Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kolektif işçi demokrasisi: Basın ve anlatım özgürlüğü-2

Kolektif işçi demokrasisi: Basın ve anlatım özgürlüğü-2

Sosyalist işçi konseyleri demokrasisi ve basın özgürlüğü

1- “Kapitalistler, zenginler için basını para ile tutma özgürlüğünü, zenginliklerinden kamuoyu denilen şeyi oluşturmak ve değiştirmek için yararlanma özgürlüğünü, basın özgürlüğü olarak nitelendirirler. ‘Arı demokrasi’ savunucularının, gerçekte zenginlerin, yığınların eğitim araçları üzerindeki en pis, en aşağılık egemenlik sisteminin savunucuları oldukları bir kez daha ortaya çıkıyor: onlar halkı aldatıyor ve onu, baştan sona yalan, tumturaklı ve doğru görünüşlü sözler yardımıyla, basını sermaye köleleliğinden kurtarma tarihsel görevinden, somut görevinden saptırıyorlar. Gerçek özgürlük ve gerçek eşitlik, komünistlerin kurdukları, başkası zararına zenginleşmenin olanaksız olacağı, basını, doğrudan ya da dolaylı olarak para iktidarına bağımlı kılma nesnel olanağının bulunmayacağı, emekçileri, toplumun elinde olan basımevleri ve kağıdı kullanma hakkından tam bir eşitlik içinde yararlanmaktan hiçbir şeyin engelleyemeyeceği rejimde egemen olacaklardır.” (Lenin, Burjuva demokrasisi ve proletarya diktatörlüğü üzerine tezler ve rapor)

2- Sosyalist işçi devrimiyle, üretim araçlarının sermaye niteliği ve burjuva devletten başlayarak, burjuvazinin sınıf egemenliğinin tüm biçimleri gibi, basın-yayın, medya, internet, sinema, iletişim araçları üzerindeki sermaye egemenliği en kesin biçimde kaldırılacaktır. Üretim araçlarıyla birlikte, zihinsel-duygusal-iletişimsel üretim araçları da toplumsallaştırılacak, sosyalist işçi sınıfının denetim ve hizmetine girecektir. Enformasyon, bilgi, eğitim, haber, fikir vbnin meta karakterine son verilecektir. Her türlü reklam kaldırılacak, parayla medyayı, yazarları satın alma, haber-yorum, program yaptırma olanağı bulunmayacaktır. Her türlü sömürüyle birlikte sömürünün övülmesi de yasaklanacaktır. İşçilerin kendi kolektif medyalarından özgürce, tam ve fiili eşitlikle yararlanması temel haktır. İşçi sınıfı ve kitleler, burjuva medya egemenliği altındaki “kamuoyu” kölesi olmaktan çıkacak, en başta sosyalist işçi konseyleri demokrasisi temelinde yönetime aktif katılım ve yer alma olmak üzere, kendi gerçek sınıfsal-toplumsal istem, gereksinme, özlemlerini toplumsallaştırma ve gerçekleştirmenin bir aracı olarak, kendi sosyalist devrimci demokratik medyalarını oluşturacaklardır. Çünkü eleştirel haber alma, siyasal-toplumsal gerçekleri bilme ve eleştirme özgürlüğü, kitlelerin karar ve yönetim süreçlerinde yer almasının, değiştirme bilinç ve özgürlüğünün de olmazsa olmazıdır!

Sosyalist devrimci demokratik basın ve medya, sosyalist işçi konseyleri demokrasisinin temel bir organıdır. İşçilerin ilgili konuların tam bir bilgisine sahip olarak kendi kararlarını kendilerinin verme, kendi gerçek gereksinmelerini toplumsallaştırma özgürlüğünün temel bir aracı ve destekçisi olacaktır. Radyo-tv dahil anadilde yayına tam ve fiili bir özgürlük sağlanacaktır. Medyada kadınların, çocukların istismarı ve metalaştırılması yasak olacaktır. Kadınların özgürleşmesi ve özneleşmesine dönük sosyalist devrimci demokratik kadın yayınları ve kanalları açılacaktır. Sosyalist işçi konseyleri iktidarı, basın ve medyayı olduğu gibi devralıp yalnız içeriğini değiştirmekle yetinmeyecek, en gelişkin bir kolektif demokrasi, kitlelerin doğrudan denetimi, azami katılımı ve yer alışı, inisiyatif ve yaratıcılığının geliştirilmesi temelinde, baştan aşağıya yeniden örgütleyecektir. Kitlelerin yalnız haber alma ve gerçekleri bilme özgürlüğü değil, haber yapma ve gerçekleri değiştirme özgürlüğü güvence altında olacaktır.

