasisine dayalı temsili, dikey örgütlerdir. İşçi konseyleri ise, bir iç merkezileşmeyi aşağıdan olduğu kadar yatay kitlesel-bileşik inisiyatif ile birleştiren organlardır. Karar, sorumluluk ve eylem süreçlerini tüm yönlü bütünleştirirler.

3- Sendikalar genellikle işçi-patron arasındaki ücret-meta ilişkileri temelinde örgütlenirler. İşçi konseyleri ise, doğrudan sermayenin sömürüsü ve otoritesinin mutlak olduğu üretim temelinde örgütlenirler. Konseyler, işçilerin ücretliler, meta-emekgücü satıcıları olarak değil, kolektif üreticiler olarak örgütlenmesidir. Konseyler, üretimin dev çaplı toplumsal-bileşik karakterine dayanan işçi sınıfının bölünmez birliğinin ve burjuva sınıf diktası ile karşıtlığının bilincine vardığı ve bu bilince eylemli bir biçim verdiği büyük tarihsel sürecin başlangıcıdır. (Günümüzde üretim araçları öylesine gelişmiş, üretim ölçek ve zincirleri öylesine küreselleşmiştir ki, tam da bunun her zamankinden olanaklı ve kaçınılmaz hale geldiği yerde, parça işlerde, parçalı istihdam biçimlerinde çalışan işçiler toplumsal mülkiyeti hayal bile edemez hale gelmiştir. Bu sorunun örgütsel çözümü, belli bir üretim ağının bağlantılı farklı halkalarında çalışan işçilerin birleşik işçi organları, konseyler temelinde bir araya gelmesidir. Bu işçilerin toplumsal-bileşik güç ve yetileriyle birlikte, söz konusu üretimin örgütlenmesinde sermayenin gereksizliğini ve engelleyiciliği fark etmesinin en etkili biçimidir.)

4- Sendikalarda disiplin, genellikle tabana dışsal ve bürokratik disiplindir. İşçi konseylerinin disiplini ise, gönüllük, kendi kararlarının ve eylemlerinin sorumluluğunu alma disiplinidir. İşçiler kendi mücadele karar ve eylemlerinin sorumluluğunu almadan, özneleşemezler.

5- Sendikalar halen tek biçimli, katı kurumsallık temelinde örgütlerdir. Konseyler ise, savaşımın hızla değişen gereklerine göre, esnek, dinamik, çok çeşitli biçimler alabilecek, bir durumdan bir duruma (örneğin savunmadan saldırıya vb) geçebilecek organlardır. Hareket içinde doğarlar ve hareketi örgütlerler.

6- Sendikalarda genellikle yöneticiler dışında üyelerin çok küçük bir azınlığı etkindir. Konseylerde kolektif karar-eylem süreçleri bütünlüğünde herkesin etkinliği, sorumluluğu, görevleri vardır; daha geniş kitleler de konseyin karar ve hareket süreçlerine katılırlar, denetlerler, etkin biçimde yer alırlar.

7- Sendika konfederasyonları işçilerin birliğin temsili ve bürokratik biçimidir. Çeşitli sendika ve meslek örgütleri birlikte hareket ettiklerinde de, bu işçi kitlelerinin tabandan kaynaşmasına dayanmaz. Ancak toplumsal-bileşik üretim ve savaşım temelinde işçi sınıfının yığınsal örgütlenme biçimi olan konseyler ve öz organlar sistemi zeminde işçi sınıfının tabandan kaynaşması ve birleşik mücadelesi yükseltilebilir ve süreklilik kazanabilir.

8- Uluslar arası sendikal faaliyet de giderek artmakla birlikte, bunların tek tek ülkelerdeki kolları dahil, sendikalarda çok köklü ve katı bir ulusal dar görüşlülük hakimdir. İşçi konseyleri ise en başından proleter enternasyonalist bir eğilim ve karaktere sahiptir.

Sendikalar ve işçi konseyleri (ve bunun alt biçimleri olan komite, kurul, platformlar) birbirinin alternatifi değildir. Gerilimli bir ilişki içinde birlikte varolurlar, birbirini besleyip bütünlerler. Sendikaların mücadeleyi geri çekici olduğu koşullarda komite ve konseyler tarafından sıkıştırılır ve gerektiğinde aşılır. Fiili organlar olan komite ve konseylerin elverişsiz koşullarda yığınlardan kopmaya ve bozguna yol açacak fevri çıkışlar yapması, sendikalar tarafından düzeltilebilir. Bu ilişkiler, öz organlar demokrasisinin sendika üzerinde ileri çekici bir etkiye sahip olacağı ve sendikal bürokratizmi kıracağı biçimde düzenlenmelidir. Bununla birlikte sendika ve konseyleri birbirinin yerine ikame edecek ya da birini ötekine hiyerarşik biçimde bağımlı kılacak her türlü girişim felaketle sonuçlanır.

Israrla işçi sınıfının öz organları üzerinde duruşumuz, bazı çok bilmişler tarafından küflü bir umursamazlıkla “bu yeni bir şey değil ki” yanıtıyla karşılaşıyor. İşçi sınıfının öz organları kuşkusuz ki “yeni bir şey” değil, işçi sınıfının tarihi kadar köklü ve evrenseldir. Fakat uzunca bir dönem bürokratik revizyonist parti ve sendikalar, ve küçük burjuva küçük dükkancılık mantığı tarafından adeta literatürden çıkartılmış, toprağa gömülmüş, yok sayılmıştır. Diğer taraftan bu yok sayma geleneği konseyler deneyiminin hiç olmadığı, öz organlar deneyimlerinin de pek çok ülkeye göre daha zayıf olduğu Türkiye’de çok daha derindir. Türkiye’de işçi komite ve meclisleri deneyimi nisbeten yaygın olarak en son 1989-92 Bahar Eylemleri dalgası sırasında ortaya çıktı. Topkapı gibi sanayi bölgelerinde, Havayollarında, Karayollarında 500′er işçiyi kapsayan işçi platformları oluştu. Zonguldak madenciler grevinde, Paşabahçe direnişinde, oldukça güçlü işçi komiteleri ve platformlarının yanısıra, kadın komiteleri, halk dayanışma komiteleri ortaya çıktı. Bunlar sendika bürokrasilerinden özerkleşerek ona karşı da mücadele etti. Bu süreçte, Türk-İş şube ve genel merkez yöneticilerinin neredeyse yüzde 50′si bu aşağıdan komite ve platformlar hareketiyle değişti. Ne var ki devrimci hareketin “devrimci, öncü işçiler sendika yönetimlerine!” sloganının tuhaf alegorisi ve ilgisizliğiyle, komite/meclisler hareketinin de sönümlenmeye başlamasıyla yönetime gelen işçi temsilleri de tabandan koparak sendika bürokrasisi çarkları içinde öğütülmüştür. Bunlar o dönemki devrimci hareket içinde kısa bir süre tartışılıp, işçi hareketinin gerileme sürecine girmesiyle hızla unutulmaya terkedilmiştir.

