Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Kolektif işçi demokrasisi: Basın ve anlatım özgürlüğü-1

Kolektif işçi demokrasisi: Basın ve anlatım özgürlüğü-1

Burjuva medya, burjuvazinin mali oligarşik sınıf egemenliğinin ve mali sermaye birikiminin bir aracıdır

Kitlelerin kendi gereksinmelerini gerçekleştirme araçlarıyla birlikte düşünme ve dile getirme olanaklarının da ellerinden alınması, sömürücü sınıf egemenliğinin temel bir koşuludur. Üretim araçlarına sahip olan sömürücü sınıf, toplum adına düşünme ve toplumsal ihtiyaçları belirleme olanaklarını da tekeline alır. Burjuva sınıf egemenliği, aynı zamanda, kitlelerin gereksinmelerini -yalnızca bastırmaya değil- burjuva sınıf çıkarlarına göre oluşturma ve yönetme gücüne dayanır. Burjuva medya tekeli, neyin ne kadar kitlelerin görüş alanına girebileceği, neyin nasıl düşünüleceği, neyin ilgi ve gereksinme konusu olabileceğinin belirlenmesinde güç ve etkisi giderek artan bir rol oynamaktadır. Tıpkı küresel medya tekellerinden CNN’in sahibi Ted Turner’ın küstahça söylediği gibi: “Bizim kameralarımızın çekmediği ve bizim yayınlamadığımız şeyler, var olmamış demektir.” Burjuvazinin kitlelerin bilinç ve gereksinmelerini belirleme gücünün yoğunlaşması ve merkezileşmesi ve bu açıdan medyanın kontrolü ve medya yoluyla kamuoyu oluşturmanın kazandığı önem, toplumsal üretimdeki tekelci sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesine tekabül eder.

Burjuva medya, başlı başına bir azami kar ve azami egemenlik alanıdır. 10 kadar küresel tekelci medya grubu (Murdoch, Springer, Hearst, Kirch, Turner, Bertelsmann, Hachette, Bloomberg) dünya çapında medyayı denetimi altında tutar. Türkiye’de en büyük 3-4 medya grubu, en büyük 100 tekelci kapitalist şirket sıralamasında yer alır. Doğan grubu, Doğuş grubu, Çukurova grubu, Çalık grubu, İhlas grubu ve cemaat sermayesi küresel tekelci medya grupları ve ortakları ile birlikte medyadaki mali oligarşik egemenliğin ifadesidir. Her biri, günlük ana akım ve bulvar gazeteleri, spor, ekonomi, magazin gazeteleri, her kesim ve alana dönük onlarca dergi, dev basımevleri, dev kitap yayınevleri, haber ajansları, dağıtım şirketleri, reklam şirketleri, film-müzik prodüksiyon şirketleri, yıldız ajansları, uydu-yayın şirketleri, istasyonları, çok sayıda televizyon ve radyo kanalını, internet yayıncılığını elinde tutar. Her biri aynı zamanda banka, sigorta, borsa şirketleri, yatırım fonları, inşaat, iletişim, ulaşım, enerji, alışveriş merkezi, hiper market zincirleri, turizm, kültür, spor gibi çok sayıda alanda sahip oldukları tekelci şirketler, küresel tekellerle ortaklıkları vardır. Her biri kamu ihalelerinde ve kamuya ilişkin yayın ihalelerinde baş sıraları alırlar. Banka-borsa-tekel-medya-devletin nasıl bir mali sermaye kaynaşması, mali oligarşik güç yoğunlaşması olduğu gözler önündedir. Medyanın karları, sadece reklâm, satış ve izlenme oranlarına dayanmaz. Artık bir çoğu gizli reklâm ve tekelci kapitalist manipülasyon niteliğindeki haber ve yorumlar da (tıpkı hipermarketlerdeki raf rantları gibi) paraya tabidir. Medya, enformasyon ve haber-yorumları da parayı bastıran tekelci burjuvaların siparişine göre imal eder. Gazete ve eklerinde biri bitip diğeri başlayan yalan yanlış sağlık dizileri bile, kitleleri sağlık açısından bilgilendirmek için değil, bir tekelci azami kar sektörü haline gelen sağlık şirketlerine piyasa oluşturmak içindir. Burjuva medya, enformasyon tekeli, dezenformasyon ve psikolojik savaş aygıtı, kitlelerin yaşam ve düşünce tarzını güdümleme gücünü, azami kara çevirir. Yalnızca siyaset değil, gıdadan sağlığa, eğitimden spora ekonomik-toplumsal-kültürel yaşamın bütün alanları gizli-açık medya reklamasyon, manipülasyon, dezenformasyon ve şantajına tabidir.