İşçi sınıfının basın ve anlatım özgürlüğü

Sınıf bilinci, kapitalizm ve burjuva demokrasisinin gerçek zalimce işleyişi ile kendiliğinden bilince yansıyan fetiş (idealize) biçimi arasındaki zorunlu ayrımı en kesin biçimde yapmakla başlar. Neoliberal demokraside, görünüşte işçilerin medyada kendilerini ifade etmelerinin hiçbir yasal, anayasal engeli yoktur. Tabii “kamu düzeni, başkalarının hakları, genel ahlak, TMY, TCK….” vb hariç! Bunlar bir yana, bizzat medya üzerinde burjuvazinin mali oligarşik tahakkümü, asıl engeldir. Bu engel kazayla aşılacak olsa, işçilerin varsayılan basın ve anlatım özgürlüğünü fiilen kullanabilme özgürlüğü yoktur. (Kendi işyeri ve çalışma koşulları, ya da herhangi bir siyasi konu üzerine patronun isteği ve onayı olmadan açıklama yapan işçi, işten atılır.) Direnişteki işçiler için bile medyada sesini duyurabilmek için geriye kalan, burjuva demokrasisinin alameti farikası olan “lobi özgürlüğü”dür. Burjuva demokrasisi, işçileri de her hangi bir “çıkar grubu”na indirger ve parayı bastırıp istediği bakan ve milletvekiliyle iş bağlayan, istediği haberi yayınlatan patronlarla işçilerin parlamento ve medyada eşit “lobi özgürlüğü”ne sahip olduğunu varsayar. İşçilerin neoliberal demokratik basın ve istem özgürlüğü, böylece, bir burjuva muhalefet partisi ya da milletvekili, veya burjuva medya mensubunun, sorunlarını onlar adına parlamento veya medyada dile getirme ihtimaline indirgenir. Neoliberal demokrasi, işçi sınıfının gerçek sınıfsal istem ve gereksinmelerini doğrudan dile getirmesine kapalıdır. İşçiler kitlesel olarak Meclise, hükümet partisi binalarına, holding plazalarına, burjuva medya merkezlerine yürüdüklerinde ya gaz copla dağıtılırlar, ya da en iyi durumda, birkaç sendikacının alt düzeyde bir iki yetkiliyle görüşüp istemleri iletmesine izin verilir! Her durum ve koşulda, işçilerin en basit istemlerinin bile burjuva meclis ve medyada gündem olabilmesi, burjuvazi ve devletini rahatsız edecek eylemler yapmalarına bağlıdır. Ancak bu durumda da burjuvazi, söz konusu işçi direnişi ve istemine karşı yoğun dezenformasyon ve kamuoyu oluşturma araçlarını ve olanaklarını elinde tutmaya devam eder. Anlatım özgürlüğü, kendi kararlarını kendi verme ve gerçekleştirme özgürlüğünden ayrılamaz. Burjuva demokrasisinde kitlelerin kendi kararlarını kendi vermesi diye bir şey zaten yoktur. Anlatım özgürlüğü ise, toplantı, örgütlenme, eylem özgürlüğünden kopartılır. Bu da, işçiler için neoliberal demokratik anlatım özgürlüğünü, en iyi durumda bile, istemlerini burjuva hükümet ve medyaya iletebilme özgürlüğüne, yani yine “lobi özgürlüğü”ne indirger! İşçiler için neoliberal demokratik anlatım özgürlüğü, burjuva sınıf diktatörlüğüne (o da binbir badire ile) dilekçe verebilme özgürlüğüdür. Ne büyük ilerleme!