Tekel işçilerinin direnişi sırasında, Devrimci Proletarya’nın ön ayak olmasıyla oluşturulan Direnişteki İşçiler Platformu -Tekel işçileri, İSKİ işçileri, İtfaiye işçileri- İstanbul’da uzun yıllar sonra ilk kez farklı işçi direnişlerinin temsilcilerinin bir araya geldiği, ortak açıklama ve eylemler yaptığı, 1 Mayıs’ta kürsü işgalini gerçekleştirerek Türk-İş Genel Patronunu kürsüden kovup ortak hazırladıkları metni okudukları bir deneyimdi. Yine birçok devrimci ve sol siyaset tarafından görmezden gelindi. Türk-İş, DİSK, KESK bürokratları tarafından saldırgan ve ihbarcı açıklamalarla hedefe konuldu. Tekel işçilerinin direnişini ele alan çeşitli siyaset ve sendikaların kitaplarında yok sayıldı! Yalnız sendika bürokrasisinde değil, çoğu devrimci ve sol örgütte, işçi sınıfının öz örgütlenmelerini, işçi kitlelerinin proleter demokratik özneleşmesinin bir dinamiği olarak değerlendirmek yerine, yönetmek adına pasifize etmek veya kendine rakip olarak görmek refleksi halen güçlüdür. Çoğu sol ve devrimci siyaset, işçilerin kitle örgütlenmesinden yalnız sendikalaşmayı, dernekleşmeyi anlamakta, işçilerin öz örgütlenmelerini işçi örgütü saymamaktadır! Kendi etkilerindeki sendika ve derneklerde de öz örgütlenmelere gerek kalmadığını düşünmekte ve yok etmeye çalışmaktadır. Yine sendikalist ve sosyal demokratik geleneğin bir ifadesi olarak, öz organları salt ekonomik mücadele aracı olarak görmek ve bununla sınırlanması da yaygındır. İşçi çalışması, örgütlenmesi, direnişleri, hareketi üzerine sayısız genel geçer yayın ve yazısı olan siyasetlerin ve sendikaların, işçi sınıfının öz savaşım organları ve gelişimi üzerine dikkate değer tek bir yazısının olmamasına da şaşırmamak gerekir. İşte bu yüzden, salt aşağıdancı, kendiliğindenci anarko-sendikalist ve troçkist akımlarla, öz organların kendi başına idealize edilmesiyle, bulanık toplumsal hareketçi akımlarla da sınır çizgilerini net ve kesin biçimde çizerek, öz organları yok sayma, yok etme, engelleme çarpık geleneğine karşı güçlü bir savaşım vermek zorunludur.

İkincisi, işçi sınıfının yeniden işyerlerinde örgütlenme eyleminin artmaya başladığı, ancak başarılı olsun başarısız olsun çoğu sendikalaşma mücadelesinde işçi komite ve meclislerinin sendikal bürokrasi duvarına tosladığı ve tasfiye edildiği koşullarda, öz organları burjuva, küçük burjuva etki ve beklentilerden, sendika bürokratizminden bağımsız kılmak, daha direşken, güçlü, yaygın ve canlı hale getirmek, üsttenci, kalıplaştırıcı, memurlaştırıcı bir tarzdan kaçınarak ideolojik-siyasal ve pratik olarak özneleştirici önderlik sergilemek kesinkes devrimci bir görevdir.

(Bu iki bölümde ağırlıklı olarak Gramsci’nin yazılarından yararlanıldı: “İtalya’da İşçi Konseyleri Deneyimi”. Marx, Engels, Lenin’in sendika ve konseyler üzerine yazıları, Volkan Yaraşır’ın derlediği “Uluslar arası İşçi Hareketleri/Deneyimler: Sovyetler, Konseyler, Komiteler, Komisyonlar -1, 2” vd…)

Parti: Önderler, sınıf ve yığınlar

Proletaryanın partisinin sendikalar ve işçi konseyleri gibi işçi örgütleriyle ilişkisi ne dayatmacı, buyrukçu, ne pragmatist kendiliğindenci ve kuyrukçudur. İşçi sınıfının ileri kesimlerinin örgütlenmesi ve örgütçülüğü temelinde, ideolojik-siyasal hegemonya ve içerden önderlik yeteneğindedir.