Bu gerçekler, tüm burjuva anayasalarında yer alan “basın özgürdür, sansür edilemez” hükmünün iç yüzünü gösterir. Kitlelerin gerçek mücadele bilinç ve gereksinmelerine karşı sansür, dezenformasyon ve psikolojik savaş, burjuva mali oligarşik medya egemenliğinin doğası gereğidir. Burjuva demokratik basın özgürlüğü, yalnızca burjuva medya üzerinde devlet-hükümet kısıtlamalarını sansür sayar. Oysa isterse medya üzerinde hiçbir devlet sansürü olmasın, burjuva medya egemenliği, kitlelerin kendi kararlarını özgür ve bağımsız olarak kendilerinin vermesi ve medya yoluyla toplumsallaştırmasına karşı en katı burjuva sansürüne dayanır. Dünyayı yalnızca burjuva medyadan izleyen biri, toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının var olmadığı, ya da çok küçük bir azınlık olduğu izlenimine kapılabilir. Büyük patronlar, devlet yöneticileri, mega-starlar “gak” dese manşet olur, yılda 1500 işçinin öldürüldüğü iş cinayetleri, 5–10 işçi birden ölmedikçe, her yılki yüzlerce işçi direniş ve eylemleri on binler sokağa çıkmadıkça ana akım medyada 3–5 satırlık haber bile olmaz. 30 milyon işçinin, 20 milyon kent ve kır yoksulunun “haber değeri” yoktur! Burjuva medyada sansür, kökten sınıfsal ve yapısaldır!

Medya küçük burjuva sol ve devrimciler tarafından genellikle yalnızca devletin kitleler ve mücadele edenler üzerindeki baskılarını gözlerden gizlemekle ya da aklayarak ve çarpıtarak vermekle eleştirilir. Doğru fakat eksiktir. Burjuva medya, kamuoyu yönetimi ve popüler kültür (bunlar birbirinden ayrılmaz), asıl tüm kapitalist sistem ve burjuva demokrasisinin üzerinde yükseldiği kapitalist üretim sürecindeki vahşi sömürü ve ücretli köleliliği gözlerden gizlemeye dayanır. Burjuva medya, yer yer yoksulluğu ve işsizliği ve neoliberal demokrasi gereği Kürtlerin ve kadınların “orantısız” ezilmesini ucundan kıyından gündemleştirse bile, kesinkes yok saydığı ve en katı biçimde sansürlediği bunların da tastamam temelinde yer alan ücretli kölelik gerçeğidir. Toplumun çoğunluğunu oluşturan on milyonlarca işçinin günde 10–12 saati bulan kölece çalıştırılma ve sömürülme süreçleri, burjuva medyaya kırıntı düzeyinde bile yansımaz. Burjuva medya ve kamuoyu yönetimi, böylelikle yaşamı kökündeki toplumsal emekten tümüyle kopartır. Tüm o dev çaplı toplumsal emek üretkenliği, tüm yaşam kaynakları, sermaye efendilerinin “girişimci dehaları”ndan geliyor gibi gösterir. Milyonlarca işçinin bilincine, dev çaplı toplumsal emeklerinin, bir patronun geğirmesi kadar bile ilgiye değer olmadığı nakşedilir. Basın ve ifade/anlatım özgürlüğü öyle mi? İşçilerin her günkü 10–12 saatlik emek sürecinde yaşadıkları terör ve sınıf çelişkilerinin anlatımına bile kapalıdır medya! Daha korkuncu, işçilerin bu durumlarını anlatsalar bile kimse için ilgiye değer olmadığına inandırılmasıdır! Burjuva medya sınıf sansürüne dayanmakla kalmaz, işçilerin kendi öz durumlarını toplumsal olarak anlatabilme ihtimalinin, daha işçinin bilincinde sansür edilmesinde, (işsizlik ve devlet baskısı korkusu ile birlikte) ezici bir rol oynar. İşçileri kendi gerçek gereksinme ve tepkilerini otosansüre koşullar.