Görünüşte, internet daha demokratik, yayın ve anlatım özgürlüğüne daha açıktır. Fakat işçi sınıfı ve kitleler için değil! Büyük çaplı kitle eylemleri, hareketleri, isyanları internet üzerinden organize olmaya başlar başlamaz, ABD’den Avrupa’ya internete giderek daha sıkı yasak, sansür, kısıtlama, takibat düzenlemeleri getirilmeye başlanmıştır. “Ciber terörizm” kavramı icat edilmiş ve sosyal medyayla da ilişkilendirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de iletişim-internet kontrol ve yasaklamalarının yürütüldüğü TİB’in yanısıra, devletin tüm baskı, istihbarat aygıtlarının özel internet birimleri ve takibat sistemleri vardır. Bu da bir yana internet zaten Google, Facebook vb gibi küresel tekelci sermaye, piyasa temelinden işlediği gibi, internet ve sosyal paylaşım ortamlarına banka, medya, market ve her türden tekelci sermayenin girmesi ve parsellemesi, kar, piyasa, reklam amacıyla kullanması alabildiğine yoğunlaşmış, tekelci “fikri mülkiyet” hükümranlığı alabildiğine genişletilmiş, hemen her türlü internet ve sosyal paylaşım ağının daha fazla kar ve piyasalaştırmaya göre düzenlenmesi hızlanmıştır. Bu da kar ve metalar dünyası ne kadar büyürse, kitlelerin kendi gereksinmelerini doğrudan ifade etme olanağının o kadar daraldığının, internetin bireysel özgürlük ve kitle katılımının mutlak biçimi olduğu yanılsamasının da kaybolmaya başladığı bir örneğidir.

Görünüşte işçi basını çıkarmanın ve istenirse proletarya diktatörlüğü ve komünizm propagandası yapmanın önünde hiçbir yasal engel yoktur. Tabii burjuva dağıtım tekellerinin ve ağlarının koyduğu tekelci haraçlar ve fiili engel ve sınırlamalar aşılabilirse!

Sınıf bilinçli işçiler, basın ve anlatım özgürlüğü, pek güzel, fakat hangi sınıf için, hangi sınıfa karşı, diye sorar. İşçi sınıfının sınıf dili fiilen kesilmiş, kat kat ve daha kaynağında fiilen engellenmiş durumda. Küçük burjuva sol ve devrimcilerinin işçi sınıfı adına çıkardığı yayınların çoğu sendikalisttir. Siyasal-ideolojik ufukları da, işçi sınıfına bağımsız sınıf diline sahip olma ve kullanma özgürlüğünü bile öngörmeyen ve farkında olmayan, idealize edilmiş burjuva demokrasisi hayallerini aşmıyor. İşçi sınıfının kendi bağımsız kolektif sınıf dili ve ideolojisiyle konuşma, anlatım, ajitasyon, propaganda, basın, haber alma, haber olma, haber yapma, kapitalizm ve sınıf gerçeklerini bilme, kavrama ve değiştirme özgürlüğü! Bizim basın ve ifade özgürlüğünden anladığımız budur! Proleter demokratik basın ve anlatım özgürlüğü budur! Bu işçiler için kendi sınıf dilinin kesilmesi ve etkisizleştirilmesinden başka bir şey olmayan neoliberal burjuva demokratik “basın ve haber alma özgürlüğü”ne karşı, proleter demokratik basın ve anlatım özgürlüğü mücadelesidir.

İşçi sınıfının kendi bağımsız sınıf dilini öğrenme ve kullanma özgürlüğü sorunu. Önce bunun farkında olunmalıdır. Bu işçi sınıfı “adına”, işçi sınıfı “için” yayın çıkarmaktan, yayın yapmaktan fazla bir şeydir. Evet, bu konuda da bugüne kadar pek az şey yaptık. (Örneğin Türkiye sosyal paylaşım sitelerinin kullanımında dünyada en üst sıralardayken, internet ve sosyal paylaşım ortamlarını örgütlenme, mücadele, vd amaçla kullanılmasında en alt sıralardadır!) Bu açıdan, bağımsız işçi medyasının, periodik işçi gazete ve dergileri ile birlikte, bültenler, fanzinler, broşürler, el kitapları, internet yayıncılığı, internet ortamları ve paylaşım ağlarının en etkin biçimde kullanılması, sinevizyon, sinema, belgesel cdleri, yazılı- görsel-işitsel kitle iletişim, ajitasyon, propaganda ve örgütlenme araçları en zengin, en çoklu ve en dinamik biçimde kullanılmalıdır. Neoliberal burjuva demokratik basın ve kamuoyu oluşturma özgürlüğünün gerçek mahiyeti teşhir edilmelidir. İşçi basın ve medyası üzerindeki her türlü -yalnız resmi değil fiili- baskı, takibat ve engel teşhir edilmeli, kaldırılması için mücadele edilmelidir.