Partinin örgütlenme politikasının temel çizgileri: Yasa dışı parti çekirdeği ile partiyi çevreleyen işçi örgütleri ağını genişletmek ve derinleştirmek, her çalışma alanında parti hücreleri yaratmak, sayıları az olsa bile her işyerinde, sanayi-hizmet bölgesinde partili (veya parti politikaları doğrultusunda-bn) işçi kurulları kurmak, önderlik görevlerini, işçilerin arasından çıkan sosyalist hareketin önderleri elinde yoğunlaştırmak. Bu hücre ve kurulların görevleri, bütün yasal ve yarı-yasal işçi örgütlerini değerlendirmek, işçi kitleleriyle yakın ilişkileri sürdürmek ve örgütlenme ve mücadeleyi yığınların bütün gereksinmelerine sosyalist politikaların yanıt olabileceği şekilde yönetmektir. Bütün parti hücreleri ve işçi kurulları, ajitasyon, propaganda ve yığınlar arasında örgütlenme çalışmalarının üssü olmalıdır, yani yığınlar neredeyse orada olmalı, yığınların bilincini sosyalizm yönünde geliştirmeye çalışmalı, her özel sorunu proletaryanın genel amaçlarıyla ilişkilendirmeli, her örgütlenme eylemini, sınıfı pekiştirmeli, proletaryanın bütün yasal örgütlerinde (unvanları ve rütbeleriyle değil, ama) atılım gücü ve ideolojik etkileriyle önder rolünü oynamalıdır. Bu hücreler ve işçi kurulları bazan sayıca az olsalar bile, parti geleneğiyle ve örgütüyle ve belli bir sınıfsal programla birbirine bağlanacaklardır. Böylece partinin iki ya da üç üyesi dahi, şekilsiz bir yasal örgüt içinde batıp erimekten sakınabilecekler, her koşul altında parti çizgisini izleyebilecekler, çevrenin kendilerini yutmalarına izin vermedikleri gibi, tüm parti ruhuyla kendi çevrelerini etkileyebileceklerdir. (Bkz. Lenin, Yolda, 1909)

İşçi sınıfının komünist devrime önderlik yeteneği, onun örgütlenme ihtiyacı, zorunluluğu ve yeteneği en yüksek sınıf olmasından ayrılamaz. İşçilerin henüz dağınık ve zayıf olduğu günümüzde dahi, her türlü özgürlük ve demokrasinin sıfır noktası, örgütlenme zorluklarının ise azami olduğu işyerlerinde dur duraksız örgütlenme sebatkarlığı, işçi sınıfının örgütlenmede ayırdedici karakterine de ışık tutar. Tek tek işyerleri ve yerellerde örgütlenme eylemlerinin yaygınlaşması, işyeri ve yerellere hapsolmayan daha genel örgütlenmelere doğru bir eğilimi de ortaya çıkarmaktadır. Yığınsal olarak işçileşmiş ya da işçileşme sürecinde olan kafa emekçileri ise, çalışma ve yönetilme koşulları aynı ölçüde kötüleşmesine karşın, genellikle henüz işyerlerinde sabırlı ve inatçı bir örgütlenme sebatkarlığına sahip değiller. Genellikle bireyler ve küçük gruplar olarak üretim süreci dışında örgütlenmeye çalışıyorlar. Kamu işçileri sendika kadroları ise grev ve mitingler öncesinde duyuru yapmak ve civar kamu işyerlerini şöyle bir dolaşmak dışında, sabırlı, soluklu, inatçı örgütçülüğü adeta unutmuş gibiler. Ancak onlarda da eski kadroların ve yeteneklerin bir kısmının canlanmaya başladığı ve yeni örgütçü kadroların yetişeceği bir süreç işliyor. Bu işin daha ziyade sendikal örgütlenme yanı.

Lenin, Bolşevik Parti’nin 1907-1910 karşı devrim koşullarındaki ağır dağılma ve erime koşulları içinden, işçi sınıfının yeniden başlayan hareketlenmesi ve en ileri kesimlerinin yönelimi ile iç içe toparlanmaya başlama sürecinde ortaya çıkan değişimi şöyle saptar: “Yeni bir ortamda, daha bilinçli ve birleşmiş düşmanlar arasında eyleme geçen işçi sınıfı, kendi partisini, RSDİP’ni yeniden biçimlendirmelidir. Parti, aydınlar tabakasından gelme önderlerin yerine, işçiler arasından gelme önderleri öne çıkarıyor. (Sosyalist-bn) partide yeni tür bir işçi üye doğuyor, partinin bütün eylemlerini bağımsız bir biçimde sürdürüyor. Daha önceki üye türüyle karşılaştırıldığı zaman bu yeni tür üye, yığınları biraraya getirmekte, birleştirmekte ve örgütlemekte, eskisine bakışla on kat, yüz kat daha güçlüdür.” (Lenin, Raboçaya Gazeta’nın Yayın Hayatına Girişi Hakkında Açıklama, 1910, abç)

Bugün işçi sınıfının örgütlenme istek ve çabasının hissedilir biçimde artıyor olmasına karşın, bunun henüz en dar sendikal düzeylerde kaldığı, işçi kitlelerini “biraraya getirecek, birleştirecek, örgütleyecek” sosyalist işçi öncüleri damarlarının henüz tek tük bireyler ya da küçük grupçuklar biçimde, bağlantısız, çok dağınık ve bulanık olduğu, vd- tüm bunların geriye çekici etkisi doğrudur. Ki bu da, temeldeki, işçi kitlelerinin sınıf dokusunu kaybettiği çözünüklükten, daha yüksek bir temelden sınıf olarak yeniden oluşumu sorunudur. Ne var ki bu, salt sendikal, hele ki sendikalist bir temelde gerçekleşemez. Militan sendika, dernek ve diğer işçi kitle örgütlerinin varlığı ve yaygınlığı, işçi kitlelerinin öz örgütlenme ve mücadelelerinin yaygınlaşması, yığınsallaşması ve birbiriyle etkileşim ve bağlarının artması, kuşkusuz bunu kolaylaştırır ve hızlandırır. Sendika, dernek ve diğer işçi kitle örgütleri, işçi kitlelerin mücadele içinde sınıf karakteri kazanmasında son derece gerekli fakat kendi başına yetersizdir. Dünyanın hiçbir yerinde işçi kitlelerin sınıf olarak tarih sahnesine çıkışını ve gelişimi, kendini sınıf olarak deklare edişi, sendikalar olmadan gerçekleşmemiş, fakat “sendikaların ve işçi sınıfı partisinin karşılıklı etkileşimi olmadan (da-bn) gerçekleşmemiştir ve gerçekleşemez.” (Lenin, Sol Komünizm) Her zaman işçi hareketinin sendikal temelde yığınsallaşması ile belli bir öncü, ileri kesiminin siyasallaşması iç içe gelişmiştir. Ve “parti, önderleri (burada yalnız parti önderlerinden değil, parti hücrelerinde yer alan komünist işçi önderleri, partili ya da partiyle ilişki içinde olan sosyalist işçi önderleri kastedilmektedir-bn), sınıfı ve yığınları bölünmez bir bütün içinde birbirine bağlamayı başarmadan böyle bir ada layık olamaz.”