Basın ve anlatım özgürlüğü öyle mi? Varsayalım ki burjuva basın işçi mektupları, burjuva TV işçi röportajları yayınlasın (ki sınıf mücadelesinin yükseldiği koşullarda burjuva medya bu gibi atraksiyonlara başvurur). Kaç işçi bu burjuva medyatik ifade özgürlüğünü kullanma özgürlüğüne sahip olabilir? İşçiler neden işyerinde kendi aralarında bile sorunlarını konuşamıyorlar? Neden en basit sendikal örgütlenme çabasını bile yıllara yayılan biçimde gizli yürütmek zorunda kalıyorlar?

Evet, anadilini kullanma özgürlüğü, Kürt halkının tartışılmaz bir demokratik hak ve özgürlüğüdür. Fakat işçi sınıfının kendi bağımsız sınıf dilini kullanma özgürlüğü yoksunluğunu bir sorun olarak görmeyenlerin, sınıf körlüğüne ne demeli?

Medyanın sermayeden özgürlüğü ise söz konusu bile edilmez. Burjuva demokratik basın özgürlüğü, burjuvazinin medyayı bir küresel egemenlik ve birikim aracı olarak kullanırken, işçinin yan fabrikadaki iş cinayetinden, aynı şehirdeki işçi direnişinden, yanı başındaki Kürdistan ve Suriye’de gerçekte neler olup bittiğinden haberi bile olmamasıdır. İlginç olan eğitim ve sağlığın ticarileştirilmesine onca tepki varken, en az eğitim-sağlık kadar bir toplumsal ihtiyaç olan medya üzerindeki sermaye tahakkümünün hiç sorgulanmamasıdır. Medyadaki sermaye egemenliğinin yıkılması ve işçi sınıfının gerçek ihtiyaçları için medya isteminin küçük burjuva sol ve devrimci hareketin gündeminde bile olmamasıdır!

Burjuva medya egemenliği büyüdükçe, işçilerin kendi gerçek mücadele istem ve gereksinmelerini toplumsal anlatım olanakları daralıyor. Kölece çalışma kölece yaşam kölece düşünmeyle tamamlanıyor. 500 bin–1 milyonluk gazete tirajları, 1,5-2 milyon kez tıklanan web siteleri, TV başında geçirilen sürenin ortalama 3,5 saati, internet başında geçirilen sürenin ortalama 1,5 saati bulması: Burjuvazinin yalnız sermayesi ve zorbalığıyla değil, enformasyon tekeli, dezenformasyon ve psikolojik savaş aygıtları, fikirleri ve kültürüyle de topluma nasıl hükmettiğini gösteriyor.

Sınıf bilinçli işçiler, basın özgürlüğü kimin için kime karşı diye sormalı, işçi sınıfı için basın ve anlatım özgürlüğü mücadelesinde, işte bu gerçekleri bilerek yer almalıdır.