Fakat yetmez. Lenin, kendi dönemi için işçi basınının başarı ölçütünü, gelen işçi mektuplarının artışında görüyordu. İşçileri en basit çalışma ve yaşam sorunları ve istemlerini bile anlatamaz, hale getiren neoliberal burjuva demokrasisine karşı, bağımsız işçi medyasında çok sayıda işçi mektubunun, işçi röportajının, işçi toplantılarının yayınlanması, işçilerin kendi sınıf gerçekliklerini ve karşıtlıklarını anlamaya, anlatmaya, değiştirme istemini sınıfsal olarak toplumsallaştırmaya doğru bir adımdır. Burjuva medya imparatorlarının küstahça deklare ettiği şeyi unutmayalım: Kitleler tarafından bilinmeyen, bilinse bile sınıfsal-toplumsal olarak ifade edilemeyen gerçekler, burjuvazi tarafından yok ya da tartışılmaz sayılan, dokunulmaz ve değiştirilemez addedilen gerçeklerdir. Çoğu işçi sömürüldüğünün, ezildiğinin farkındadır. Ancak hemen herkesin bildiği bu yalın gerçeğin bile, bugün “yasak” olmasa da, çoğu işçi tarafından ve genele hakim olacak bir meşrulukla ifade edilemez olması, neoliberal demokrasisinin gerçek işçi düşmanı karakterini gösterir. İşçiler, ancak işyerinde, işkolunda, bulunduları hafzada, ülkede, dünya çapında birbiriyle her an dolaysız irtibata geçebildiklerinde, hiçbir engel, sınır, yasak, takibat, işten atılma vb korkusu olmadan sorunlarını, istemlerini, gereksinmelerini kendi aralarında fiilen ve alenen konuşabildiklerinde, kendi kolektif kararlarını kendi aralarında bağımsızca tartışıp görüşerek alıp kolektif olarak uygulayabildiklerinde, işçiler için gerçek ve fiili bir anlatım özgürlüğünden bahsedilebilir. Bu, kapitalizm koşullarında gerçekleşemez. Neoliberal burjuva demokrasisi ve burjuva medya, asıl bunun engellenmesine dayanır ve pekiştirir.

Ancak bu doğrultuda atılacak her adım ve verilecek mücadele, neoliberal burjuva demokrasisinin gerçek sınırlarını ve işçi düşmanı yüzünü açığa çıkarır. İşçileri hemen her önemli işçi direnişinde olduğu gibi, burjuvazin sınıf egemenliğinin vazgeçilmez bileşeni olan burjuva medya, burjuva anlatım (kamuoyu yönetimi) egemenliği ile de karşı karşıya getirir. İşçiler direnişe çıkar çıkmaz seslerini daha geniş kesimlere duyurma ihtiyacı hissederler, medyanın direnişlerini tek satır haber yapmamasına ya da çarpıtarak yapmasına kızarlar. (İşçilerin en kızdığı şeylerden biri, burjuva basın-tv muhabirleri eylemlerine gelse bile haberlerin yayınlanmamasıdır. Burjuva medyanın çürümüşlüğünün en çarpıcı göstergelerinden biri, işçi direnişlerini bile şantaj ve para sızdırma aracı olarak pazarlamasıdır.) İşçi medyasının öneminin farkına varırlar. Burjuvaziyle her karşı karşıya geliş, işçi sınıfının, burjuvazinin anlatım (kamuoyu yönetimi) egemenliğine karşı, kendi bağımsız, doğrudan, kolektif anlatım, örgütlenme, savaşım organlarına olan ihtiyacını artırır. Yüzbinlerce, milyonlarca işçinin kendi sorunlarını, tepki ve istemlerini, bireysel ve yığınsal olarak korkusuzca dile getirmesi, paylaşması ve ortaklaştırması, bunun en başta işçilerin kendi gözünde meşrulaşması, tartışılmaz ve hiçbir biçimde engellenemez bir sınıfsal-kolektif hak bilinci haline gelmesi… İşçilerin kendi haklarındaki değersizlik, çaresizlik, yalnızlık, kendi istemlerini anlatma/toplumsallaştırma yeteneği olmadığı imajını (ki bu imaj, burjuvazinin anlatım tekelinin ta kendisidir) sarsacak olan budur.