Bugün işçi sınıfının ekonomik, toplumsal, siyasal mücadeleleri çok daha sıkı biçimde birbirine bağlanmakta ve iç içe geçmektedir. Tabii, işçi sınıfından anlaşılan dar işçicilik değil de, çok daha gelişkin ve toplumsallaşmış bir sınıf olarak gelişimi; ekonomiden anlaşılan en dar biçimiyle çalışma ve yaşam koşulları değil de muazzam derinleşmiş ve genişlemiş kapitalist üretim ve meta egemenlik (yeniden üretim) ilişkilerindeki uzlaşmaz toplumsallaşmış sınıf karşıtlığı; siyasetten anlaşılan da basmakalıp sosyalist programla eklektize edilmiş küçük burjuva halkçı/ezilenci demokratizm değil de sosyalist devrimci sınıf politikaları ve sosyalist devrimci demokrasi mücadelesi ise!… İşçi sınıfının bağımsız sosyalist önder sınıf olarak örgütlenmesi, sosyalist işçilerin, sosyalist işçi kurullarının, komünist işçi çekirdeklerinin nitel ve nicel olarak gelişmesi ve bugünkü güç durumla başa çıkmayı öğrenebilmeleri için, birbiriyle bir sınıf programı ve taktik hareket planları temelinde sağlam bağlar kurarak, işçi kitlelerin örgütlenmesinde ve kitle örgütleri içinde eskisine göre daha bağımsız ve inisiyatifli bir çalışma yürütmesinden, işçilerin sınıf olarak örgütlenme yeteneği ve kararlığının yükseltilmesinden ayrılamaz.


Çeşitlenen işçi kitle örgütleri

Neoliberal burjuva demokrasisinde, az çok mücadeleci kitle örgütleri ve sendikalar bile baskı altında tutulabilir, binbir bahaneyle kapatılabilir, yasaklanabilir, aktivistleri tutuklanabilir… Geleneksel sendika ve örgütler kitlelerin örgütlenme ve mücadele ihtiyacına yanıt vermediği gibi engeli olabilir… Neoliberal çalışma rejimi var olan örgütleri çözünükleştirebilir ve örgütlenmeyi zorlaştırabilir… Ancak küresel tekelci kapitalizmin süregiden krizi ve saldırganlığı karşısında, Türkiye kapitalizminin orta ileri gelişme düzeyine geçişi ve artan saldırganlığı karşısında, “işçi yığınlarının birikip toplaşmasını, yoğunlaşmasını hiçbir güç önleyemez. İşçi sınıfı şu ya da bu biçimde, yasal ya da yarı yasal, açık ya da kapalı yoldan kendi toplaşma noktalarını bulacaktır.” (Lenin, age)

İşçi sınıfı hareketinin bir çok ülkeye göre oldukça geri ve durgun olduğu Türkiye’de bu durumda bile, işçilerin işyerlerinde dur duraksız sendikal örgütlenme girişim ve direnişleri yıldan yıla artıyor. Biraz mücadeleci yeni sendikalar bile hızla güç toplayabiliyor. Soluklu işçi direnişleri arasında etkileşim ve birleşik eylem eğilimi gelişiyor ve giderek gelenekselleşiyor. İşçi komiteleri, Direnişteki İşçiler Platformu, İşçi Meclisleri, Öğrenci Sendikası, Dev Sağlık-İş, Enerji-Sen, UİD-Der, Ev İşçileri sendikaları, Plaza Eylem Platformu, Çağrı Merkezi Çalışanları, Bilişim İşçileri Derneği, Eğitim Emekçileri Derneği, Atanması Yapılmamış Öğretmenler Platformu, Taşeron İşçileri Derneği, Atık Kağıt İşçileri Derneği, İnşaat İşçileri Derneği, İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisleri, Sağlık Hakkı/Sağlıkçılar Meclisleri, 4+4+4′e karşı öğrenci velisi platform ve inisiyatifleri,… ve sayısız başka işçi örgütlenmesi, sınıfsal-toplumsal örgütlenme girişimi, biçimi, deneyimi…

Bazıları geçici, bazıları kalıcı, bazıları parlayıp sönen, bazıları henüz tohum ve girişim halinde, bazıları belli bir kanal açıp yığınsallaşmaya başlayan, çoğu ideolojik-siyasal olarak zayıf veya bulanık; henüz örgütsüzleşme trendini tersine çevirecek güçten uzak, fakat toplamda, giderek çeşitlenecek yaygınlaşacak, büyüyecek tarzda, sınıf mücadelesinin kaçınılmaz eğilimini gösteriyor: Hiçbir güç, hiçbir baskı, hiçbir engel, hiçbir zorluk, işçi sınıfının dur duraksız toplulaşma, gücünü birleştirme azmini, örgütlenmelerinin yolunu kanırta kanırta açmasını önleyemez. Burjuvazi ve mali oligarşisinin her türlü saldırganlığı, baskılar, üretim ve emeğin daha üst entegrasyon biçimleri, mali sermayenin bir çok alandan merkezi-bileşik birikimini, sınıfsal-toplumsal karşıtlıkların keskinleşmesi, emekgücünün yıkıcı değersizleşmesi, işçi katman ve kesimlerinin çalışma yaşam koşullarında geriye doğru eşitlenme eğilimi, işçi kitlelerinin daha yaygın, güçlü, çeşitli ve yığınsal biçimlerde örgütlenme eğilimini de giderek güçlendirmektedir.