Burjuva Meclisin anayasa uzlaşma komisyonunda basın özgürlüğü…

Mevcut anayasadaki “basın hürdür, sansür edilemez” maddesi, ardından gelen 2 sayfalık “ama”larla, milli güvenlik rejiminin basın-medya üzerindeki tekçi mutlak kontrol ve güdümünü düzenler. “Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, milli güvenlik” gibi maddeler basını rejime karşı her daim potansiyel “suç aleti” olarak ele alır. Buna göre yasaklanması, kapatılması, müsadere edilmesi, sansürlenmesi, gazetecilere ağır mahkûmiyetleri öngörür.

Burjuva partiler, basın özgürlüğünün geri bir neoliberal burjuva demokrasiye uydurulması açısından şu tasarıda uzlaştılar: “Basın hürdür ve demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Hiçbir şekilde sansür edilemez.” Bu tasarının, medya üzerindeki hükümet baskılarına ve bundan kaynaklanan otosansür dâhil her türlü sansüre karşın bir anayasal güvence olduğu ileri sürülüyor. Medya gruplarının kamu ihalelerine serbestçe girmesi, burjuva hükümetler ile burjuva medya arasında, karşılıklı gizli ve karlı anlaşmalar, birbirini satın alma ve yatırım olanakları, burjuva medya ile burjuva devlet istihbaratının içiçeliği, burjuva medyanın “4. güç” olarak burjuva yürütme, yasama ve yargı ile -aralarındaki çekişmeler ne olursa olsun- mali oligarşik kaynaşmışlığı, tabii söz konusu bile edilmiyor. Burjuva demokratik basın özgürlüğü, burjuva medya egemenliği ve karlılığı üzerinde tek yanlı bürokratik kısıtlamaların azaltılması ve burjuvazinin merkezi-bileşik mali oligarşik egemenlik araçları kombinasyonunu daha esnek ve dinamik biçimde yapma özgürlüğüdür.

Bu tasarının asıl içerimi ise, burjuva medyanın -burjuvazinin mali oligarşik sınıf egemenliğinin temel ve vazgeçilmez bileşeni olarak- egemenliğini ilan edişidir! Burjuva medya, rejime potansiyel tehdit algısından çıkarılmakta, “kendi başına da” bir burjuva sınıf egemenliği gücü olarak yeniden tanımlanmaktadır. Burjuva medyanın neoliberal burjuva demokrasisinin vazgeçilmez (kapatılamaz, yasaklanamaz, sansürlenemez…) unsuru olarak tanımlanması, burjuva medyanın işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde burjuvazinin vazgeçilmez bir azami egemenlik ve azami kar aracı olarak tanımlanması anlamına gelir. Sınıf bilinçli işçiler, işçi sendikaları ve grev hakkının neden “demokrasinin vazgeçilmez unsuru” olmadığını anlamakta zorlanmayacaklardır.

Yeni anayasa tasarısında, basımevi, yayınevi kurmak ve basılı yayın yapmak için önceden izin alma ve mali teminat yatırma şartı kaldırılıyor. Ancak “Radyo televizyon, sinema ve benzeri yollarla yapılan yayınlar izin sistemine bağlanabilir” denilerek, güç ve etkisi artan görsel-işitsel yayıncılığa izin şartı sürdürülüyor. “Ve benzeri” ifadesi, internet yayıncılığına da izin şartı getirebileceğini gösteriyor.

Basına ve medyaya, “devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, milli güvenlik” koşulları kaldırılıyor. Süreli-süresiz yayınlara kapatma ve yayın durdurma cezaları anayasadan çıkarılıyor. Hâkim kararıyla, “gecikmesi sakıncalı durumlarda” ise savcı (ve polis) tarafından toplatma ve dağıtımı engelleme hükümleri ise korunuyor.