İşçilerin kendi sorun ve istemlerini anlatamayacağı, bunu ancak burjuva partileri, burjuva medya ve sendika bürokratlarının yapabileceği, iğrenç bir burjuva önyargısıdır. İşçilerin en iyi bildikleri, en çok tepki duydukları şeyleri, en basit istem ve özlemlerini bile anlatmada son derece tutuk ve ketlenmiş oldukları doğrudur. Nasıl tutuk olmasınlar ki? İşçilerin ne yapacağına, hatta ne düşünüp söyleceğine, burjuvazi ve kamuoyu yönetimi araçları karar vermektedir. Bırakalım işyerlerini, medyayı, işçi mitinglerinde bile işçiler konuşturulmamaktadır. Çoğu işçi direnişinde işçiler ne yapacaklarına hep birlikte tartışarak karar veremez. Sendikalı görünen çoğu işyerinde bile, bırakalım siyasal konuları, işçiler toplu sözleşme süreçlerinde bile bilgilendirilmez, düşünceleri alınmaz. İşyeri temsilcilikleri, işçilerin toplanıp sorunlarını tartıştıkları ve kararlar aldıkları değil, tepeden alınmış kararların işçilere deklere edildiği mevkilerdir. Hepsi bir yana, küçük burjuva sol ve devrimci medya bile, işçilerin kendilerini ifade ihtiyacını çalışma ve yaşam koşullarıyla, onun bile en geri biçimiyle sınırlar. Çeşitli siyasetlerin işçi kurultaylarında, işçilerin ellerine tutuşturulmuş metinleri okumaya çalışmasının ya da yalnız çalışma koşullarını anlatmakla sınırlanmasının da burjuva demokrasisinin biçimselliğini aştığı söylenemez.

Bunlar mücadeleyle değişecektir. Bugün mitinglerde direnişlerdeki birkaç işçiye söz verilmesi bile, 2010 1 Mayıs’ında Tekel, İski ve İtfaiye işçilerinin (Direnişteki İşçiler Platformu) kürsüyü işgal edip Türk-İş başkanını aşağı indirip birlikte hazırladıkları metni kürsüden fiilen okumasından sonra, sendika bürokratlarının yapmak durumunda kaldığı bir uygulamadır. Bunları değiştirmenin yolu, burjuva demokrasisini idealize etmek değil, karşısına kolektif işçi demokrasisi anlayışıyla çıkmaktır. Kolektif işçi demokrasisi, işçi sınıfının neoliberalizm tarafından unufak edilmiş kolektif savaşım yeteneğini (bir üst düzeyde) geliştirmenin tek yoludur. Kararlarda kolektif katılım ve yer almaya dayanan, karar ve eylem organlarını bütünleştiren, işçilerin bağımsız söz, karar ve eylem inisiyatifini geliştiren demokrasidir.

İşçi sınıfının basın ve anlatım özgürlüğü mücadelesi istemleri
1- Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve bunların işçilerin, ezilen ulus, ezilen cins, cinsel yönelimin basın ve anlatım hakları üzerindeki her türlü bağlayıcılığı ve gölgesi kesinkes kaldırılmalıdır.

2- İşçilerin (kadınların, kürtlerin…) basın, medya, iletişim, internet, anlatım hak ve özgürlükleri üzerindeki her türlü yasal, anayasal, bürokratik, polis kısıtlaması (TMY, TCK, RTÜK, TİB, “kamu düzeni, genel ahlak, ailenin korunması, milli ve ahlaki değerler, başkalarının hakları, anadil, şiddeti teşvik ya da övme…” vb) kesinkes kaldırılmalıdır. İnternet sansür yasası ve fikri mülkiyet yasası kaldırılmalıdır. İletişim üzerinden her türlü polis-ordu-mit telekulağı ve teknik takibi kaldırılmalıdır.

3- Medya gruplarının ve bağlı şirketlerin kamu ihalelerine girmesi, ve medyada her türlü gizli reklam yasaklanmalıdır. Gazeteciler, köşe yazarları, haber program yapıcıları ve editörlerin aldıkları aylık ücret dışında, para, rüşvet, hediye, imtiyaz vb karşılığı yazı, haber, iş takipçiliği, vb yapmaları yasaklanmalıdır.

4- Tüm basın-medya işçileri, gazeteciler işgüvencesine ve sendikal örgütlülüğe sahip olmalıdır. Hiçbir muhalif gazeteci, görüşleri ve gazetecilik faaliyetleri nedeniyle işten atılamaz, tutuklanamaz.

5- Medyada işçilerin, kadınların, kürtlerin, alevilerin… kimlikleri, görüşleri, istemleri, mücadeleleri nedeniyle aşağılanması, hedef gösterilmesi, diğer kesimlerin onlara karşı kışkırtılması yasaklanmalıdır.

6- Radyo-televizyon dahil kayıtsız koşulsuz anadilde yayın hakkı tanınmalıdır.