İşçi sınıfının geleneksel kurumlaşma biçimleri ve örgütsel yapılarının çözülmesi hızlanırken, bugün daha ziyade ara biçimlerde de olsa da yeni örgütlenme biçim ve girişimleri de durmaksızın ortaya çıkıyor. Dünyada ve Türkiye’de, işçi sınıfının örgütlenme kriziyle ortaya çıkan yeni eğilimler, gelecekte kitle örgütlenmelerinin nasıl bir biçim alacağına, alması gerektiğine dair bir fikir de veriyor:

1- Muazzam genişleyen işçi sınıfının çok çeşitlenmiş ve karmaşıklaşmış bileşimi çerçevesinde, fiili mücadele içinde örgütlenen, esnek, dinamik, çok çeşitli, çok biçimli, birbiriyle artan ölçüde etkileşimli ve birbirine geçişli, sayısız örgütten oluşan bir kitle örgütleri ağı… Önceki dönemin halen egemen olan kalıntısı olarak, bugünkü katı ayrımcı işbölümüne dayanan, tek kalıpçı örgütlenme biçimi, işçi sınıfının son derece çeşitlenmiş bileşimini ve dinamiklerini, hızlanan eşitsiz gelişim ve sirkulasyonunu kucaklamaya ve birleştirmeye uygun değildir. Buna en uygun biçim, kendi aralarında da etkileşimli, çoklu ilişkilere ve geçişliliğe sahip, işçi sınıfının öz savaşım organları ağıdır; işçi komiteleri ve meclisleri, kurulları, platformları, giderek her birinin toplandığı ve doğrudan temsil edildiği işçi konseyleridir. Belli bir işkolu veya bölgesindeki, tek tek bütün işletmeleri ve çok çeşitli istihdam biçimlerini ve geçişli bağlantılı kol ve bölgeleri, yalnız tepeden değil, aynı zamanda tabandan ve yatay olarak birbirine geçiren ve bağlayan, ve giderek daha geniş ve bileşik organlarda toplayan dinamik örgütlenmelerdir. İşçilerin dolaysız, aracısız öz organlarının genellikle aktif hareket ve mücadele içinde ortaya çıkması ve sonrasında canlılığını koruyamaması nedeniyle, sendika, dernek gibi kalıcı, kurumsal örgütlere ihtiyaç ortadan kalkmaz. Ancak bunların da yapısının çok daha dışa ve öz organlara açık ve etkileşimli, esnek ve dinamik olması gerekir.

2- Bir iç merkezileşmeyle birlikte karar ve sorumluluk süreçlerini tabana yayan, karar ve eylem süreçlerini iç içe geçiren, işçi kitlelerinin kolektif demokrasisine ve mücadeledeki yaratıcılık ve özneleşmesini geliştirmeye dayalı örgütlenmeler olmalıdır. Örgütlenme özgürlüğü sorunu, yalnızca kitle örgütleri üzerindeki baskı ve yasakların kaldırılması için değil, kitlelerin kendilerini köleleştiren ve nesneleştiren her şeye, meta ve işbölümü egemenliğine, her türlü bürokrasiye karşı mücadele içinde özgürleşmesi ve özneleşmesi sorunudur.

3- Tekil ve yerel sorunlar, en geniş işçi kitlelerinin koşullarının, sendikal, sosyal, siyasal hak ve özgürlük yoksunluğunun geriye doğru eşitlenmesi temelinde, genelleşmektedir. Yığınsallaşan mücadele istem ve hareketlerine doğru bir eğilim göstermektedir. Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de bu eğilim, kendini son dönemlerdeki, hücre tipi cezaevlerine karşı hareket, Irak’ın işgaline karşı hareket, SSGSS’ye karşı hareket, Tekel işçileri 4-C’ye karşı direniş ve dayanışma hareketi, 4+4+4′e karşı öğretmen ve velilerin hareketi, ve henüz tohum ve niyet halinde olsa da işçi sağlığı ve güvenliği hareketi, “ulusal istihdam stratejisi”ne karşı hareket, sağlık hakkı meclisleri hareketi gibi belirimlerde kendini göstermektedir. Mevcut siyasal ve sendikal örgütlerin kendi başına çok yetersiz kaldığı, ancak onların da doğrudan ve dolaylı etkileriyle bu sınıfsal-toplumsal öz savunma hareketleri, çok çeşitli kitlesel, dinamik örgütlenme biçimlerini (komiteler, platformlar, dayanışma ağları, internet ağları, topluluklar, inisiyatifler vd) ortaya çıkarmakta ve asıl bu temelde genişleyip büyümektedir. Örgütlenme sorunu açısından önemli bir nokta, bu hareketlerin belli özsavunma istemleri çerçevesinde ortaya çıkan çok çeşitli örgütler ağı tarafından birlikte örgütlenmesi ve çok çeşitli örgüt ve öz organların birlikte hareket etmesini sağlamasıdır. Bu da çok sayıda yerel, kısmi, parça örgüt ve inisiyatifin, nasıl birbirini doğrudan ya da dolaylı olarak bütünleyen genel bir sınıfsal-toplumsal hareket düzeyine çıkabileceği ve siyasal bir karakter kazanabileceği konusunda bir fikir vermektedir. Ancak bu tür hareketlerdeki sorun, işçi sınıfının ve ileri kesimlerinin bağımsız örgütlenme ve önderliğinin, sınıf karşıtlığı ekseninin olmamasıdır. Dar hükümet muhalifliğinin ötesine geçilememesidir. Hareketin genel inisiyatifinin yine reformist sendika ve bulanık toplumsal hareketçi akımlarda olmasıdır. İşçi sınıfının ve ileri kesimlerinin bağımsız ideolojisi, politikaları ve örgütlenmesi, gövdesel önderliği ve diğer emekçi sınıf ve kesimler üzerinde hegemonyasının bizzat bu hareketler içinde tesisi, en önemli ihtiyaç olmaya devam etmektedir.

4- Somut, yaygınlaşan mücadele istem ve dinamikleri çerçevesinde kitlelerin mücadeleye çekilmesi, kitlelerin örgütlenme eyleminin de abc’sidir. Somut kitle örgütlenmesi ve mücadelesi istemlerini gözardı eden, bunların içine nüfuz edip içinden bir önderlik geliştiremeyen, genel geçer söylemlerle yetinen hiçbir siyasal örgütün kitlelere önderlik şansı yoktur. Ancak kısmi talepleri işçilerin bağımsız sınıf taleplerine, kısmi örgütlenmeleri işçilerin bağımsız sınıf örgütlenmelerine, ve hepsini işçi sınıfının sosyalist devrimci savaşım programına ve egemen sınıf olarak örgütlenme eksenine bağlayacak bir sınıf önderliği olmadan da, bu talep ve örgütlenmeler, burjuva demokrasisinin muhalif bileşeni olmaktan ileriye geçemez.