Basın-medyaya sınırlama hükümlerinden, “devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, milli güvenlik” hükümleri çıkartılıyor, ancak: Basın maddelerinde ayrıca yer almamakla birlikte genel olarak tüm hak ve özgürlüklerin üstünde ve bağlayıcı nitelikteki Terörle Mücadele Kanunu ve ona kat çıkan Türk Ceza Kanunu hükümleri aynen korunuyor. Kürt, muhalif, devrimci basın ve gazetecilere açılan davaların, tutuklama ve cezaların tamamına yakını TMY ve TCK hükümleriyledir. Geri düzeydeki neoliberal burjuva demokrasisi, görece ileri burjuva demokrasilerinde düşünce ile fiil arasında var olduğu söylenen ayrımı “terör suçları” açısından tabii ki yapmamakta, Kürt ve devrimci gazetecilere cezayı da “terör suçu”ndan kesmektedir. Birkaç cümleye/yazıya kesilen hapis cezaları, adli cinayet ve tecavüzlere verilenden daha fazladır. Türkiye neoliberal demokrasisi, hapisteki gazeteciler ve gazetecilere kesilen hapis ve para cezalarında, dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Bununla birlikte, düşüncenin “terör suçu” sayılmasına itiraz etseler de, liberallerin düşünce ile fiili “suç” arasındaki ayrımın burjuva demokrasisinin tanımı gereği olduğunu söyleyerek, “saf demokrasi” hayalleri yaymasına karşı da uyanık olmak gerekir. En ileri burjuva demokrasilerinde bile, işçi sınıfının, emekçilerin militan örgütlerini ve eylemlerini, sömürü ve zorbalığa karşı zora dayanan devrimi ve isyanı, devrimci ve haklı şiddeti övmek, yalnızca “basın suçu” değil aynı zamanda “terör suçu” kapsamındadır.

Yeni basın tasarısı, “basın hürriyetinin kullanılması kamu düzeninin, genel ahlakın, başkalarının haklarının korunması ve şiddetin teşviki veya övülmesinin, kişiler arasındaki kin ve nefret duygularının oluşturulmasının önlenmesi sebepleriyle sınırlanabilir” diye düzenlenmek isteniyor. CHP ve BDP, “kamu düzeni ve genel ahlak ifadeleri istendiği gibi yorumlanarak, medyaya keyfi hükümet sınırlaması getirilebilir” denilerek muhalefet şerhi koydular. TÜSİAD medyası da “kamu düzeni ve genel ahlak” sınırlamalarına itiraz ediyor. AKP’nin “genel ahlak” kriteri kimseyi yanıltmasın. Bugüne kadar dezenformasyon, provokasyon, beyin yıkama, sahtekarlık, rüşvet, şantaj, sömürücü ve asalaklarının allanıp pullanması, ne de işçilerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin aşağılanması, kadın cinselliğinin metalaştırılması, çocuk istismarı, röntgencilik, özel hayat tacizi, en bayağı demagoji, yalan, dedikodu vb nedeniyle herhangi bir yayın kapatılmış ya da toplatılmış değildir. Bundan sonra da bu gibi nedenlerle medyaya bir kısıtlama getirilecek değildir. Bunlar burjuvazinin “genel ahlak”ının ta kendisidir. Neoliberal muhafazakâr demokrasinin, “genel ahlak”a aykırılık hükmü, erkek egemenliğine, aileye, neoliberal dinci-gericiliğe aykırılık, evlilik dışı kadın-erkek ilişkisi, eşcinsellik vb.dir. (AKP’nin “genel ahlak”ının ne olduğu, en iyi “aile toplumun temelidir” diye başlayan, aileye ilişkin anayasa tasarısında görülebilir. Ayrı bir yazının konusu olacaktır.)