7- Mücadeleyi salt hükümete karşı mücadeleye daraltmak reformizmin alameti farikasıdır. Ulusalcılar, ulusalcı halkçı demokratizm, reformizm, liberalizm, bilcümle burjuva ve küçük burjuva muhalefet, bir “yandaş medya (AKP yanlısı medya)” ayrımı yapmakta, medyada da mücadeleyi bunlara karşı tepkiye indirgemektedir. Bu, diğer burjuva medyanın, örneğin TÜSİAD medyasının, “bağımsız, tarafsız”, hatta “ilerici” olduğu yönünde liberal-reformist hayalleri de yaymaktadır. Burjuva demokrasisi, medya özgürlüğünü medyanın hükümet baskı ve kısıtlamalarından serbest olmasına indirger. Oysa bu dahi, bir “saf demokrasi” hayalinden ibarettir. En ileri burjuva demokrasilerinde bile, burjuva medya, devlet istihbaratı, devlet ihaleleri, parlamento, burjuva partileri vb ile kaynaşmış durumdadır. Burjuva medya özgürlüğü, çeşitli burjuva kesimlerin, gerek duyduklarında medya kampanyalarıyla hükümeti ve yargıyı da kendi çıkarları doğrultusunda “oluşturmak” ve “düzeltmek” hakkıdır. Burjuva medyanın, hükümete en muhalif kesimlerinin bile muhalefeti, burjuvazinin mali oligarşik iktidar ve egemenliğinin temellerine asla dokunmaz. Tam tersine, onun içindeki çeşitli tekelci burjuva kesimler arasında güç ve paylaşım savaşımları ile burjuva egemenlik araçları arasındaki güç dengesi ve bütünlüğünü yeniden kurarak, onu güçlendirir. Sınıf bilinçli işçiler ise, medya konusundaki ayrımı, sınıf ayrım ve karşıtlığı temelinde yapar: Burjuva medya, onun şu veya bu düzeyde yörüngesinde olan küçük burjuva medya, ve bağımsız işçi medyası. İşçi sınıfı, medya ve iletişim üzerinde yalnızca burjuva hükümet-devlet baskı ve kontrolünün kaldırılması için değil, en köktenci biçimde sermaye kontrol ve egemenliğinin kaldırılması için mücadele eder.

8- Burjuvazinin sınıf egemenliği, daha çoklu (çok araçlı), çok katmanlı, daha derin bir karakter kazanmıştır. Neoliberal burjuva demokrasisi, burjuvazinin sınıf egemenliğini de burjuvazi (sermaye ve meta egemenliği), burjuva devlet (yürütme, yasama, yargı, baskı aygıtları vd), burjuva sivil toplum/kamuoyu (burjuva medya ve burjuva sivil toplum örgütleri), üçlüsü temelinde yeniden tanımlamaktadır. Neoliberal demokrasi, bunlarının her birinin birbirinden biçimsel özerkliğini temelinde, fakat her birinin birbirini birbirinin içinden yeniden ürettiği, ve tümünün çok daha üst düzeyde bir mali oligarşik güçler kaynaşmasını ve yoğunlaşmasını ortaya çıkartır. İşçi sınıfı, burjuva sınıf egemenliğinin tüm biçimlerine karşı sınırlarını net sınıfsal temelde çizmeden ve tümüne karşı mücadele yürütmeden, bağımsız bir sınıf savaşımı da veremez. İşçiler tümüne karşı birden nasıl mücadele etsin, sorusu anlamsızdır, çünkü zaten birine dokununca, diğerlerini de karşısında bulur. Birazcık ileri, yığınsal, militan işçi direnişleri bile grev kırıcılığa ve polis saldırılarına karşı işçi milisi tarzı örgütlenmeler, burjuva medya saldırganlığına karşı basın-kamuoyu oluşturma-dayanışma komiteleri oluşturmak zorunda kalır. Yalnız dar anlamda işçilerin birliği değildir gereken: işçi sınıfının burjuvazinin sınıf egemenliğinin tüm biçimlerine karşı bağımsız sosyalist devrimci savaşım biçim ve yöntemlerinin birliği ancak gelişkin bir komünist devrim partisi ile sağlanabilir. Burjuva sınıf egemenliğinin temel ve etkisi artan bir bileşeni olarak burjuva medya egemenliği ve kamuoyu yönetimine karşı mücadelenin önemi de artmaktadır. Hemen her işçi direnişinde medyaya kızgınlık ve bazılarında medya protestoları da ortaya çıkmaktadır. Burjuva medya ve kamuoyu yönetimine karşı, somut teşhirler, eylemler, işçi hareketinin geleneği haline gelmelidir. İşçi devriminin temel sorunu siyasal-toplumsal iktidardır. Burjuva devlet aygıtı yıkılmadan bir devrim gerçekleşemez. Ancak medyanın da sınıf iktidarının önem ve etkinliği artan temel bir bileşeni olduğu unutulmamalıdır. Son 50 yıldaki, bırakalım devrimleri, darbeler, hatta hükümet değişiklerinin ayrılmaz parçasıdır, medya üzerindeki kontrol mücadelesi. Bir işçi devriminin de, yönetimin ve üretim araçlarının toplumsallaştırılması ile birlikte ve bunun ayrılmaz bir bileşeni olarak, ilk yapacağı şeylerden biri de medyaya el konularak, toplumsallaştırılması olacaktır.