5- Kapitalizm koşullarında -hele ki küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin süregiden krizi ve esneme yeteneğinin daralması koşullarında-, işçi sınıfı ve emekçi kitleler leyhine uzun ömürlü, geniş kapsamlı, köklü reformlar olamaz. (Lenin, Marksizm ve Reformculuk, 1913) Günümüzde dünya çapında kitlelerin hak ve özgürlük yoksunluğunun koyulaşmasına karşın, ufku kapitalizmi ve burjuva demokrasisini aşmayan kitle hareket ve isyanlarıyla sağlanabilen siyasal, sosyal reformların cılızlığı ya da sıfır noktası, bunun göstergeleridir. Ancak bu somut ekonomik, sosyal, siyasal (ki bunlar günümüzde daha fazla birbirine yaklaşmakta ve bağlanmaktadır) reform istemleri için mücadelenin önemini azaltmaz. Tam tersine – reformizm ile sınırları kesin ve net çekmek, her somut istem ve reform mücadelesini sosyalist devrime bağlamak ve yöneltmek koşuluyla- artırır. Saldırılara karşı öz savunma ve koşulların iyileştirilmesi için mücadelelerde, her somut kazanım kitlelerin özgüvenini, örgütlenme ve mücadele enerjisini artırır. Kazanımların güdüklüğü ve genel sefalet ve özgürlüksüzlük birikimini tersine çevirememesi, ise kitlelerin ücretli kölelik ve burjuva demokrasisinin sınırlarını ve iç yüzünü bilince çıkarmasını kolaylaştırır. İşçi hareketi ne kadar zayıf ve mağduriyet psikolojisi içinde olursa, onlar üzerinde reformist etki ve beklenti o kadar büyük ve burjuvazinin reformları ve reform istemlerini savuşturması da o kadar kolay olur. İşçi sınıfı hareketi ne kadar bağımsız olursa, amaçları o kadar derin ve geniş, reformizmin sınırlılığından o kadar özgür ve işçilerin örgütlenme ve mücadele koşullarında kimi iyileştirmeler sağlayabilmesi, bunları koruması ve ücretli köleliğe karşı mücadeleyi yükseltmede kullanması o kadar kolay olur. (Lenin, age) İşçi sınıfının örgütlenme özgürlüğü, ücretli kölelik ve burjuva demokratik temelde değildir: Ücretli kölelik koşullarını iyileştirmeyi ve burjuva demokrasisinin sunduğu güdük-biçimsel olanakları son sınırına kadar kullanma ve genişletme mücadelesini de yükselten ve bunu ücretli kölelik demokrasisini yıkma mücadelesinin kaldıracı olarak değerlendiren, işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenme özgürlüğüdür.

Sosyalist demokraside örgütlenme özgürlüğü: Yeni bir yaşamın örgütlenmesi

Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan işçiler, yarı işçi kent ve kır yoksulları, işçi sınıfı ve ileri kesimlerinin önderliğinde, egemen sınıf olarak örgütlenir. İşçi sınıfının örgütlenme özgürlüğünün, dolaysız, aracısız, fiili ve tam gerçekleşmesinin güvencesi, işçi sınıfının yığın demokrasisi ve iktidarı organları olan sosyalist işçi konseyleridir.

Sosyalist devrimci işçi konseyleri, tüm işçileri, tüm işçilerin devrimci sınıfsal-toplumsal istem, gereksinme, özlemlerini, karar ve eylemlerini kapsayan ve bütünleştiren kolektif yığın örgütleridir.

Karşı devrimcilerin, sömürücülerin, asalakların, yardakçı ve bürokratların örgütlenmesi ve konseylere katılımı yasaktır.

Ufku burjuva demokrasisini aşmayanların, “çok partili demokratik sosyalizm” istemleri, sosyalist işçi konseyleri demokrasisini, parlamenter demokrasiye yozlaştırmaktan başka bir şeye yol açmaz. İşçi konseyleri demokrasisi, burjuva parlamenter demokraside olup olabileceğinden çok daha sık seçim ve refarandum, geniş kitlelerin tartışma, öneri, eleştiri ve görüşlerine başvurur. Tek yanlı olarak kitlelerin karar ve sorumluluklarını temsilcilerine delege etmesi değil, karar, sorumluluk ve inisiyatifin en geniş kitlelere yayılmasıdır. Parti kendini sınıfın ve konseylerin yerine ikame etmeye kalkışmaz. İşçi sınıfının en ileri, en bilinçli, en özverili kesiminin örgütü olarak, konseylere ve kitlelerin kendilerini yönetmeyi öğrenmesine içinden önderlik eder. Dolaysız, aracısız işçi konseyleri demokrasisinin canlı tutulması ve geliştirilmesi için en büyük çabayı gösterir.

İşçi sınıfının ve yarı işçilerin diğer tüm kitle örgütleri, sendikalar, ezilen cins ve ulustan işçi örgütleri, öğrenci örgütleri, engelli örgütleri, vd konseylere katılır ve konseylerde doğrudan temsil edilir.