“Kişiler arası kin ve nefret duygularının oluşturulması” kısıtı da tam bir neoliberal demokrasi klasiğidir! Neoliberal demokrasi “kişi hakları”ndan bahseder, o kişi hak ve özgürlüklerini kullanabilecek olan da tabii ki, özel mülk ve çok para sahibi burjuva bireylerdir. Medya, işçi sınıfına, belli bir işçi direnişine, Kürt ulusuna, kadınların cinsel kimliğine, Aleviliğe, eşcinsellere, Suriye halklarına karşı istediği kadar kin ve nefret oluşturabilir. Bu durumda direnişteki işçilerin, kadınların, Kürtlerin vd buna karşı dava açabilmesinin bile yasal dayanağı yoktur. Medya tarafından belli bir işçi, sendikacı, aydın, kadın, Kürt, Alevi olarak hakarete uğradığında, ancak kişi olarak dava açma hakkı vardır, bu durumda da çoğu zaman dava masraflarını karşılayacak parası yoktur. Bir burjuva ise, kendisi ya da şirketi hakkında olumsuz bir haber yayınlandığında, istediği gibi hakaret davası açabilir, tekzip yayınlatma ve tazminat alma hakkı vardır. Patronlar, kendilerini teşhir eden sol yayın ve internet sitelerine de dava açarak, yayın engelleme ve tazminat kararları çıkarabilmektedirler. İşçilerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin kendilerini sömüren ve ezen tüzel ve kamusal kurum ve kişileri ise biraz sert eleştirmeleri ve teşhir etmeleri, TCK kapsamına girer!

“Şiddeti övme” kısıtı da başlı başına bir burjuva düzenbazlığıdır. Türkiye’deki burjuva medya üzerine yapılan araştırmalar, çoğunluğu film, dizi, çizgi film, haber programları ve 3. sayfa haberleri olmak üzere günde en az 10 bin şiddet, kurgu ya da gerçek olarak en az 300 cinayet vakası sergilendiğini ortaya koyuyor. (Çocukların bilgisayar oyunlarında Amerikan askeri ya da süper kahraman olup günde öldürdükleri “terörist” veya Ortadoğulu sayısı birkaç milyon kişiyi bulmaktadır!) Burjuva medya, adli cinayet, intihar haberlerinde şiddeti açık ya da örtük biçimde özendirir. Antep’te hekim Ersin Arslan‘ın hastası tarafından bıçaklanarak öldürülmesinin, burjuva medya tarafından bırakalım mahkum edilmesi, en ballandırıcı ve sansasyonel biçimde verilmesi, sağlık ve eğitim işçilerine dönük fizik saldırı ve şiddet dalgasını tetiklemiştir. İşçi direniş ve eylemlerine karşı gaz ve cop demokrasisini, Kürt halkına karşı linç histerilerini, operasyon ve tutuklamaları, kadınlara karşı şiddeti, arada bir “cık cık” yaparak da olsa genel olarak destekler ve över. O “cık cık” da, işçilere, kadınlara ve Kürtlere şiddete karşı değil, neoliberal demokrasi gereği yalnızca “orantısız şiddet”e karşıdır. Apaçık olmalıdır ki, buradaki “şiddeti övme” yasağı, yalnızca komünistlerin, devrimcilerin, işçilerin, emekçilerin, ezilen ulusun militan mücadelesine karşıdır.

Burjuva demokrasisinin alameti farikası olarak, tüm özgürlüklere, “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” sınırlaması ise, her zaman sermaye, piyasa, özel mülkiyet ve parayı bastıranın özgürlükleri anlamına gelir! Burjuva demokrasisi, işçinin özgürlükleri, sermayenin, piyasanın, özel mülk efendilerinin sınırsız hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde biter ve bunlara karşıt olamaz der. Birinin özgürlüğünün herkesin özgürlüğü olması, herkesin özgürlüğünün birbirinin sınırı değil birbirinin devamı ve geliştiricisi olması, ancak sınıfların, devletin, ulusların, meta ilişkilerinin, işbölümünün, ailenin tümüyle sönümleneceği komünist özgür bireyler toplumunda mümkün olacaktır.