9- İşçi sınıfı için basın ve anlatım özgürlüğü, aynı zamanda burjuva medyadan ve kamuoyu yönetiminden özgürlüktür. İşçi basını, yalnız sermaye ve devletinden değil, burjuva medya ve kamuoyu yönetiminden de kesinkes bağımsız olmalıdır. Burjuva medyadan/kamuoyu yönetiminden bağımsızlık olmadan, bir ideolojik-siyasal bağımsızlıktan da bahsedilemez. Bu temel önemde bir konudur, çünkü günümüzün sol ve devrimci basını/medyasının tamamına yakını, şu veya bu düzeyde burjuva medya ve kamuoyu yönetiminin, onun muhalif kılıklı çeşitlemelerinin (ulusalcı, popülist, sosyal liberal, vd) hegemonyası altındadır. Zaten dar muhalefetle sınırlı bir şekilleniş içinde olan küçük burjuva sol ve devrimci basın/medya, bağımsız gündem oluşturamamakta, durmaksızın burjuva medya/kamuoyu’nun belirlediği gündemlerin peşinde sürüklenmektedir. Enformasyon ve haber kaynaklarının da yüzde 90′ı yine burjuva medyadır. Çeşitli burjuva enformasyon ve haber-yorum sitelerinden alınan haberler, kendi görüşleri doğrultusunda birkaç rötuşlama ile yayınlanmaktadır. Burjuva medya/kamuoyu yönetiminin belirlediği gündemlere ve bunun sosyal reformist vb versiyonlarına, bağımsız eleştirel bir bakış ve tutum, bağımsız gündem oluşturma, bağımsız habercilik ve haber kaynakları, son derece sınırlıdır. Öyle ki çoğu durumda, burjuva medya kalemlerinin yazmadığı ve kameralarının çekmediği, yayınlamadığı sınıfsal-toplumsal sorun ve konular, sol ve devrimci basında da yer almamaktadır. Bu haliyle de, küçük burjuva halkçı demokratizmin tıpkı burjuva demokrasisinin -onu idealize eden- muhalif bir bileşeni olması gibi, küçük burjuva medya da, burjuva medya ve kamuoyu yönetiminin muhalif bir bileşeni olmanın pek ötesine geçememektedir. İşçi basını, kapitalizme, burjuva demokrasisine, kamuoyu yönetimine karşı yıkıcı bir eleştirellik taşımalıdır. Burjuva medya ve haber kaynaklarından kaçınılmaz biçimde yararlandığı durumda da, işçi sınıfının bağımsız komünist ideolojisi ve tutumu doğrultusunda, eleştirel haber alma yeteneğine sahip olmalıdır. İşçi basını, işçi sınıfının gerçek sınıfsal mücadele sorun, istem, gereksinme ve özlemleri doğrultusunda, bağımsız sınıf gündemlerini ve tutumlarını ortaya koyabilmelidir. Medya, iletişim, kendini ifade araçlarının görülmemiş ölçüde geliştiği, çeşitlendiği, pratikleştiği günümüzde, işçi sınıfı ve emekçilerin büyük çoğunluğu için (kendi sınıf ihtiyaçları doğrultusunda) eleştirel haber alma, anlatım özgürlüğü sorununu ortadan kaldırmamakta, tam tersine alabildiğine daraltmakta ve yakıcılaştırmaktadır. Bu yüzden işçilerin kapitalizm ve egemenlik sistemine karşı sınıf eleştiri, tepki ve kinlerini; kendi gerçek mücadele sorun, istem ve gereksinmelerini anlatarak (proleter demokratik) toplumsallaşma, toplumsallaştırma kanal ve ortamlarının açılması ve geliştirilmesi de temel önemdedir. İşçi medyası, bağımsız enformasyon ve haber kaynakları ve ağlarına ve gönüllü muhabirler ağına sahip olmalıdır. İşçi medyası, en nihayet, yazarın işi yazmak okurunki okumak diyen burjuva önyargıyı yıkmalı, gelişkin bir kolektif işçi medyası olmalıdır.