İşçi sınıfının önder ve egemen sınıf olması, onun yaşamın her alanında örgütlenmesinden, karar ve inisiyatif sahibi olmasından ayrılamaz. Konseyler demokrasisi, işçilerin, kadınların, gençlerin, sömürücü olmayan her toplumsal kesimin örgütlenmesine en geniş olanak, destek ve özgürlüğü sunar. Sosyalist kitle organları demokrasisi, en ileri burjuva sivil toplum demokrasisinin yanından bile geçemeyeceği bir örgütlü kitle insiyatifleri çeşitliliği ve canlılığını ortaya çıkartır. Çok çeşitlenmiş toplumsal sınıf kesim ve alanlarındaki kitle örgütlenmelerinin, yalnız kendi özgül durumlarında değil toplumsallaştırılmış yönetimde ve toplumsal yaşamın bütünsel örgütlenmesinde söz sahibi olmaları şu gelişmeleri sağlar: Sayısız kitle örgütlenmesinin kendi özgül alan ve konularında darlaşmasını ortadan kaldırır. Toplumsal yaşamın yönetim ve örgütlenmesinde hiçbir özgül sorun ve kesimin dışlanıp düzlenmeden gözetilmesini, ve bütünün buna göre zenginleştirilip düzenlenmesini sağlar. Farklı sınıfsal-toplumsal kesimler arasındaki bağımlılık ve rekabet ilişkilerini ortadan kaldırarak, birbiriyle daha hızlı kaynaşmasını sağlar. Toplum sathında daha büyük sahiplenmeyi, çoklu-bileşik inisiyatif ve enerjiyi ortaya çıkartır.

Örgütlenme özgürlüğü, işçilerin kendi toplumsal çalışmalarını, yaşamlarını ve yönetimlerini kendileri için örgütleme özgürlüğünü içermiyorsa hiçbir şeydir. Sosyalist örgütlenme özgürlüğü, işçilerin yalnız kendilerini değil tüm yaşam ve ilişkilerini (insanlar arasındaki her türlü sömürü, bağımlılık, ayrıcalık, meta, işbölümü, dolayım, aracılık, temsil ilişkisini ortadan kaldıracak biçimde) yepyeni ve daha yüksek biçimde örgütleme özgürlüğüdür.

Sosyalist işçi konseyleri demokrasisi, yalnızca yönetici sınıfın değişmesi değildir. Asıl olarak tüm yaşamın baştan aşağıya ve aşağıdan yukarıya, yeni ve daha yüksek bir temelden, görülmemiş bir yığınsal-bireysel devrimci yaratıcılık, inisiyatif, özneleşme ve özgürleşme temelinde örgütlenmesidir. Toplumun örgütlenme biçimi aynı -ya da büyük ölçede aynı- kaldığı sürece, kitlelerin kendi kararlarını kendi vermesi tek başına bir şey ifade etmez. Kitleler kendi toplumsal üretim ve faaliyetlerini, yaşamlarını ve yönetimlerini de kendileri örgütleyebilmelidir. İşçi sınıfı kendini konseyler ve öz organlar temelinde örgütlerken, tüm toplumu da yeni bir temelde örgütleyecektir. En başta çalışmanın: Çalışma süreleri köktenci biçimde ve hızla kısaltılarak; insanın emekgücüne ve emekgücünün metaya indirgenmesinden özgürleşerek; yüksek teknolojilerin yapabileceği her türlü işte zahmetli kol ve kafa emeğinden özgürleşerek; tüm işçilerin üretimin kolektif-merkezi planlamasına ve denetimine katılmasıyla – çok yönlü yaratıcı faaliyet olması doğrultusunda yeniden örgütlenmesi gerekir. Yaşamın, kölece çalışma temelinde değil, giderek kısalan süreler içinde çalışmanın bir ihtiyaç ve yaratıcı faaliyet haline geldiği, özgür zaman ve özgür mekan (hareket ve gelişim özgürlüğü) temelinde yeniden örgütlenmesi gerekir. İşbölümü, meta ve özel mülkiyet (ki bunlar Marx’ın vurguladığı gibi özdeş şeylerdir) ve dolayısıyla parça insanlık ve kitlelerin parçalanması, kendilerine ve birbirlerine yabancılaşması ve nesneleşmesi, asgari geçim dışında hiçbir olanak ve gelişimden yararlanamaması temelinde değil: Bireylerin ve kitlelerin çok yönlü ve özgürce gelişimi, birbiriyle yoldaşça kaynaşması ve özneleşmesi, her türlü toplumsal gelişim ve araçtan herkesin yararlanabilmesi ve paylaşılması temelinde örgütlenmesi gerekir. Bilginin, eğitimin, sağlığın vd, “paran kadar” ve salt özel kurumlarda (okul, hastane vd) değil, tüm toplum sathında, her türlü üretim, ürün, faaliyet ve ilişkinin ayrılmaz bileşeni olarak yeniden örgütlenmesi gerekir. Özetle, proletarya, yalnızca devleti değil, kendini dahil, burjuva toplumun hiçbir kurumunu, ilişki ve örgütlenme biçimini olduğu gibi devralamaz ve salt iyileştirmekle yetinemez. Tamamını yıkmak/sönümlendirmek, tüm toplumsal yaşam ve ilişkileri komünist özgürlük dünyası doğrultusunda yeniden örgütlemek durumdadır.

Sosyalist devrim öncesinde ve yavaş ilerleme koşullarında binlerin devrimci örgütlenmesi, devrimci yükseliş koşullarında yüzbinlerin, devrimci durum koşullarında milyonların, devrim sonrasında ise on milyonların devrimci örgütlenmesi sorunu haline gelir. Bu kapsam ve işlevde dev çaplı devrimci yığın örgütlenmesini, işçi konseyleri dışında hiçbir eski örgütlenme biçimi sağlayamaz. Devrim sonrasında kitle örgütlenmelerine ve kitlelerin içinden çıkacak yetenekli ve inisiyatifli örgütçülere olan ihtiyaç azalmaz, muazzam biçimde artar ve biçim değiştirir: Çünkü artık söz konusu olan, baştan aşağıya yeni bir yaşamın örgütlenmesidir. Günümüzün -birbirine ayrılmaz biçimde bağlı- örgütlenme ve önderlik sorunları da bu eksenden ele alınmalı ve yeni bir yaşamı tohum biçimiyle içermelidir.

Örgütlenme özgürlüğü istemleri

İşçi sınıfı, kent ve kır yoksulları, öğrenciler, ezilen cins ve ezilen ulusun örgütleri ve örgütlenme girişimleri üzerindeki her türlü baskı, yasak, operasyon, tutuklama, kapatma, resmi-hukuki ve fiili engel kaldırılmalıdır. 10 bin kişiye yaklaşan KCK davası tutsakları, devrimci örgüt davası tutsakları, sendikal örgüt yöneticisi ve üyesi olan tutsaklar, tutuklu milletvekilleri derhal bırakılmalıdır.