Basın ve haber alma özgürlüğü tasarısı ise, “Devlet basın ve haber alma hürriyetinin kullanılmasını, kamuoyunun serbestçe oluşmasını ve medyada çoğulculuğu sağlayacak tedbirleri alır” biçiminde yeniden düzenlendi. Bu maddenin varsayımları yeterince açıktır: a- sınıflar ve uzlaşmaz sınıf karşıtlığı, soyut ve biçimsel eşitliğe sahip görünen “vatandaşlar”dan oluşan bir istatistik “kamuoyu” hamuru içinde eritilir, b- “kamuoyu” denilen şey ise burjuva medya tarafından oluşturulur! Burada burjuva demokratik basın özgürlüğünün burjuvazi açısından asıl işlevi ve iç yüzü olanca açıklığıyla sırıtmaktadır: Basın özgürlüğü, burjuva medyanın “kamuoyu”na indirgediği kitleleri burjuvazinin çıkarları, strateji ve politikaları ve egemenliği için oluşturma özgürlüğüdür! Basın özgürlüğü, kitleler açısından ise, burjuva medya tarafından kölece oluşturulma özgürlüğüdür! Burjuva medyanın her toplumsal kesime uyarladığı haber-yorum çeşitlerinden birini satın alma özgürlüğü diye de özetlenebilir. Neoliberal burjuva demokrasisinin buna eklediği, yalnızca, kitle bilinç ve gereksinmelerinin, burjuvazinin çıkarları doğrultusunda “serbestçe ve çoğulcu biçimde” oluşturulmasıdır. Yani, burjuva medyanın, burjuvazinin istediği ve gereksindiği her konuda, burjuva egemenliğinin toplumsal temellerini genişletecek biçimde bir burjuva kamuoyu oluşturma hak ve özgürlüğüdür (bunun bürokratik kalıp ve yasalarla sınırlandırılmamasıdır). “Çoğulculuk” ise, burjuva mali oligarşik egemenliğin gereksindiği neoliberal burjuva özerkçiliği ve birçok alandan mali sermaye birikiminin gereksindiği kar alanı ve piyasa çeşitliliğini, “medyada tekelleşmenin önlenmesi” diye sunup medyadaki mali oligarşik egemenliği görünmez kılar. Kapitalizmin küresel temelden yıkıcı dinamizmi ve çeşitli toplumsal sınıf ve kesimlerin mücadele ve kendini ifade çabalarının artması, burjuva medyanın da “kamuoyu” oluşturma yeteneğini, buna uygun bir hız, esneklik, çeşitlilik, pragmatizm ve dinamizme yükseltmesini gerekli kılmaktadır.

Burada burjuva demokrasisinin bir diğer karakteristiğini de görürüz. Kitleler medya karşısında da hep edilgen (“haber alma”, “oluşma” vb) tanımlanmaktadır. Burjuva basın özgürlüğünde “kitlelerin -kendi gerçek sınıf mücadelesi istem ve gereksinmeleri doğrultusunda- haber yapma ve kamuoyu oluşturma” hak ve özgürlüğünün, tanımlı olmadığına dikkat edilmelidir.

Burjuva Meclis anayasa uzlaşma komisyonu, BDP’nin radyo-televizyon yayınları bendine “tercih ettiği dilde yayın yapabilir” ifadesinin eklenmesi istemini (anadilde yayın özgürlüğü) reddetti. RTÜK’ün, TİB’in kaldırılmasını gündemine bile almadı. RTÜK, “genel ahlak”, “ailenin korunması” ve “toplumun milli ve ahlaki değerleri” gibi en gerici sansür ve yaptırım kuruludur. Behzat Ç., Bir Kadın-Bir Erkek, Çelik gibi dizi ve reklam karakterlerini zorla evlendirmek için yaptırım uygular, vb. Dizi işçilerinin 1,5-2 saatlik dizi sürelerinin 1 saate indirilmesi talebine ise kulak asmaz. Program ve filmlerin içinde ve üstüne tıkabasa reklâm konulmasına kılını kıpırdatmaz. TİB, her türlü telefon-internet iletişimin izlendiği, arşivlendiği, yayın yasaklarının konulduğu dev çaplı bir tele-kulak ve polis aygıtıdır.