10- İnternet, sosyal medya ve sosyal paylaşım ağlarının toplumsal-bireysel yaşam, ilişkiler ve iletişimdeki ağırlık ve belirleyiciliği giderek artmaktadır. Türkiye’de de 15-34 yaş arası genç nüfusun yüzde 70′inin gazete ve haberleri internetten okumakta, radyo ve müzikleri internetten dinlemekte, tv ve filmleri internetten izlemekte, internet ve sosyal paylaşım ağları başında geçirilen ortalama süre günde 1.5-2 saati bulmaktadır. İnternet, web siteleri, sosyal medya ve sosyal paylaşım ağları, sınıf savaşımında, kolektif ajitasyon, propaganda, örgütlenme ve eylem, her açıdan çok daha etkin ve güçlü biçimde kullanılmalıdır. Ancak, internetin herkes için “fırsat eşitliği”, “sınırsız ifade özgürlüğü” vb sunan bir araç olduğu hayalinden de uzak durulmalıdır. İnternet, sosyal medya ve sosyal paylaşım ağları üzerinde sermaye ve devletinin cenderesinin giderek daraltıldığının da bilincinde olmalıdır. İnternet yasası, TMY-TCK’nın internet üzerinde de bağlayıcılığı ve fikri mülkiyet yasasının devreye girmesiyle, yukarıda son örneklerini verdiğimiz gibi, bir web sitesine girmekten, bir tweet ya da retweet atmaktan, soruşturmalar açılmakta, işçiler işten, öğrenciler okuldan atılmakta, operasyon ve tutuklamalar yapılmaktadır. Fikri mülkiyet yasası nedeniyle, internetten iletişim parasına kitap, film indirmek, gazete okuma olanağı giderek daraltılmaktadır. “İnternette yazılıp paylaşılamayacak hiçbir şey yok, her şey serbest” diye düşünenler, en ileri burjuva demokrasisinde bile (kaldı ki Türkiye’deki geri düzeyde bir neoliberal demokrasidir), işçi sınıfının özgür basını, özgür iletişimi, özgür örgütlenmesinin gerekleri ve güvenlik sorunları üzerine bir daha düşünmelidirler. İnternet, sosyal medya ve sosyal paylaşım ağları büyüyen bir toplumsal-bireysel ihtiyaç olmasına karşın, sermaye ve devletinin onun üzerindeki pençelerinin giderek sıkılaşması çelişkisi de, başlıbaşına yığınsallaşabilecek bir mücadele dinamiğini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle gençlik nezdinde, internet, sosyal medya ve sosyal paylaşım ağları üzerinde internet yasası, TMY-TCK ve fikri mülkiyet yasasına karşı kitlesel kampanyalar örgütlenmelidir.

11- İşçi sınıfının anlatım özgürlüğü, kendi bağımsız sınıf dilini (proleter sosyalist ideolojiyi) öğrenme, bulunduğu her ortam da kullanma, her türlü araçla yaygınlaştırma özgürlüğüdür.

12- İşten atmalar yasaklanmalıdır. Tüm işçiler, işyerlerinde, işkollarında, iş havzalarında sorunlarını kendi aralarında konuşma hak ve olanağına (zaman, mekan) sahip olmalıdır. İşçi mitinglerinde, sendika toplantılarında, eylemlerde öncelikle işçiler konuşmalıdır.

13- İşçilerin anlatım özgürlüğü, toplanma, örgütlenme ve eylem özgürlüğünden ayrılamaz. Burjuva demokrasisi, tıpkı ekonomi ile siyaseti, kafa emeği ile kol emeğini, üreten ile yöneteni ayırdığı gibi, düşünce ile eylemi de birbirinden ayırır. Düşünceye görece daha ileri serbestlik tanıdığında bile onu eylemden kopartır ve kendi başına hemen hiçbir şey olan “düşünce özgürlüğü”nü idealize eder. İşçi demokrasisi ise, düşünce-anlatım ve eylem birbirinden ayrılamaz, der. Biçimsel ve göstermelik olmayan bir düşünce-anlatım özgürlüğünün en etkin yolu, kitlelerin meşru, fiili, militan eylem çizgisidir.

Kolektif işçi demokrasisi, dizimiz toplantı özgürlüğü başlığıyla devam edecek…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*