Terörle Mücadele Yasası, Türk Ceza Kanunu, Özel Yetkili Mahkemeler (ve yeni versiyonları), Milli Güvenlik Siyaset Belgeleri kaldırılmalıdır.

Irkçı, şovenist, kadın düşmanı, dinci, faşist parti ve örgütlenmeler yasaklanmalıdır.

2003 tarihli iş yasası, “ulusal istihdam stratejisi” tasarısı, bireysel iş sözleşmesi, taşeronluk sistemi, 4-C, kısmi zamanlı çalışma, kiralık işçi şirketleri, ödünç işçilik vb dahil, esnek ve güvencesiz çalışma sistemi kaldırılmalıdır. Serbest sanayi bölgeleri, nitelikli endüstri bölgeleri, meslek teknik liseleri, ev işçileri, üniversite öğrencileri, emekliler, gibi sendikal örgütlenmeleri yasak olan veya sendika ve dernekleri kapatılan tüm işçi emekçi kitlelere sendikalaşma ve dernekleşme hakkı kayıtsız koşulsuz tanınmalıdır. Yeni Toplu İş Sözleşmesi Yasa tasarısında da var olan işyerlerinde yüzde 40, işkollarında yüzde 1-3 olan sendikal yetki barajları ve engelleri tümüyle kaldırılmalıdır. Sendikal örgütlenme nedeniyle işten atmalar ve sigortasız-sendikasız işçi çalıştırma yasaklanmalıdır.

Kamu çalışanları, havayolu işçileri, savunma sanayi işçileri sendikaları üzerindekiler dahil tüm grev yasakları ve bürokratik engelleri kaldırılmalıdır. Bakanlar kurulunun “kamu düzeni, güvenliği, sağlığı” veya hangi bahaneyle olursa olsun, işçi grev ve mitinglerini yasaklama ve “erteleme” yetkisi kaldırılmalıdır.

Tüm işyerlerinde işçilerin kendi seçtikleri işçi temsilcilerden oluşan işçi komitelerinin ve işçi meclislerinin; tüm sanayi, hizmet, plaza, tarım bölgelerinde işçi kurulları ve platformlarının oluşturulması en meşru bir işçi sınıfı hakkıdır.

Her türlü işçi örgütü ve örgütlenme eyleminde, dar kesimciliğe ve dar grupçuluğa karşı savaşılmalı, işçi kitlelerinin sınıf karakterinin gelişmesi ve güçlenmesi esas olmalıdır.

Sendika, dernek gibi işçi kitle örgütlenmelerini kesinlikle ihmal etmeden (ancak onların da mevcut ve geleneksel biçimlerinin köklü bir eleştirisini yaparak ve sınıf savaşımı ve örgütlenmesinin bugünkü ihtiyaçlarına uygun biçimlerini ortaya koyarak), işçi sınıfının öz savaşım organ ve örgütlenmelerinin, işçi komitelerinin, işçi meclislerinin, işçi kurul ve platformlarının, işçi konseylerinin yaygın ajitasyonu, eğitici propagandası yapılmalı, dünyadan ve Türkiye’den öne çıkan güncel örnekleri ele alınmalı, yeni ve daha ileri biçimlerinin yaratılması için en büyük çaba ortaya konmalıdır.

Sosyalist devrimci demokratik örgütlenme özgürlüğü: işçi sınıfının sermaye ve meta egemenlik ilişkilerinden, burjuva demokrasisinden bağımsız ve yıkmak için örgütlenme özgürlüğüdür. Komünist devrim savaşımında önder sınıf olarak örgütlenme özgürlüğüdür ve ancak egemen sınıf olarak örgütlenme ve yeni bir yaşamı örgütleme özgürlüğüne genişletildiği (ve bunu içerimine aldığı, bu eksenden yürütüldüğü) ölçüde gerçek devrimci karakterini kazanır.

Proleter devrimci örgütlenme özgürlüğü, her türlü küçük burjuva demokratik örgütlenmeden de özgürlük olmak durumundadır. Marx henüz Avrupa’daki 1848 devrimci ayaklanmaları sırasında, işçi sınıfının bağımsız, devrimci örgütleri olarak parti ve konseyler sorununa işaret etmişti: “Demokratik küçük burjuvalar, demokratik parti içinde her türlü fikri kapsayacak büyük bir muhalefet partisinin kurulmasına çalışıyorlar; yani içinde genel sosyalist lafazanlıkların ağır bastığı (ama) sevgili barış uğruna proletaryanın isteklerinin ileri sürülmesine imkan vermeyecek bir partide işçileri tutsak etmeye çalışıyorlar. Böylesi bir birlik, doğrudan onların (küçük burjuva demokratların-bn) yararına, proletaryanın ise hepten zararınadır. İşçiler, burjuva demokratlarına alkış tutan bir koro olmaya rıza göstereceklerine, bağımsız, gizli ve genel bir parti örgütünü kurmaya gayret etmeli ve bu örgütün her bölümünü proletaryanın tavır ve çıkarlarının burjuva etkilerden bağımsız olarak tartışıldığı işçi topluluklarının merkezi ve çekirdeği haline getirmelidir. … Ama daha zaferin ilk saatlerinden itibaren işçilere ihanet edecek olan bu partiye … karşı koyabilmek için işçiler silahlı ve örgütlü olmalıdır.. İşçiler kendilerinin seçtiği komutanlar ve kendi seçtikleri genel kurmayla bağımsız olarak proleter muhafızlar olarak örgütlenmeli ve devlet otoritesinin değil, işçilerin belirleyeceği devrimci topluluk konseyleri komutasına geçmelidir… Hatırası halkta sadece nefret duygusu uyandıran kişilerle, kamu binalarına karşı halkın giriştiği intikam hareketlerine, sözde aşırılıklara, muhalefet etmek şöyle dursun, bu gibi hareketleri hoşgörüyle karşılamakla da yetinmemeli, bunlara önderlik edilmelidir.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*