Tasarı, internet yayıncılığı ve “sosyal medya”ya ilişkin ayrı bir hüküm koymayarak, geçen yıl çıkarılmış internet sansür ve süzgeç yasasını korudu. İnternet yasası, internet yayıncılığı ve sosyal ağlar için tam 8 ayrı katalog suç tanımı yapmakla kalmayıp, interneti de TMY, TCK hükümlerine bağlı kılmaktadır. TİB tarafından takip edilen ve uygulanan internet erişim yasakları, TMY, TCK (özellikle “Türklüğü, Cumhuriyet’i, devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, hükümeti veya yargı organlarını aşağılamak” tarzındaki 301. madde) ve “fikri mülkiyet hakları”na dayandırılmaktadır. Başta Kürt yurtsever, Kürtçe, devrimci örgüt, LBGT web siteleri ve parasız film, kitap yayınlayan siteler olmak üzere, 20 bine yakın web sitesi yasaklanmış durumdadır. Yasaklar, soruşturma ve tutuklamalar yalnızca sitelere değil, tek tek her biri denetlenen tweetleri, retweetleri bile kapsıyor. “Terör örgütü” kapsamına alınarak özel yetkili ağır ceza mahkemelerine havale edilen Redhack gözaltı ve tutuklamaları yakın örnektir. Evinde bilgisayarı bile olmayan lise öğrencisinden üniversite öğrencisine kadar birçok kişi sırf Redhack’in tweetlerini retweet ettiği, paylaşımlarını beğenip yaydığı için “Redhack terör örgütü”nün üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandı. 1 Mayıs’ta banka vitrinlerini kırdıkları iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan anarşist bir grubun web sitesine evlerinden girenler de “terör örgütü” üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alındılar. Marmara Üniversitesi rektörü Yusuf Devran’ın üniversite öğrencilerinin sosyal paylaşım ağları üzerinden cadı avına çıkması, ekşi sözlükteki bir entry’sinden dolayı Mikail Boz’a okuldan uzaklaştırma cezası vermesi, Eğitim-Sen’li bir öğretim üyesine okulun mail grubundaki mailinden dolayı soruşturma açılması, Ziraat Bankası ve İş Bankası’nda banka işçilerinin iç mail ortamlarına çalışma koşullarıyla ilgili tepkilerini belirten mail attıkları için 10 kişinin işten atılması ve iç mail ortamlarının kapatılması, en yakın örnekler. “Fikri mülkiyet hakları” ise, tekelci kitap, film, yayın vd şirketlerinin, internet üzerinden parasız kitap, film, video yayınlayan binlerce siteye yasak koyma hakkından başka bir şey değil. İnternette, Nazım’ın tüm şiir ve kitaplarının yayın tekelini elinde tutan Yapı Kredi (Koç grubu) yayınları yayın yasağı koydurduğu için, Nazım’ın toplu şiirlerini bile bulmak değil. En son, parasız film kopyalarını yayınlayan onlarca siteye erişim yasağı getirildi.

Burjuva anayasa komisyonunun basın özgürlüğü tasarısı, kaldırdığı kadar devam ettirdiği ve yenilerini getirdiği kısıtlamalar ve koyduğu “demokrasinin vazgeçilmez unsuru”, “serbestlik”, “çoğulculuk”, “fikri mülkiyet hakkı” gibi neoliberal burjuva demokratik hükümlerle, en geri düzeyde bir neoliberal burjuva demokrasisi çerçevesinin adeta prototipi gibidir. Neoliberal demokratik basın özgürlüğü, burjuva medyanın burjuva devlet bürokrasisi ve hükümetinden neoliberal özerkliğini, kitlelerin bilinç ve yaşamına hükmeden bir burjuva mali oligarşik güç olarak burjuva sınıf egemenliğinin temel ve egemen bir unsuru olarak yeniden tanımlanışını düzenlemektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*